A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet baꢀvuranın satıꢀı gerçekleꢀtiren kiꢀi adına tazminat davası açmaması doğrultusunda
iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümet iç hukuktaki son nihai karar
tarihi 13 Temmuz 2004 olduğu halde baꢀvuranın baꢀvurusunu 8 Kasım 2002 tarihinde
yapması ölçüsünde altı ay kuralına riayet etmediğini ifade etmektedir. Hükümet son olarak
baꢀvuranın taꢀınmazı iktisab etmesinden evvel 1990 yılında arazinin orman alanı olarak
vasıflandırılması nedeniyle AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca baꢀvuranın mağdur sıfatının
bulunmadığını savunmaktadır.
Baꢀvuran Hükümetin savına karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM öncelikle Köktepe ve Turgut vd.-Türkiye (1411/03, 8 Temmuz 2008) kararlarında da
buna benzer itirazların yapıldığını ve bunların reddedildiğini hatırlatır. Mevcut baꢀvuruda
daha önce benimsediği bu kararların dıꢀına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir istisnai
durumun yer almadığını belirtmektedir.
Taꢀınmazın eski maliki adına dava açma olanağının bulunduğu konusunda AĐHM Hükümetin
savına katılmamakta, baꢀvurunun nedeninin eski malikle gerçekleꢀtirilen satıꢀ sözleꢀmesinin
meꢀru olup olmadığı hususuna dayanmadığını kaydetmektedir (Bkz. mutatis mutandis,
Günaydın Turizm ve Đnꢀaat Ticaret Anonim ꢁirketi-Türkiye kararı, no: 71831/01, 2 Haziran
2009). AĐHM ayrıca Yargıtay’ın sözü edilen orman alanı sınırlarının vasıflandırılmasında
mezkur taꢀınmaza iliꢀkin herhangi bir ꢀerh düꢀülmemesi nedeniyle taꢀınmazın tapu siciline
tescilinde baꢀvuranın iyi niyetli bir tutum sergilediği sonucuna vardığını gözlemlemektedir.
Bu durumda AĐHM’nin nezdinde baꢀvuran AĐHM önünde mağdur olarak nitelendirilebilir.
AĐHM bu nedenle Hükümetin ön itirazlarını reddetmektedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Hükümet davanın esası ile ilgili olarak AĐHM’nin bu konudaki yerleꢀik içtihadına atıfta
bulunmakta (Bkz. diğerleri arasında, Ansay-Türkiye kararı, no: 49908/99, 2 Mart 2006) ve
baꢀvuranın mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin 2.
fıkrası uyarınca meꢀru bir amacı güttüğünü ve bu amaçla orantılı olduğunu savunmaktadır.
AĐHM bu konudaki genel ilkeler için Köktepe kararına atıfta bulunmaktadır.
Bu baꢀvuruda AĐHM öncelikle baꢀvuranın iyi niyete dayalı olarak edindiği bir tapu senedinin
bulunduğunu, sözü edilen taꢀınmazın kamu orman arazisi olarak vasıflandırılması nedeniyle
baꢀvuranın mülkiyet hakkına yönelik bir müdahalenin olduğunu tespit etmektedir.
AĐHM son olarak bu vasıflandırmanın sözkonusu taꢀınmazın tasarruf nisabını önemli ölçüde
azaltan bir etki ettiğini kaydetmektedir. Bu bağlamda AĐHM, maliki olmasına rağmen ihtilaf
konusu taꢀınmazın tapu senedine getirilen bu vasıflandırmayla birlikte tarım arazisine sahip
baꢀvuranın arazisini ekip biçemediğini ve ürün yetiꢀtiremediğini gözlemlemektedir. Üstelik
12 Nisan 2007 tarihinden bu yana baꢀvuranın bu taꢀınmazı satması da artık mümkün değildir.