COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
PAKKAN – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 13017/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
31 Ekim 2006  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ekle  
ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaı olan Muammer Pakkan  
(“bavuran”) tarafından, 7 Mart 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan  
bavurudan (no. 13017/02) kaynaklanmaktadır.  
Bavuran, Đstanbul Barosu’na bağlı avukatlar M. Filorinalı ve Y. Baara tarafından  
temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Bavuran 1963 doğumludur ve Edirne F-Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır.  
28 Kasım 1992 tarihinde, bavuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
ubesi’nde görevli polis memurları tarafından gözaltına alınmıtır. 10 Aralık 1992 tarihinde,  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın tutuklu yargılanmasına hükmetmitir.  
5 Ocak 1993 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
bavuran ve diğer yirmi dokuz kii hakkında bir iddianame sunmuve onları, Türk Ceza  
Kanunu’nun 146. maddesi ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine aykırı olarak  
yasaı sol bir örgüte üye olmakla suçlamıtır.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde gerçekleen ve heyetinde askeri bir hakimin  
yer aldığı 22 Kasım 1993 tarihli durumada, sanıklar duruma salonunda sloganlar atarak  
ilemleri protesto etmilerdir. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesini müteakip, sanıklar  
mahkeme binasının pencerelerini kırmılardır.  
1993 ve 1994 yılları arasında gerçekleen durumalarda, mahkeme, bazı tanıkların  
ifadelerini dinlemive sanıkların ifadelerini almıtır.  
18 Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’da değiiklik yapılmıve bu değiiklik ile Devlet  
Güvenlik Mahkemeleri heyetinde yer alan askeri hakimlerin yerine sivil hakimler  
görevlendirilmitir.  
Mahkeme, suçun niteliğini ve dava dosyasının içeriğini gözönünde bulundurarak  
bavuranın tutuksuz yargılanma talebini reddetmive tutuklu yargılanmasının devamını  
emretmitir. Bavuranın yer almadığı durumalarda, mahkeme bavuranın durumunu kendi  
insiyatifi ile değerlendirmive aynı gerekçelere dayanarak bavuranın tutuklu yargılanmasını  
emretmitir.  
27 Mart 2000 tarihli durumada, mahkeme, bavuran da dahil olmak üzere neredeyse  
tüm sanıkların son ifadelerini almayı tamamlamıve son ifadelerini henüz sunmamıolanlar  
için ek bir sürenin verilmeyeceğini ifade etmitir.  
1
30 Temmuz 2001 tarihinde, bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin farklı  
bir dairesine dilekçe sunmuve mahkemenin tutuklu yargılamanın devamına ilikin kararı  
hakkında ikayetçi olmutur. 1 Ağustos 2001 tarihinde, suçun niteliği ve dava dosyasının  
içeriği nedeniyle itirazı reddedilmitir.  
12 Ekim 2001 tarihine kadar Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde elli beꢀ  
duruma düzenlenmive mahkemenin heyetinde yer alan yargıçlar altı sefer değitirilmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 7 Mayıs 2004 tarihinde yürürlüğe konulan anayasal  
değiiklikler ile kaldırılmıtır. Sonuç olarak, ceza muhakemeleri usulü tarafından sağlanan  
usule ilikin teminatların tümü bundan sonra istisnasız bütün yargılama usulleri için geçerli  
hale gelmitir.  
27 Ekim 2004 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi bavuranı suçlu bulmuve  
onu ömür boyu hapis cezasına çarptırmıtır.  
13 Temmuz 2005 tarihinde, Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını  
usulden bozmutur.  
Dava, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde halen devam etmekte ve bavuran halen  
tutuklu yargılanmaktadır. En son duruma 2 Aralık 2005 tarihinde düzenlenmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, yaklaık on üç yıllık tutuklu yargılama süresinin, AĐHS’nin 5 § 3.  
maddesinde belirtilen “makul süre” artını ihlal ettiğinden bahisle ikayetçi olmutur.  
Sözkonusu madde öyledir:  
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda  
bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıdiğer bir  
görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuturma  
sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin durumada hazır bulunmasını  
sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHM, bu ikayetin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydetmitir. Ayrıca, baka açılardan da kabuledilmez olmadığını belirtmitir.  
Dolayısıyla kabuledilebilir bulunmalıdır.  
B. Esaslar  
Hükümet, bavuranın yakalanmasının, onun suç ilediğine dair üphe uyandıracak  
makul sebeplerin varlığına dayalı olduğunu ve nezaret durumunun yetkili mercii tarafından  
düzenli ve itinalı olarak gözden geçirildiğini ileri sürmütür. Bavurana yöneltilen suçlamanın  
ciddi olduğunu ve suçu önlemek ve kamu düzenini korumak için tutuklu yargılanmasının  
2
devamının gerekli olduğunu belirtmitir. Hükümet, son olarak, bavuranın toplam tutuklu  
yargılanma süresinin, sanıkların sayısı ve ilemlerin karmaık yapısı karısında makul  
olduğunu ileri sürmütür.  
