C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
PAAOĞLU - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 8932/03 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
8 Temmuz 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup bazı  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (8932/03) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaı)  
Turan Paaoğlu’nun (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 17 Ocak 2003  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözlemesi’nin (AĐHS)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından E. Saraçoğlu ve D. Sanlı tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1963 doğumlu olan bavuran Selanik’te ikamet etmektedir.  
Yunan vatandaı bir kadınla evli olan bavuran bir çocuk babasıdır.  
Bavuran pasaport süresinin uzatılması talebiyle 18 Ekim 1999 tarihinde Türkiye’nin Selanik  
Bakonsolosluğu’na bavuruda bulunmutur. Đçileri Bakanlığı’nın talimatı üzerine  
bavuranın bu talebi reddedilmitir.  
Aynı gün bavuran Bakonsolos’a müracaat ederek hangi gerekçelerle bavurusunun  
reddedildiği hakkında bilgi talebinde bulunmutur.  
Bavuranın avukatı, hangi gerekçelerle bavurana yönelik tahdit fii tanzim edildiği  
konusunda bilgi edinmek maksadıyla 27 Ekim 1999 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü’ne  
bavurmutur.  
Emniyet Genel Müdürlüğü 9 Kasım 1999 tarihinde Đstanbul Valiliği’ne, bavuranın  
yurtında kalmasının ve kendisine pasaport verilmesinin 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun  
3463 sayılı Kanunla değiik 22. maddesi uyarınca ülke güvenliği açısından sakıncalı  
olduğunu bu nedenle de bavuranla ilgili olarak bir tahdit fii tanzim edildiği bilgi vermitir.  
Bavuranın avukatı 10 Kasım 1999 tarihinde bavuranın konu edildiği sınırlama tedbirine  
ilikin bilgi talebiyle Emniyet Müdürlüğü’ne bavurmutur.  
Đçileri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, Ankara Valiliği’ne bavuranın yurtdıında  
kalmasının ve kendisine pasaport verilmesinin 5682 sayılı Pasaport Kanunun 22. maddesi  
uyarınca ülke güvenliği açısından sakıncalı olduğunu bu nedenle de bavuranla ilgili olarak  
bir tahdit fii tanzim edildiği bilgisini vermitir. Emniyet Genel Müdürlüğü bu çerçevede  
genel güvenlik gerekçeleriyle bavuranla ilgili olarak bir tahdit fii tanzim edildiğine dikkat  
çekmitir.  
Aynı gün Dıileri Bakanlığı’ndan dıtemsilciliğine bavuranın pasaportuna el konularak  
Đstanbul Valiliği’ne gönderilmesi talimatı vermesi talebinde bulunmutur.  
Bavuran 13 Aralık 1999 tarihinde yurtdıına çıkıyasağının iptali ve yürütmesinin  
durdurulmasına yönelik olarak Ankara Đdare Mahkemesi önünde bir dava açmıtır.  
Savunma Bakanlığı savunma layihasında, bavuranın, ‘Pontus’ propagandası yaptığı  
gerekçesiyle hakkında Türkiye’ye giriyasağı bulunan Yunan yazar Georgios Andreadis’in  
2
damadı olduğunu, bir turizm irketi ilettiğini ve Yunanistan’dan Türkiye’ye turlar  
düzenlediğini belirterek bu turlarda ‘Pontus’ propagandası yapabileceğini savunmutur.  
Bakanlık ayrıca 16 Temmuz 1999 tarihli bir bakanlık kararıyla bavuranın yurtdıında  
kalmasının ve pasaport talebinin yerine getirilmesinin 5682 sayılı Kanun’un 22. maddesi  
bakımından ülke güvenliği açısından sakıncalı olduğunu belirtmitir.  
Đdare Mahkemesi 10 ubat 2000 tarihinde yürütmenin durdurulması talebini reddetmitir.  
