C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
PERK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 50739/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
28 Mart 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (50739/99) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülkenin  
üç vatandaı Gezer Perk, Celal Korkulu ve Veysel Akpınar’ın (bavuranlar) 18 Ağustos 1998  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS)  
eski 25. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından B. Açı tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuranlar Perk, Korkulu ve Akpınar sırasıyla 1940, 1965 ve 1966 doğumlu olup  
Đstanbul’da ikamet etmektedir. Birinci bavuran Fuat Perk’in annesi, ikinci bavuran Ayten  
Korkulu’nun erkek kardei ve üçüncü bavuran Meral Akpınar’ın erkek kardeidir. Fuat Perk,  
Ayten Korkulu ve Meral Akpınar 9 ubat 1996 tarihinde aırı sol radikal örgüt DHKP-C’ye  
karı yürütülen operasyon sırasında yaamlarını yitirmilerdir.  
1. Polisin silahlı müdahalesi ve ön soruturma  
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesine bağlı on bekiilik bir ekip 9 ubat  
1996 tarihinde saat 12.30’da Đstanbul Bahçelievler’de bulunan apartmanın ikinci katına  
operasyon düzenlemitir, çıkan silahlı çatımada Fuat Perk, Ayten Korkulu ve Meral Akpınar  
olay yerinde ölmütür.  
Hükümet, bu operasyonun örgüt üyelerinden biri olan ve aynı gün tutuklanan T.Ç.’nin  
ihbarlarını takiben düzenlendiğini belirtmektedir. T.Ç. sözü edilen üç kiinin 9 ubat’ta silahlı  
eylem hazırlığında olduklarını beyan etmitir.  
Aynı gün saat 14.10’da Cumhuriyet Savcısı, Bahçelievler Emniyet Müdürü nezdinde olay yeri  
tutanağı düzenlenmitir.  
11 ubat 1996 tarihinde üç doktor tarafından hazırlanan otopsi raporunda maktullerin  
vücudundan çıkarılan kurunların uzak bir noktadan ateedildiğine iaret ettiği, ayrıntılı  
balistik incelemesi yapılması gerektiği belirtilmitir.  
2. Polisler hakkında yürütülen ceza soruturması süreci  
Resmi olarak yürütülen soruturma kapsamında operasyona katılan polislerin ifadeleri  
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı tarafından alınmıtır.  
21 Mayıs 1996 tarihinde vermioldukları ifadelerinde polis memurları A.E., .Y. ve N.Ç.  
operasyona katıldıklarını, olay mahallinde yapılan ihtarlara uymayan, slogan atarak  
kendilerine silahla karılık veren grupla karı karıya kaldıklarını ifade etmilerdir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar Fuat Perk, Ayten Korkulu ve Meral Akpınar’ın Đstanbul Emniyet Müdürlüğü  
polisleri tarafından kasten öldürüldüğünü iddia ederek AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir.  
2
A. Tarafların görüleri  
1. Bavuranlar  
Bavuranlar yakınlarının infaz edildiğini öne sürmektedirler. Đkinci olarak, yakınlarının  
tutuklanmalarında yasadıı, gerekli olmayan bir güce bavurulması ile kasıtlı olarak yaam  
haklarından mahrum bırakıldıklarını, güvenlik güçlerinin düzenlenen bu operasyonun  
aamalarında ölümcül güce bavurmayı minimum düzeye indirgeme giriiminde  
bulunmadıklarını iddia etmektedirler.  
2. Hükümet  
Hükümet, polislerin bavurdukları gücün AĐHS’nin 2. maddesi çerçevesinde ve yasal  
hükümler doğrultusunda olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte, Terörle mücadele  
ekipleri Bahçelievler’de üç yasadıı örgüt mensubunun bulunduğu ve silahla karılık  
verdikleri bir binada operasyonu sürdürmütür. Polis memurları 2559 sayılı Kanun’un 16. ve  
TCK’nın 49 § 2. maddesinde yer alan meru müdafaa dahilinde hareket etmilerdir.  
