Başvuran Cumhuriyet Savcılığı’nın kendisine yönelttiği, Devlete karşı düşmanlığa
tahrik etme suçunun TCK’nın 312. maddesinde öngörülmediğini iddia etse de, AİHM davaya
bakan mahkemelerin Savcılığın muhakeme biçimini takip etmediğini not eder. Başvuranın
mahkumiyeti, TCK’nın 312. maddesinde açıkça öngörülen, toplumun farklı kesimlerini kin ve
düşmanlığa tahrik etmek suçuna dayandırılmıştır, dolayısıyla yasa ile öngörülmüştür.
AİHS’nin 10§2. maddesi uyarınca müdahalenin toprak bütünlüğünün korunması gibi
meşru bir amaç güttüğüne yönelik bir itirazda da bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-
Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir.
Bu durumda anlaşmazlık, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı
sorusuna dayanmaktadır.
AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da
incelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle
Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 74, İbrahim Aksoy-
Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39,
Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).
AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı
şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM metinlerde
kullanılan kelimeler ile bunların kullanıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve
incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı
zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adıgeçen karar, § 60, ve İncal-
Türkiye, 9 Haziran 1998, s. 1568, § 58).
Dava konusu makale terörle ve ayrılıkçı akımlarla mücadele Hükümet tarafından
yürütülen politikaların katılığını eleştirmektedir.
AİHM İstanbul DGM’nin dava konusu makaleleri halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden
ifadeler içerdiği kanaatine vardığını ortaya koymaktadır.
AİHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli görülemeyeceği
sonucuna varmıştır (Bkz., mutadis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, § 58, 8
Temmuz 1999). Mahkeme söz konusu makalelerin bazı bölümlerinin özellikle sert olduğunu
ve Türk Devleti hakkında son derece olumsuz bir tablo çizerek anlatıma düşmanlığı
çağrıştıran bir anlam yüklemiş olsa da, yazının ne şiddet kullanmaya ne silahlı direnişe ne de
başkaldırmaya teşvik ettiğini tespit etmiş ve bunun kin yüklü bir söylem olmayışının, göz
önünde bulundurulması gereken esas unsur olduğu kanaatine varmıştır (Bkz. a contrario,
Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no: 24919/94,
§ 50, 8 Temmuz 1999).
AİHM, müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ile
ağırlığının da gözönünde bulundurulacak unsurlar olduğunu hatırlatır. Mevcut davada
başvuranın hapis cezasına mahkum edilmesi, bu ceza ertelenmiş dahi olsa, güdülen amaçlarla
orantısız olup, “demokratik bir toplumda gerekli” değildir.
Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 6§1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA