COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
ÖZTOPRAK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 33247/96)  
KARAR  
STRAZBURG  
2 ubat 2006  
NĐHAĐ  
03/07/2006  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,  
üzerinde ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Dava, Abbas Öztoprak, Mehmet Öztoprak ve ahin Toprak (“bavuranlar”) isimli üç  
Türk vatandaının, 5 Eylül 1996 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması  
Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine  
AĐHM’ye yaptığı bavurudan (no. 33247/96) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
I.DAVA ARTLARI  
Bavuranların tümü Türk vatandaıdır. Bu bavuruya sebep olan olayların meydana  
geldiği tarihte Halitpınar Köyü’nde ikamet etmekteydiler. Dava olaylarına ilikin olarak  
taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır. Dava olayları u ekilde özetlenebilir.  
A.Bavuranların anlatımıyla olaylar  
Bavuranlar, 1999 yılına kadar o tarihte Türkiye’de olağanüstü hal bölgesinde bulunan  
Tunceli – Ovacık’a bağlı Halitpınar Köyü’nde ikamet etmekteydi. 1994 yılında, terör  
faaliyetleri bu bölgede temel bir sorun idi. 1980’lerden beri bölgede güvenlik güçleri ve Kürt  
nüfusun, özellikle PKK mensupları olmak üzere, Kürt özerkliği taraftarı olan bazı kesimleri  
arasında iddetli bir çatıma sürmekteydi. Bavuranların köyünde yaayanların “teröristlere  
yardım ve yataklık” yaptıklarından üphelenilmive bavuranlar, köyün yakınındaki  
jandarma tarafından sıkı bir ekilde ve sıklıkla kontrol edilmilerdir.  
4 Ekim 1994 tarihinde, güvenlik güçleri Halitpınar’ı kuatmıve köylüleri köy  
meydanında toplamıtır. Kötü sözler sarf etmek suretiyle köylülere bir daha dönülmemek  
üzere köyün derhal boaltılacağını söylemilerdir. Bavuranlar, alabilecekleri kadar eya  
alarak köyü terk etmitir. Boaltmanın hemen ardından, askerler, evleri ve hasadı atee  
vermitir.  
Bavuranlar, geçici olarak, Ovacık yakınlarında bulunan devlete ait prefabrike afet  
konutlarına taınmıtır.  
Olayın ardından, bavuranlar, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe vererek  
köylerinin jandarma tarafından yakılmasından ikâyetçi olmutur. Bavuranlar, dilekçelerine  
yanıt adresi olarak geçici adreslerini not etmitir.  
Olay, güvenlik güçlerinin iddia edilen davranılarına yönelik bir soruturma ile ilgili  
olduğundan, Ovacık Cumhuriyet Savcısı yetkisizlik kararı vermive dilekçeleri Memurin  
Muhakematı Kanunu uyarınca Ovacık Kaymakamlığı’na iletmitir. Kaymakam, Ovacık  
Jandarma Komutanlığı’na bir yazı yazarak bavuranların iddialarına ilikin bilgi talep  
etmitir.  
1 Kasım 1994 tarihinde, Jandarma Komutanı, Kaymakam’a güvenlik güçlerinin  
bölgedeki operasyonları sırasında hiçbir evin yanmadığı bilgisini vermitir. Buna göre,  
Ovacık Đdare Kurulu jandarmalara yönelik cezai ilemlere devam edilmemesine karar  
vermitir.  
25 Ekim 1995 tarihinde, Ovacık Kaymakamı, bavuranlara bir yazı göndermitir.  
Ovacık Jandarma Komutanı’nın 1 Kasım 1994 tarihli yazısına dayanarak, iddialarını ikna  
edici bulmadığını izah etmitir. Ayrıca, Danıtay içtihadı uyarınca, suçlanan memurun kimliği  
2
belirlenmediği sürece soruturma imkânı bulunmamaktaydı. Dolayısıyla, Kaymakam  
yetkililerin iddia edilen olaylara yönelik soruturma balatmayacağını belirtmitir.  
Bavuranlar bu yazıyı almamıtır. Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın yetkisizlik kararını  
ve Ovacık Đdare Kurulu’nun kararını, çok uzun bir süre sonra diğer köylülerden ve  
tanıdıklarından öğrenmilerdir.  
B.Hükümet’in anlatımıyla olaylar  
1994 yılında, PKK, Ovacık ilçesindeki köylerde örgütlenme için bir propaganda  
kampanyası balatmıtır. Bu köylerdeki genç erkekleri kaçırmıve örgüte girmeye  
zorlamıtır. PKK militanları köylüleri tehdit ve taciz etmitir. Köy sakinleri evlerini PKK  
baskısı nedeniyle terk etmilerdir.  
Yetkililerce yürütülen soruturmada, bavuranların evlerinin güvenlik güçleri  
tarafından değil, askeri üniforma giyen teröristlerce yakıldığını ortaya koymutur.  
Bavuranlar, yetkililere verdikleri ifadelerde, iddia edilen suçun faillerinin kimliklerini  
belirtmemilerdir.  
C.Taraflarca sunulan belgeler  
Taraflar, iddialarını belgelemek amacıyla çeitli belgeler sunmulardır. Bu belgeler, u  
ekilde özetlenebilir.  
1.Bavuranlar tarafından sunulan belgeler  
(a) Türkiye Đnsan Hakları Vakfı’nın Yılık Raporları (TĐHV)  
Türkiye Đnsan Hakları Vakfı, merkezi Ankara’da bulunan bir sivil toplum örgütüdür.  