Đtiraza yer olmayan olaylarda güvenlik güçleri yasadıı örgütün üyelerine ihtarlarda  
bulunmu, adı geçenler atele karılık verene dek polisler silahlarına davranmamıtır.  
Kanun’un hükümleri ile sınırlı hareket eden polisler kendilerini savunmak için karılık  
vermek zorunda bırakılmıtır. Olayların koulları göz önünde bulundurulduğunda, güvenlik  
güçlerinin yasadıı örgüte müdahale etmeleri için baka araçlara yönelme –göz yaartıcı gaz–  
olanağı yoktu, zira aralıksız olarak ateedilmekteydi.  
Hükümet, polislerin son aamada güce bavurduklarını, ölümcül kuvvete bavurmasalardı  
kendilerinin de sözkonusu örgütün kurunlarına hedef olacaklarını savunmaktadır. Üstelik  
civardaki komular da risk altındaydı.  
Hükümet, balistik incelemesinin yakın mesafeden ateedilmediğini ortaya koyduğunun altını  
çizmektedir.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. Fuat Perk, Ayten Korkulu ve Meral Akpınar’ın ölümüne ilikin  
a) Temel prensipler  
Yaam hakkını güvence altına alan AĐHS’nin 2. maddesinin, ölüme yol açan olaylarda  
meruluğu sorgulanmakta olup Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin öncelikli hükümleri  
arasında yer almaktadır ve hiçbir ilgaya tabii tutulmamaktadır (Bkz. Velikova-Bulgaristan  
kararı, no: 41488/98). Bu madde, aynı zamanda, 3. maddeyle birlikte Avrupa Konseyi’ni  
ekillendiren demokratik toplumların temel değerlerinden biridir. Ölüme neden olan olaylarda  
sözkonusu maddenin meruluğunun titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir (Bkz. Salman-  
Türkiye kararı, no: 21986/93). AĐHS’nin konusu ve amacı, insan haklarının korunmasına  
aracılık etmek, bununla birlikte 2. maddenin somut ve etkili kıldığı yükümlülüklerin  
yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlamaktır (Bkz. McCann ve diğerleri-Đngiltere kararı, 27  
Eylül 1995).  
3
AĐHS’nin 2 §1. maddesinin ilk cümlesi Devlet’i yalnızca istemli ve illegal ölüme sebebiyet  
vermekten kaçınmayı değil aynı zamanda, iç hukuk düzeninde kendi yargısına tabi kiilerin  
yaam haklarının korunması için gerekli önlemleri almayı da zorunlu kılmaktadır (Bkz. Kılıç-  
Türkiye kararı, no: 22492/93, § 62, AĐHM 2000-III). Bu doğrultuda Devletin yükümlülüğü  
esas olarak yaama hakkını güvence altına almak için bireye karı ilenecek suçları caydırıcı,  
hukuki ve idari bir çerçeve içine yerletirmek, bu mekanizmanın ileyii bakımından  
yaptırımlar uygulamak ve ihlalleri ortadan kaldırmaktır.  
AĐHS’nin 2. maddesinde bizzat belirtildiği gibi, güvenlik güçlerinin öldürücü güce  
bavurmaları belli hallerde meru sayılabilir. Bununla birlikte 2. madde, sınırsız bir yetki  
tanımamaktadır. Devlet görevlilerinin fiillerinin sınırlarının kurallarla çizilmemiolması ve  
bu konuda keyfiliğe izin verilmesi, insan haklarına saygı ilkesi ile bağdamamaktadır. Bu  
husus, gücü keyfi ve kötüye kullanmaya karı, yerinde ve etkili bir sistem içinde, polis  
operasyonlarının iç hukukla yetkilendirilmesinden baka, bu hakkın yeterince  
sınırlandırılması gerektiğinin göstergesidir (Bkz. Makaratzis-Yunanistan kararı, no:  
50385/99).  
