A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet esas olarak Pellegrin-Fransa (no: 28541/95) kararındaki içtihada atıfta bulunarak 6.
maddenin bu başvuruya uygulanamayacağını savunmaktadır.
Başvuran bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM 6/1 maddesinin Devlet ile kamu görevlileri arasındaki davalara uygulanabilirliğine
ilişkin içtihadını gözden geçirdiğini hatırlatır. Bilhassa, Vilho Eskelinen vd.-Finlandiya
kararıyla birlikte (no: 63235/00) bir devletin AİHM’ye başvuran memuruna 6/1 maddenin
uygulanmasına geçerli bir şekilde itiraz edebilmesi için kamu görevlisi olan başvuran ulusal
mevzuat uyarınca mahkemeye erişim hakkından açıkça yoksun olmalıdır. Oysa ki mevcut
başvuruda, başvuranın ulusal mevzuat uyarınca mahkemeye erişim hakkı olduğu ve şikayetini
idari yargı önüne getirebildiği konusunda bir ihtilaf yoktur. Bu durumda AİHM 6. maddenin
uygulanabileceği sonucuna varmaktadır (Bkz. Melek Sima Yılmaz-Türkiye kararı no:
37829/05, 30 Eylül 2008; Karaduman ve Tandoğan-Türkiye kararı no: 41296/04 ve 41298/04,
3 Haziran 2008).
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder.
B. Esasa dair
AİHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın
karmaşıklığı ile başvuran ve ilgili mercilerin tutumu ve davanın taraflar için taşıdığı önem
gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz.
diğer birçokları arasında, Frydlender-Fransa kararı, no: 30979/96).
AİHM göz önünde bulundurulması gereken dönemin 27 Ekim 1997 tarihinde başlayıp 14
Kasım 2003 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Üç dereceli mahkemede görülen yargı
süreci yaklaşık 6 yıldır. AİHM geçen bu sürenin uzunluğunun bilhassa Danıştay’ın temyiz
incelemesinden kaynaklandığını not etmektedir. Zira Danıştay’ın kararı incelemesi 4 yıl 6
aydan fazla sürmüştür.
AİHM bu başvurudakine benzer şikayetleri ortaya koyan başvuruları daha önce de
incelediğini ve AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz.
sözü edilen Frydlender kararı).
AİHM kendisine sunulan tüm delil unsurlarının incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir
sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir.
AİHM, bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında sözkonusu yargı sürecinin aşırı olduğu ve
«makul süre» koşulunu karşılamadığı sonucuna varmıştır.
Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. ÖNE SÜRÜLEN DİĞER İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
Başvuran ayrıca idari mahkemelerin kararlarında dikkate almadıkları 3000 ek göstergenin
«kazanılmış hak» olduğu ileri sürmektedir. Başvuran bu hakkı iç hukukta öne sürebileceği
3