C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
PÜTÜN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:31734/96)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 ARALIK 2005  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 31734/96 bavuru no’lu davanın nedeni, Türk  
vatandaı Ali ahin Pütün’ün (Bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM), 8  
Mayıs 1996 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözlemesi’nin (AĐHS)  
eski 25. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur. Bavuran, Đstanbul Barosu  
avukatlarından Ö. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1977 doğumlu bavuran Ali ahin Pütün, halihazırda Almanya’da ikamet etmektedir.  
Olayların meydana geldiği dönemde Đstanbul’da fast-food restoranı iletmekteydi.  
A. Bavuranın Yakalanması ve Gözaltına Alınması  
A.Y. adlı kiinin, silahlı örgüt olan Devrimci Halk KurtuluPartisi Cephesi (DHKP-C)  
üyelerinin gizli toplantı yapmaları konusunda yaptığı ihbar üzerine, 11 Kasım 1995 tarihinde  
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi ekipleri, bavuranı ve diğer dört kiiyi  
tutuklalardır.  
Yakalama tutanağında, polislere karı koyarak arabaya binmeyi reddettiğinden dolayı,  
bavuranın zor kullanılarak zaptedildiği yer almıtır.  
Aynı gün bavuran, Fatih (Đstanbul) ubesi’nde gözaltına alınmıtır.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Basavcısı, Fatih  
ubesi’nin talebi üzerine 13 Kasım 1995 tarihinde, bavuranın gözaltı süresinin 20 Kasım  
1995 tarihine kadar uzatılmasına karar vermitir.  
Tutulu olduğu sırada polisler, ilgiliye itirafta bulunması için ikence uygulamılardır.  
Bavuran, 18 Kasım 1995 tarihinde itirafta bulunmuancak ifade tutanağını  
imzalamayı reddetmitir.  
Fatih ubesi, gözaltının son günü olan 20 Kasım 1995 tarihinde, Đstanbul Adli Tıp  
Kurumu tarafından bavuranın muayene edilmesine karar vermitir.  
Bavuran, nörolojik muayenenin ardından Savcı tarafından dinlenmitir. Bavuran  
polislere zorluk çıkarmadığını savunarak, ikence altında itirafta bulunduğuna dayanarak  
kendisine atılan suçlara ve hakkında düzenlenen yakalama tutanağına itiraz etmitir.  
Bavuran, 21 Kasım 1995 tarihinde DGM hakimi önüne çıkarılmıtır. Bavuran  
Cumhuriyet Basavcısı önünde verdiği beyanları kabul etmiancak, polis tarafından alınan  
ifadesini kesinlikle reddetmitir. Dava hakimi, deliller ve bavuranın yerine getirmesi gereken  
yükümlülükler gözönünde bulundurarak bavuranın serbest bırakılmasına karar vermitir.  
Cumhuriyet Basavcısı, karara itiraz etmitir. Hakim itiraz talebini kabul ederek  
bavuranın tutuklanmasına karar vermive sonuç olarak bavuran Bayrampaa (Đstanbul)  
Cezaevine konulmutur.  
2
B. Bavuranın Gözaltına Alınmasından Sorumlu Polisler Hakkında Açılan Ceza  
Muhakemesi Usulü  
1995 yılı Kasım sonu Aralık baında, gözaltından sorumlu polisler hakkında  
bavuranın yaptığı ikayet üzerine, ceza soruturması açılmıtır.  
11 Aralık 1995 tarihinde dava hakkında yapılan soruturmadan sorumlu Savcı, Fatih  
Savcılığı lehine ratione loci yetkisizlik kararı almıtır. Savcı, verdiği kararda, yapılan kötü  
muamele iddialarının, Adli Tıp Kurumu’nun 20 Kasım 1995 tarihli sağlık raporuyla ve  
nöroloji kliniği görüüyle örtütüklerini ancak Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 243-245  
maddelerinin alanlarına girdiklerini açıklamıtır.  
Dosya Fatih Savcılığı’na sevk edilmitir. 28 Kasım 1997 tarihinde Savcılık,  
bavuranın dosyasını askıda olan diğer iki dava dosya ile birletirerek, Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi önünde sekiz polisi, bavuranın da aralarında bulunduğu üç tutukluya kötü  
muamelede bulunma suçuyla itham etmitir.  
Bavuranın ortaya koyduğu olaylardan haklarında dava açılan T.K. ve S.A. adlı  
polisler suçsuz olduklarını ileri sürmülerdir.  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Aralık 2000 tarihli kararla, T.K. ve S.A. adlı iki  
polisi TCK’nın 243§1 maddesi gereğince suçlu bularak, her birini bir yıl hapis ve üç ay  
görevden uzaklatırma cezasına çarptırmıtır.  
TCK’nın 59§2 maddesi uyarınca verilen cezaların indirimine gidilerek T.K., on ay  
hapis iki buçuk ay görevden uzaklatırma ve S.A., on bir ay yirmi gün hapis ve iki ay yirmi  
yedi gün görevden uzaklatırma cezalarına çarptırılmılardır.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince, sanıkların  
tekerrüren suç ileme eğiliminin bulunmadığı kanaatinde olup sözü edilen suçların infazının  
ertelenmesi kararı almıtır.  
27 Mayıs 2002 tarihinde, T.K.’ya ilikin karar Yargıtay tarafından onanmıancak S.A.  
hakkında verilen karar bozulmutur.  
Bavuran serbest bırakıldığı 9 Mayıs 1996 tarihinden itibaren Türkiye’den kaçması  
nedeniyle sözkonusu usulü ilemler boyunca oturumlara katılmamıtır.  
C. Bavuran Hakkında Balatılan Ceza Muhakemesi Usulü  
Savcı, 4 Aralık 1995 tarihli iddianamesiyle, silahlı çeteye yardım ve yataklık  
yapmaktan oluan suçlara yer veren TCK’nın 169. maddesi gereğince bavuranın mahkum  
edilmesini talep etmitir. Savcı, bu talebine dayanak olarak, özellikle bavuranın polise  
verdiği dava konusu itiraflarını öne sürmütür.  
DGM önünde böylece balayan ceza muhakemesi usulü, bavuran hakkında kamu  
davası açılmasının zamanaımına uğradığı yönündeki 24 Aralık 2002 tarihli kararla  
sonuçlanmıtır.  
3
I. BAVURANIN AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNE ĐLĐꢁKĐN ꢁĐKAYETĐNĐN YENĐDEN  
ĐNCELENMESĐNE YÖNELĐK TALEBĐ HAKKINDA  
Bavuran, savunmasında, AĐHS’nin 3. maddesine ilikin ilk ikayetinin esastan  
incelenmesini rica etmektedir. Zira hiçbir zaman uygulanan sözkonusu ikencelerden dolayı  
maruz kalınan zararın tazmin edilmesini sağlamağından, iç hukuk tarafından teoride tanınan  
bavuru yollarını tüketmesine gerek yoktur.  
Bu bağlamda, bavuran kendisine ikence yapan kiilerin, Türkiye’de var olan idari  
uygulama uyarınca kendilerine tanınan müsamadan faydalanarak zorla itiraf ettirmeye devam  
ettiklerini hatırlatmaktadır.  
AĐHM, Türkiye’de mevcut olan cezai, hukuki ve idari bavuru yollarını izlemekten  
bavuranı muaf tutacak nitelikte özel koulların bulunmadığını tespit ettikten sonra, 18 Kasım  
2004 tarihinde, yukarıda belirtilen ikayeti AĐHS’nin 35§1 maddesi uyarınca iç hukuk  
yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bertaraf ettiğini ve bunun da halihazırdaki dava  
koullarına uygun olduğunu hatırlatmaktadır (Pütün-Türkiye (karar), no: 31734/96, AĐHM  
2004-XII).  
AĐHM, daha önce bavuranın yukarıda dile getirilen yollardan biri veya diğerine  
bavurmaya çalığını düündürecek hiçbir ey olmadığından, kararına aksi yönde bir karar  
almak için hiçbir neden görmemekte ve sonuç olarak talebi reddetmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, kendisinin maruz kaldığı özgürlükten yoksun bırakıcı tedbirlerin sadece  
itirafta bulunması amacı güttüğünü savunmaktadır. Bavuran AĐHS’nin 5§1 –c ve 3  
maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
A. Tarafların Savları  
Bavuran, sadece itirafta bulunmasını sağlamak için, bavuranla birlikte yargılanan  
sanıktan gayri meru yoldan elde edilen ihbara dayanılarak yakalandığını iddia etmektedir. Bu  
bağlamda, bavuran, ikence altında, her türlü adli denetimden uzak ve avukatı ve ailesiyle  
hiçbir bağlantı kuramadan geçirdiği gözaltı süresini ortaya koymaktadır.  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilikin argümanını ortaya koymutur.  
Hükümet, bavuranı, ne Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128§4 maddesinin sunduğu  
itiraz yolunu ne de yasaya aykırı olarak yakalanan ya da tutuklanan kiilerin tazmin  
edilmesine ilikin 466 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre tazmin yolunu önceden  
kullanmadan AĐHM’ye bavurmakla itham etmektedir.  
Hükümet esas hakkında ise, Türk hukuk sisteminde öngörülen gözaltı koullarına  
atıfta bulunmakta ve Pütün’ün yakalanmasının yanı sıra tutuklanmasının da, sözkonusu  
dönemde yürürlükte olan mevzuata uygun olmakla birlikte hakkında varolan üphelerin  
ciddiyetiyle kanıtlandığına dikkati çekmektedir.  
Hükümet, 6 Mart 1997 tarihli ve 4229 sayılı Kanun’la yakalanan kiilerin lehine  
yapılan değiiklikleri hatırlatmaktadır (Bkz. Pütün).  
4
B. AĐHM’nin Takdiri  
1. Hükümet’in ön itirazı hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesine göre yapılan ikayetler konusunda Hükümet’in, ilk  
kez 7 Mart 2005 tarihli savunmasında iç hukuk yollarının tüketilmemesini ileri sürdüğünü,  
halbuki bunu AĐHM Đçtüzüğü’nün 55. maddesi gereğince kabul edilebilirlik aamasında  
sunulan savunmada yapması gerektiğini gözlemlemektedir (N.C.-Đtalya, no: 24952/94, § 44,  
AĐHM 2002-X).  
AĐHM, kesin bir sonuca götüren ve bu aamadan sonraki hiçbir olayın kendisinin  
bilgisine sunulmadığından dolayı, Hükümet’in ön itirazını dava hakkının dümesi  
gerekçesiyle reddetmektedir.  
2. Esas hakkında  
Bu durumda, Pütün’ün gözaltı süresinin, 11 Kasım 1995 tarihinde yakalanması ile  
birlikte baladığını ve 21 Kasım 1995 tarihinde Đstanbul DGM yedek hakimi önüne  
çıkarılğında sona erdiğine hiç kimse itiraz etmemektedir.  
Bu bağlamda, AĐHM Türk mevzuatının AĐHS’nin 5§3 maddesi hükümlerine uyumlu  
hale getirilmesini amaçlayan kanun değiikliği tekliflerini memnuniyetle karılamaktadır.  
Ancak AĐHM’nin bu durumda, bavuranın davasına özel koulları değerlendirme görevi  
bulunmaktadır. Sözkonusu özel koullar, ilgilinin on gün boyunca, sözkonusu tedbirin  
uzatılmasına karar veren hukuki merciden baka merciyi görme olanağından yoksun olarak,  
gizli gözaltına maruz kaldığını kesin olarak ortaya konulmasını sağlamaktadır.  
Đlgilinin sözkonusu faaliyetlere karığına dair ciddi üpheler mevcut olsa da, 5.  
Madde uyarınca, ulusal makamların, terör ya da benzeri nitelikli suçun bulunduğunu  
ündükleri her durumda, ulusal mahkemelerin ve en son AĐHS’nin denetim organlarının her  
türlü etkin denetiminden uzak olarak üphelileri yakalama ya da gözaltına almaya yetkili  
olmadıklarını hatırlatmak gerekir (Dikme-Türkiye, no: 20869/92, § 64 ve 66, AĐHM 2000-  
VIII).  
