etmektedirler. Yine yargılamanın hakkaniyete uygun yapılmaması bağlamında baꢀvuranlar,
gözaltında tutuldukları sırada yasal olmayan yollardan toplanan kanıt unsurları temelinde
mahkum edildiklerini savunmaktadırlar.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin
Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı ay süresi kuralına uyulmadığı
gerekçesiyle AĐHM’yi bu ꢀikayeti reddetmeye davet etmektedir. Hükümet, bu ꢀikayetle ilgili
kesinleꢀmiꢀ yargı kararının DGM tarafından verilen karar olduğunu savunmaktadır. Bu
hususta Hükümet, olayların meydana geldiği dönemde Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin
oluꢀumunun ulusal mevzuatla düzenlenmiꢀ olması sebebiyle Yargıtay’ın konuyla ilgili olarak
hüküm verme yetkisinin olmadığını savunmaktadır. Hükümet, baꢀvuranların iç hukuk
yollarının etkisiz kaldığını farkettikleri anda, yani DGM’nin karar verdiği 27 Mart 1996
tarihinden itibaren baꢀvuruda bulunmaları gerektiği sonucuna varmaktadır. Hükümet, buna
karꢀın baꢀvuranların 20 Nisan 1998 tarihinde baꢀvuru yaptıklarına dikkat çekmektedir.
AĐHM, Özdemir – Türkiye (no: 59659/00, prg. 26, 6 ꢁubat 2003) davasında benzer bir itirazı
reddettiğini anımsatır. Daha evvel vardığı sonuçtan ayrılması için herhangi bir gerekçe
görmeyen AĐHM, Hükümet’in bu itirazını reddeder.
Ayrıca AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi meselesini, Hükümet’in bu hususu gündeme
getirmekten vazgeçmiꢀ olması sebebiyle, ex officio incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir.
Elindeki unsurların tamamını dikkate alan AĐHM, içtihadından doğan ölçütler ıꢀığında (Đncal
- Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, ve Çıraklar – Türkiye, 28 Ekim 1998) baꢀvuranların
ꢀikayetlerinin esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. AĐHM ayrıca, sözkonusu
ꢀikayetlerle ilgili olarak herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit
etmektedir.
B. Esasa iliꢁkin
1. Devlet güvenlik mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlığı hakkında
AĐHM, mevcut davada farklı bir sonuca varmasını sağlayabilecek nitelikte herhangi bir olgu
ya da kanıtın Hükümet tarafından sunulmadığını değerlendirmektedir. AĐHM, bir Devlet
Güvenlik Mahkemesi önünde ‘ulusal güvenlik’ konusuyla alakalı suçlamalara cevap veren
baꢀvuranların, askeri yargıya mensup bir subayın da aralarında bulunduğu hâkimlerin
karꢀısına çıkmaktan endiꢀe duymasının anlaꢀılır bir durum olduğu tespitini yapmaktadır. Bu
nedenle baꢀvuranın meꢀru bir ꢀekilde, mahkemenin amacına aykırı birtakım mülahazaların
etkisinde kalmasından kaygı duyması mümkündü. Bu itibarla baꢀvuranın adıgeçen
mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığı konusunda beslediği ꢀüphelerin objektif gerekçelere
dayandığı mütalaa edilebilir (Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, § 72, in fine).
AĐHM, baꢀvuranı yargılayarak mahkûm ettiği dönemde DGM’nin bağımsız ve tarafsız bir
mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
3