Sözkonusu derneğin 1993 Raporu’nda, 1990 – 1993 yılları arasında 913’ten fazla köy ve  
mezranın boaltıldığı belirtilmitir. 1993 Raporu, köy boaltmaların 1993’te arttığını ve  
sakinleri köy korucusu olarak hizmet vermeyi reddeden köyleri hedef aldığını ifade etmitir.  
TĐHV’nin 1994 Raporu’nda, Hükümet politikasının, boaltmaların ve akabindeki  
tahriplerin, PKK teröründen, yoksulluktan ve doğal nedenlerden kaynaklandığını söylemek  
olduğu belirtilmitir. Bu rapora göre, olağanüstü hale tabi her bir ilde 50 – 60 kadar ev  
yakıltır.  
1995 Raporu’nda, 1995 yılında 400’den fazla evin boaltıldığı belirtilmitir. 1996  
Raporu’na göre, Olağanüstü Hal Bölge Valisi, boaltmanın güvenlik güçleri tarafından  
yapıldığını kabul etmemesine karın, bir defasında, çeitli nedenlerden dolayı toplam 918 köy  
ve 1767 mezranın boaltıldığına değinmitir.  
1997 ve 1998 Raporları, Hükümet’in köy boaltma politikasını, 1990’lar boyunca  
yapılolan sistematik bir “iç güvenlik operasyonu” olarak tanımlamıtır.  
3
(b) Đnsan Hakları Derneği tarafından yayınlanan “Yakılan / Boaltılan Köyler ve  
Göç” isimli kitaptan alıntılar  
Alıntılarda, ubat 1990’dan Ocak 1999 tarihine kadar yakılan ve/veya boaltılan  
köylerin kapsamlı bir listesi verilmitir. Bu liste, boaltıldığı ve tahrip edildiği hususuyla ilgili  
olarak Halitpınar’a atıfta bulunmamıtır.  
Alıntılar, Ülkede Gündem isimli günlük gazeteden alınmıolan, köylerin boaltılması  
ve bunun yerinden ayrılmıkiiler üzerindeki olumsuz etkisine ilikin birkaç makaleyi  
kapsamaktaydı. Makalelerde, pek çok köylünün, Devlet makamlarına, köylerinin güvenlik  
güçleri tarafından yakıldığı ikâyetiyle dilekçe verdiği vurgulanmıtır.  
Makalelerde ayrıca, Hükümet’in, köylülerin köylerine dönmelerine izin verir gibi  
görünen açıklamalarının güvenilmez olduğu vurgulanmıtır. Köylüler ne zaman geri dönmeye  
çalıtıysa, köylerine girmeleri engellenmitir.  
(c) Türkiye Büyük Millet Meclisi Aratırma Komisyonu’nun, Doğu ve  
Güneydoğu Anadolu’daki yerleim birimlerinin boaltılmasını takiben  
yerlerinden ayrılmıolanların sorunlarına ilikin alınacak önlemlerle ilgili 14  
Ocak 1998 tarihli raporu  
Bu Rapor, on milletvekilinden oluan bir Aratırma Komisyonu tarafından  
hazırlanmıtır. Rapora göre, 1993 ve 1994 yıllarında, 905 köy ve 2923 mezranın sakini  
yerlerinden çıkarılmıve ülkenin baka bölgelerine yerlemeye zorlanmıtır.  
Rapor’da, eski Diyarbakır valisi olan Doğan Hatipoğlu’nun bir ifadesine de yer  
verilmitir. Hatipoğlu, görevde bulunduğu sırada, askeri yetkililer tarafından gerçekletirilen  
köy boaltmalarının dikkatine sunulduğunu ifade etmitir. – Nadir olmasına karın – köy  
yakma vakalarına ilikin ikâyetler aldığını belirtmitir. Hatipoğlu’na göre, tüm köylerin PKK  
zorlamasıyla boaltıldığını öne sürmek imkânsızdı. Hatipoğlu, Hükümet’in yerinden ayrılmıꢁ  
olan kiilerin sağlıklı bir ekilde yeniden yerlemesi için gerekli önlemleri almadığını iddia  
etmitir.  
Rapor’da ayrıca, Đnsan Hakları Vakfı bakanı Yavuz Önen tarafından hazırlanan ve  
1995 yılında Aratırma Komisyonu’na sunulan “Đnsan Hakları Raporu – Türkiye”ye atıfta  
bulunulmutur. Bu raporda, göç edenler ve boaltılmıköylere bir bölüm ayrılmıtır. Bu  
raporda, 1995 yılında, köy ve mezra boaltmalarının çok yaygın olduğu belirtilmitir. Pek çok  
ev ya tahrip edilmiya da içinde oturulamayacak hale getirilmitir. Đnsanlar bölgeden göç  
etmeye zorlanmıve köylerini terk edene kadar köy sakinlerine baskı yapılmıtır. 1995 yılının  
ilk aylarında, köy korucusu olmayı kabul eden sakinlerin olduğu köyler dıında, meskûn halde  
olan hiçbir köy veya mezra kalmamıtır.  