Davaya bakan hakimlerden biri, hakkında herhangi bir ceza mahkumiyeti bulunmayan  
bavurana isnat edilen olayların hiçbir kanıt unsuruyla ortaya konulamadığı gerekçesiyle bu  
karara muhalefet etmitir. Sözkonusu hakim Yunanistan ile Türkiye arasındaki mevcut  
yakınlamanın göz önünde bulundurularak ihtilaf konusu tedbirin yürütmesinin durdurulması  
gerektiğini savunmutur.  
Bavuran yürütmenin durdurulması yönündeki talebinin reddi kararına 2 Mart 2000 tarihinde  
itiraz etmitir.  
Đdare Mahkemesi bu itirazı 8 Mart 2000 tarihinde reddetmitir.  
Đdare Mahkemesi 5 Ekim 2000 tarihinde bavuranın iptal bavurusunu reddetmitir. Bu  
doğrultuda ihtilaf konusu kısıtlama tedbirinin yasal temeline dikkat çeken mahkeme,  
bavuranın kayınpederi tarafından eğitilen turist gruplarıyla Türkiye’ye seyahat düzenlemek  
suretiyle Helenizm propagandası yaptığının dosya unsurlarıyla sabit olduğu kanaatine varmıꢀ  
ve bu durumun ülke güvenliği açısından bir tehdit arz edebileceğini belirtmitir.  
Bavuran, ilke derece mahkemesi kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle 1  
Aralık 2000 tarihinde Danıtay’a bavurmutur. Bavuran, cezaların kiiselliği ilkesinin  
çiğnendiğini ve Türkiye’ye dönmesinin engellenmesine yönelik tedbirlerin kanundıı  
olduğunu iddia etmitir. Bavuran ayrıca sözkonusu turizm irketinin artık hissedarı  
olmadığını belirtmitir.  
Danıtay 7 ubat 2001 tarihinde bavuranın yürütmenin durdurulması talebini reddetmitir.  
25 Ekim 2001 tarihinde Danıtay ilk derece mahkemesinin kararının yasaya ve usul  
kaidelerine uygun olduğu ve itiraz gerekçelerinin bu kararın bozulmasını haklı çıkaracak  
nitelikte olmadığı hükmüne vararak iptal bavurusunu reddetmitir.  
Bavuran 19 Aralık 2001 tarihinde bu karara itiraz etmitir.  
Danıtay 15 Mayıs 2002 tarihinde verdiği bir kararla sözkonusu itirazı reddetmitir. Bu karar  
bavurana 9 Ağustos 2002 tarihinde tebliğ edilmitir.  
21 Ağustos 2002 tarihinde Đstanbul DGM Basavcısı, Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhinde  
propaganda yaptığı gerekçesiyle bavuran hakkında bir arama müzekkeresi çıkarmıtır.  
Bavuran 26 ubat 2004 tarihinde Türkiye’nin Madrid’deki temsilciliği nezdinde yeniden bir  
pasaport talebinde bulunmutur.  
Đstanbul Valiliği 15 Nisan 2004 tarihinde, Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhinde  
propaganda yaptığı gerekçesiyle Đstanbul DGM Basavcığı tarafından bavuran hakkında bir  
3
arama müzekkeresi çıkarıldığı konusunda Đçileri Bakanlığı ve Türkiye’nin Madrid’deki  
temsilciliğine bilgi vermitir.  
Đçileri Bakanlığı 28 Nisan 2004 tarihinde Türkiye’nin Madrid’deki temsilciliğini bavuranın  
pasaport talebini reddetmeye ancak kendisine kısa süreli ‘seyahat belgesi’ verilmek suretiyle  
Türkiye’ye dönmesini tevik etmeye davet etmitir.  
Bavuran 13 Ekim 2004 tarihinde Đçileri Bakanlığı’na hakkındaki tahdit fiinin iptal edilerek  
bir pasaport verilmesi için bir dilekçe yazmıtır.  
