anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuranın, Devlet Güvenlik Mahkemesinin
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı
olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız
olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal-Türkiye, 9 Haziran
1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 in fine).
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS’nin
6 § 1 maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna
varmıştır.
2. Ceza Yargılama Süresi Hakkında
Hükümet davanın koşulları dikkate alındığında, cezai yargılama süresinin makul
olmadığı değerlendirmesinin yapılmayacağı kanaatindedir.
Hükümet öncelikle, incelenecek olan dosyanın ve eylemlerin kapsamlı olması, bu
eylemlerin nasıl ve ne şekilde planlandığı, sanıklarla PKK örgütü arasında var olan ilişkiyi
orta koyabilmenin zorlukları dikkate alındığında davanın karmaşıklığının altını çizmektedir.
İkinci olarak, sanıkların sayısının otuz üç olduğunu belirtmektedir. Ayrıca başvuranın 15
Ekim tarihinden itibaren yargılamasının sonuna dek duruşmalara katılmadığı dikkate
alındığında başvuranın eleştiri dışında tutulamayacağını ifade etmektedir.
Başvuran Hükümet’in argümanlarına itiraz etmektedir.
AİHM mevcut davada, değerlendirilmeye alınacak yargılamanın başvuranın
yakalandığı 13 Ekim 1993 tarihinde başladığını ve Yargıtay’ın mahkumiyetini onadığı 23
Aralık 1999 tarihinde son bulduğunu gözlemlemektedir. Sonuç olarak yargılama iki dereceli
mahkeme için yaklaşık altı yıl iki ay sürmüştür.
AİHM bir dava için makul olan sürenin, davanın koşullarına göre ve Mahkeme’nin
içtihatlarında benimsenen kriterler, özellikle de davanın karışıklığı, başvuranın ve yetkili
mercilerin tutumları gözönünde bulundurularak değerlendirildiğini hatırlatır (Bkz., diğerleri
arasında, Pélissier ve Sassi –Fransa [GC], no: 25444/94, § 67, CEDH 1999-II).
AİHM, yerel mahkemelerin Devletin toprak bütünlüğünü tehdit etmek ve PKK’ya üye
olmak suçlarıyla itham edilen otuz üç sanığı kapsayan bir davayı yürütmek durumunda
oldukları dikkate alındığında, başvuranın davasının karmaşıklık arz ettiği hususunda
Hükümet’le aynı görüştedir.
Bu nedenle, AİHM yerle mahkemelerden kaynaklanan her hangi bir işlem gecikmesi
tespit etmemektedir. Buna karşılık, yaklaşık yedi ay boyunca başvuranın duruşmalara
katılmadığını gözlemlemektedir. İfadesine başvurulması gerektiğinde, başvuranın
duruşmalara katılmamış olmasının, esasa bakan hakimlerin işlerini kolaylaştırmadığı da bir
gerçektir.
AİHM iki aşamalı olarak gerçekleştirilen mevcut davada yargılama süresinin aşırı
olmadığı kanaatine varmıştır.
Sonuç olarak AİHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmemiştir.
4