C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÖZMEN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:9149/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
14 Haziran 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (9149/03) bavuru no’lu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaı olan Nihat Özmen, Yasin Demir ve efika Özmen’in (bavuranlar) 6 ubat 2003  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne (Mahkeme) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil  
edilmektedirler.  
OLAYLAR  
DAVA KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1968, 1972 ve 1977 doğumludurlar. Bavurunun yapıldığı dönemde  
bavuranlar Erzurum E Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktaydılar.  
Nihat Özmen, efika Özmen ve Yasin Demir sırasıyla 27 Mayıs, 28 Mayıs ve 27 Ekim 2000  
tarihlerinde gözaltına alınmılardır. Bavuranlar Hizbullah örgütüne üye olmak ve adıgeçen  
örgüt bünyesinde yürütülen faaliyetlere katılmakla itham edilmilerdi.  
Nihat ve efika Özmen 3 Haziran 2000 tarihinde, Yasin Demir ise 3 Kasım 2000 tarihinde  
tutuklantır.  
Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı sırasıyla 22 Mart 1999, 7 Haziran ve 24 Kasım  
2000 tarihli muhtelif iddianamelerle Nihat Özmen’i kasten adam öldürme, kasten yangın  
çıkarma, adam kaçırma ve darp ve yaralama gibi suçları ilemekle itham etmitir. Savcı  
TCK’nın 146. maddesi uyarınca adıgeçenin mahkumiyetini talep etmitir.  
Cumhuriyet Savcısı 27 Kasım 2000 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, Yasin Demir’i Hizbullah’a  
üye olmak, bu örgütün sorumluluk mevkiinde olma, adam öldürme, yaralama, kundakçılık  
gibi suçlarla itham ederek TCK’nın 146 § 1 maddesi uyarınca mahkumiyetini talep etmitir.  
DGM 12 ubat 2002 tarihinde TCK’nın 146 § 1 maddesi uyarınca Anayasal düzeni iddet ve  
ve zorla değitirmek suçlarından Nihat Özmen ve Yasin Demir’i ölüm cezasına çarptırmıtır.  
Ceza Kanunu’nun 59. maddesi gereğince bu ceza ömür boyu hapse çevrilmitir. Mahkeme,  
efika Özmen’i ise Hizbullah örgütüne mensup olmak suçundan on iki yıl altı ay hapse  
mahkum etmitir.  
Yargıtay temyiz bavurusu üzerine, Nihat Özmen ve Yasin Demir’in durumlarını durumasız  
olarak incelemitir. efika Özmen’in durumunu ise durumalı olarak incelemitir. Sözkonusu  
durumada efika Özmen’in avukatı da hazır bulunmutur. Savcının bavuranlara tebliğ  
edilmeyen tebliğnamesine istinaden bir karara varan Yargıtay bavuranlar hakkında verilen  
mahkumiyet kararını onamıtır.  
Yargıtay’ın bu kararı 10 Temmuz 2002tarihinde bavuranların ve bavuranların avukatlarının  
yokluğunda tefhim edilmitir.  
6 Ağustos 2002 tarihinde bu karar ilk derece mahkemesi kaleminde bulunan dava dosyasına  
aktarıltır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6§ 1 VE 3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Yargıtay Basavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmemesini göz önünde  
bulunduran bavuranlar davalarının adil bir biçimde görülmediğinden yakınmaktadırlar.  
Bavuranlar bu hususta AĐHS’nin 6 § 1 ve 3 maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe dair  
Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı ay kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle  
AĐHM’yi bavuranların ikayetini reddetmeye davet etmektedir. Hükümet bu hususta,  
Yargıtay’ın 9 Temmuz 2002 tarihinde bir duruma yaptığını ve bu duruma esnasında  
Yargıtay Basavcısı’nın tebliğnamesinin okunduğunu belirtmektedir. Hükümet, bavuranların  
Basavcı’nın tebliğnamesinden haber oldukları 9 Temmuz 2002 tarihinden itibaren altı ay  
içinde bavuruda bulunmaları gerektiği sonucuna varmaktadır. Hükümet, buna karın  
bavuranların 6 ubat 2003 tarihinde bavuruda bulunduklarına dikkat çekmektedir.  
Bavuranlar bu sava karı çıkmaktadırlar.  
AĐHM, bir bavuranın, nihai içhukuk kararının bir kopyasının kendisine iletilmesi hakkına  
sahip olması durumunda, altı ay süresinin, kararın bir kopyasının kendisine tebliğ edildiği  
tarihten itibaren ilemeye balamasının AĐHS’nin 35 § 1 maddesinin konusu ve amacı  
açısından daha uygun olacağı yönündeki içtihadını anımsatmaktadır (bkz. Worm – Avusturya,  
29 Ağustos 1997 tarihli karar, § 33). ayet içhukukta kararın tebliği öngörülmemiise,  
tarafların kararın içeriği konusunda gerçekten bilgi edinebilecekleri tarihin dikkate alınması  
icab eder (bkz. Seher Karata– Türkiye, no: 33179/96, § 27, 9 Temmuz 2002).  
