CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÖZTOK -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:42082/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
8 Aralık 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (42082/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Mustafa Öztok’un (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 8 Kasım 2002 tarihinde  
Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1966 doğumlu olup Çanakkale’de ikamet etmektedir.  
A. Bavurana ait arazinin ‘devlete ait orman arazisi’ olarak tasnif edilmesine ilikin  
dava  
15 Haziran 1952 tarihli Toprak Komisyonu kararı üzerine Hazine, 30 Ocak 1953 tarihinde,  
Çanakkale Saricali’de bulunan 23.000 m2 yüzölçümüne sahip bir araziyi M.S.S.’ye satmıtır.  
Satıilemi köylülerin toprak edinmesine yönelik bir program çerçevesinde  
gerçekletirilmitir. 4 Mart 1953 tarihinde tarla olarak vasıflandırılan bu arazi tapuda M.S.S.  
adına tescil edilmitir (parsel no: 743).  
19 Ağustos 1922 tarihinde M.S.S.’nin oğlu ve mirasçısı araziyi bavurana satmı, taınmazın  
tapu senedi Orman Genel Müdürlüğü’ne devredilmitir.  
Bu arada, 1990 yılında kadastro komisyonu devlete ait orman arazilerinin tahdit ilemlerine  
balamı, bu çalıma sonucunda sözkonusu arazi devlete ait orman arazisi içinde kalmıtır.  
Dosya unsurlarına göre komisyon kararları 29 Kasım 1990 tarihinde kamuoyuna açıklanmıꢀ  
ancak tapu sicil kayıtlarına erh konulmamıtır.  
Bavuran Orman Genel Müdürlüğü’nün orman arazisi tahdidine ilikin kararına karı 9  
Haziran 1995 tarihinde Çanakkale Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıtır. Bavuran  
kadastro komisyonu tarafından gerçekletirilen ilemin hatalı olduğunu iddia etmitir.  
Asliye hukuk mahkemesi 17 Aralık 1998 tarihinde bavuranın bu talebini yerinde bulmutur.  
Mahkeme bilirkiilerin (tarım uzmanı, orman uzmanı ve teknik uzman) arazinin ormanlık  
arazinin bir bölümünü oluturmağını ve orman arazi sınırları içinde tasnif edilemeyeceği  
yönündeki raporlarını dayanak kabul etmitir. Mahkeme bu arazinin 1953 tarihli toprak  
komisyonunun köylülerin toprak edinmesine yönelik kararı kapsamında verilen birçok  
araziden biri olduğunu ve Yargıtay Đçtihatları Birletirme Kurulu’nun hükmüne göre (1993/5  
E. ve 1996/01 K) maki olarak tasnif edilen bu arazilerin ormanlık alanın bir bölümünü  
oluturamayacağını kaydetmitir. Mahkeme bavuranın tapu senedinin geçerli olduğuna itibar  
etmitir.  
20 Kasım 2000 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını bozmu, elde edilen delil  
unsurları ve dosyanın içeriği ıığında davanın 6831 sayılı Kanun çerçevesinde arazinin  
tahdidine dayandığını saptamıve 5653 sayılı Orman Kanunu gereğince arazinin maki olarak  
vasıflandırılmasını gerektirecek herhangi bir unsurun yer almadığına kanaat getirmitir. Zira  
Yargıtay Đçtihatları Birletirme Kurulu’nun kararı gereğince (1993/5 E. ve 1996/01 K)  
yalnızca maki olarak vasıflandırılan arazilerin bir değeri bulunmaktadır. Kurul ayrıca yükselti  
farkının % 10-20 düzeyinde olduğunu, bu durumda % 12’yi geçen bir yükseltinin orman  
arazisi olarak sayılması gerektiğini saptamıtır. Kurul, Yargıtay Genel Kurulu’nun benzer  
karakteristik özellikleri bulunan bitiik arazi hakkındaki 15 Kasım 2000 tarihli kararına atıfta  
bulunmaktadır. Bu kararda arazinin orman alanı içerisinde olduğu sonucuna varılmıtır.  
16 Mayıs 2002 tarihinde Asliye hukuk mahkemesi, Yargıtay’ın görüünü müteakip  
bavuranın talebini reddetmitir. Bu gerekçelerde, Yargıtay Genel Kurulu’nun 15 Kasım 2000  
tarihli kararına göndermede bulunarak özellikle % 12 yükselti düzeyini aan makilerin  
ormanlık arazi olarak sayılması gerektiğini tespit etmitir.  
29 Ocak 2004 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
13 Temmuz 2004 tarihinde Yargıtay bavuran tarafından yapılan karar düzeltme bavurusunu  
reddetmitir.  
