(Doğan ve Diğerleri – Türkiye no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02). Ancak, pek çok
benzer davada güvenlik güçlerinin, bazı baꢁvuranların evlerini ve mallarını kasıtlı olarak
tahrip ettiğini, geçim kaynaklarından yoksun bıraktığını ve Türkiye’nin olağanüstü hal
bölgesinde bulunan köylerini terke zorladığını tespit etmiꢁtir (bkz. diğerlerinin yanı sıra,
Akdivar ve Diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996, Selçuk ve Asker – Türkiye, 24 Nisan 1998;
Menteꢀ ve Diğerleri, 28 Kasım 1997; Bilgin ve Türkiye, 23819/94, 16 Kasım 2000; ve Dulaꢀ –
Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).
Bu durumda, gerek Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu gerekse AĐHM, daha önceden,
Devlet güvenlik güçlerinin, iddia edildiği üzere, malları kanunsuz biçimde tahribinin failleri
olduğu vakalarda, delil bulma heyetleri oluꢁturduğuna iꢁaret edilmelidir (bkz. diğerlerinin
yanı sıra, Akdivar ve Diğerleri ve Yöyler; Đpek – Türkiye, no. 25760/94). Bu davalarda, AĐHS
kurumlarını bu tür bir uygulamaya baꢁvurmaya iten temel sebep, etkili bir yerel soruꢁturmanın
yokluğunda kanıtları belirleyememeleri idi.
AĐHM için, bu davada, tanıkları çağırarak kendi baꢁına kanıt toplamaya çalıꢁmak
suretiyle kanıtları belirleyememesi müessif bir durumdur. Ancak, bu davada yaklaꢁık olarak
on bir yıl gibi uzun bir süre geçmesinden, bunun da, ifade verecek tanıkların bulunmasını
zorlaꢁtırmasından ve tanığın olayları ayrıntılı ve tam olarak hatırlaması üzerinde olumsuz
etkisi olmasından dolayı, bu tür bir uygulamanın davanın gerçek ꢁartlarını tespite muktedir
yeterli kanıtları ortaya koymayacağı kanısındadır (bkz. Đpek). Buna göre, AĐHM, taraflarca
kendisine iletilen kanıtlar temelinde kararını vermelidir (bkz. Çaçan – Türkiye davasında no.
33646/96, 26 Ekim 2004, anılan Pardo – Fransa, 20 Eylül 1993). Ancak, özellikle yazılı
ifadeler olmak üzere, taraflarca kendisine iletilen belgelerin sorgu ya da çapraz sorguya tabi
tutulmadığı ve dolayısıyla bu davada varılacak herhangi bir sonuç için potansiyel olarak
yanıltıcı bir temel teꢁkil edebileceği hususunda da ihtiyatlı olmalıdır.
Daha önce de not edildiği üzere ve sözkonusu tarihte Türkiye’nin güneydoğusundaki
köylerin boꢁaltılması ve tahrip edilmesiyle ilgili bağımsız raporları dikkate alarak,
baꢁvuranların köylerinden zorla çıkarıldıkları ve evleri ile mallarının Devlet güvenlik güçleri
tarafından yakıldığı iddiaları ilk bakıꢁta savunulmaz olarak görülemez. Ancak, AĐHM için,
AĐHS’nin amaçları bağlamında gerekli olan standart, “hiçbir ꢁüpheye yer bırakmayacak
ꢁekilde” olarak nitelendirilen kanıt standardıdır ve bu tür bir kanıt, yeterince güçlü, açık ve
birbiriyle uyumlu çıkarımların veya benzeri çürütülmemiꢁ karinelerin bir arada bulunmasıyla
elde edilebilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18 Ocak 1978).
Bu bağlamda, AĐHM, baꢁvuranların, evlerinin güvenlik güçlerince yakılmasına iliꢁkin
olarak herhangi bir görgü tanığı ifadesi sunmadıklarını not eder. Aynı ꢁekilde, iddia edilen
olaylara iꢁtirak eden askerlerin kimliğine iliꢁkin herhangi bir bilgi de vermemiꢁlerdir. Ayrıca,
Ovacık Cumhuriyet Savcılığı tarafından baꢁlatılan iꢁlemlere müdahil olmamıꢁlar ve
soruꢁturma makamlarına ꢁikâyette bulunulmasının ardından davalarını takip etmemiꢁlerdir.
Baꢁvuranlar, yetkililer tarafından baꢁlatılan soruꢁturmayı takip etmemelerine iliꢁkin olarak
hiçbir açıklama getirmemiꢁledir. Üstelik AĐHM, dava dosyasında Hükümet’in görüꢁlerini ve
baꢁvuranlarla aynı köyden olan kiꢁilerin ifadelerini çürütecek hiçbir kanıt saptamamıꢁtır.
Yukarıda anlatılanların ıꢁığında ve baꢁvuranların iddialarını kanıtlamamıꢁ olmalarını
dikkate alarak, AĐHM, baꢁvuranların evlerinin yakıldığının ve köylerinden Devlet güvenlik
güçlerinin zoruyla çıkarıldıklarının hiçbir ꢁüpheye yer bırakmayacak ꢁekilde kanıtlandığını
tespit etmemiꢁtir.
8