A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuranın Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi uyarınca mevcut yolları uygun
şekilde kullanmamış olması nedeniyle AİHS’nin 35. maddesince öngörülen iç hukuk yollarını
tüketmemiş olduğunu ileri sürmüştür. Sözkonusu madde uyarınca başvuran, uğramış olduğu
kaybın gecikme faizi miktarından fazla olduğunu tespit etseydi, ek tazminatın ödenmesindeki
gecikmeden dolayı uğramış olduğunu iddia ettiği kaybın tazminine hak kazanmış olurdu.
Hükümet ayrıca başvuran tarafından uğramış olduğu iddia edilen zarara, yasal faiz oranlarının
neden olduğunu ileri sürmüştür. Yerel Mahkemeler huzurundaki davalar sırasında başvuranın,
yasal faiz oranlarının kendi davasına uygulanması hususunda mutabık kaldığını ve bu
nedenle, AİHS hususundaki kaygılarını yerel Mahkemeler huzurunda sunmuş olduğunun
söylenemeyeceğini ileri sürmüştür.
Hükümet’in görüşlerinin ilk kısmı hususunda AİHM, Aka davasında benzer bir itirazı
reddetmiş olduğunu gözlemler (§§ 34-37). Sözkonusu davada aksi bir karar vermek gerekçe
görmemektedir ve bu nedenle, Hükümet’in itirazını reddeder.
Hükümet’in görüşlerinin ikinci kısmı hususunda AİHM, Devlet borçlarına uygulanan yasal
faiz oranlarının kanunlarca öngörüldüğünü belirtir. Sonuç olarak, durum açıktır ki başvuran
yasal faiz oranlarına dair şikayetini, yerel Mahkemeler huzurunda sunmuş olsaydı bile
kendisine tazminat verilmeyecekti (bkz. Çiloğlu ve Diğerleri/Türkiye, no. 50967/99, § 19, 28
Ekim 2004).
AİHM, sözkonusu davaya benzer Türkiye davalarında varmış olduğu sonuçlar (bkz., Aka
kararı) ve huzurunda sunulan deliller ışığında, sözkonusu başvurunun esaslara ilişkin bir
inceleme gerektirmediği ve kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için gerekçe olmadığı
kanısındadır.
B. Esaslar
AİHM, sözkonusu davada ortaya çıkan meselelere benzer meselelerin açığa çıktığı birçok
davada 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğunu tespit etmiştir (bkz. Aka,
sayfa 2682, §§ 50-51).
Hükümet tarafından sunulan olayları ve görüşleri değerlendiren AİHM, önceki
davalarda varmış olduğu sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına neden olacak bir gerekçe
görmemektedir. Yerel Mahkemelerce ödenmesine karar verilen ek tazminatın ödenmesindeki
gecikmenin, kamulaştırmadan sorumlu makama atfedilebilir olduğu ve başvuranın,
kamulaştırılan toprağı yanında ayrıca bir zarara uğramasına neden olduğu kanısındadır. Genel
olarak sözkonusu gecikme ve dava işlemlerinin uzunluğu sonucunda, AİHM başvuranın
umumi menfaat talepleri ve mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme
hakkının korunması arasında korunması gereken hassas dengenin bozulmasına yol açan
kişisel ve haddinden fazla bir yüke maruz bırakıldığı kanısındadır.
Sonuç olarak, 1 no.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir: