C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
RABĐA TAN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 8095/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
31 Ocak 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 8905/02 no’lu davanın nedeni T.C vatandaları  
Rabia Tan, Çiğdem Koyuncu, Ahmet Dizman, Mehmet Dizman, Ömer Tan ve Erdem Tan’ın  
(“bavuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözlemesinin  
(“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 21 Aralık 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (“AĐHM”) yapmıoldukları bavurudur. Bavuranlardan Rabia Tan 22 Nisan  
2004 tarihinde vefat etmitir. Bavuranlar Ömer Tan, Erdem Tan ve Çiğdem Koyuncu davayı  
gerek müteveffa akrabalarının adına gerek kendi adlarına devam ettirmek niyetinde  
olduklarını beyan etmilerdir. Öte yandan, bavuran Ahmet Dizman 19 Temmuz 2007  
tarihinde vefat etmitir. Varisleri Nejla Dizman, Nee Dizman, Ezel Dizman (Açıkyürek),  
Ebru Dizman ve BarıDizman davayı müteveffa akrabaları adına devam ettirmek niyetinde  
olduklarını beyan etmilerdir. Her ne kadar Rabia Tan ve Ahmet Dizman’ın varisleri bavuran  
sıfatı taıyorsa da pratik gerekçelerden dolayı mevcut dava Rabia Tan ve diğerleri olarak  
anılmaya devam edecektir.  
Bavuranlar, bavuranlar arasında bulunan Çanakkale Barosu avukatlarından Erdem Tan  
tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar Rabia Tan (1940 doğumlu olup 22 Nisan 2004 tarihinde vefat etmitir), Çiğdem  
Koyuncu (1960 doğumlu), Ahmet Dizman (1947 doğumlu olup 24 Eylül 2007 tarihinde vefat  
etmitir), Mehmet Dizman (1948 doğumlu), Ömer Tan (1962 doğumlu) ve Erdem Tan (1965  
doğumlu) Çanakkale’de ikamet etmektedirler.  
Bavuranlar, Çanakkale’ye bağlı Biga Đlçesi’nde bulunan bir arsanın malikleridirler. 1978  
yılında bir imar planı hazırlayan Biga Belediyesi sözkonusu arsayı ‘yeil alan’ olarak  
sınıflandırmıtır. Bu nedenle sözkonusu arsaya ilikin olarak inaat yasağı getirilmitir.  
1985 yılında 3914 sayılı Đmar Kanunu’nun 13. maddesinde (6785 sayılı kanun 3194 sayılı  
kanunla değitirilmitir) yapılan bir değiiklikle üzerinde inaat yasağı bulunan gayrimenkul  
maliklerine sözkonusu değiikliğin yürürlüğe girmesini takip eden beyıl içerisinde bu  
sınırlamalara itiraz edebilme imkânı tanınmıtır.  
Belediye 7 Haziran 1990 tarihinde imar planında değiiklik yaparak sözkonusu arsanın bazı  
bölümlerinden geçen bir otoyol ina edilmesine karar vermitir.  
Bavuranlar 26 Kasım 1990 yılında Belediye’ye inaat izni talebinde bulunmulardır.  
Taleplerinin Belediye tarafından zımnen reddedilmesinin ardından bavuranlar 11 Mart 1991  
tarihinde Bursa Đdare Mahkemesi önünde iptal davası açmılardır. 3194 sayılı kanunun 13.  
maddesine istinaden bavuranlar, arsalarına ilikin olarak getirilen sınırlamaya ve belediye  
tarafından kendilerine inaat izni verilmemesine itiraz etmilerdir.  
Đdare Mahkemesi, sözkonusu imar planı değiikliğinin arsanın sadece bir bölümünü  
ilgilendirdiği ve yeil alan vasfının halen devam ettiği gerekçesiyle bavuranların taleplerini  
13 Temmuz 1993 tarihinde geri çevirmitir.  
Danıtay 6 Ekim 1994 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur. Danıtay, ilk  
derece mahkemesinin kısmi bir imar planı değiikliği sözkonusu olduğu ve davacı tarafın  
inaat izni talebinin reddine ilikin talebin iptali isteminde bulunduğu hususlarını dikkate  
almağını değerlendirmitir.  