Aratırma Komisyonu’nun raporunda, ırnak milletvekili Salih Yıldırım’ın Türkiye  
Büyük Millet Meclisi’nde boaltılmıköylerle ilgili olarak 3 Haziran 1997 tarihinde yaptığı  
bir konumaya da atıfta bulunulmutur. Yıldırım, diğerleri meyanında, köylerin, ya  
boaltmayı reddedenleri korkutmak amacıyla PKK tarafından boaltıldığını, ya da köyleri  
koruyamadıklarından dolayı, veya köy korucusu olmayı reddeden veya PKK’ya yardım  
ettiklerinden üphelenilen köy sakinleri sebebiyle, güvenlik güçleri tarafından boaltıldığını  
ifade etmitir.  
4
Sonuç olarak, raporda, yerleim birimlerindeki sakinlerin – mezralardan ziyade –  
yaadıkları yerlere yakın il, ilçe ve merkezi köylerde yerletirilmeleri ve öncelik göç edenlere  
verilmek üzere, bölge halkına istihdam yaratmak amacıyla gerekli ekonomik önlemlerin  
alınması gerektiği önerisinde bulunulmutur.  
2. Hükümet tarafından sunulan belgeler  
(a) Her bir bavuranın sahip olduğu mallara ilikin Nisan 2004 tarihli Rapor  
Bu raporun amacı, her bir bavuranın sahip olduğu malların tespit edilmesidir. Tapu  
Kadastro ve belediye kayıtları dikkate alındığında, Abbas Öztoprak’a ait herhangi bir mülk  
bulunmamaktadır. TEDA’a kayıtlı değildi, bu da kendisinin evde elektriğinin olmadığı  
anlamına gelmekteydi. Ancak, Devlet’ten maaalmaktaydı. Ayrıca, Abbas Öztoprak’ın  
yoksul kimselere sağlık hizmetleri için verilen “yeil kartı”nın olduğu ve Ovacık  
Kaymakamlığı’ndan 75.000.000 TL yardım aldığı anlaılmıtır.  
Mehmet Öztoprak’ın, tapu kayıtlarına göre 8,000 metrekare arsası bulunmaktaydı.  
Sözkonusu yılda 128.000.000 TL gelir elde edebileceği tahmin edilmitir. Mehmet  
Öztoprak’ın yoksul kimselere sağlık hizmetleri için verilen “yeil kartı” bulunmaktaydı.  
Ovacık Kaymakamlığı kendisine 11 koyun, 195.000.000 TL ve yiyecek yardımı yapmıtır.  
1994 ve 2002 yılları arasında Mehmet Öztoprak, Hükümet tarafından temin edilen afet  
konutlarında yaamıtır. 2002 yılında, “köye dönüve rehabilitasyon projesi” çerçevesinde  
ina edilen bir eve taınmıtır.  
Tapu kayıtlarına göre, ahin Toprak’a ait herhangi bir mal bulunmamaktaydı. Ancak,  
belediye kayıtlarındaki beyanına göre, 60 metrekare arsası, bir ev, bir ahır ve 14.000  
metrekare arsası bulunmaktaydı. Sözkonusu yılda 224.000.000 TL gelir elde edebileceği  
tahmin edilmitir. 24 Nisan 1993 tarihinden beri, yoksul kimselere sağlık hizmetleri için  
verilen “yeil kartı” bulunmaktaydı. ahin Öztoprak, Ovacık Kaymakamlığı’ndan yiyecek ve  
125.000.000 TL yardım almaktaydı. Ayrıca, Hükümet tarafından temin edilen afet  
konutlarında yaamıtır. 2002 yılında, “köye dönüve rehabilitasyon projesi” çerçevesinde  
ina edilen bir eve taınmıtır.  
(b) Veys Toprak’ın, iki jandarma subayı tarafından alınan, 10 Mart 2004 tarihli  
ifadesi  
Tanık, Halitpınar Köyü’nün eski bir sakini idi. u anda ise, Ovacık’ta bulunan  
Kandolar mahallesi muhtarıdır. AĐHM’ye bavuruda bulunan bavuranların durumunu tespit  
amacıyla ifadesi alınmıtır. Tanık, 1994 ve 2002 yılları arasında bavuranların Ovacık –  
Kandolar’da bulunan prefabrik evlerde ikamet ettiğini belirtmitir. 2002 yılında, Hükümet  
tarafından ina ettirilen evlere taınmılardır. Sözkonusu tarihte, Halitpınar’da kimse ikamet  
etmemekteydi. Köyde, elektrik, okul ve telefon bulunmamaktaydı.  
(c) Ovacık Đlçe Jandarma Komutanının Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na yazdığı  
1 Kasım 1994 tarihli yazı  
Jandarma Binbaı Yüksel Sönmez, Ovacık Cumhuriyet Savcısı’na, Halitpınar  
Köyü’nde ve Toprak Mezrası’nda, Reis Toprak, Kamber Çelik, Veli Çelik ve Süleyman  
Toprak’a ait evlerin askeri üniforma giyen teröristlerce yakıldığı bilgisini vermitir. Sönmez’e  
5
göre, teröristler, güvenlik görevlilerini etkisiz hale getirmeyi ve güvenlik güçleriyle bölge  
halkı arasında dümanlık yaratmayı hedeflemitir.  
(d) Polis efi Bahri Üstüner tarafından hazırlanmıolan 4 Haziran 1995 tarihli  
soruturma raporu  
Devlet güvenlik güçlerinin Halitpınar Köyü’ndeki evleri yaktığı iddialarına yönelik  
soruturmayı takiben, polis müfettii, evlerin güvenlik güçlerince değil, askeri üniforma giyen  
teröristlerce yakıldığını tespit etmitir. Teröristler, ayrıca, köylüleri, yetkililere evlerinin  
güvenlik güçleri tarafından yakıldığını öne sürerek ikâyette bulunmaya zorlamıtır. Polis  
müfettii ayrıca, güvenlik güçlerinin, halkın güvenliğini sağlamak için bölgede operasyon  
yaptığını ve dolayısıyla köyleri yakmayacaklarını ve mallara zarar vermeyeceklerini not  
etmitir.  
