Hükümet idare mahkemeleri önünde tam yargı davası açılmadığı cihetle iç hukuk yollarının
tamamının tüketilmediğini savunmaktadır. Gülizar Öz – Türkiye (no: 40687/98, 1 Temmuz
2004) kararına atıfta bulunan Hükümet, 2577 sayılı idari yargılama usulü kanununun 13.
maddesi çerçevesinde idare aleyhinde bu tür bir tazminat davası açılmasının etkili bir baꢀvuru
yolu olduğuna dikkat çekmektedir.
Baꢀvuranlar bu sava itiraz etmektedirler. Baꢀvuranlara göre, iptal baꢀvurusu yapmalarına
rağmen inꢀaat yasağı halen geçerlidir. Bu çerçevede baꢀvuranlar Ahmet Dizman ve Mehmet
Dizman, 29 yıldır devam eden durumlarına iliꢀkin bir çözüm sağlamayan iç hukuk yollarının
yetersizliği nedeniyle tam yargı davası açmayı dahi denememiꢀlerdir.
AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca kendisine ancak iç hukuk yollarının tamamı
tüketildikten sonra baꢀvuruda bulunulabileceğini anımsatır. Bu itibarla Hükümetin iç hukuk
yollarının tüketilmediği yönündeki itirazının mevcut davada haklı olup olmadığı meselesi
öncelikli olarak gündeme gelmektedir. Konuyla ilgili olarak AĐHM her baꢀvuranın ulusal
mahkemelere AĐHS’nin sözleꢀmeci devletlere kendi aleyhlerinde iddia edilen ihlalleri telafi
etme ya da bu ihlallerden kaçınma – ki bu sözkonusu AĐHS hükmünün sözleꢀmeci devletleri
teꢀvik etme amacında olduğu husustur- fırsatını vermesi gerektiğine dikkat çekmektedir (bkz.
sözgelimi, Cardot – Fransa, 19 Mart 1991, prg. 36). AĐHS’nin 13. maddesinin konusu olan
bu kural ulusal yargının ihlal iddiası karꢀısında etkili bir baꢀvuru imkânı sağladığı (bkz.,
Selmouni – Fransa, no: 25803/94, prg. 74) varsayımı üzerine kuruludur.
Bu nedenle AĐHM’ye yapılan bir ꢀikâyet en azından özü itibarıyla iç hukukta emredilen süre
ve biçimlere uygun olarak ilgili ulusal mahkemeler önünde gündeme getirilmiꢀ olmalıdır.
Bununla birlikte AĐHS’nin 35. maddesinden doğan yükümlülük olası etkili, yeterli ve
eriꢀilebilir baꢀvuru yollarının gereği gibi kullanılmasıyla sınırlıdır (Sofri ve diğerleri – Đtalya,
no: 37235/97). Esasen AĐHS yalnızca iddia edilen ihlalle ilgili olan müsait ve uygun baꢀvuru
yollarının tüketilmesini emreder. Yalnızca teoride değil uygulamada da yeterli derecede bir
kesinlik olmalıdır. Aksi halde bu baꢀvuru yolları istenen etkililikten ve eriꢀilebilirlikten
yoksun hale gelirler (Akdivar ve diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar, prg. 66).
Mevcut davada AĐHM, ilk olarak idare mahkemelerinde iptal davası açan baꢀvuranların inꢀaat
izni vermeyi reddeden Biga Belediyesi’nin kararına itiraz etmekle yetindiklerini tespit
etmektedir. Sözkonusu baꢀvuru yeꢀil alan yaratma iꢀlemine esas teꢀkil eden kamu yararı
gerekçesiyle reddedilmiꢀtir.
AĐHM, iptal talebinin reddedilmesinin ardından baꢀvuranlar Çiğdem Tan (Koyuncu), Ömer
Tan ve Erdem Tan’ın AĐHM’ye mevcut baꢀvuruyu sunduktan sonra bir tazminat elde etmek
maksadıyla idare mahkemeleri önünde bir tam yargı davası açtıklarını gözlemlemektedir. Bu
itibarla, baꢀvuranların bazıları yeni bir iç hukuk yoluna baꢀvurmuꢀtur ve açılan dava halen
ulusal mahkemeler önünde devam etmektedir. AĐHM idare mahkemelerinin nasıl bir karar
verecekleri hususunda tahminde bulunamaz. Öte yandan Türk Hukuku bu türden zararların
tazminini tümden reddetmemektedir (karꢀılaꢀtırınız Sporrong ve Lönnroth, adıgeçen, prg. 71).
Ayrıca AĐHS organları, baꢀarısızlığa mahkûm olduğu tebarüz etmemiꢀ bir baꢀvurunun baꢀarı
ꢀansına iliꢀkin olarak ꢀüphe duyulmasının bu iç hukuk yolunun kullanılmaması için tek baꢀına
haklı bir gerekçe teꢀkil etmeyeceğine devamlı surette dikkat çekmiꢀlerdir (Akdivar ve
diğerleri, prg. 71 ; aynı ꢀekilde bkz. Brusco – Đtalya, no: 69789/01 ; Whiteside – Birleꢀik
Krallık, no: 20357/7 Mart 1994 tarihli Komisyon kararı).