Benzeri suçlarla mücadele alanında soruturma makamlarının karı karıya  
kalabileceği özel sorunlar ve en azından bavuran hakkında alınan özgürlükten yoksun  
bırakan tedbirin, mevcut haliyle iç hukuka uygunluğu, 5§3 maddesinin gerektirdiği gibi  
makamları, sanığı “hemen” hakim önüne çıkarmadan muaf tutamaz (ibidem, § 61 ve 64).  
Bu konuda AĐHM, Brogan ve diğerleri-Birleik Krallık kararında, daha sonra da  
birçok kez onaylanan, adli denetimden uzak dört gün altı saatlik bir gözaltının, toplum için  
teröre karı gerekli önlemleri alma amacı gütse de, 5§3 maddesinin izin verdiği kesin sınırları  
ağına karar vermitir (29 Kasım 1988 tarihli karar, A serisi no: 145-B, s. 33-34, § 62).  
AĐHM, sözkonusu karardan vazgeçirmek için, Hükümet haklı hiçbir olay ya da  
argüman sunmadığından, bu davada gözaltı süresinin 5§3 maddesinde yer alan ivedilik  
gerekliliğine cevap vermediği sonucuna varmaktadır.  
Dolayısıyla sözkonusu hüküm ihlal edilmitir. Böyle bir tespit ise AĐHM’yi, AĐHS’nin  
5§1 c) maddesi açısından ortaya konulan diğer olayları incelemekle yükümlü kılmamaktadır.  
5
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran maddi tazminat olarak 7.000 Euro istemektedir. Ayrıca bavuran, ikence  
altında tutulması ve ailesinin ve kendi gururunun çiğnenerek, haksız olarak “terörist” ilan  
edilmesinden kaynaklanan hem fiziksel hem de psikolojik travmalara maruz kaldığından  
dolayı manevi zarar olarak 20.000 Euro istemektedir.  
AĐHM, bavuranın iddia edilen maddi zararının niteliğini açıklamadığını ve herhangi  
bir belgeyle iddialarını desteklemediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla bu iddialar kabul  
edilemez.  
Ancak AĐHM, hakkaniyete uygun olarak bavurana manevi zarar için 3.500 Euro  
verilmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran temsil edilmesine bağlı masraf ve harcamalar adı altında, avukatının  
mektubunu dayanak olarak sunarak, toplam 3.350 Euro istemektedir.  
AĐHM, 41. madde gereğince, sadece gerçekten gerekli olarak yapılan ve makul  
miktardaki masrafların geri ödenebileceğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında,  
Nikolova-Bulgaristan, no: 31195/96, § 79, AĐHM 1999-II).  
Bavuran iddialarını belgelemese de, AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, 1.200  
Euro’dan, adli yardım olarak Avrupa Konseyi’nin daha önce vermiolduğu 4.100 Fransız  
Frangı’na denk gelen 625,04 Euro düürülerek kalan miktarın bavurana ödenmesinin makul  
olduğuna kanaat getirmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına 3 puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavuranın, AĐHS’nin 3. maddesine göre yaptığı ikayetinin yeniden incelenmesi talebinin  
reddedilmesine;  
2. Hükümet’in ön itirazının reddedilmesine;  
3. AĐHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Davanın AĐHS’nin 5§1 –c maddesi açısından incelenmesine gerek olmadığına;  
5. a) Bu kararın, AĐHS’nin 44§2 maddesine göre kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in  
bavurana:  
i. manevi tazminat için 3.500 Euro (üç bin beyüz Euro)  
ii. masraf ve harcamalar için 574,96 Euro (beyüz yetmidört Euro doksan altı sent)  
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;  
6
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle  
gecikme faizi uygulanmasına;  
6. Hakkaniyete uygun tazminata ilikin diğer taleplerin reddine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve 22 Aralık 2005 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
7