HUKUK  
I.HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI  
29 Nisan 2005 tarihli ek görüünde, Hükümet, 14 Temmuz 2004 tarihli “Terör ve  
Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Tazmini ve Teröre Karı Alınan Tedbirlere Dair  
Kanun” çerçevesinde iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilikin ön itirazda bulunmutur. Bu  
Kanun, yetkililerin terörle mücadelesi sırasında meydana gelen zarara maruz kalan  
bavuranların AĐHS mağduriyetlerini tazmin etmeye muktedir yeterli bir hukuk yolu  
sunmutur. Dolayısıyla Hükümet, AĐHM’den, bu bavurunun incelenmesinin durdurulmasını  
ve bavuranların iç hukukta oluturulan yeni hukuk yolundan faydalanmalarının art  
koulmasını talep etmitir.  
Bavuranlar, Hükümet’n itirazını reddetmive AĐHM’nin kabuledilebilirlik kararından  
sonra yeni bir hukuk yolunu tüketmelerinin art koulamayacağını ifade etmilerdir.  
AĐHM, hâlihazırda, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında, ikâyetlerine  
yönelik etkili bir soruturmanın yokluğunda, bavuranlardan baka bir iç hukuk yolunu  
tüketmelerinin istenemeyeceğine hükmetmitir. Bu itirazın bavurunun kabuledilebilir olduğu  
ilan edildikten sonra yapıldığını not eder. Bu nedenle Hükümet’in, esas itibarıyla, bu safhada  
kabuledilebilirliğe dair itirazda bulunmaya engelinin olduğu düünülebilir (AĐHM Đç Tüzüğü,  
55. madde; bkz. diğerleri meyanında, Amrollahi – Danimarka, no. 56811/00, 11 Temmuz  
2002; Nikolova – Bulgaristan [BD], no. 31195/96, AĐHM 1999-II). Dolayısıyla, Hükümet’in  
itirazı yargılamanın bu safhasında dikkate alınamaz.  
II.AĐHS’NĐN 3. VE 8. MADDELERĐ VE 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN  
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, Halitpınar Köyü’nden zorla çıkarılmaları ile evlerinin ve mallarının  
Devlet güvenlik güçleri tarafından tahrip edilmesinin AĐHS’nin 3. ve 8. maddelerini ve 1 nolu  
Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini iddia etmitir. Bu maddelere göre:  
6
Madde 3  
Đꢀkence yasağı  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
Madde 8  
Özel hayatın ve aile hayatının korunması  
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberlemesine saygı gösterilmesi hakkına  
sahiptir.  
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu  
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç ilenmesinin önlenmesi,  
sağğın veya ahlakın veya bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir  
toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüolmak kouluyla söz konusu olabilir.”  
1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi  
Mülkiyetin korunması  
“Her gerçek ve tüzel kiinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini  
isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen  
koullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun  
bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak  
kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da baka katkıların veya para cezalarının  
ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları  
hakka halel getirmez.”  
Bavuranlar, Devlet güvenlik güçleri tarafından evlerinden zorla çıkarılmalarının ve  
mallarının tahrip edilmesinin, mülkiyet hakkından yararlanma ve aile hayatına saygı hakkın  
ihlal ettiğini ileri sürmütür. Ayrıca, mülklerinin tahrip edilmesini ve köylerinde zorla  
çıkarılmalarını çevreleyen koulların insanlık dıı ve küçültücü muamele tekil ettiği iddia  
etmitir.  
Hükümet, bavuranların ikâyetlerinin olgusal temelini reddetmive bunların asılsız  
olduğunu belirtmitir. Bu bağlamda, bavuranların köyünün hiçbir zaman güvenlik güçlerince  
boaltılmağını ya da yakılmadığını ileri sürmütür. Bavuranlar, PKK’nın bölgedeki yoğun  
terör faaliyetleri sebebiyle terk etmitir. Yetkililer tarafından yürütülen soruturma,  
bavuranların evlerinin askeri üniforma giyen teröristlerce yakılmıolabileceğini ortaya  
koymutur.  
AĐHM, bu bavuruya sebebiyet veren olayların asıl nedenine ilikin bir ihtilafla karı  
karıyadır. Buna göre, öncelikle, meydana geldiği iddia edilen olayların olduğu tarihte  
bölgede hakim olan genel durumu dikkate almak zorundadır. Bu bağlamda, sözkonusu tarihte,  
Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasında meydana  
gelen iddetli çatımaları gözlemler. Çatımanın iki tarafının davranılarının sonucu olan bu  
iki taraflı iddet, pek çok insanın evinden kaçmasına sebep olmutur. Ayrıca, bölgedeki halkın  
güvenliğini sağlamak amacıyla ulusal yetkililer birkaç yerleim yerinden halkı çıkarmıtır  
7
(Doğan ve Diğerleri – Türkiye no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02). Ancak, pek çok  
benzer davada güvenlik güçlerinin, bazı bavuranların evlerini ve mallarını kasıtlı olarak  
tahrip ettiğini, geçim kaynaklarından yoksun bıraktığını ve Türkiye’nin olağanüstü hal  
bölgesinde bulunan köylerini terke zorladığını tespit etmitir (bkz. diğerlerinin yanı sıra,  
Akdivar ve Diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996, Selçuk ve Asker – Türkiye, 24 Nisan 1998;  
Menteve Diğerleri, 28 Kasım 1997; Bilgin ve Türkiye, 23819/94, 16 Kasım 2000; ve Dula–  
Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).  