B. Bavuranın hakkında açılan ceza davası  
Yargıtay 5 Temmuz 2006 tarihinde Çanakkale Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bavuranı bir yıl  
hapis cezasına çarptıran 11 Kasım 2004 tarihli kararını bozmutur. Yargıtay 24 Haziran 1973  
tarihindeki kadastro çalımaları esnasında 743 numaralı parselin tarım arazisi olarak kabul  
edildiğini ve bavuranın bu araziyi 19 Ağustos 1992 tarihinde satın aldığını, sözkonusu parsel  
orman alanı sınırları içerisinde yer alsa dahi tapu siciline herhangi bir erh düülmediğini  
dikkate almıtır. Yargıtay bavuranın orman arazisini igal etme niyetiyle hareket etmediğine  
kanaat getirmitir.  
C. Bavuranın tapu senedinin iptal edilmesine ve Hazine adına tapuya tescil edilmesine  
ilikin süreç  
Orman Bakanlığı, 12 Nisan 2007 tarihinde dava konusu arazi ile ilgili bavuranın tapu  
senedinin iptal edilmesi ve arazinin Hazine adına tapuya tescil edilmesi amacıyla Çanakkale  
Kadastro Mahkemesi’ne bavurmutur. Orman Bakanlığı aynı zamanda arazinin üçüncü  
ahıslara transfer edilmesini önlemek amacıyla bir takım tedbirlerin alınmasını talep etmitir.  
Aynı gün Mahkeme tedbirlerin alınmasına ilikin talebi kabul etmive Tapu Sicil  
Müdürğü’nden kayıtlara erh düülmesini istemitir.  
Yargı süreci iç hukuktaki mahkemeler önünde halen derdesttir.  
HUKUK  
I. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran kendisine herhangi bir tazminat ödenmeksizin taınmazının kamu orman arazisi  
olarak sınıflandırılmasının Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca mülkiyet hakkına  
yönelik orantısız bir müdahaleyi tekil ettiğini savunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet bavuranın satıı gerçekletiren kii adına tazminat davası açmaması doğrultusunda  
iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümet iç hukuktaki son nihai karar  
tarihi 13 Temmuz 2004 olduğu halde bavuranın bavurusunu 8 Kasım 2002 tarihinde  
yapması ölçüsünde altı ay kuralına riayet etmediğini ifade etmektedir. Hükümet son olarak  
bavuranın taınmazı iktisab etmesinden evvel 1990 yılında arazinin orman alanı olarak  
vasıflandırılması nedeniyle AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca bavuranın mağdur sıfatının  
bulunmadığını savunmaktadır.  
Bavuran Hükümetin savına karı çıkmaktadır.  
AĐHM öncelikle Köktepe ve Turgut vd.-Türkiye (1411/03, 8 Temmuz 2008) kararlarında da  
buna benzer itirazların yapıldığını ve bunların reddedildiğini hatırlatır. Mevcut bavuruda  
daha önce benimsediği bu kararların dıına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir istisnai  
durumun yer almadığını belirtmektedir.  
Taınmazın eski maliki adına dava açma olanağının bulunduğu konusunda AĐHM Hükümetin  
savına katılmamakta, bavurunun nedeninin eski malikle gerçekletirilen satısözlemesinin  
meru olup olmadığı hususuna dayanmadığını kaydetmektedir (Bkz. mutatis mutandis,  
Günaydın Turizm ve Đnaat Ticaret Anonim irketi-Türkiye kararı, no: 71831/01, 2 Haziran  
2009). AĐHM ayrıca Yargıtay’ın sözü edilen orman alanı sınırlarının vasıflandırılmasında  
mezkur taınmaza ilikin herhangi bir erh düülmemesi nedeniyle taınmazın tapu siciline  
tescilinde bavuranın iyi niyetli bir tutum sergilediği sonucuna vardığını gözlemlemektedir.  
Bu durumda AĐHM’nin nezdinde bavuran AĐHM önünde mağdur olarak nitelendirilebilir.  
AĐHM bu nedenle Hükümetin ön itirazlarını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
Hükümet davanın esası ile ilgili olarak AĐHM’nin bu konudaki yerleik içtihadına atıfta  
bulunmakta (Bkz. diğerleri arasında, Ansay-Türkiye kararı, no: 49908/99, 2 Mart 2006) ve  
bavuranın mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin 2.  
fıkrası uyarınca meru bir amacı güttüğünü ve bu amaçla orantılı olduğunu savunmaktadır.  
AĐHM bu konudaki genel ilkeler için Köktepe kararına atıfta bulunmaktadır.  
