C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
PAA VE ERKAN EROL - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:51358/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
12 Aralık 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (51358/99) bavuru no’lu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaları Paa Erol ve Erkan Erol’un (bavuran) 7 Eylül 1999 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(Mahkeme) yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Tunceli Barosu avukatlarından S. Abdil tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVA KOULLARI  
Bavuranlar, 1943 doğumlu Paa Erol ve 1986 doğumlu oğlu Erkan Erol Türk vatandaı olup  
her ikisi de Tunceli’de ikamet etmektedirler.  
11 Mart 1995 tarihinde Paa Erol köy muhtarı sıfatıyla, Tunceli Đl’ine bağlı Pertek Đlçesi  
Akdemir Jandarma Karakol Komutanlığı çevresine 11 ila 15 saatlerinde mayın döeneceği  
konusunda bilgilendirilmitir. Aynı gün hazırlanan tutanakta, sözkonusu mahallin “dikenli  
tellerle” çevrildiği ve her yirmi metrede bir tane olmak üzere uyarı levhaları yerletirildiği  
belirtilmitir.  
Ertesi gün, köylülerin mera olarak kullandığı karakol komutanlığı etrafındaki bölgeye mayın  
yerletirildiği konusunda tebligat yapılarak köylüler bilgilendirilmitir. Uyarılar, takip eden  
günlerde de sözlü olarak yinelenmitir.  
O tarihte dokuz yaında olan Erkan Erol 11 Mayıs 1995 günü arkadalarıyla hayvan otlatmaya  
çıkmıtı. Hayvanların mayınlı bölgeye girmesi üzerine bavuran ve yaları yedi ila on üç  
arasında değien diğer çocuklar hayvanları takip ederek dikenli telleri alardır. Sonrasında,  
Erkan Erol yerde gördüğü metal parçasını topraktan çıkarmak isterken bir patlama olmutur.  
Daha sonra patlamaya bir mayının sebep olduğu anlaılmıtır. Askeri bir helikopterle Elazığ  
Devlet Hastanesi’ne nakledilen ilgilinin sol bacağı dizinden kesilerek yerine protez  
takılmıtır. Diğer çocukları bölgeden çıkarmak üzere helikopterle kurtarma harekatı  
düzenlenmitir. Çocuklardan bazıları patlama sırasında hafif ekilde yaralanmılardır.  
11, 13, 14 ve 15 Mayıs tarihlerinde dokuz köylü ve köy muhtarının ifadeleri jandarmalarca  
alınmıtır. Hepsi de tehlike konusunda uyarıldıklarını ve kendilerine bu hususta tebligat  
yapıldığını teyit etmilerdir. Aileler çocuklarının mayınlı bölgeye girmelerini yasaklamıtı.  
Buna karın tanıklıklardan, köy muhtarının hayvanlarıyla birlikte mayınlı alana korkusuzca  
girdiği anlaılmaktadır.  
Paa Erol 15 Mayıs 1995 tarihinde verdiği ifadesinde mayınlı bölgeye girerek ihmalkarlık  
gösterdiğini kabul etmitir.  
Paa Erol 10 Nisan 1996 tarihinde Đçileri Bakanlığı’ndan askeri bölge etrafında yeterli  
güvenlik önlemi olmadığı gerekçesiyle tazminat talep etmitir.  
Paa Erol, 9 Temmuz 1996 tarihinde adıgeçen Bakanlığa karı Malatya Đdare Mahkemesi’nde  
Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca Devlet’in objektif sorumluluğuna ilikin tazminat davası  
açmıtır.  
Đdare Mahkemesi 2 Nisan 1997 tarihinde, dava dosyasındaki unsurlardan, mayınlı bölge  
etrafında önlem alınmıolduğunun ve sözkonusu mayınlı bölgenin uyarıcı iaret ve levhalarla  
çevrili olduğunun anlaıldığı gerekçesiyle bu talebi geri çevirmitir. Üstelik, köylülere ve  
özellikle de köy muhtarı olan Paa Erol’a hem yazılı hem de sözlü tebligatta bulunulmutu.  