Bu durumda, gerek Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu gerekse AĐHM, daha önceden,  
Devlet güvenlik güçlerinin, iddia edildiği üzere, malları kanunsuz biçimde tahribinin failleri  
olduğu vakalarda, delil bulma heyetleri oluturduğuna iaret edilmelidir (bkz. diğerlerinin  
yanı sıra, Akdivar ve Diğerleri ve Yöyler; Đpek – Türkiye, no. 25760/94). Bu davalarda, AĐHS  
kurumlarını bu tür bir uygulamaya bavurmaya iten temel sebep, etkili bir yerel soruturmanın  
yokluğunda kanıtları belirleyememeleri idi.  
AĐHM için, bu davada, tanıkları çağırarak kendi baına kanıt toplamaya çalımak  
suretiyle kanıtları belirleyememesi müessif bir durumdur. Ancak, bu davada yaklaık olarak  
on bir yıl gibi uzun bir süre geçmesinden, bunun da, ifade verecek tanıkların bulunmasını  
zorlatırmasından ve tanığın olayları ayrıntılı ve tam olarak hatırlaması üzerinde olumsuz  
etkisi olmasından dolayı, bu tür bir uygulamanın davanın gerçek artlarını tespite muktedir  
yeterli kanıtları ortaya koymayacağı kanısındadır (bkz. Đpek). Buna göre, AĐHM, taraflarca  
kendisine iletilen kanıtlar temelinde kararını vermelidir (bkz. Çaçan – Türkiye davasında no.  
33646/96, 26 Ekim 2004, anılan Pardo – Fransa, 20 Eylül 1993). Ancak, özellikle yazılı  
ifadeler olmak üzere, taraflarca kendisine iletilen belgelerin sorgu ya da çapraz sorguya tabi  
tutulmağı ve dolayısıyla bu davada varılacak herhangi bir sonuç için potansiyel olarak  
yanıltıcı bir temel tekil edebileceği hususunda da ihtiyatlı olmalıdır.  
Daha önce de not edildiği üzere ve sözkonusu tarihte Türkiye’nin güneydoğusundaki  
köylerin boaltılması ve tahrip edilmesiyle ilgili bağımsız raporları dikkate alarak,  
bavuranların köylerinden zorla çıkarıldıkları ve evleri ile mallarının Devlet güvenlik güçleri  
tarafından yakıldığı iddiaları ilk bakıta savunulmaz olarak görülemez. Ancak, AĐHM için,  
AĐHS’nin amaçları bağlamında gerekli olan standart, “hiçbir üpheye yer bırakmayacak  
ekilde” olarak nitelendirilen kanıt standardıdır ve bu tür bir kanıt, yeterince güçlü, açık ve  
birbiriyle uyumlu çıkarımların veya benzeri çürütülmemikarinelerin bir arada bulunmasıyla  
elde edilebilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18 Ocak 1978).  
Bu bağlamda, AĐHM, bavuranların, evlerinin güvenlik güçlerince yakılmasına ilikin  
olarak herhangi bir görgü tanığı ifadesi sunmadıklarını not eder. Aynı ekilde, iddia edilen  
olaylara itirak eden askerlerin kimliğine ilikin herhangi bir bilgi de vermemilerdir. Ayrıca,  
Ovacık Cumhuriyet Savcılığı tarafından balatılan ilemlere müdahil olmamılar ve  
soruturma makamlarına ikâyette bulunulmasının ardından davalarını takip etmemilerdir.  
Bavuranlar, yetkililer tarafından balatılan soruturmayı takip etmemelerine ilikin olarak  
hiçbir açıklama getirmemiledir. Üstelik AĐHM, dava dosyasında Hükümet’in görülerini ve  
bavuranlarla aynı köyden olan kiilerin ifadelerini çürütecek hiçbir kanıt saptamamıtır.  
Yukarıda anlatılanların ıığında ve bavuranların iddialarını kanıtlamamıolmalarını  
dikkate alarak, AĐHM, bavuranların evlerinin yakıldığının ve köylerinden Devlet güvenlik  
güçlerinin zoruyla çıkarıldıklarının hiçbir üpheye yer bırakmayacak ekilde kanıtlandığını  
tespit etmemitir.  
8
Bu temelde, AĐHM, AĐHS’nin 3. ve 8. maddelerinin veya 1 no’lu Protokol’ün 1.  
maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıtır.  
III.AĐHS’NĐN 5 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, evlerinin tahrip edilmesini ve Halitpınar Köyü’nden zorla çıkarılmalarını  
çevreleyen koulların, AĐHS’nin 5 § 1. maddesinde temin edilen bireyin özgürlük ve güvenlik  
hakkının ihlal edilmesini tekil ettiğini iddia etmitir. Sözkonusu maddeye göre:  
Herkesin kii özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aağıda belirtilen haller ve  
yasada belirlenen yollar dıında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”  
Hükümet, davada bu hususa değinmemitir.  
AĐHM, 5 § 1. maddenin balıca amacının özgürlüğün Devlet tarafından keyfi olarak  
elden alınmasına karı koruma olduğunu hatırlatır.  