Đçileri Bakanlığı 7 Mart 2005’te, genel güvenlik bakımından ve daha evvel idare  
mahkemelerince alınan kararlara istinaden sözkonusu iptal talebinin yerine getirilmesinin  
uygun olmayacağı kanaatine varmıtır.  
Bavuranın avukatı 11 Mart 2005’te, müvekkili hakkındaki pasaport yasağının hala devam  
edip etmediği ve ayet bu yasak devam ediyorsa pasaport yasaklarının kaldırılmasını öngören  
genelgenin kabulü halinde kaldırılıp kaldırılamayacağı konularında Đçileri Bakanlığı Emniyet  
Genel Müdürlüğü’nden bilgi istemitir.  
17 Mart 2005 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü, bavuranın avukatına tebliğ edilmek üzere  
Ankara Valiliği’ne idare mahkemelerince alınan konuyla ilgili kararlara istinaden bavuran  
hakkındaki tahdit fiinin iptal edilmesine yer olmadığı kanaatine varmıtır.  
3 Mayıs 2005’te TBMM Dilekçe Komisyonu pasaport yasağıyla ilgili bir dilekçeye cevap  
verilmemesini kararlatırmıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran pasaport verilmesi konusunda konulan idari tahditten, ulusal makamların pasaport  
süresini uzatmayı reddetmesinden ve buna bağlı olarak özgürlüğünün, özel hayatının ve aile  
hayatının ihlal edildiğinden ikayetçi olmaktadır. Bavuran bu hususta AĐHS’nin 8.  
maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM AĐHS’nin 3573 maddesi bakımından bu ikayetin açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca bu ikayetin baka herhangi bir kabuledilemezlik  
gerekçesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla ikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde  
olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet kiiler arasında ‘yakın kiisel bağlar’ olmasının AĐHS’nin 8. maddesi anlamında bir  
aile hayatının mevcut olmasının olmazsa olmaz koulu olduğunu hatırlatarak mevcut davada,  
bavuranın ei ve çocuğuyla birlikte Türkiye’de yaamasının engellenmediği gibi bavuranın  
4
Türkiye’deki aile fertleriyle ‘sıkı bağları’ olduğunu kesinlikle kanıtlayamadığını  
belirtmektedir.  
Hükümet ayrıca, bavuranın 4 No’lu Ek Protokol’ün 2. maddesi bakımından mağduriyet  
iddiasında bulunabileceği kabul edilse dahi sözkonusu protokolün Türkiye tarafından  
onaylanmadığını anımsatmaktadır. Hükümet, AĐHM’nin mevcut davada bir müdahale olduğu  
kanaatine varması gerekse bile, bu müdahalenin Pasaport Kanunu ile öngörülmüolduğunu  
ve ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması gibi meru bir amaç taıdığını  
belirtmektedir. Hükümet Pasaport Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca her Türk vatandaına  
Türkiye’ye girme hakkı verildiğini bu cihetle bavuranın ikametgahını Türkiye’ye nakledip  
ailesiyle birlikte yerleebileceğini belirtmektedir.  
Bavuran kendisine ilikin kısıtlamanın hiçbir gerçek olaya dayanmadığını ve Hükümetin  
hangi davranıının ulusal güvenliğe ve kamu düzenine zarar verdiği konusunda herhangi bir  
izahat vermediğini iddia etmektedir. Bavuran ayrıca, Pasaport Kanunu’nun 3. maddesi  
uyarınca kendisine sunulan Türkiye’ye dönme imkanının Türk topraklarını terk etme imkanı  
tanınmadığı sürece etkili olmayacağını belirtmektedir. Đlgili bu çerçevede bölücü propaganda  
yaptığı gerekçesiyle hakkında bir suçlamada bulunulduğunu öğrendiğine dikkat çekmektedir.  
Đlgili, annesi, erkek ve kız kardelerinin ayrıca amca ve halalarının Türkiye’de yaadığını  
belirterek kendisine ilikin kısıtlamanın aile hayatına, ticari faaliyetlerine ve mal ve  
mülklerine eriimine zarar verdiğini iddia etmektedir.  