Mahkeme, idarenin herhangi bir kusurdan sorumlu tutulamayacağını ve ikinci bavuranın  
yasak bölgeye girmek suretiyle kazadan sorumlu olduğu kanaatine varmıtır. Babası da kendi  
ihmali nedeniyle bu kazadan sorumludur.  
Danıtay, bavuranın temyiz bavurusu üzerine 24 Kasım 1998 tarihinde verdiği kararla Đdare  
Mahkemesi’nin kararını onamıtır. Danıtay, “idarenin hizmet kusuru olmasa da Anayasa’nın  
125. maddesi uyarınca tazminle sorumlu tutulacağını, ancak, zararın doğumuna zarara  
uğrayanın eylemi neden olmusa zararla idari eylem arasında nedensellik bağından söz  
edilemeyeceğini ve idarenin kusursuz sorumluluk esaslarına göre de tazminle sorumlu  
tutulamayacağı”nın altını çizmitir.  
Danıtay’ın nihai kararı 19 Mart 1999 tarihinde bavuranlara tebliğ edilmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 2. maddesine atıfta bulunan bavuranlar, Devlet’in gerekli güvenlik önlemleri  
almadan antipersonel mayın yerletirilmesine müsade etmek suretiyle vatandalarının yaam  
hakkını koruma pozitif sorumluluğunu yerine getirmediği ve bu nedenle yaama haklarının  
ihlal edildiğinden ikayetçi olmaktadırlar.  
A. Hükümet’in ön itirazları  
1. Paa Erol’un mağdur niteliği  
Hükümet, birinci bavuranın olaylar esnasında köyün muhtarı olduğunu ve bu sıfatla idaresi  
altındaki kiilerin bilgilenmesini temin yükümlülüğü de bulunduğunu ileri sürmektedir.  
Üstelik, bir baba olarak, dokuz yaındaki oğlunu gözetimsiz bırakarak ebeveynlik  
sorumluluğunu yerine getirmemitir.  
AĐHM, bavuranın olaylar sırasında gerçekten de köyün muhtarı olduğunu ve mayın  
yerletirilmesi ileminin tamamlanmasından önce kendisinin bilgilendirilmiolduğunu  
gözlemlemektedir. AĐHM, bavuranın igal ettiği sorumluluk mevkiine önem atfetmektedir.  
Muhtar sıfatıyla, köyde yönetici olarak seçilmien yüksek idari görevli konumunda  
bulunuyordu. Bu nedenle, idaresi altındakilerin korunması için gerekli önlemlerin alınması ve  
köylülere yönelik tehlike arzeden herhangi bir durumda yetkili mercilerin uyarılması katkıda  
bulunması gerekmekteydi.  
AĐHM’ye göre mevcut davada, görev ve sorumlulukları gözönüne alındığında, muhtarlık  
görevi, bavuranın, jandarmayı alınan önlemlerin yetersizliği hususunda uyarmasını ve ek  
önlemler talep etmesini de kapsamaktaydı. Đdari makamların sorumluluğu ve özellikle de  
muhtarlıkların yetki sınırları içinde kalan tehlikeli bölgelerden sorumlu oldukları AĐHM’nin  
daha önceki içtihatlarınca kabul edilmitir (mutatis mutandis, Öneryıldız – Türkiye, no:  
48939/99, § 101). Bununla birlikte AĐHM, bavuranın AĐHM önünde ileri sürdüğü ikayetleri  
askeri makamların dikkatine sunduğunu gösteren hiç bir unsura rastlayamamıtır. Üstelik,  
birinci bavuran olaydan önce kendisi mayınlı bölgeye girerek sorumsuz bir biçimde hareket  
etmiti.  