Bavuran bu iddialara itiraz etmitir. Hiçbir eyin on üç yıllık tutuklu yargılama  
süresini haklı çıkaramayacağını ileri sürmütür.  
AĐHM, sözkonusu bir davada sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süreyi  
amamasını sağlama görevinin öncelikle ulusal yargı makamlarına düğünü yinelemitir.  
Bu amaçla, masumiyet karinesine bağlı kalarak, kiisel özgürlüğe saygı kuralına uymamayı  
haklı çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya çürüten  
delilleri incelemeli ve bunları serbest bırakılma bavurularına ilikin kararlarında ortaya  
koymalıdırlar. AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmemiolduğu hususunda  
bir karara varırken esas olarak sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında  
bavuran tarafından ortaya konan gerçekleri temel almalıdır (bkz., Sevgin ve Đnce – Türkiye,  
no. 46262/99, 20 Eylül 2005).  
Yakalanan kiinin bir suç ilemiolduğuna ilikin makul üphenin devamı,  
tutululuğun devamının geçerliliği için mutlaka aranılan bir kouldur ancak, belirli bir süre  
sonra yeterli olmamaktadır. AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer  
gerekçelerin, kiinin özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip  
etmediğini tespit etmelidir (bkz., diğer kararların yanı sıra, Ilijkov – Bulgaristan, no.  
33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001 ve Labita – Đtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AĐHM  
2000-IV).  
Sözkonusu davada, AĐHM, mahkumiyet öncesi tutukluluğa ilikin iki süreç olduğunu  
kaydetmitir. Đlk süreç, bavuranın yakalanmasıyla birlikte 28 Kasım 1992 tarihinde balamıꢀ  
ve Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin karar verdiği tarih olan 27 Ekim 2004 tarihinde sona  
ermitir. Bu süreden, Yargıtay’ın karar verdiği tarih olan 13 Temmuz 2005’e kadar, bavuran,  
“yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesinin üzerine” tutuklu bulundurulmutur. Bu  
durum AĐHS’nin 5 § 1 (a) maddesinin kapsamı dahilindedir. Đkinci süreç 13 Temmuz 2005  
tarihinde balamıtır ve halen devam etmektedir. Dolayısıyla, toplam süre, halihazırda, on üç  
yıldan fazla sürmütür.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın devam etmekte olan tutukluluğunu,  
kendi gerek görmesi veya bavuranın talebi üzerine, her durumanın sonunda  
değerlendirmitir. Ancak, AĐHM, dava dosyasındaki delillere dayanarak, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin, “suçun niteliğini ve delillerin durumunu gözönünde tutarak” gibi aynı ve  
basmakalıp ifadelere bavurarak bavuranın tutukluluğunun devamını emrettiğini  
belirtmektedir. “Delillerin durumu” ifadesi genel olarak ciddi suç göstergelerinin varlığı ve  
devamlığına yönelik ilgili bir unsur oluturabilir. Ancak, bu davada, bavuranın hakkında  
ikayetçi olduğu tutukluluk süresini tek baına haklı çıkarmaya yetmez (bkz., diğerlerinin yanı  
sıra, Letellier – Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, Seri A no. 207 ve yukarıda anılan,  
Demirel). Ek olarak, AĐHM, cezai ilemlerin yürütülmesinde yerel yetkililerin itina  
göstermediklerini kaydetmektedir. AĐHM, 6. maddeye ilikin olarak bu konuyu daha ayrıntılı  
biçimde inceleyecektir.  
Yukarıda belirtilen değerlendirmeler, AĐHM’nin, mahkemenin basmakalıp  
muhakemesini de gözönüne alarak bavuranın on üç yıldan fazla süren tutuklu yargılama  
3
süresinin AĐHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca makul süre artını ağı sonucuna varmasını  
sağlamak için yeterlidir.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, kendisini yargılayan Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri  
bir hakimin bulunması nedeniyle davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından  
hakkaniyete uygun olarak görülmediği konusunda ikayetçi olmutur. Bavuran, ayrıca,  
hakkında açılan ve halen devam etmekte olan cezai ilemlerin süresinin AĐHS’nin 6 § 1.  
maddesinde belirtilen “makul süre” artını ihlal ettiğinden bahisle ikayetçi olmutur.  