Bu bağlamda, bütün olarak ele alındığında bu hükmün 2. paragrafın öncelikli olarak kasden  
ölüme sebebiyet verilen durumları tanımlamadığını, «güce bavurularak» istem dıı ölüme yol  
açmanın üzerinde durduğunu belirtmek gerekir. «Mutlak gereklilik» terimlerinin  
kullanımından normal artlarda AĐHS’nin 8’den 11’e kadar olan maddelerin 2. paragrafı  
uyarınca Devletin müdahalesinin «demokratik bir toplum için gereklilik» koulu ile bağdaıp  
bağdamadığının tanımlanması açısından kesin ve zorunluluk ilkesinin uygulanması  
kastedilmektedir. Özellikle, güce bavurma 2. maddenin 2 a), b) ve c) fıkralarında öngörülen  
amaçlarla mutlak surette orantılı olmalıdır. Bu hükmün demokratik bir toplumdaki önemini  
vurgulayan AĐHM, bu düünceyi ekillendirmek için, ölüme sebebiyet veren halleri büyük bir  
titizlikle incelemek, özellikle ölümcül güce bavurulduğunda yalnızca bu gücü kullanan  
Devlet görevlilerinin fiillerini değil, aynı zamanda olayların bütününü, bu eylemlerin  
oluturulmasını ve denetimini de dikkate almak durumundadır (Bkz. McCann ve diğerleri).  
b) Olayların değerlendirilmesi  
AĐHM, davaya ilikin olayların, bavuranların yakınlarının yaamlarının korunması ve  
AĐHS’nin 2. maddesinin öngördüğü olaylar hakkında etkili ve uygun soruturma yürütme usul  
yükümlülüğünü Savunmacı Devlet makamlarının yerine getirip getirmediğini ortaya koymaya  
davet etmitir.  
AĐHM, davaya ilikin olayların ulusal düzeyde hukuki olarak ortaya çıkarıldığını ve  
Strazburg’da devam eden yargılama süresince Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin tespitlerini  
tartıma konusu yapacak nitelikte hiçbir belgenin sunulmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca  
AĐHS’nin 2. madde alanında varılan sonuçlar konusunda bakıaçıları birbirinden tamamen  
farklı olsa da, ne Hükümet ne de bavuranlar, AĐHM önünde bu tespitlere itiraz etmeye  
çalıtır. Böylece AĐHM kendisine sunulan belgeler ıığında, çıkınoktası olarak yukarıda  
sözü edilen ulusal mahkemelerin tespitlerini belirleyerek, davayı değerlendirmek için yeteri  
kadar delil ve olgusal unsurların var olduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. Andronicou ve  
Constatinou-Kıbrıs, 9 Ekim 1997 tarihli karar).  
c) Davaya Uygulanması  
AĐHM, değerlendirmesine sunulan unsurlardan Fuat Perk, Ayten Korkulu ve Meral  
Akpınar’ın Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’ne bağlı on bepolisten  
4
oluan bir ekip tarafından yürütülen terörle mücadele operasyonu sırasında öldürüldüğünün  
ortaya çıktığını belirtmektedir. 9 ubat 1996 tarihli olaylara ilikin koullara itiraz  
edilmemektedir.  
Sözkonusu ölümlerin önceden tasarlandığına dair bavuranların iddiaları konusunda AĐHM,  
bu yönde bir projenin yapıldığını tespit etmek için inandırıcı delillerin bulunması gerektiğini,  
ancak böylesi delillerin bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu iddia delil balangıcı  
oluturacak hiçbir unsura dayanmamaktadır.  
AĐHM, iç hukuk konusunda, uygun oluum, bilgi ve talimatın bulunmaması nedeniyle  
polislerin sözkonusu terörle mücadele operasyonu çerçevesinde görevlerini yerine getirirken  
belirsizlik içinde olabileceğini bavuranların ileri sürmediklerini not etmektedir.  