Bu nedenle AĐHM, birinci bavuranın, oğlunun yaadığı kazada ebeveynlik sorumluluğunun  
ve idari sorumluluğunun bulunduğunu ve bu yüzden AĐHS’nin 34. maddesine göre AĐHS’nin  
2. maddesi yönünden mağduriyet iddiasında bulunamayacağını takdir etmektedir. Bu nedenle  
AĐHM, Hükümet’in kabuledilemezlik itirazını kabul etmektedir. AĐHM, bir bavuruyu  
yargılamanın herhangi bir evresinde, hatta kabuledilebilirliğine karar verdikten sonra dahi  
kabuledilemez olarak ilan edebileceğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle ikayetin bu kısmı  
AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğundan  
reddedilmesi uygundur.  
2. AĐHS’nin 2. maddesinin uygulanabilirliği hakkında  
Hükümet, bavuran tarafın askeri makamların sorumluluğunu tartımaya açan herhangi bir  
cezai yargılama usulüne bavurmayarak yalnızca tazminat talebinde bulunduğu gerekçesiyle  
AĐHS’nin 2. maddesinin uygulanabilirliğine itiraz etmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 2 § 1. maddesinin birinci cümlesinin, devleti keyfi ve kanundıı bir ekilde  
ölüme sebebiyet vermekten imtina etmeye icbar etmekle kalmadığını; aynı zamanda genel  
terimlerle yaam hakkını güvence altına alarak, belli bazı artlarda kendi hukukuna tabi  
kiilerin yaamlarını korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğünü de devlete  
yüklediğini hatırlatmaktadır (bkz. özellikle, L.C.B. – Birleik Krallık, 9 Haziran 1998 tarihli  
karar, § 36, Calvelli ve Ciglio – Đtalya, no: 32967/96, § 48, Erikkson – Đtalya, no:37900, 26  
Ekim 1999, ve Leray ve diğerleri – Fransa, no:44617/98, 16 Ocak 2001).  
AĐHM’ye göre, 2. maddeden doğan pozitif yükümlülük mevcut davada sözkonusu olan kamu  
güvenliği konusunda da geçerlidir; sözüedilen yükümlülüğe ulusal mercilerce uyulup  
uyulmağını incelemek için ulusal merciler tarfından yapılan eylemleri, eksiklikleri ve  
“ihmalleri” birbirinden ayırmaya gerek yoktur. AĐHS’nin gereklerini somut ve etkin kılacak  
bir biçimde anlamaya ve uygulamaya çağıran, insanların korunmasına yönelik bir araç olan  
bilhassa 2. madde gibi düzenlemelerin dıında baka bir yaklaım tarzının benimsenmesi  
AĐHS’nin konusu ve amacıyla ters er (Öneryıldız, adıgeçen, § 65).  
Aynı ekilde, yaam hakkına yada bedensel bütünlüğe yönelmisaldırı keyfi değilse, 2.  
maddeden doğan pozitif yükümlülük ilkesi herhalükarda cezai türden bir yaptırımı gerekli  
kılmaz (Öneryıldız, adıgeçen, § 92).  
Bu nedenle AĐHM, Hükümet’in itirazını reddederek mevcut davada 2. maddenin  
uygulanabilirliğine hükmetmitir.  
B. Erkan Erol bavurusunun esası hakkında  
Đkinci bavuran, antipersonel mayının patlaması sonucu bir bacağını yitirmesi ve patlama  
sonucunda hayatını kaybetme ihtimali bulunmuolması nedeniyle yaam hakkının ihlal  
edildiğinden yakınmaktadır. Ayrıca, vatandaların güvenliğini temin etmek için hiçbir önlemi  
almamaları nedeniyle yetkili makamlara ithamda bulunarak AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal  
edildiğinden yakınmaktadır. Bavuran, mayınlı bölgenin dikenli telle çevrili olmadığını ve  
sözkonusu alanın mera olarak kullanıldığını ifade etmektedir. ikayetlerin aynı olaylara  
ilikin olduğunu gözlemleyen AĐHM, tetkikin yalnızca 2 § 1. madde yönünden yapılmasına  
karar vermitir.  