Đdare Mahkemesi 11 Temmuz 1995 tarihinde Danıtay kararına uymamaya karar vererek 13  
Temmuz 1993 tarihinde benimsediği kararda ısrar etmitir.  
Bavuranlar 8 Eylül 1995 tarihinde Danıtay Đdari Davalar Genel Kurulu’na temyiz  
bavurusunda bulunmulardır.  
Danıtay Đdari Davalar Genel Kurulu 27 Mart 1998 tarihinde bavuranların temyiz talebini  
kabul ederek 11 Temmuz 1995 tarihli kararı bozmutur.  
Belediye tarafından yapılan karar düzeltme talebi 4 Kasım 1999 tarihinde Danıtay Đdari  
Davalar Genel Kurulu tarafından reddedilmitir.  
Anayasa Mahkemesi 29 Haziran 2000 tarihinde 3194 sayılı kanunun 13. maddesini  
Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmitir. Sporrong ve Lönnroth – Đsveç kararına (23 Eylül  
1982) atıfta bulunan Anayasa Mahkemesi böylesi bir sınırlamanın mülkiyet hakkını  
kullanılamaz hale getirdiğini ve bu durumun kamu yararı gerekleriyle haklı  
çıkarılamayacağını değerlendirmitir.  
Mahkemenin talebi üzerine 6 Haziran 2001 tarihinde bir bilirkii raporu hazırlanmıtır. Bu  
raporda sözkonusu arsanın yeil alan vasfının ortadan kaldırılamayacağı neticesine varılmıtır.  
6 Haziran 2001 tarihli raporda varılan sonuçlara istinaden mahkeme 18 Temmuz 2001  
tarihinde bavuranların taleplerini reddetmitir.  
Danıtay 18 Mart 2004 tarihli ilamıyla 18 Temmuz 2001 tarihli kararı onamıtır.  
Bavuranlar tarafından yapılan karar düzeltme talebi 15 Eylül 2005 tarihinde Danıtay  
tarafından reddedilmitir.  
Bavuranlar Çiğdem Tan (Koyuncu), Ömer Tan ve Erdem Tan diğer dört ortak malikle  
birlikte ihtilaf konusu sınırlamalardan kaynaklanan zararlarının tazmini için idare mahkemesi  
önünde tam yargı davası açmılardır. Konuyla ilgili olarak adıgeçen Sporrong ve Lönnroth –  
Đsveç kararına atıfta bulunan ilgililer yeil olarak sınıflandırılan arsalarına ilikin olarak  
getirilen inaat yasağının uzun süredir devam etmesinin mülkiyet haklarına yönelik haksız bir  
ihlal olduğunu savunmulardır.  
Tam yargı davası ilk derece mahkemesi önünde halen devam etmektedir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar medeni dava süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörüldüğü haliyle ‘makul  
süre’ ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedirler.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM bu ikâyetin AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
tespit etmektedir. AĐHM ayrıca bu ikayetin baka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin  
bulunmadığını belirlemektedir. Dolayısıyla bu ikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde  
olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet, mevcut dava koullarında yargılama süresinin makul olduğu kanaatindedir.  
Hükümet davanın karmaıklığına ve konuyla ilgili olarak karar verilmesi için idare  
mahkemelerine sekiz kez bavuruda bulunulduğuna dikkat çekmektedir.  
Bavuranlar bu savlara itiraz etmektedirler.  
AĐHM, Bursa Đdare Mahkemesi’ne bavuruda bulunulduğu 11 Mart 1991 tarihinin dikkate  
alınması gereken sürenin balangıcı olarak belirlenmesi hususunda tarafların hemfikir  
olduğunu gözlemlemektedir. Aynı ekilde, yargılamanın, Danıtay tarafından bavuranların  
karar düzeltme taleplerinin reddedildiği 15 Eylül 2005 tarihinde sona erdiği hususunda da bir  
ihtilaf mevcut değildir (karar düzeltme talepleriyle ilgili olarak, bkz., Rodoplu – Türkiye, no:  
41665/02, prg. 27, 23 Ocak 2007). Böylelikle yargılama, yedi defa bavuruda bulunulan üç  
dereceden mahkeme önünde yaklaık on dört yıl altı ay sürmütür.  