Bu konuda AĐHM, ateli silah kullanılmasına ilikin en önemli yasa metni olan 2559 sayılı  
Kanun’un 16. maddesinin, 1934 yılında kabul edildiğini ve kukusuz bu konuda oluturulan  
uluslararası normlar göz önüne alınarak yeniden güncelletirilmesinin gerektiğini  
belirtmelidir. Ancak AĐHS’nin 17. maddesi gereğince ölüme sebebiyet veren kuvvete  
bavurma, sadece “kanunun izin verdiği mutlak gereklilik durumunda” haklı  
gösterilebileceğini not etmek gerekir. Neticede belirtilen norm ile AĐHS’nin 2§2 maddesinin  
“kesinlikle gerekli” terimleri arasındaki fark, sadece bu olay nedeniyle, 2§1 maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna varmak için yeteri kadar önemli değildir (Bkz. mutatis mutandis McCann  
ve diğerleri, Hamiyet Kaplan ve diğerleri-Türkiye, no:36749/97 ile karılatırma).  
AĐHM, operasyonun hazırlanması ve denetimi aamasında, özellikle olayların meydana  
geldiği bağlamı ve gün içinde değien durumun seyrini değerlendirmelidir (Andronicou ve  
Constatinou).  
Bağlam konusunda yetkililerin yasadıı silahlı örgüt hakkındaki tehlikeli olan üphelilerle  
karı karıya oldukları inkar edilemez. Ayrıca operasyonun yapıldığı gün yetkililer,  
üphelilerin terör saldırısında bulunmayı tasarladıkları yönünde uyarılmılardır. Aciliyet  
gerektiren bir durum sözkonusuydu ve yetkililer hızlı hareket etmeliydiler. Sonuç olarak Ağır  
Ceza Mahkemesi’nin belirttiği üzere, Đstanbul Polisi terörle mücadele operasyonu yürütürken,  
Koçbank Bankası’nın güvenliğinden sorumlu polis ekibine karı üç üphelinin düzenlemeyi  
planlağı silahlı saldırıyı önlemek ve bavuranların itiraz ettiği yasalara uygun bir ekilde  
yakalama gerçekletirmek olmak üzere iki hedef izlemekteydi.  
AĐHM, Ağır Ceza Mahkemesi örneğindeki gibi, bu koullarda kuvvet kullanımının,  
bulundukları apartmanın kapısı kırıldığı sırada üphelilerin gösterdiği iddet reaksiyonunun  
doğrudan sonucu olduğunu gözlemlemektedir. Sonuç olarak polisler üphelileri sözlü olarak  
uyardıktan sonra bu apartmana girmiler ve bu kiilerin yaklaık beyada yedi dakika süren  
çatıma sonucunda öldüklerine kimse itiraz etmektedir. Neticede, dava konusu operasyonun  
iddete karı herkesi korumak” ve özellikle AĐHS’nin 2§2 –a ve –b maddesi uyarınca  
“yasalara uygun ekilde yakalamayı gerçekletirmek” amacını güttüğü düünülebilir.  
Dolayısıyla AĐHM, yukarıda sözü edilen hedeflere ulamak amacıyla kullanılan kuvvetin  
kesinlikle gerekli olup olmadığını ve özellikle polislerin karı karıya oldukları durum göz  
önüne alındığında kullanılan kuvvetin tamamen orantılı olup olmadığını incelemeye  
çağrılmıtır.  
5
Bavuranlar, yakınlarının bir binanın ikinci katında bulunan bir apartmanda kuatıldığını ve  
ateetmeden önce göz yaartıcı bomba gibi uygun araçlar kullanılarak yakınlarını etkisiz hale  
getirmenin mümkün olduğunu savunmaktadırlar.  
AĐHM için, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, elinde bulunan kanıt unsurlarını temel alarak,  
ilk önce içerden ateedildiğini ve polislerin de nefsi müdafaa için harekete geçtiklerinin  
ortaya konulduğuna kanaat getirmesi temel unsurdur. Gerçekten de soruturma aamasında  
alınan kapıcının ifadesinden de anlaıldığı üzere kapıcı, polisler kapıyı kırmadan önce  
üpheliler slogan attıktan hemen sonra iki el ateedildiğini duymutur. Diğer tanıklar ise kapı  
kırılmadan evvel içerden ateedildiğini duyup duymadıklarını hatırlamamılardır.  
AĐHM, kapıcının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bizzat dinlenmemesinin üzücü olduğu  
kanaatindedir. Ancak dosyaya göre, bavuranlar hiçbir zaman ilk atein içerden geldiğine  
itiraz etmemilerdir. Bavuranların temel argümanı çatımanın hangi koullarda meydana  
geldiğini ortaya koymak yönündedir.  
