CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
PAMAK - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:39708/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
7 Haziran 2005  
İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (39708/98) başvuru no’lu davanın  
nedeni, bu ülke vatandaşı Mehmet Pamak’ın (başvuran) 5 Eylül 1997 tarihinde Avrupa İnsan  
Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları  
Komisyonu’na (Komisyon) yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından I.S. Çarsancaklı  
edilmektedir.  
tarafından temsil  
AİHM 20 Haziran 2002 tarihinde başvuruyu kabuledilebilir bulmuştur.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
Başvuran 1950 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmekte ve gazetecilik yapmaktadır.  
Haftalık Selam dergisinin 31 Ekim ve 6 Kasım 1994 tarihli sayılarında “Yetmiş birinci  
yılında rejim ayakta kalmak için ek destek arayışında” başlıklı, başvuran tarafından kaleme  
alınan bir makale yayımlanmıştır.  
A. Suçlama Gerekçesi  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 20 Haziran 1995  
tarihli iddianame ile başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 312§2. maddesi uyarınca suçlamıştır.  
Bu hüküm din farklılığı gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi cezalandırmaktadır.  
Cumhuriyet Savcısı iddianamesinde dava konusu yayında başvuranın halkı Devlet’e karşı  
kışkırttığını ileri sürmüştür.  
B. Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki Yargılama  
Başvuran İstanbul DGM’de hakkındaki suçlamaları reddetmiş ve dava konusu  
makalenin yalnızca Hükümet’in insan hakları konusundaki uygulamalarını eleştirdiğini öne  
sürmüştür.  
İstanbul DGM başvuranı suçlu bulmuş ve TCK’nın 312§2. maddesi uyarınca bir yıl  
sekiz ay hapis cezası ile 433.333 TL para cezası ödemeye mahkum etmiştir. Ardından  
Mahkeme cezanın infazını ertelemeye karar vermiştir. Mahkeme kararını verirken, dava  
konusu makalenin toplumun farklı kesimlerini kin ve düşmanlığa tahrik ettiğine kanaat  
getirmiş ve makalenin özellikle 20 Haziran 1995 tarihli iddianamede belirtilen bölümlerini  
dikkate almıştır.  
C. Başvuran tarafından yapılan temyiz  
25 Ekim 1996 tarihinde başvuran kararı temyize götürmüştür. Başvuran temyiz  
gerekçesi olarak AİHS’yi ve ifade özgürlüğünü göstermiştir.  
6 Mart 1997 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin görüşlerini kabul ederek  
başvuranın temyizini reddetmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran mahkumiyetinin düşünce özgürlüğünü kısıtladığından şikayetçi olmakta ve  
bu itibarla AİHS’nin 10. maddesine gönderme yapmaktadır.  
AİHM sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleşme’nin 10§1. maddesi ile güvence  
altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar  
arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtir.  
Başvuran Cumhuriyet Savcılığı’nın kendisine yönelttiği, Devlete karşı düşmanlığa  
tahrik etme suçunun TCK’nın 312. maddesinde öngörülmediğini iddia etse de, AİHM davaya  
bakan mahkemelerin Savcılığın muhakeme biçimini takip etmediğini not eder. Başvuranın  
mahkumiyeti, TCK’nın 312. maddesinde açıkça öngörülen, toplumun farklı kesimlerini kin ve  
düşmanlığa tahrik etmek suçuna dayandırılmıştır, dolayısıyla yasa ile öngörülmüştür.  
AİHS’nin 10§2. maddesi uyarınca müdahalenin toprak bütünlüğünün korunması gibi  
meşru bir amaç güttüğüne yönelik bir itirazda da bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-  
Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir.  
Bu durumda anlaşmazlık, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı  
sorusuna dayanmaktadır.  
AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da  
incelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle  
Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 74, İbrahim Aksoy-  
Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39,  
Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).  
AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı  
şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM metinlerde  
kullanılan kelimeler ile bunların kullanıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve  
incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı  
zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adıgeçen karar, § 60, ve İncal-  
Türkiye, 9 Haziran 1998, s. 1568, § 58).  
Dava konusu makale terörle ve ayrılıı akımlarla mücadele Hükümet tarafından  
yürütülen politikaların katılığını eleştirmektedir.  