AĐHM, alınan bir tedbir sonucu bir kimsenin sözgelimi pasaport gibi bir seyahat belgesinden  
yoksun bırakılmasının hiç kukusuz 4 No’lu Ek Protokol’ün 2. maddesinde güvence altına  
alındığı haliyle serbest dolaım özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir müdahale olarak  
değerlendirileceğini anımsatır (Baumann – Fransa, no: 33592/96, prg. 62, daha yakın tarihli,  
Sissanis – Romanya, no: 23468/02, prg. 63, 25 Ocak 2007). Ancak bu protokol Türkiye  
tarafından imzalanmıfakat onaylanmamıtır. Bu nedenle sözkonusu protokol hükümleri  
mevcut davada uygulanamaz.  
Bununla birlikte AĐHM, 8. madde hükümlerinin 4 No’lu Ek Protokol’ün 2. maddesinin  
hükümleriyle tebdil edilemeyeceğine dikkat çekmekle birlikte sözkonusu protokol maddesi  
hükmüyle 8. madde arasında sıkı bir bağ olduğunu da kabul eder. Bu vesileyle AĐHM, serbest  
dolaımın ve bilhassa da sınır ötesi serbest dolaımın özel hayatın gelimesi açısından esas  
olarak değerlendirildiği bir çağda birçok ülkeye yayılan aile bağları olan kiiler sözkonusu  
olduğunda kendi yargısına tabi bir kiiye herhangi bir gerekçe göstermeksizin bu özgürlüğü  
vermeyi reddetmesinin o Devlet için yükümlülüklerinin ciddi ihlalini tekil ettiğini ifade eder  
(bkz. Đletmi– Türkiye, no: 29871/96, prg. 50).  
Halihazırda AĐHM bavuranın ei ve çocuğuyla birlikte Yunanistan’da ikamet ettiğini,  
bavuranın annesinin ve erkek ve kız kardelerinin ise Türkiye’de yaadığını  
gözlemlemektedir. Bavurana, gerektiğinde Türkiye’ye gidebilmesine imkan tanıyan bir  
‘seyahat belgesi’ hakkı verilmise de bavuran bu ülkeye gittikten sonra pasaportu olmadan  
einin ve kızının ikamet ettiği Yunanistan’a dönemezdi. Bu itibarla AĐHM, pasaport  
verilmesine yönelik idari kısıtlamaların ve yetkili makamların bavuranın pasaport süresinin  
uzatılmasını reddetmelerinin bavuranın özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkına yönelik  
bir müdahale tekil ettiği kanısına varmaktadır. AĐHM esasen yeterince sağlam kiisel bağlar  
bulunduğunu ancak sözkonusu tedbirin uygulanması nedeniyle bu bağların ciddi biçimde  
etkilendiğini değerlendirmektedir.  
5
Bu müdahale 5682 sayılı Pasaport Kanunu ile öngörülmüolup AĐHS’nin 8. maddesinin  
ikinci paragrafı anlamında ulusal güvenliğin muhafazası gibi meru bir amaç taımaktaydı.  
Bundan sonra sözkonusu müdahalenin demokratik bir toplumda zorunlu olup olmadığının  
yani acil bir sosyal ihtiyaca cevap verip vermediğinin ve gözetilen amaçla orantılı olup  
olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.  