Hal böyleyken AĐHM, slogan atan ve kapıyı açma emrine itaat etmemiolan üphelilerin bu  
uzlamaz tutumu nedeniyle, polisler, bu kiilerin bakalarının ve kendilerinin hayatını  
tehlikeye atacak ekilde ateaçma niyetlerinin bulunduğuna ikna olmulardır. Bu koullarda  
üphelilerin silahlı olduğunu bilen ve terör saldırısı düzenlemeyi planladıklarına inanan  
polisler, apartmanın içine girerek bu kiilerin silahlarını alıp yakalamaya çalımalarının  
gerektiğine makul olarak kanaat getirebilirler. Ayrıca polisler, sözkonusu apartmana girerken,  
silahlı üphelilerin ateederek karılık vermelerini fiziksel olarak engelleyene kadar ateꢀ  
etmeleri gerektiğine kanaat getirmeleri makul olarak düünülebilir (McCann ve diğerleri,  
Andronicou ve Constantinou, Brady-Birleik Krallık (karar), no: 55151/00 ve Bubbins-  
Birleik Krallık, no: 50196/99).  
Bu bakımdan bilirkiinin olay yerinde bulunan 125 mermiden 21’inin üphelilere ait olan  
silahlardan çıktığını ortaya koyduğunu not etmek gerekir. 27 Mart 1996 tarihinde ölen  
kiilerin kıyafetleri üzerinde yapılan balistik incelemede, yakın mesafeden ateedilmediği  
ortaya konulmaktadır.  
Polislerin, ölüme sebebiyet veren yollara bavurmayı sınırlandırmak amacıyla, silahlarını  
kullanmadan önce neden göz yaartıcı bomba, plastik mermi ya da uyuturucu el bombası gibi  
etkisiz hale getirici diğer yollara bavurmadıkları sorusu sorulabilir.  
Hükümet, içerden aralıksız olarak ateedildiğinden dolayı, güvenlik güçlerinin yasadıı örgüt  
üyelerini yakalamak için göz yaartıcı bomba gibi yollara bavurma olanaklarının  
bulunmadığını savunmaktadır.  
Bu konuda AĐHM, elinde bulunan unsurlar ıığında ve yukarıda incelenen koulları göz önüne  
alarak bu durumda etkisiz hale getirici yolların kullanılması olasılığı üzerinde soyut olarak  
tartıılmasının gerekli olmadığına kanaat getirmektedir. AĐHM’nin Andronicou ve  
Constantinou davasında tespit ettiği gibi, polisler, kendilerinin ve bakalarının yaamları için  
mevcut olabilecek bütün riskleri ortadan kaldırmak amacıyla makul olarak gerekli olduğunu  
ündükleri bütün tedbirleri almaya yetkilidirler. Bu bağlamda AĐHM’nin görevi, kendi  
durum değerlendirmesini polislerinkinden üstün tutarak, ateli silahları kullanmadan önce göz  
yaartıcı bomba, plastik mermi ve uyuturucu el bombaları gibi etkisiz hale getirici yolların  
kullanılmasını zorunlu kılmak değildir. Kukusuz, ölüme sebebiyet verici metotlara  
bavurulmasını gitgide azaltmak istenirse, bu türden yolların kullanılmasının  
yaygınlatırılması arzu edilir. Ancak belli bir davanın koullarını göz önünde bulundurmadan  
6
böyle bir ilke zorunluluğunun getirilmesi, kanunu uygulamakla mükellef olan Devlet ve  
görevlilerine, kendilerinin ve bakalarının yaamlarını riske sokacak gerçek dıı bir yük  
getirecektir.  
AĐHM, üzücü de olsa bu koullarda kuvvet kullanımının, “herkesin iddete karı korunmasını  
sağlamak” ve “yasalara uygun ekilde yakalamayı gerçekletirmek” için “kesinlikle gerekli”  
olma koulunu amadığına kanaat getirmektedir. Buna ek olarak her türlü makul üphenin  
ötesinde gereksiz ekilde aırı olan bir kuvvetin bu durumda kullanıldığı ortaya  
konulmamıtır. Dolayısıyla bu bakımdan AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilmemitir.  