Bu davada, bavuranlar yakalanmamı, tutuklanmamıya da baka bir ekilde  
özgürlükleri elerlinden alınmamıtır. Bavuranların, evlerinin ve mallarının iddia edilen  
kaybından kaynaklanan güvenli olmayan kiisel artları, 5 § 1. maddede öngörülen birey  
güvenlik kavramı kapsamına girmemektedir (bk.z yukarıda anılan Çaçan; Kıbrıs – Türkiye  
[BD], no. 25781/94).  
Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM AĐHS’nin 5/1. maddesinin ihlal edilmediği  
sonucuna varmıtır.  
IV.AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, evlerinin tahrip edilmesini, güvenlik güçlerince zorla evlerinden  
çıkarılmalarını ve medeni haklarını aramak için mahkemeye eriim haklarını arayabilecekleri  
etkili bir hukuk yolundan mahrum bırakıldıklarını ileri sürerek ikâyetçi olmulardır.  
AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmulardır:  
Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, … konusunda karar  
verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının …, hakkaniyete uygun … olarak  
görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
Ayrıca AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmulardır:  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi  
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir  
makama etkili bir bavuru yapabilme hakkına sahiptir.”  
A.AĐHS’nin 6 § 1. maddesi  
Bavuranlar, medeni haklarını aramak için mahkemeye eriim haklarının, yetkililerin  
bavuranların iddialarına yönelik etkili bir soruturma yürütmemesi sebebiyle ellerinden  
alındığını belirtmitir. Böyle bir soruturmanın yokluğunda, bavuranlara göre, hukuki  
yargılamada tazminat elde etme olanakları olamazdı.  
9
Hükümet, bavuranların iç hukukta faydalanılabilir hukuk yollarını takip etmediklerini  
ileri sürmütür. Bavuranlar bir hukuk davası açmıolsa idi, mahkemeye etkili eriim  
hakkından faydalanabileceklerdi.  
Hükümet, bavuranların, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında yer alan  
gerekçelerden dolayı dava açmadıklarını not eder. Dolayısıyla, dava açmıolsalardı, ulusal  
mahkemelerin bavuranların iddialarına ilikin hüküm verip veremeyeceklerini tespit etmek  
olanağı bulunmamaktadır. AĐHM’nin görüüne göre, bavuranların ikâyetleri temel olarak,  
evlerinin ve mallarının kasti olarak tahrip edilmesi ve güvenlik güçleri tarafından zorla  
köylerinden çıkarılmalarına yönelik etkili bir soruturma yürütülmemiolması iddiası  
ilgilidir. Dolayısıyla, AĐHM, bu ikâyeti, AĐHS’nin iddia edilen ihlalleri bağlamında etkili bir  
hukuk yolu sunmak için Devletlere daha genel nitelikte bir yükümlülük getiren 13. madde  
kapsamında inceleyecektir (bkz. yukarıda anılan Selçuk ve Asker).  
Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini  
belirlenmesinin gerekli olmadığı kanısına varmıtır.  
B.AĐHS’nin 13. maddesi  
Bavuranlar, AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında, AĐHS mağduriyetleri kapsamında  
hiçbir etkili hukuk yollarının bulunmadığını ileri sürerek ikâyetçi olmulardır.  
Hükümet, soruturmada hiçbir noksanlığın olmadığını ve yetkililerin bavuranların  
iddialarına yönelik etkili soruturma yürüttüklerini belirtmitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, iç hukuk düzeninde her ne ekilde teminat altına  
alınmıolursa olsun, AĐHS hak ve özgürlüklerinin esasını uygulamak için ulusal seviyede bir  
hukuk yolunun bulunmasını garanti altına aldığını tekrarlar. Dolayısıyla, 13. maddenin  
maksadı, bu madde çerçevesinde Sözlemeci Devletlere, AĐHS yükümlülüklerine uymada  
belirli bir takdir yetkisi tanınmıolmasına rağmen, AĐHS kapsamında “savunulabilir bir  
iddianın” konusu ile ilgilenmek için bir iç hukuk yolunun temin edilmesini art komak ve  
uygun tazmin sağlamaktır. 13. maddede yer alan yükümlülüğün kapsamı, bavuranın AĐHS  
çerçevesindeki ikâyetinin niteliğine göre değiir. Bununla beraber, 13. maddede art koulan  
hukuk yolu, gerek uygulamada gerekse hukukta “etkili” olmalıdır ve bilhassa uygulanması,  
sorumlu Devlet’in davranıları ve ihmalleriyle haksız bir ekilde engellenmemelidir (bkz.  
yukarıda anılan Dulave Yöyler).  
AĐHM, bu davada toplanmıolan kanıtlar temelinde, bavuranların evlerinin tahrip  
edildiğinin ya da bavuranların iddia edildiği üzere Devlet güvenlik güçlerince zorla  
evlerinden çıkarıldıklarının, gerekli olan kanıt standardı ile ortaya konulduğunu tespit  
etmediğini hatırlatır. Ancak bu, 13. maddenin maksatları bakımından, bu ikâyetlerin, bu  
maddenin koruma kapsamına gitmediği anlamına gelmemektedir (D.P. ve J.C. – Đngiltere,  
no.38719/97, 10 Ekim 2002). Bu ikâyetler, temelsiz oldukları gerekçesiyle kabuledilmez ilan  
edilmemitir ve dolayısıyla esaslarının incelenmesini gerekli kılmıtır. Ayrıca, 2 Eylül 2003  
tarihli kabuledilebilirlik kararında, AĐHM, bavuranların, ikâyetlerine yönelik kapsamlı ve  
etkili bir soruturma olmaması bağlamında, iç hukukta baka bir hukuk yolu arama yoluna  
gitmek sorumluluklarının bulunmadığına hâlihazırda karar vermitir.  