AĐHM davanın karmaıklığını ve mahkemelerin birçok kez bilirkii incelemesine bavurarak  
sekiz defa hüküm verdiklerini göz ardı etmemektedir. Bununla birlikte, adli sistemlerini  
mahkemelerin makul bir süre içerisinde medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili nizalar  
konusunda nihai bir karar verebileceği ekilde düzenleme görevi Sözlemeci Devletlere  
mektedir (Comingersoll S.A. – Portekiz, no: 35382/97, prg. 24)  
AĐHM, temyiz bavurularının Danıtay’da incelenme süresinin çok uzun olduğunu  
kaydetmektedir. Danıtay Đdari Davalar Genel Kurulu’nun karar vermesi için iki buçuk yıl (8  
Eylül 1995’ten 27 Mart 1998 tarihine kadar) geçmesi gerekmitir. Danıtay’ın son temyiz  
bavurusuna ilikin olarak bir karar vermesi için ise iki yıl geçmesi gerekmitir, oysa ki  
Danıtay dosya incelemesine, herhangi bir usul ilemi yapmaksızın doğrudan geçmitir.  
Bu itibarla AĐHM ihtilaf konusu yargılama süresinin aırı olduğu ve ‘makul süre’  
gerekliliğine cevap vermediği sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal  
edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐYLE BAĞLANTILI OLARAK 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN  
1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, arsalarının yeil alan olarak sınıflandırılması sebebiyle uzun süredir devam eden  
inaat yasağının 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinde öngörülen mülkiyet haklarına yönelik  
bir ihlal tekil ettiğini iddia etmektedirler.  
Hükümet idare mahkemeleri önünde tam yargı davası açılmadığı cihetle iç hukuk yollarının  
tamamının tüketilmediğini savunmaktadır. Gülizar Öz – Türkiye (no: 40687/98, 1 Temmuz  
2004) kararına atıfta bulunan Hükümet, 2577 sayılı idari yargılama usulü kanununun 13.  
maddesi çerçevesinde idare aleyhinde bu tür bir tazminat davası açılmasının etkili bir bavuru  
yolu olduğuna dikkat çekmektedir.  
Bavuranlar bu sava itiraz etmektedirler. Bavuranlara göre, iptal bavurusu yapmalarına  
rağmen inaat yasağı halen geçerlidir. Bu çerçevede bavuranlar Ahmet Dizman ve Mehmet  
Dizman, 29 yıldır devam eden durumlarına ilikin bir çözüm sağlamayan iç hukuk yollarının  
yetersizliği nedeniyle tam yargı davası açmayı dahi denememilerdir.  
AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca kendisine ancak iç hukuk yollarının tamamı  
tüketildikten sonra bavuruda bulunulabileceğini anımsatır. Bu itibarla Hükümetin iç hukuk  
yollarının tüketilmediği yönündeki itirazının mevcut davada haklı olup olmadığı meselesi  
öncelikli olarak gündeme gelmektedir. Konuyla ilgili olarak AĐHM her bavuranın ulusal  
mahkemelere AĐHS’nin sözlemeci devletlere kendi aleyhlerinde iddia edilen ihlalleri telafi  
etme ya da bu ihlallerden kaçınma – ki bu sözkonusu AĐHS hükmünün sözlemeci devletleri  
tevik etme amacında olduğu husustur- fırsatını vermesi gerektiğine dikkat çekmektedir (bkz.  
sözgelimi, Cardot – Fransa, 19 Mart 1991, prg. 36). AĐHS’nin 13. maddesinin konusu olan  
bu kural ulusal yargının ihlal iddiası karısında etkili bir bavuru imkânı sağladığı (bkz.,  
Selmouni – Fransa, no: 25803/94, prg. 74) varsayımı üzerine kuruludur.  