Mevcut davada AĐHM, Yargıtay’ın Nihat Özmen ve Yasin Demir’e ilikin olarak bir duruma  
yapmayıp, yalnızca efika Özmen ile igili olarak bir duruma yaptığının dosya unsurlarından  
anlaıldığı hususuna öncelikle dikkat çekmektedir. AĐHM, altı ay süresinin balangıcı için  
dikkate alınması gereken nihai içhukuk kararının Yargıtay’ın bavuranlarla ilgili olarak  
verdiği karar olduğunu hatırlatmaktadır. Mevcut davada, Yargıtay kararı bavuranların ve  
avukatlarının yokluğunda tefhim edildiğinden ve bu karar kendilerine tebliğ edilmediğinden  
altı ay süresi, sözkonusu kararın ilk derece mahkemesi kalemindeki dava dosyasına aktarıldığı  
6 Ağustos 2002 tarihinden itibaren balatılmalıdır. Ancak mevcut bavuru altı ay kuralına  
uygun olarak 6 ubat 2003 tarihinde yapılmıtır. Bu itibarla Hükümet’in sözkonusu itirazının  
reddedilmesi yerinde olacaktır.  
AĐHM sözkonsu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca ikayetin herhangi bir kabuledilemezlik  
gerekçesiyle karılamadığını tespit etmektedir. Bu nedenle ikayeti kabuledilebilir ilan etmek  
yerinde olacaktır.  
B. Esasa dair  
Hükümet, bavuranların avukatlarının dava dosyasını durumadan önce incelemeleri  
gerektiğini savunmaktadır. Hükümet, basavcının tebliğnamesinin dosyada bulunması  
nedeniyle bavuran avukatlarının sözkonusu tebliğnameye erimelerinin mümkün olduğunu  
savunmaktadır. Hükümet ayrıca, Yargıtay’da yapılan duruma esnasında bavuranların ya da  
bavuran avukatlarının sözkonusu tebliğname konusunda bilgi almak suretiyle savunmalarını  
sunmalarının mümkün olduğunu savunmaktadır. Bu hususta Hükümet, Nihat Özmen ve Yasin  
Demir’in avukatlarının durumaya katılmamalarını basavcının tebliğnamesi hakkında bilgi  
edinmemeleri konusunda bir mazeret olarak ileri süremeyeceklerini belirtmektedir.  
Bavuranlar bu argümanlara itiraz etmektedirler.  
AĐHM, bavuranlar tarafından sunulan ikayete benzer bir ikayeti daha önce incelediğini ve  
yukarıda yapılan gözlemlerin niteliğini ve bir yargılanabilir için tebliğnameye yazıyla cevap  
verilmesinin imkansızlığını göz önünde bulundurarak basavcının tebliğnamesinin tebliğ  
edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını  
anımsatmaktadır (bkz. Göç, adıgeçen, § 58).  
Hükümet’in, bavuran avukatlarının dava dosyasını durumadan önce inceleyebilme  
imkanlarının bulunduğu ve bu ekilde savunmalarını hazırlayabilecekleri yönündeki  
argümanına katılmamaktadır. Sonuç olarak AĐHM, çelimeli yargılama hakkı ilke olarak  
‘tarafların medeni davalarda ya da ceza davalarında hakimin kararını etkileyebilmeleri ve bu  
kararı tartıabilmeleri amacıyla bağımsız bir adli görevli, mevcut davada basavcı tarafından  
dahi sunulan her türlü belge ya da görüten haberdar olma imkanını’ içermekteyse de  
(Reinhardt ve Slimane-Kaïd – Fransa, 31 Mart 1998 tarihli karar, § 103), tarafların bunları  
yorumlama noktasında ‘gerçek bir imkana’ (ibidem) sahip olmaları gerektiğini de  
hatırlatmaktadır.  
Mevcut dava koullarında, Yargıtay’ın 9 Temmuz 2002 tarihinde bir duruma yaptığı  
gözükmekteyse de, bavuranların AĐHM’nin konuyla ilgili içtihadına uygun bir biçimde  
tebliğnameden haberdar olduklarını yahut tatmin edici koularda sözkonusu tebliğnameyi  
sözlü ya da yazılı olarak yorumlama imkanı bulduklarını gösteren herhangi bir dosya unsuru  
mevcut değildir (bkz., aynı anlamda, Sağır - Türkiye, no: 37562/02, § 26, 19 Ekim 2006).  
Bu itibarla AĐHM, Hükümet’in bu davada daha önce benzer ikayetler konusunda vardığı  
sonuçtan farklı bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir olgu ya da argüman sunmadığını  
tespit etmektedir (Göç, adıgeçen, § 55)  
Sonuç olarak AĐHS’nin 6 § 1 maddesi bu yönden ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranların her biri maddi manevi tazminat olarak 20.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı göremeyen AĐHM  
bu talebi reddetmektedir. AĐHM ayrıca, ihlal tespitinin iddia edilen manevi zararın tazmini  
için balı baına adil bir tatmin tekil ettiği kanaatindedir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuranlar kendilerine tanınan süre içerisinde, ulusal mahkemeler ya da AĐHM organları  
önünde yaptıkları masraf ve harcamaların iadesiyle ilgili olarak bir talepte bulunmamılardır.  
Dolayısıyla böylesi bir sorun re’sen incelemeyi gerektirmemektedir (bkz. Colacioppo –  
Đtalya, 19 ubat 1991 tarihli karar, § 16)  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun geriye kalanının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Đhlal tespitinin bavuranların maruz kaldığı manevi zararın tazmini için balı baına adil  
bir tatmin tekil ettiğine;  
4. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 14 Haziran 2007 tarihinde yazıyla bildirilmitir.