kişinin giyebileceği hükmün ağırlığıyla izah edilemeyeceğinin açık olmasına rağmen (Bkz.
Muller-Fransa, 17 Mart 1997 tarihli karar), Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu riski başvuranın
özel durumu bakımından neye dayandırdığını kararlarında açıklamamış olması hususunu
üzücü bulmaktadır. Böylelikle tutukluluğun devamına ilişkin kararlardan, ulusal
mahkemelerin bu riskin neden yedi yıl boyunca sürdüğünü gerekçelendirmeyi ihmal ettikleri
tespit edilmektedir (Bkz., diğerleri arasında, Letellier-Fransa, 26 Haziran 1991, ve Zannouti-
Fransa, no: 42211/98, 31 Temmuz 2001).
“Kanıtların durumu” suçluluğa ilişkin ciddi belirtilerin var olduğunun ve sürdüğünün
göstergesi olarak değerlendirilse ve genel olarak bu koşullar yeterli etkeni oluştursa da,
tutukluluğun bu denli uzun bir süre devam etmesini başlı başına doğrulamak için yeterli
değildir (Mansur kararı).
AĐHM, davada sanıkların ve terörist faaliyetlerin çokluğunun davayı karmaşık hale
getirdiğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, davanın seyrindeki hiçbir gecikmenin
başvurana bağlanamayacağı düşünülmektedir.
Kişinin, mevcut davada olduğu gibi mahkum edildiği cezaya gelince, AĐHM,
tutukluluğun sürdürülmesinin, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakacak bir cezanın önceden
çekilmiş olması için kullanılamayacağını hatırlatır. (Bkz., özellikle, Letellier, ve I.A-Fransa,
23 Eylül 1998). Tutuklu yargılanmanın daha sonraki bir cezaya sayılması 5. maddenin 3.
paragrafının ihlal edilmesini ortadan kaldıramamaktadır. Yalnızca 41. madde kapsamında
tazminin takdir edilmesinde etkisi olacaktır (Engel ve diğerleri-Hollanda, 8 Haziran 1976, ve
Kimran-Türkiye, no: 61440/00, 5 Nisan 2005).
Sonuç olarak, başvuranın, genel bir değerlendirme gerektiren tutukluluk süresi makul
süreyi aşmıştır. O halde AĐHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Başvuran, aleyhinde açılan davanın süresini dile getirmekte ve AĐHS’nin 6 § 1.
maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, 27 Şubat 2001 tarihli duruşmada
avukatının bulunmayışı ve 3 Ekim, 5 Aralık 2000, 15 Mayıs 2001 ve 19 Nisan 2005 tarihli
duruşmalar sırasında görüş sunmak için ek süre talep etmesi gibi başvurandan kaynaklanan
süreleri dile getirmektedir.
AĐHM, mevcut davada değerlendirmeye alınacak sürenin başvuranın yakalandığı tarih
olan 28 Temmuz 1998 tarihi olduğu kanaatindedir (Wemhoff-Almanya, 27 Temmuz 1968
tarihli karar).
Sözkonusu sürenin sona ermesi ile ilgili olarak AĐHM,
verilecek cezanın
kesinleşmesinin bu kadar uzun sürdüğünde, mahkumiyet kararı, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi
uyarınca “ceza alanındaki bir suçlamanın esası” hakkında alınan bir karar olmadığını
hatırlatmaktadır (Eckle-Almanya, 15 Temmuz 1982 tarihli karar).
Davanın halen Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olduğu dikkate alındığında,
değerlendirmeye alınacak olan dava süresi yaklaşık sekiz yıl altı aydır.
8