Hal böyle iken, AĐHM, her ne kadar 13. maddenin hükümleri kelimesi kelimesine ele  
alınsa da, baka bir hükmün ihlal edilmesi, bu maddenin uygulanmasını için bir ön art  
10  
değildir (Boyle ve Rice – Đngiltere, 27 Nisan 1988). Buna göre, kabuledilebilirlik kararındaki  
tespitlerini ve bavuranın iddialarının ilk bakıta savunulamaz olarak görülemeyeceği  
sonucunu dikkate alarak, AĐHM, bavuranların ikâyetlerinin AĐHS’nin 13. maddesinin  
maksatları bağlamında savunulabilir AĐHS ihlali iddiaları ortaya koyduğu kanısındadır (bkz.  
mutatis mutandis, AĐHS’nin 6. maddesinin uygulanabilirliğinin ne derece risk altında olduğu  
hususuyla ilgili olarak Mennitto – Đtalya [BD], no. 33804/96).  
Davanın kendine özgü artlarına gelince, AĐHM, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’nın  
yetkisizlik kararının ardından, Ovacık Đlçe Đdare Kurulu idare makamları bavuranların  
iddialarına yönelik soruturma balattığını not eder. Ancak, sözkonusu soruturma Jandarma  
Komutanlığı’ndan bavuranın iddiaları hakkında bilgi talep etmekle sınırlı idi. Soruturma  
esnasında, bavuranların evlerinin ve mallarının yakılmasının faillerinin jandarmalar  
olduğunu ileri sürmelerine rağmen, güvenlik güçleri mensuplarının sorgulanması için  
herhangi bir adım atılmadığı görülmektedir. Aynı ekilde, yetkililerin, bavuranların  
iddialarını doğrulamak için iddia edilen olayların mahalline gitmeyi mütalaa ettikleri de  
görülmemektedir. Bunun yerine, güvenlik güçleri tarafından verilen bilgileri dayanak olarak  
almak onlar için yeterli olmutur. Bu bağlamda, AĐHM’nin mütemadiyen, güvenlik güçleri  
mensuplarının bu tür fiillere itirak etmiolabileceği olasılığını mütalaa etmek bağlamında  
yetkililerde bir isteksizlik tespit ettiği dikkate ayandır (bkz. yukarıda anılan Selçuk ve Asker;  
Đpek; Yöyler). Aslında, bu davada Ovacık Kaymakamı tarafından verilen yanıt, AĐHM’nin  
geçmiteki tespitlerini teyit etmektedir. Son olarak, jandarma yetkililerinin bavuranların  
iddialarını reddetmesinin ardından, Ovacık Đlçe Đdare Kurulu yetkilileri tarafından hiçbir  
soruturma yürütülmemitir.  
Her hal ve karda, AĐHM, Türkiye’nin güneydoğusundaki idare kurullarının valiye  
hiyerarik olarak bağlı memurlardan müteekkil olması ve hakkında soruturma yürütülen  
güvenlik güçlerinin bir komutana bağlı olması sebebiyle, bu kurulların bağımsız bir  
soruturma yürütme kabiliyetine ilikin ciddi üphelerini geçmite belirtmitir (bkz.  
diğerlerinin yanı sıra, Güleç – Türkiye, no. 21593/93, yukarıda anılan Yöyler ve Đpek).  
Soruturmada tespit edilen ciddi noksanlıklar, AĐHM’nin bu davada farkı bir sonuca  
varmasına izin vermemektedir.  
Bu artlarda, yetkililerin, bavuranların Halitpınar’daki mallarının tahrip edilmesi  
iddialarına yönelik kapsamlı ve etkili bir soruturma yürüttükleri söylenemez.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
V.AĐHS’NĐN 6., 8. VE 13. MADDELERĐ ĐLE BĐRLĐKTE ELE ALINDIĞINDA  
AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN VE 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN  
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, Kürt kökenleri sebebiyle, AĐHS’nin 6., 8. ve 13. maddeleri birlikte ele  
alındığında AĐHS’nin 14 maddesinin ve 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmesi  
suretiyle ayrımcılığa maruz kaldıklarını ileri sürmütür. 14. maddeye göre:  
“Bu Sözlemede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil,  
din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk,  
servet, doğum veya herhangi baka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan  
sağlanır.”  
11  
Bavuranlar, evlerinin ve mallarının tahrip edilmesinin, resmi bir politikanın sonucu  
olduğunu ve bunun Kürt kökenleri sebebiyle ayrımcılık tekil ettiğini ileri sürmütür.  
Hükümet, bavuranların iddialarını reddetmitir.  
AĐHM, bavuranların iddialarını, kendisine sunulmuolan kanıtlar temelinde  
incelemitir ancak bunların temelsiz olduğu kanısındadır. Dolayısıyla AĐHS’nin 14. maddesi  
ihlal edilmemitir.  
