Bu bağlamda AĐHM, özgürlüğünden mahrum edilen bir kimseye karꢀı, fiziki güç kullanımı
gerektirmeyen bir davranıꢀı sonucunda fiziki güç kullanılmasının insanlık onuruna karꢀı
yapılmıꢀ bir saldırı olduğunu ve ilke olarak terörizmle ya da organize suçla mücadele gibi en
zor koꢀullarda ve hatta toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike oluꢀtuğu durumlarda dahi
AĐHS’nin 3. maddesiyle mutlak bir ꢀekilde güvence altına alınmıꢀ hakkın ihlalini teꢀkil
ettiğini hatırlatmaktadır.
Özellikle Devletin yetkililerinin ve görevlilerin ki bunlar a fortiori olayların tam olarak
nasıl meydana geldiğini bilen ve gerekli tüm bilgilere eriꢀebilen yegâne kiꢀilerdir, tamamıyla
kontrolü altındaki kiꢀilerin – örneğin polis veya askeri operasyonlar sırasında - yaralanması
halinde baꢀvuran tarafın öne sürdüğü iddiaları uygun ve ikna edici araçlarla doğrulamak veya
çürütmek savunmacı Hükümetin görevidir (bakınız Keser ve Kömürcü, ilgili bölüm, prg 59 ve
60, ayrıca metinde yer alan referanslar ve daha genel nitelikli ilkeler için, Đtalya aleyhine
Labita davası [GC], no 26772/95, prg. 120, CEDH 2000-IV; Romanya aleyhine Pantea
davası, no 33343/96, prg. 180, 3 Haziran 2003, CEDH 2003; ve Berktay, ilgili bölüm, prg. 62-
65).
Mevcut davada, yukarıda adı geçen baꢀvuranların Devlet otoritesi ve sorumluluğu
altındayken ihtilaflı operasyon sırasında ya da hemen sonrasında yaralandıklarına kimse itiraz
etmemektedir. Đlgili ꢀahıslar, doktorların yazdığı iyileꢀme sürelerinden anlaꢀılacağı üzere
ciddi yaralanmalara maruz kalmıꢀlardır; örneğin Bay Doğan, Uyanık ve Eken için bu nekahet
süresi 10 gün, Bay Bozkuꢀ ve Yelboğa için ise 15 gündür. Bay Altun, ölüm tehlikesi
göstermese bile, Gaziantep Devlet Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan
hükümlüler arasında olmuꢀtur; bu itibarla, kendisi için iyileꢀme süresinin bilinmemesi fazla
bir önem taꢀımamaktadır.
Bu baꢀvuranların fiziki acı çektikleri ve hangi türden olursa olsun maruz kaldıkları
uygulamanın 3. maddede dile getirilen ciddiyet düzeyine eriꢀtiği inkâr edilemez (bakınız,
örneğin, Gömi ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 76). Ayrıca, yine bu baꢀvuranlar olaylar
sırasında kullanılan geliꢀigüzel ꢀiddet karꢀısında ve böylesi bir kargaꢀadan sağ çıkıp
çıkamayacaklarını bilememeleri dolayısıyla yoğun bir kaygı içerisine girebilecekleri de
tartıꢀma götürmez. AĐHM, böyle bir tehdidin mağdurlar üzerinde korku, endiꢀe ve aꢀağılık
duyguları uyandıracak ꢀekilde aꢀağılamaya ve küçük düꢀürmeye yönelik bir muamele olduğu
(bakınız, örneğin, Polonya aleyhine Kudła davası [GC], no 30210/96, prg. 92), ayrıca yeteri
kadar gerçek ve yakın olması nedeniyle « insanlık dıꢀı bir muamele » olarak nitelenmesi
gerektiği kanaatindedir (bakınız, mutatis mutandis, Birleꢀik Krallık aleyhine Campbell ve
Cosans davası, 25 ꢁubat 1982, prg. 26, seri A no 48, CEDH 2000-XI).
Bu ꢀartlar altında, mağdurların fiziki ve manevi acılarının kaynağı hakkında makul bir
açıklama getirmek ve mağdurların iddialarını çürütecek kanıt belgelerini sunmak – sadece ve
sadece – Savunmacı Hükümete düꢀmektedir (bakınız, diğer birçoğu arasından, Selmouni, ilgili
bölüm, prg. 87; Türkiye aleyhine Altay davası, no 22279/93, prg. 50, 22 Mayıs 2001; ve
Türkiye aleyhine Esen davası, no 29484/95, prg. 25, 22 Temmuz 2003) ; bunu yaparken
Hükümet olaylar sırasında mağdurların ortaya koyduğu « davranıꢀları » (bakınız, diğer
birçoğu arasından, Birleꢀik Krallık aleyhine V. davası [GC], no 24888/94, prg. 69, CEDH
1999-IX ; Labita, ilgili bölüm, prg. 119; ve Kudła, ilgili bölüm, prg. 90) ya da tutumlarını
meꢀru bir argüman olarak kullanmamalıdır (yukarıdaki ilgili paragraf in fine) zira, AĐHM’nin
daha önce belirttiği gibi, dosyada ilgili ꢀahısların yada aralarından bazılarının sözkonusu
olaylarda aktif olarak katıldıklarını ya da güvenlik güçlerine saldırdıklarını gösteren herhangi
bir unsur bulunmamaktadır (bakınız, örneğin, Keser ve Kömürcü, ilgili bölüm, prg. 61).
18