AĐHS’nin 6. maddesinin ilgili kısmı öyledir:  
Herkes, . . . cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,  
yasayla kurulmubağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,  
hakkaniyete uygun . . . olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
A. Kabuledilebilirlik  
1. Đlk derece mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesi uyarınca, bavuranın Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilikin ikayetinin iç hukuk yollarının  
tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmütür. Hükümet, bavuranın bu  
ikayeti yerel mahkemeler önünde ileri sürmediğini belirtmitir. Hükümet, ayrıca, 1999 tarihli  
anayasal değiikliğe atıfta bulunmutur. Bu değiiklik ile askeri hakimler artık bu  
mahkemelerin heyetlerinde yer almayacaklardır. Hükümet, bu nedenle, bavuranın, davasının  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmesini isteme hakkının ihlal edilmesinin  
sonucunda mağdur konumda olduğunu iddia edemeyeceğini ileri sürmütür.  
Hükümet’in ilk itirazı hususunda, AĐHM, daha önce Hükümet’in iç hukuk yollarının  
tüketilmemesine ilikin benzer ön itirazlarını incelediğini ve reddettiğini yinelemitir (bkz.,  
Vural – Türkiye, no. 56007/00, 21 Aralık 2004, Çolak – Türkiye (no. 1), no. 52898/99, 15  
Temmuz 2004 ve yukarıda anılan, Özel). Bu davada, yukarıda belirtilen davalardaki  
kararlarından sapmasını sağlayacak özel bir koul görmemitir.  
AĐHM, dolayısıyla, ön itirazın bu bölümünü reddetmitir.  
Hükümet’in ikinci itirazı hususunda, AĐHM, geçmite benzer davaları incelediğini ve  
AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği kararına vardığını hatırlatmıtır (bkz., yukarıda  
anılan, Özel ve Özdemir – Türkiye, no. 59659/00, 6 ubat 2003). Ancak, sözkonusu bavuru  
aağıda belirtilen nedenlerden ötürü ayrı tutulabilir:  
Her ne kadar bavuranın yargılaması heyetinde bir askeri hakim bulunan Đstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda balamıolsa da, ilemlerin devam etmekte olduğu  
1999 yılında, Anayasa’da değiiklik yapılmıve Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
heyetinde yer alan askeri hakimin yerine sivil hakim getirilmitir. Dolayısıyla bavuran, bu  
değiiklikten sonra üç sivil hakimden oluan Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından  
yargılanmıtır. Ek olarak, 7 Mayıs 2004 tarihinde yürürlüğe giren anayasal değiiklikler ile  
4
Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıtır. Bu nedenle, bavuranın davası Đstanbul Ağır  
Ceza Mahkemesi’nde devam etmitir. 27 Ekim 2004 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi bavuranı mahkum etmitir. Daha sonra, bu mahkumiyet kararı usule ilikin  
gerekçelerden ötürü Yargıtay tarafından bozulmutur. Sonuç olarak, imdi, bavuran, ceza  
muhakemeleri usulü tarafından sağlanan usule ilikin teminatların tümü sağlanmıolarak  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanmaktadır (bkz. Yaar – Türkiye, no.  
46412/99, 31 Mart 2005 ve Tarlan – Türkiye, no. 31096/02, 30 Mart 2006).  
Yukarıda belirtilenlerin ıığında, AĐHM, bavuranın Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilikin ikayetinin AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4.  
maddesi uyarınca açıkça dayanaktan olması gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kararını  
vermitir.  
2. Đꢀlemlerin süresi  
AĐHM, bavuranın cezai ilemlerin süresine ilikin ikayetinin AĐHS’nin 35 § 3.  
maddesi anlamı dahilinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmitir. Baka açılardan da  
kabuledilmez olmadığını belirtmitir. Dolayısıyla kabuledilebilir bulunmalıdır.  
B. Esaslar  
Hükümet, sözkonusu davada, sanıkların sayısı, davanın karmaıklığı ve suçun niteliği  
gözönüne alındığında ilemlerin süresinin aırı olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etmitir.  
Ayrıca, bavuranın, duruma salonunda gösteri düzenleyerek ilemlerin süresinde etkili  
olduğunu iddia etmitir.  
Bavuran, davanın karmaık olmadığını, zira bütün sanıkların sadece yasadıı bir  
örgüte üyelikle suçlandıklarını ileri sürmütür. Bavuran, ayrıca, sanıkların sadece birkaç  
sefer protesto düzenlediklerini ve bunun demokratik hakları olduğunu iddia etmitir.  
AĐHM, göz önünde bulundurulacak sürecin bavuranın gözaltına alındığı tarih olan 28  
Kasım 1992 tarihinde baladığını ve cezai ilemlerin halen devam etmekte olduğunu  
kaydetmitir. Dolayısıyla, ilemler, halihazırda, üç yargı kademesinde on üç yıl ve dokuz  
aydan fazla sürmütür.  