VI.AĐHS’NĐN 18. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, ikâyet konusu müdahale veya kısıtlamaların, AĐHS ile uyumsuz  
maksatlar çerçevesinde yapıldığını iddia etmitir. AĐHS’nin 18. maddesine atıfta  
bulunmulardır:  
“Bu Sözlemenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen  
sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”  
AĐHM, bu iddiayı kendisine sunulmuolan kanıtlar temelinde hâlihazırda incelediğini  
ve bu iddianın temelsiz olduğunu tespit ettiğine iaret eder. Buna göre, 18. madde ihlali tespit  
edilmemitir.  
VII.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili  
Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme,  
gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A.Tazminat  
Bavuranlar, evlerinin tahrip edilmesi ve 1994’ten beri ekonomik faaliyetlerini tekrar  
elde edememeleri dolayısıyla maruz kaldıkları maddi zarar için toplam 511.140.000.000 TL1  
talep etmitir.  
Hükümet, hiçbir AĐHS ihlali olmadığından bavuranlara adil tazmin ödenmemesi  
gerektiğini belirtmitir. Alternatif olarak, AĐHM herhangi bir AĐHS ihlali tespit edecek olursa,  
bavuranlarca talep edilen meblağların spekülatif olduğunu ve bölgenin ekonomik  
gerçeklerini yansıtmadığını ileri sürerek itiraz etmitir.  
AĐHM, bavuranlar tarafından iddia edilen zarar ile AĐHS ihlali arasında bir sebep  
sonuç bağı bulunması ve bunun, uygun durumda, kazanç kaybını kapsamasını gerektiğini  
hatırlatır (bkz. diğerlerinin yanı sıra Barbéra, Messegué ve Jabardo – Đspanya, 13 Haziran  
1994). Ancak, AĐHM, bu davada, hiçbir üpheye yer bırakmayacak ekilde bavuranların  
evlerinin Devlet güvenlik güçleri tarafından yakıldığının veya bavuranların zorla güvenlik  
güçleri tarafından köylerinden çıkarıldıklarının tespit edilmediğini hatırlatır. Buna göre, bir  
AĐHS ihlali tekil etmesi sözkonusu olan husus – etkili bir soruturmanın yokluğu – ile  
1 Yaklaık olarak 315.000 Euro.  
12  
bavuranlar tarafından talep edilen maddi zarar arasından hiçbir sebep sonuç bağı  
bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bavuranların bu balık altındaki talebini reddeder.  
B.Manevi tazminat  
Bavuranların her biri, 20.000 Euro manevi tazminat talep etmitir. Bu bağlamda  
köylerinden zorla çıkarılmaları ve Halitpınar’daki evlerinin ve mallarının tahrip edilmesinden  
sonra maruz kaldıkları acı ve yoksulluğa atıfta bulunmulardır.  
Hükümet, bu meblağın aırı ve haksız olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, ulusal yetkililerin, AĐHS’nin 13. maddesini ihlal ederek, bavuranların  
ikâyetlerine yönelik etkili ve kapsamlı bir soruturma yürütmediklerini tespit etmitir. Buna  
göre, manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir. Đddiaların ciddiyetini ve dikkate alarak  
ve eitlik temelinde karar vererek AĐHM, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni  
Türk Lirası’na çevrilmek üzere bavuranların her birine 4000 Euro (toplam 12.000 Euro)  
ödenmesine karar vermitir.  
C.Mahkeme masrafları  
Bavuranlar, AĐHS kurumlarında davalarının hazırlanması ve sunulması esnasındaki  
masraflar için toplam 19.110 Euro talep etmitir. Bu toplam, avukatlarının masraflarını  
kapsamaktadır (62 saat 20 dakika adli çalıma ve telefon konumaları, posta, çeviri ve  
kırtasiye gibi masraflar).  
Hükümet, bu iddianın aırı ve temelsiz olduğunu öne sürmütür. Bavuranların,  
iddialarını kanıtlamak için hiçbir makbuz ya da baka bir belge ortaya koymadığını  
belirtmitir.  
AĐHM, bavuranların, AĐHS çerçevesinde ikâyetlerinin ancak bir kısmını ortaya  
koyabildiklerine iaret eder. Ancak, bu dava detaylı inceleme gerektiren karmaık olgusal ve  
hukuki konular içermekteydi. Hal böyle iken, AĐHM, yalnızca gerçekten ve gerektiği için  
yapılolan adli masrafların AĐHS’nin 41. maddesi kapsamında geri ödenebileceğini  
tekrarlar. Bavuranlar tarafından talep edilen meblağların detaylarını dikkate alarak, AĐHM,  
uygulanabilecek her türlü katma değer vergisi hariç, toplam 2.650 Euro ödenmesine karar  
vermitir.  
D.Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1.Hükümet’in ön itirazının reddine;  
2.AĐHS’nin 3. ve 8. maddeleri ile 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3.AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;  
13  
4.AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesinin gerekli olmadığına;  
5.AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
6.AĐHS’nin 3., 6., 8. ve 13. maddeleri ve 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte ele  
alındığında AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;  
7.AĐHS’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine;  
8.  
(a) Sorumlu Devlet’in, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek ve bavuranların Türkiye’deki banka hesaplarına yatırılmak üzere  
(i)bavuranların her birine 4.000 (dört bin Euro) manevi tazminat;  
(ii)mahkeme masrafları için bavuranlara ortak olarak 2.650 Euro (iki bin altı yüz elli  
Euro);  
(iii)bu meblağlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;  
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
9. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 2  
ubat 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Vincent BERGER  
Bostjan ZUPANCIC  
Yazı Đꢁleri Müdürü  
Bakan  
14  
15