Bu nedenle AĐHM’ye yapılan bir ikâyet en azından özü itibarıyla iç hukukta emredilen süre  
ve biçimlere uygun olarak ilgili ulusal mahkemeler önünde gündeme getirilmiolmalıdır.  
Bununla birlikte AĐHS’nin 35. maddesinden doğan yükümlülük olası etkili, yeterli ve  
eriilebilir bavuru yollarının gereği gibi kullanılmasıyla sınırlıdır (Sofri ve diğerleri – Đtalya,  
no: 37235/97). Esasen AĐHS yalnızca iddia edilen ihlalle ilgili olan müsait ve uygun bavuru  
yollarının tüketilmesini emreder. Yalnızca teoride değil uygulamada da yeterli derecede bir  
kesinlik olmalıdır. Aksi halde bu bavuru yolları istenen etkililikten ve eriilebilirlikten  
yoksun hale gelirler (Akdivar ve diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar, prg. 66).  
Mevcut davada AĐHM, ilk olarak idare mahkemelerinde iptal davası açan bavuranların inaat  
izni vermeyi reddeden Biga Belediyesi’nin kararına itiraz etmekle yetindiklerini tespit  
etmektedir. Sözkonusu bavuru yeil alan yaratma ilemine esas tekil eden kamu yararı  
gerekçesiyle reddedilmitir.  
AĐHM, iptal talebinin reddedilmesinin ardından bavuranlar Çiğdem Tan (Koyuncu), Ömer  
Tan ve Erdem Tan’ın AĐHM’ye mevcut bavuruyu sunduktan sonra bir tazminat elde etmek  
maksadıyla idare mahkemeleri önünde bir tam yargı davası açtıklarını gözlemlemektedir. Bu  
itibarla, bavuranların bazıları yeni bir iç hukuk yoluna bavurmutur ve açılan dava halen  
ulusal mahkemeler önünde devam etmektedir. AĐHM idare mahkemelerinin nasıl bir karar  
verecekleri hususunda tahminde bulunamaz. Öte yandan Türk Hukuku bu türden zararların  
tazminini tümden reddetmemektedir (karılatırınız Sporrong ve Lönnroth, adıgeçen, prg. 71).  
Ayrıca AĐHS organları, baarısızlığa mahkûm olduğu tebarüz etmemibir bavurunun baarı  
ansına ilikin olarak üphe duyulmasının bu iç hukuk yolunun kullanılmaması için tek baına  
haklı bir gerekçe tekil etmeyeceğine devamlı surette dikkat çekmilerdir (Akdivar ve  
diğerleri, prg. 71 ; aynı ekilde bkz. Brusco – Đtalya, no: 69789/01 ; Whiteside – Birleik  
Krallık, no: 20357/7 Mart 1994 tarihli Komisyon kararı).  
Dolayısıyla AĐHM bavurunun bu bölümünün bavuranlar Çiğdem Tan (Koyuncu), Ömer Tan  
ve Erdem Tan yönünden erken olduğu ve iç hukuk yollarının tüketilmediği cihetle AĐHS’nin  
35. maddesinin 1. ve 4 fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.  
Bavuranlar Rabia Tan, Ahmet Dizman ve Mehmet Dizman’a ilikin olarak ise AĐHM  
adıgeçene bavuranların diğer bavuranlar tarafından açılan tam yargı davasına itirak  
etmediklerini tespit etmektedir. Bu itibarla adıgeçenlerin ikayetleri de iç hukuk yollarının  
tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranlar arsalarının yeil alan olarak sınıflandırılması nedeniyle uzun süre devam eden  
inaat yasağından kaynaklanan maddi zararlarının tazmini için 1.780.754 ABD Doları  
(yaklaık 1.289.626 Euro) talep etmektedirler. Bavuranlar ayrıca maruz kaldıklarını iddia  
ettikleri manevi zararın tazmini için 600.000 ABD Doları (yaklaık 432.477 Euro) talep  
etmektedirler. Ayrıca AĐHM önünde açılan davanın tarafı olmayan diğer dört ortak malik de  
maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmulardır.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir. Hükümet sözü edilen ortak maliklerin AĐHM önünde  
görülen davanın tarafı olmadığına dikkat çekmektedir.  