2. Soruturmanın Yetersiz Olduğu Đddiası Hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 1. maddesi gereğince Devlet’in “yargısına tabi herkese Sözleme’de  
tanımlanan hak ve özgürlükleri tanımak” genel yükümlülüğü ile birlikte 2. maddede  
öngörülen yaam hakkını koruma zorunluluğunun, kuvvete bavurmanın bir kimsenin  
ölümüne sebebiyet verdiği durumda etkili resmi soruturma yürütmeyi gerekli ve zorunlu  
kıldığını hatırlatmaktadır (Bkz. mutatis mutandis McCann ve diğerleri ve Kaya-Türkiye, 19  
ubat 1998 tarihli karar). Böylesi bir soruturma, faillerin Devlet görevlisi yada bir bakası  
olsa da, kuvvet kullanılması sonucunda bir kimsenin öldüğü her durumda gerçekletirilmelidir  
(Tahsin Acar-Türkiye, no: 26307/95). Sorgulamalar ayrıntılı, yansız ve kesin olmalıdır  
(McCann ve diğerleri ve Çakıcı-Türkiye, no: 23657/94).  
AĐHM, ayrıca soruturmanın asgari etkililik kriterine cevap veren soruturmanın derecesi ve  
niteliğinin dava koullarına bağlı olduğuna kanaat getirmektedir. Soruturmanın niteliği ve  
derecesi mevcut olayların tümü temel alınarak ve soruturma çalımasının uygulamadaki  
gerçeklikleri gözönüne alınarak değerlendirilir. Meydana gelebilecek durumların çeitliliğini  
basit bir soruturma eylemleri listesine yada diğer basitletirilmikriterlere indirgemek  
mümkün değildir (Tanrıkulu-Türkiye, no: 23763/94, Kaya, Güleç-Türkiye, 27 Temmuz 1998  
tarihli karar, Velikova ve Buldan-Türkiye, no: 28298/95).  
Yürütülen soruturma, sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını sağlayacak ekilde etkili  
olmalıdır (Oğur-Türkiye, no: 21594/93). Burada sonuç değil araç zorunluluğu sözkonusudur.  
Yetkililer olayla ilgili kanıtların toplanması için makul olarak alabilecekleri tedbirleri  
almalıdırlar (Tanrıkulu ve Salman). Sorumlu kii yada kiilerin bulunmasına yönelik  
soruturma ehliyetine zarar verici her türlü hata, soruturmanın etkisiz olmasıyla  
sonuçlanabilir (Akta-Türkiye, no: 24351/94).  
Makul olacak özen ve ivedilik gerekliliği bu bağlamda net değildir. Soruturmanın belirli bir  
durumda ilerlemesini engelleyen zorluk ve engellerin bulunabileceğini kabul etmek gerekir.  
Ancak, ölüme sebebiyet veren kuvvete bavurma konusunda soruturma yapmak sözkonusu  
olduğunda, eitlik ilkesine saygı çerçevesinde kamuoyunun güvenini korumak ve yasadıı  
eylemlere göre her türlü hogörü ya da suç ortaklığı izleniminden kaçınmak amacıyla  
yetkililerin ivedi cevabı temel unsur olarak değerlendirilebilir (McKerr-Birleik Krallık, no:  
28883/95 ve Tahsin Acar).  
AĐHM, bu davada birçok sorgulama eylemlerine teebbüs edildiğini tespit etmektedir.  
soruturma re’sen ve ivedi bir ekilde balamıve yetkililer aktif bir ekilde çalılardır.  