AİHM İstanbul DGM’nin dava konusu makaleleri halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden  
ifadeler içerdiği kanaatine vardığını ortaya koymaktadır.  
AİHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların  
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli görülemeyeceği  
sonucuna varmıştır (Bkz., mutadis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, § 58, 8  
Temmuz 1999). Mahkeme söz konusu makalelerin bazı bölümlerinin özellikle sert olduğunu  
ve Türk Devleti hakkında son derece olumsuz bir tablo çizerek anlatıma düşmanlığı  
çağrıştıran bir anlam yüklemiş olsa da, yazının ne şiddet kullanmaya ne silahlı direnişe ne de  
başkaldırmaya teşvik ettiğini tespit etmiş ve bunun kin yüklü bir söylem olmayışının, göz  
önünde bulundurulması gereken esas unsur olduğu kanaatine varmıştır (Bkz. a contrario,  
Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no: 24919/94,  
§ 50, 8 Temmuz 1999).  
AİHM, müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ile  
ağırlığının da gözönünde bulundurulacak unsurlar olduğunu hatırlatır. Mevcut davada  
başvuranın hapis cezasına mahkum edilmesi, bu ceza ertelenmiş dahi olsa, güdülen amaçlarla  
orantısız olup, “demokratik bir toplumda gerekli” değildir.  
Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 6§1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bir  
yandan bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, diğer yandan ise Yargıtay  
Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin kendisine iletilmemesinden ötürü, sözkonusu  
mahkemenin kendisine adil bir yargılama sağlayabilecek “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme”  
olmadığı iddiasında bulunmakta ve AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının c)  
bendine gönderme yapmaktadır.  
A. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında  
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve  
bunların AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.  
adıgeçen Özel, § § 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659,§§ 35-36, 6 Şubat 2003).  
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak  
hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, “ulusal güvenliğe” ilişkin  
suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker  
kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının  
anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı  
olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız  
olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul  
edilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72).  
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
AİHS’nin 6§1. maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı  
sonucuna varmıştır.  
Sonuç olarak AİHS’nin 6§1. maddesi ihlal edilmiştir.  
B. Ceza Yargılamasının Adilliği Hakkında  
Hükümet bir ihlalin varolduğunu kabul etmemektedir.  
AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve  
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil ve  
hakkaniyete uygun bir yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.  
Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının  
ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, mevcut şikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine  
varmıştır (bkz. diğerleri arasında, Çıraklar-Türkiye , 28 Ekim 1998, Derleme 1998-VII, s.  
3074, §§ 44-45).  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran ulusal mahkemeler önünde yaptığı masrafların karşılığı olarak 4.500  
(dörtbin beşyüz) Euro değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
Başvuran ayrıca 40.000 (kırkbin) Euro değerinde manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.  
İddia edilen maddi zararla ilgili olarak AİHM, herhangi bir belge ile  
desteklenmediğinden bu iddiaların tamamen reddedilmesine karar vermiştir.  
Manevi tazminat konusunda ise AİHM, başvuranın mevcut davanın koşulları  
nedeniyle bir tür karmaşa yaşamış olabileceği kanaatindedir. AİHS’nin 41. maddesinde  
öngörüldüğü üzere AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana manevi zararın tazmini için  
5.000 (beşbin) Euro ödenmesine karar vermiştir.  
AİHM mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6§1. maddesine göre tarafsız ve bağımsız  
olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun  
tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden  
yargılanması olacağı kanaatine varmıştır (Gençel kararı, § 27).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran aynı zamanda Komisyon ve AİHM nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar  
için 4.480 Euro talep etmektedir. Başvuran bu harcama miktarını kanıtlayıcı hiçbir belge  
sunmamıştır.  
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM  
başvurana, tüm masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro ödenmesinin makul olduğuna  
karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,  
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğinden  
yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6. maddesine dayanan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek  
görülmediğine;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet  
tarafından başvurana,  
i. manevi tazminat için 5.000 (beş bin) Euro ödenmesine,  
ii. masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;  
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§2. ve 3.  
maddesine uygun olarak 7 Haziran 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.