Hükümet, antipersonel mayınların gündüz vaktinde ve tüm köylülerin gözü önünde, hiçbir  
gizlilik olmadan yerletirildiğini ifade etmektedir. Mayınlı bölgenin etrafına dikenli tel  
çekilerek, her yirmi metreye bir tane olmak üzere uyarı levhaları yerletirilmiti. Bu  
çalımaların yapıldığının ertesi günü muhtar ve tüm köylülere, mayınlı bölgede ölüm riski ve  
tehlikesi bulunduğu hususunda yazılı ve sözlü uyarılarda bulunulmutu. Hükümet ayrıca,  
anne-babaların çocuklarını gözetmek gibi bir görevleri olduğu hususunda ısrar etmektedir  
AĐHM, bakasının hayatının tehlikeye atılmasını engellemek için devletlerin gerekli tüm  
önlemleri alma pozitif sorumluluğuyla ilikili olarak yaam hakkının ihlali iddiasının  
değerlendirmeye alınabileceğini yinelemektedir.  
AĐHS, yaama karı yönelmiher türden tehditin gerçeklemesini engellemek amacıyla somut  
önlemler almakla devletleri yükümlü kılmıyorsa da, gerçek ve doğrudan bir biçimde bir yada  
birden çok kiinin yaamlarının tehdit altında olduğunun, sözüedilen makamlarca bilindiği  
veya bilinmesi gerektiği ortaya konduğu ve bu riski bertaraf etmek için gücü dahilinde gerekli  
ve yeterli önlemleri alınmadığı tespit edildiği takdirde durum değiir (bkz. mutatis mutandis,  
§ 116).  
Savunmacı Devlet’in bilinçli olarak ikinci bavuranın yaam hakkını ihlal etmek amacıyla  
askeri güvenlik bölgesine antipersonel mayın yerletirdiği hususunda hiçbir imada  
bulunulmamıtır. Ancak AĐHM, mevcut dava artlarında Devlet’in, bavuranın ve diğer  
köylülerin yaamlarının gereksiz bir biçimde tehlikeye atılmasını engellemek için gerekli  
önlemleri alıp almadığına karar verecektir.  
AĐHM, antipersonel mayınların, köyün yakınında bulunan jandarma karakolunu koruma  
amacıyla yerletirldiğini müahade etmektedir. Buna karın, bu mayınlar özellikle küçük  
yataki çocuklar için tehlike arzetmektedir. Antipersonel mayınların kullanımı uluslararası  
kamuoyu tarafından yoğun bir biçimde eletirilmive bu nedenle antipersonel mayın  
kullanımını yasaklayan Türkiye’nin de 2003 yılından itibaren taraf olduğu uluslararası bir  
sözlemeye ihtiyaç duyulmutur.  
AĐHM, mayın yerletirilen alanın köyün merası olduğunu ve köylülerin hayvanlarını otlatmak  
amacıyla düzenli olarak sözkonusu alana gittiklerini tespit etmektedir. Sonuç olarak,  
sözkonusu alanın özel konumu dikkate alındığında, güvenlik önlemlerinin önemi daha da  
artmaktaydı. Jandarma karakolunun korunması için baka türlü bir imkan bulunmadığından,  
bölgeye masum sivillerin girmesini önlemek amacıyla gerekli tüm tedbirleri almak görevi  
yetkili makamlara düüyordu.  
AĐHM, Hükümet tarafından sunulmubelgeleri incelemitir. Mayınlı bölgenin iki sıra dikenli  
telle çevrildiği ve ölüm tehlikesi olduğunu belirtmek için mayınlı bölgenin etrafına uyarı  
levhaları yerletirildiği anlaılmaktadır. Ancak, belge olarak sunulmufotoğraflardan, iki sıra  
dikenli teller arasında büyük mesafe olduğu görülmektedir. Bu nedenle yetersiz bir koruma  
sağlandığı görülmektedir.  
Aynı ekilde, aileler toprağa mayın gömülmesi hususunda kendilerine tebligat yapıldığını ve  
çocuklarına sözkonusu bölgeye girmeyi yasakladıklarını belirtmilerdir.  