AĐHM, ilk olarak, ilemlerin süresinin makul olup olmadığının, dava olayları  
ıığında ve davanın karmaıklığı, bavuranın ve ilgili makamların tutumu ve bavuranın karı  
karıya olduğu riskler kriterlerine atfen değerlendirilmesi gerektiğini yinelemitir (bkz., diğer  
pek çok kararın yanı sıra, Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], 25444/94).  
AĐHM, davanın bir dereceye kadar karmaıklık içermesine rağmen bunun ilemlerin  
toplam süresini haklı çıkarmayacağını kaydetmitir.  
Bavuranın tutumu hususunda, AĐHM, bavuranın birkaç sefer mahkemeye  
gelmediğini gözlemlemitir. Ancak, AĐHM, bavuranın bazı durumalara katılmamasının  
ilemlerin toplam süresini haklı çıkarmayacağı kanısındadır. Ayrıca, AĐHM, bavuranın diğer  
tüm sanıklarla birlikte protesto düzenleyerek ilemleri geciktirmesinin sadece bir kereye  
mahsus olduğunu kaydetmitir.  
5
Yetkililerin tutumu hususunda, AĐHM, yetkililere atfolunabilir önemli bir gecikme  
süresi olduğunu kaydetmitir. Bu hususta, dava dosyasında bulunan belgelerde, 1994 yılının  
sonunda mahkemenin neredeyse tüm tanıkları dinlediğini gözlemlemitir. Ancak, sanıkların  
son ifadeleri 27 Mart 2000 tarihine kadar alınmıtır. Bu gecikme için yeterli bir açıklama  
sunulmamıtır. Ayrıca, ilk derece mahkemesinin karar vermesinin neden dört buçuk yıl daha  
sürdüğü konusunda da tatmin edici herhangi bir açıklama sunulmamıtır.  
AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin Sözlemeci Devletlere, yasal sistemlerini,  
mahkemelerinin bu sistemin gereklerine uyabileceği ekilde düzenlemeleri görevini  
yüklediğini ve bu gereklere, davanın makul süre içinde görülmesi yükümlülüğünün de dahil  
olduğunu hatırlatarak (bkz. Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98, 12 Nisan 2001), yerel  
mahkemenin ilemleri hızlandırmak için daha sıkı tedbirler uygulamıolması gerektiğini  
değerlendirmitir. AĐHM, bu nedenle, ulusal mahkemenin gerekli özeni göstermemiolması  
sebebiyle sözkonusu davada ilemlerin gereksiz yere uzatıldığını tespit etmitir.  
Yukarıda belirtilenler karısında, AĐHM, cezai ilemlerin, AĐHS’nin 6 § 1.  
maddesinde belirtilen makul süre artıyla uyumlu olmadığını değerlendirmitir.  
Dolayısıyla, bu hüküm ihlal edilmitir.  
III. AVRUPA ĐNSAN HAKLARI SÖZLEMESĐ’NĐN 41. MADDESĐNĐN  
UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, 67.500 Euro maddi tazminat talep etmitir. Bu bağlamda, cezai ilemlerin  
aırı süresine ve çalıamamasına sebep olan tutuklu yargılama süresine atıfta bulunmutur.  
Ayrıca, 50.000 Euro manevi tazminat talep etmitir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM, tespit edilen ihlaller ile iddia edilen maddi tazminat arasında herhangi bir  
sebep sonuç ilikisi görmemive dolayısıyla bu talebi reddetmitir. Ancak, bavuranın,  
sadece ihlal tespitiyle tazmin edilemeyecek bir miktar sıkıntıya maruz kalmıolabileceğini  
kabul etmitir. Dava olaylarını ve içtihadını gözönünde bulunduran AĐHM, bavurana 9.000  
Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Mahkeme Masrafları  
Bavuran, yerel mahkemelerde ve Strazburg Mahkemesi’nde yapılan mahkeme  
masraflarına karılık 4.750 Euro talep etmitir. Temsilcisinin, Đstanbul Barosu Asgari Ücret  
Tarifesi’nde AĐHM’ye bavurular için önerdiği tarifeyi uyguladığını iddia etmitir.  
6
Hükümet itiraz etmitir.  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, bavuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak, gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu  
bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde tutan AĐHM, bu balık altında 1.500 Euro  
tazminat ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavuranın tutuklu yargılama süresine ve cezai ilemlerin süresine ilikin ikayetin  
kabuledilebilir ve bavurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. (a) Sorumlu Devlet’in, bavurana, aağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi  
uyarınca kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur  
üzerinden Yeni Türk Lirası’na dönütürmek üzere ödemesine:  
(i) 9.000 Euro (dokuz bin Euro) manevi tazminat;  
(ii) 1.500 Euro (bin beyüz Euro) mahkeme masrafları;  
(iii) tabi olabilecek her türlü vergi;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 31 Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
T.L. EARLY  
Nicolas BRATZA  
Yazı Đꢀleri Müdürü  
Bakan  
7