olmadığını ve mahkemeye baꢀvurma hakkının bu hakkın bir parçasını teꢀkil ettiğini ve bu
durumun zımnen özellikle de bir baꢀvurunun kabuledilebilirlik koꢀullarını ilgilendiren
sınırlandırmalara imkan tanıdığını hatırlatmaktadır. Zira, bu hak doğası gereği, belli bir takdir
payına sahip olan Devlet tarafından düzenlenmelidir (Garcia Manibardo – Đspanya,
no: 38695/97, § 36).
Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın içhukuk usulü kurallarına uygun hareket etmesine mani
olacak herhangi bir durum tespit edememektedir. Her hal ü karda baꢀvuran belirtilen kanuni
süreler içerisinde baꢀvuruda bulunabilme imkanına sahipti. Bu nedenle AĐHM ulusal
mahkemelerce verilen kabuledilemezlik kararının baꢀvuranın mahkemeye baꢀvurma hakkını
ihlal etmediğini takdir etmektedir. Bu itibarla AĐHM baꢀvurunun bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olması sebebiyle AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi
gerektiğini değerlendirmektedir.
AĐHM baꢀvurunun geriye kalan kısmının AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça
dayanaktan yoksun ilan edilemeyeceğini tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM baꢀvurunun hiçbir
kabuledilemezlik gerekçesiyle karꢀılaꢀmamaktadır. Sonuç olarak AĐHM yargılama süresi
yönünden yapılan ꢀikayetin kabuledilebilir olduğunu ilan etmektedir.
B. Esasa dair
AĐHM Bursa Đdare Mahkemesi’ne baꢀvurunun 13 Ekim 1995 tarihinde yapıldığı hususunda
tarafların hemfikir olduğunu gözlemlemektedir. Aynı ꢀekilde yargılamanın Danıꢀtay’ın
baꢀvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddettiği tarih olan 17 Haziran 2002
tarihinde sona erdiği hususunda herhangi bir ihtilaf olmadığını tespit etmektedir.
Bu bakımdan AĐHM maddi hata düzeltme yargılamasının medeni bir hakka iliꢀkin olarak
yapılmıꢀ bir itiraza cevap vermek veya ceza alanına giren bir suçlamanın hukuka uygunluğu
hakkında hüküm vermek sözkonusu olduğunda AĐHS’nin 6. maddesinin uygulama alanına
girmeyeceği yönündeki içtihadını anımsatmaktadır (Wiot – Fransa, no: 43722/98, § 22, 7
Ocak 2003 ve Mehmet Özel ve diğerleri – Türkiye, no: 50913/99, § 34, 26 Nisan 2005).
Ancak AĐHM mevcut davada, baꢀvuran tarafından yapılan karar düzeltme baꢀvurusuyla
maddi bir hatanın düzeltilmesi değil sükut-u hak kurallarının yorumundan kaynaklanan bir
hukuk hatasının tespit edilmesine matuf olduğunu kaydetmektedir. Sonuç olarak AĐHM, karar
düzeltme safahatının dikkate alınmasının yerinde olacağını değerlendirmektedir.
Yargılamanın 13 Ekim 1995 tarihinde baꢀlayarak 17 Haziran 2002 tarihinde bittiği hususunda
taraflarla hemfikir olan AĐHM böylelikle yargılamanın üç aꢀama için yaklaꢀık altı yıl sekiz ay
sürdüğünü gözlemlemektedir.
Bu itibarla AĐHM, bir davanın süresinin makul olup olmadığı konusunda değerlendirme
yapılırken, dava koꢀullarına, AĐHM’ nin daha önceki içtihatlarında uyguladığı kriterlere ve
özellikle de davanın karmaꢀıklığına, baꢀvuranın ve yetkili mercilerin tutumlarına bakılması
gerektiğini hatırlatmaktadır (bkz.diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa no:25444/94).
AĐHM, mevcut davada olduğu gibi geçmiꢀte de buna benzer sorunları incelemiꢀ ve AĐHS’nin
6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz., diğerleri arasında, Frydlender –
Fransa, no:30979/96, §§ 43-46).