Bu bavuruda AĐHM öncelikle bavuranın iyi niyete dayalı olarak edindiği bir tapu senedinin  
bulunduğunu, sözü edilen taınmazın kamu orman arazisi olarak vasıflandırılması nedeniyle  
bavuranın mülkiyet hakkına yönelik bir müdahalenin olduğunu tespit etmektedir.  
AĐHM son olarak bu vasıflandırmanın sözkonusu taınmazın tasarruf nisabını önemli ölçüde  
azaltan bir etki ettiğini kaydetmektedir. Bu bağlamda AĐHM, maliki olmasına rağmen ihtilaf  
konusu taınmazın tapu senedine getirilen bu vasıflandırmayla birlikte tarım arazisine sahip  
bavuranın arazisini ekip biçemediğini ve ürün yetitiremediğini gözlemlemektedir. Üstelik  
12 Nisan 2007 tarihinden bu yana bavuranın bu taınmazı satması da artık mümkün değildir.  
Baka bir ifadeyle, adı geçen taınmazından gerçek anlamıyla hiçbir ekilde istifade  
edememitir.  
Bu koullar çerçevesinde ihtilaf konusu taınmaza getirilen nitelendirmenin bavuranın  
mülkiyet hakkının içeriğini her anlamda boaltan bir etki yarattığı aikârdır.  
Bundan sonra artık ihtilaflı tedbirin istenilen adil dengeye riayet edip etmediğinin özellikle de  
bavuranı orantısız bir yüke katlanmak zorunda bırakıp bırakmadığının belirlenmesi  
gerekmektedir. Bu bağlamda, ulusal hukuk tarafından belirlenen tazminat usullerinin göz  
önüne alınması gerekmektedir. AĐHM bu amaçla, iç hukukta bu yönde etkili bir bavuru  
yolunun mevcut olmadığını tespit etmekte ve Hükümetin mutlak bir tazminatın yokluğunu  
meru kılacak herhangi bir istisnai durumu dile getirmediğine itibar etmektedir. Üstelik  
AĐHM’nin Köktepe (sözü edilen) kararında benimsediği sonucun dıına çıkılmasını  
gerektirecek ikna edici hiçbir argüman yer almamaktadır. Davanın koulları, özellikle de  
tahdidin nihai oluu, dava konusu durumu telafi edebilecek nitelikte etkili iç hukuk yolunun  
bulunmayıı, bavuranın mülkiyet hakkından yararlanması karısındaki engel ve tazminat  
ödenmemiolması, AĐHM’yi, bavuranın, kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı  
arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bozan alıılmıın dıında ve ölçüsüz bir yüke  
katlanmak zorunda kaldığı yönünde düünmeye sevk etmektedir (Bkz, sözü edilen Köktepe  
ve mutatis, mutandis, Terazzi S.r.l, no: 27265/95, 17 Ekim 2002 ).  
Bu durumda, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran maddi tazminat olarak, m2 değeri yaklaık 83 Euro’dan toplam 23.000 m2’lik  
yüzölçümündeki arazi için 1.910.769 Euro talep etmektedir. Bavuran ayrıca on boyunca  
uğradığı gelir kaybı için 382.215 Euro talep etmektedir. Bavuran 10.000 Euro manevi  
tazminat ve yargılama giderleri için herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmaksızın 3.000 Euro  
talep etmektedir.  
Hükümet dava olayları ile talep edilen tazminat arasında hiçbir illiyet bağının olmadığını  
belirterek AĐHM’yi bu talepleri reddetmeye davet etmektedir.  
Bu konudaki yerleik içtihadı ıığında AĐHM bavuranın maddi ve manevi bakımdan zarara  
uğradığını ve götürü bir meblağa hükmetmek gerektiğine itibar etmektedir. Mahkemeye  
sunulan deliller ve hakkaniyete uygun olarak AĐHM, her türlü vergiden muaf tutulmak ve  
Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık  
bir artıeklenmek suretiyle bavurana uğradığı her türlü zarar için 175.000 Euro ödenmesini  
kararlatırmaktadır.  
Yargılama giderlerine ilikin AĐHM bu konudaki yerleik içtihadını dikkate almaktadır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,  
1. Oybirliğiyle, bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Bire karı altı oyla, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Bire karı altı oyla,  
a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak  
üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana uğradığı her türlü zararın karılığında  
175.000 (yüz yetmibebin) Euro ödenmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara  
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit  
faizin uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 8 Aralık 2009 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45/2 maddesi ve Đçtüzüğün 74/2 maddesine uygun olarak  
Yargıç Cabrol Barreto’nun ayrı oy görüü yer almaktadır.