Buna karın, AĐHM’ye göre, çocukların hayvan otlatmak gibi gündelik ilere aktif bir biçimde  
katıldığı kırsal yaam koullarının hüküm sürdüğü bir köyde böylesi tehlikeler karısında  
sorumlu yetikinler gibi davranması beklenemez. Zaten bizzat yetikinler dahi güvenlik  
uyarılarına riayet etmiyorlardı.  
Üstelik, mera olarak kullanılan bir alana mayın yerletirilerek yalnızca birbirinden görece  
uzak iki sıra dikenli telle çevrilmiolmasının çocukların oraya girmesini engellemek  
bakımından yetersiz kaldığı aikardır.  
Sonuç olarak AĐHM, mevcut davada her türlü yaralanma ve ölüm riskinin bertaraf edilmesi  
için gerekli güvenlik önlemlerinin alınması hususunda ikna olmamıtır (mutatis mutandis,  
Demiray – Türkiye, no:27308/95, § 46). Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin ikinci maddesince  
öngörülen pozitif yükümlülük ilkesinin Devlet tarafından yerine getirilmediğini tespit ederek;  
ikinci bavurana ilikin olarak bu düzenlemenin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
II. AĐHS’NĐN 6 § 1. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐALARI HAKKINDA  
AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunan bavuranlar, idare mahkemesinin olay yeri  
incelemesi yapmadan tazminat taleplerini reddetmesi nedeniyle tazminat konusunda yapılan  
yargılamanın adil olmadığından ikayetçi olmaktadırlar.  
AĐHS’nin 2. maddesi gözönüne alınarak sunulmuolgular temelinde uğradıkları zararın  
tazminini temin için yaptıkları idari bavurunun her türlü etkinlikten yoksun olmasından  
ikayetçi olan ilgililer AĐHS’nin 13. maddesinin gereklerinin yerine getirilmediğini iddia  
etmektedirler.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, dosyayı incelemiancak idari mahkeme önünde yapılan yargılamada eksiklik olduğu  
sonucuna vardıracak herhangi bir unsura rastlamamıtır. Neticede, AĐHM gibi idare  
mahkemesinin de elinde, fotoğraflar, köylülerin tanıklıkları, diğer tutanaklar ve kararını  
verirken atıfta bulunduğu belgeler mevcuttu. Bu nedenle AĐHM, idari bavuru yolunun  
AĐHS’nin 6 § 1. ve 13. maddeleri anlamında etkisiz bir bavuru yolu olmadığını takdir  
etmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASINA DAĐR  
A. Tazminat  
Bavuran taraf maddi ve manevi tazminat olarak 200 000 Fransız Frankı (FRF) [yaklaık 30  
505 Euro] talep etmektedir.  
Hükümet, bu miktarı aırı ve haksız olarak değerlendirmektedir.  
Olayların gerçekletiği dönemde Erkan Erol’un yaının küçük olmasını dikkate alan AĐHM,  
talep edilen tutarın aırı olmadığını takdir etmektedir. AĐHM, bu tutarın tamamının Erkan  
Erol’a ödenmesine hükmetmitir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran taraf, AĐHM önünde önünde yapılan yargılama için ödenen avukatlık ücreti de dahil  
olmak üzere, masraf ve harcamalar için 7 000 Fransız Frankı [yaklaık 1 076 Euro] talep  
etmektedir.  
Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.  
AĐHM, talebin makul olduğuna ve tamamının ödenmesine hükmetmektedir. Bu nedenle talep  
edilen tutarın ikinci bavurana ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına üç puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Paa Erol’un AĐHS’nin 2. maddesine dayanarak yaptığı ikayete ilikin Hükümet’in ön  
itirazının kabul edilmesine ve ikayetin sözkonusu bölümünün kabuledilemez olduğuna;  
2. Erkan Erol’a ilikin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin esası bakımından ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6 § 1. ve 13. maddelerinin ihlal edilmediğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü  
vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından bavurana maddi ve manevi  
tazminat olarak 30 505 Euro (otuz bin beyüz be), masraf ve harcamalar için ise 1 076 Euro  
(bin yetmialtı) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
karar vermitir.