Bu çerçevede AĐHM, ihtilaf konusu tedbirin bir cezai takibattan ya da bavuran aleyhinde  
verilen bir hapsen tazyik cezasının infaz edilmesinden kaynaklanmayıp Đçileri Bakanlığı  
tarafından tanzim edilmibir ‘tahdit fiine’ istinaden idari kolluk tarafından alınan önleyici  
nitelikte bir tedbir tekil ettiğini gözlemlemektedir. Bavuranın sözkonusu tedbire bu konulara  
bakan idare mahkemeleri önünde itiraz edebildiği doğrudur. Ancak sözkonusu mahkemeler,  
bavuranın evlenme yoluyla akrabalık tesis ettiği Georgios Andreadis ile arasındaki bağa ve  
bakanlık tarafından tanzim edilmibulunan, bavuranın eriiminin mümkün olmadığı bir  
‘tahdit fiine’ istinaden bu tedbiri haklı bularak ilgilinin Devletin bölünmez bütünlüğü  
aleyhinde propaganda yaptığı hükmüne varmılardır.  
Bu çerçevede AĐHM idare mahkemelerinin bavuran hakkında herhangi bir ceza  
mahkumiyeti ya da cezai takibat bulunmamasına rağmen bu karara vardıklarını tespit  
etmektedir. Önleyici tedbirlerin meru amacına bağlı yarar, mevcut davadaki gibi durumlarda,  
zamanla ağırlığını yitirir (Đletmi, adıgeçen, prg. 46-47). AĐHM ihtilaf konusu tedbirin tüm  
idari süreç boyunca yani yaklaık dört yılı akın bir süre devam ettiği halde bavurana isnat  
edilen, iç hukuk gereğince suç tekil eden olaylarla ilgili olarak herhangi bir ithamda  
bulunulmamıolmasını görmezden gelemez. Sonuç olarak bu idari sürecin sona ermesiyle  
birlikte bavuran hakkında cezai takibat balatılmıtır.  
Bu itibarla AĐHM gizli bakanlık verilerine dayanan belirginlikten yoksun ihtilaf konusu  
tedbirin devam ettirilmesinin bavuranın hayatında yol açtığı belirsizlik ve sarsıntıyı hesaba  
katmalıdır. Bavuranın olayların meydana geldiği dönemdeki ahsi ve ailevi durumunu göz  
önünde bulunduran AĐHM hiçbir cezai ithamda bulunulmamıolmasına rağmen sözkonusu  
tedbirin bu denli uzun bir süre boyunca devam ettirilmesinin orantısız olduğu ve ‘demokratik  
bir toplumda zorunlu’ olarak addedilemeyeceği kanaatine varmaktadır.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 8. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran yaadığı gelir kaybı nedeniyle 150.000 Euro maddi tazminat, maruz kaldığını iddia  
ettiği manevi zarar için ise 200.000 Euro tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
Gelir kaybı iddiasına ilikin olarak AĐHM bavuran tarafından sunulan belgelerin uğradığını  
iddia ettiği zararlarını kanıtlaması için yeterli olmadığını değerlendirmektedir. Buna karın  
AĐHM maruz kaldığı manevi zarar için bavurana 5.000 Euro ödenmesinin yerinde olacağına  
hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
6
Bavuran ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 215,93 YTL (yaklaık  
112 Euro) talep etmektedir. Bavuran, bavuruyu yaptığı sırada avukatına ödediği 300 YTL  
tutarındaki avukatlık ücretinin iadesini talep etmektedir. Bavuran bu talebini desteklemek  
üzere Ankara Barosu tarafından belirlenen asgari avukatlık ücret tarifesini ve ulusal  
mahkemeler önünde yaptığı masrafları gösterir makbuzları ve bavurunun AĐHM’ye  
sunulmasıyla ilgili faturayı sunmaktadır.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavurana yaptığı masraf ve harcamaların iadesi ancak bu  
masraf ve harcamaların gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu  
müddetçe mümkündür. Elindeki unsurları ve yukarıda anılan kıstasları dikkate alan AĐHM  
tüm masraf ve giderleri için bavurana 267 Euro ödenmesine hükmetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun geriye kalanının kabuledilebilir ilan edilmesine ;  
2. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine ;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana  
i. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat için 5.000 Euro  
(bebin Euro) ödenmesine;  
ii. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için  
267 Euro (iki yüz altmıyedi Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 8 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7