Klasik ve ayrıntılı otopsi adli tıpta bilirkiiler tarafından gerçekletirilmitir. Soruturma  
sırasında, atımesafesine ve balistik incelemeye yönelik iki farklı bilirkii incelemesi  
yapıltır. Olaylardan altı ay sonra 30 Mayıs 1996 tarihinde, Savcı silahlı çatımaya katılmıꢀ  
olan on bepolis aleyhinde iddianame vermitir. Bavuranlar bu cezai yargılama çerçevesinde  
7
müdahil tarafı oluturmuve böylece ceza davasına aktif olarak katılabilmilerdir. Daha sonra  
Ağır Ceza Mahkemesi 29 Aralık 1997 tarihinde dosya unsurlarını temel alarak sanıkların  
beraatine karar vermitir. Ayrıca bavuranlar beraat kararının temyizine gitmitir. Yargıtay bu  
temyiz bavurusunu 23 Haziran 1998 tarihinde reddetmitir.  
Ancak bavuranlar soruturmayı yapmakla yükümlü yetkililerin önemli bazı adımları  
atmadıklarından ikayetçi olmaktadırlar. Bir yandan kurunlara hedef olan apartmanın  
ayrıntılı krokisi çıkarılmamıve olay yerinde olayların yeniden canlandırılması yapılmamıtır.  
Diğer yandan sözkonusu yerlerde gaz bombalarının kullanılması olasılığı hakkında hiçbir  
inceleme yapılmamıtır.  
AĐHM için dava koulları göz önüne alındığında, bağımsız bilirkiiler tarafından olay yeri  
krokilerinin çıkarılmaması ve olay yerinde gerçekletirilecek olay yeri tespitinin yapılmaması,  
sorgulama mekanizmasının etkililiğinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Böylesi  
unsurların esasa bakan hakimlere olayları daha net bir ekilde tespit etmeyi ve polisler  
üzerinde var olan somut riskleri değerlendirmeyi sağlayacakları konusunda hiç üphe yoktur.  
Ayrıca AĐHM, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, üphelilerin ateettiğini ve silahlı çatıma sonucu  
öldüklerini ortaya koyduktan sonra, polislerin baskınından önceki koullarla yeterince  
ilgilenmemesine büyük önem vermektedir. Bu nedenle, bu mahkeme, ateaçılan yerde  
özellikle gaz bombası gibi etkisiz hale getirme yollarını kullanma olasılığı hakkında inceleme  
yapılmasının gerekli olmadığına kanaat getirmitir.  
Bu iki eksiklik, AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca bavuranların yakınlarının ölümü konusunda  
etkili soruturma yapılması gibi gerekliliklerin tanınmadığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla  
bu noktada AĐHS’nin 2. maddesinden doğan usul yükümlülüğü ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar,  
Bakırköy  
Ağır  
Ceza  
Mahkemesi  
önünde  
adil  
yargılamadan  
faydalanamadıklarından ikayetçi olmaktadırlar. Bu bağlamda bavuranlar AĐHS’nin 6§1  
maddesini ileri sürmektedirler.  
Bavuranlar, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, kendisine sunulan hukuki problemi çözmek için  
DGM tarafından sunulan kanıtları incelemek olan hukuki görevi yerine getirmeyi reddettiğini  
savunmaktadırlar. Ağır Ceza Mahkemesi olay tespitini yapmamıve kullanılan kuvvetin  
gerekliliğini tespit etmek amacıyla bilirkiilere bavurmatır.  
Hükümet bu sava itiraz etmektedir.  
AĐHM, mevcut davanın özel koullarını ve AĐHS’nin 2. maddesinin usulen ihlal edildiğini  
tespit etmeye iten muhakemeyi göz önünde bulundurarak, mevcut davayı 6§1 maddesi  
açısından da incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuranlar, maddi ve manevi zararları için hiçbir tazminat yada masraf ve harcamaların  
karılanması talebinde bulunmamaktadırlar.  
8
Dolayısıyla AĐHM, adil tazmin adı altında bir ödemeye gerek olmadığına kanaat  
getirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Fuat Perk, Ayten Korkulu ve Meral Akpınar’ın ölümü konusunda AĐHS’nin 2. maddesinin  
ihlal edilmediğine;  
2. Savunmacı Devlet’in etkili soruturma yürütme yükümlülüğü konusunda AĐHS’nin 2.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. maddesine dayandırılan ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine  
uygun olarak 28 Mart 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir  
9