AĐHM bu dört kii tarafından dile getirilen talepleri derhal reddeder.  
Maddi tazminata ilikin olarak AĐHM bavuranların arsaları üzerinde uzun süredir devam  
eden inaat yasağından kaynaklanan zararla ilgili olarak yapılan ikayeti iç hukuk yollarının  
tüketilmemesi sebebiyle daha evvel reddettiğini anımsatır. AĐHM ayrıca halen bir tam yargı  
davasının ulusal mahkemeler önünde devam ettiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla bu  
ikayetin reddedilmesi yerinde olacaktır.  
Manevi tazminata ilikin olarak ise AĐHM adil tatmine hükmedilebilmesi için yalnızca  
bavuranların davasının AĐHS’nin 6/1 maddesi anlamında ulusal mahkemeler tarafından  
makul bir süre içerisinde görülmemesinin temel alınabileceğini tespit etmektedir. Konuyla  
ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM, manevi tazminat olarak bavuranlara ortaklaa  
18.000 Euro ödenmesine hükmeder. Bu meblağ aağıdaki gibi pay edilecektir:  
-
Varisleri Ömer Tan, Erdem Tan ve Çiğdem Koyuncu’ya ödenmek üzere Rabia  
Tan’a 3.000 Euro ;  
-
-
-
-
Ömer Tan’a 3.000 Euro ;  
Erdem Tan’a 3.000 Euro ;  
Çiğdem Koyuncu’ya 3.000 Euro ;  
Varisleri Nejla Dizman, Nee Dizman, Ezel Dizman (Açıkyürek), Ebru Dizman ve  
BarıDizman’a ödenmek üzere Ahmet Dizman’a 3.000 Euro ;  
Mehmet Dizman’a 3.000 Euro.  
-
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptıkları masraf ve giderler için 5824  
ABD Doları (yaklaık 4.194 Euro) talep etmektedirler. Bavuranlar talepleriyle ilgili olarak  
bazı belgeler sunmulardır.  
Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadı uyarınca AĐHS’nin 41. maddesi anlamında yargılama masraf ve  
giderlerinin iadesi ancak bu masraf ve giderlerin gerçekliği, gerekliliği ve de makul oranda  
olduğu ortaya konulduğu müddetçe mümkündür. Mevcut davada elinde bulunan unsurları ve  
yukarıda anılan kıstasları dikkate alan AĐHM tüm masraf ve harcamaları için bavuranlara  
ortaklaa 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağını değerlendirmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Yargılama süresi yönünden yapılan ikayete ilikin olarak bavurunun kabuledilebilir,  
geriye kalanının ise kabuledilemez olduğuna ;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından,  
i. manevi tazminat olarak bavuranlara ortaklaa 18.000 Euro (on sekiz bin Euro)  
ödenerek bu meblağın aağıdaki ekilde paylatırılmasına ;  
-
varisleri Ömer Tan, Erdem Tan ve Çiğdem Koyuncu’ya ödenmek üzere Rabia  
Tan’a 3.000 Euro ;  
-
-
-
-
Ömer Tan’a 3.000 Euro ;  
Erdem Tan’a 3.000 Euro ;  
Çiğdem Koyuncu’ya 3.000 Euro ;  
varisleri Nejla Dizman, Nee Dizman, Ezel Dizman (Açıkyürek), Ebru Dizman ve  
BarıDizman’a ödenmek üzere Ahmet Dizman’a 3.000 Euro ;  
Mehmet Dizman’a 3.000 Euro.  
-
ii. masraf ve yargılama giderleri için bavuranlara ortaklaa 1.500 Euro  
(bin beyüz Euro) ödenmesine;  
iii. bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin oybirliğiyle reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
fıkralarına uygun olarak 31 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.