COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
PĐROĞLU VE KARAKAYA/TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 36370/02 ve 37581/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
18 Mart 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir.  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 36370/02 ve 37581/02 no’lu davanın  
nedeni, T.C. vatandaları Ecevit Piroğlu ve Mihriban Karakaya’nın (“bavuranlar”), Avrupa  
Đnsan Hakları Mahkemesi’ne sırasıyla 17 Ağustos ve 18 Ağustos 2002 tarihlerinde Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (“AĐHS”) Temel Đnsan Haklarını güvence altına alan 34.  
maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar, Đzmir Barosu avukatlarından E. Yıldız ve Zeynel Kaya tarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1974 ve 1962 doğumludur ve Đzmir’de yaamaktadır. AĐHM’ye  
bavuruda bulundukları sırada Đnsan Hakları Derneği (“Dernek”) Đzmir ubesi’nin yönetim  
kurulu üyeleridir. Bavuranlar aleyhinde yürütülen iki ayrı cezai takibat mevcuttur ancak ilk  
bavuranın davasının, yalnızca önceden mahkumiyet durumu bulunan Dernek üyelerine  
ilikin ilk grup takibata dahil olduğu belirtilmelidir.  
A. Önceden mahkumiyet durumu bulunan Dernek üyelerine ilikin cezai takibat  
10 Temmuz 2001 tarihinde Đzmir Valisi, Derneğe ikinci bavuranın da aralarında  
bulunduğu on üç kiinin üyeliklerinin, yasadıı eylemlere katıldıkları değerlendirildiğinden  
feshedilmesini isteyen bir yazı göndermitir. Yazıda, ikinci bavuranın 30 Nisan 1999  
tarihinde polis tarafından gözaltına alındığı, ancak, yasadıı TKP/ML – TIKKO ile bağlantısı  
olduğu tespit edilmediği için serbest bırakıldığı belirtilmektedir.  
6 Ağustos 2001 tarihinde Dernek, Vali’ye sözkonusu on üç kiiden hiçbirinin, 2908  
sayılı Dernekler Kanunu’nun 4. maddesinin 2. ve 3. paragrafları ile 16. maddesinde  
öngörüldüğü gibi kendilerini dernek kurmaktan ya da derneğe üye olmaktan alıkoyacak bir  
mahkumiyet durumu bulunmaması nedeniyle talebe uymayacaklarını belirtmitir.  
Sırasıyla 17 ve 31 Ekim 2001 tarihlerinde Đzmir Cumhuriyet Savcısı bavuranlara,  
2808 sayılı Kanun’un 4. maddesine uymamaları nedeniyle aleyhlerinde cezai takibat  
balatıldığını ancak on gün içerisinde her birinin 142,366,000 TRL para cezası ödemesi  
durumunda dava açılmayacağını bildirmitir. Bavuranlar, ödeme emrinin gerektirdiği ekilde  
para cezasını on gün içerisinde ödememitir.  
3 Aralık 2001 tarihinde Đzmir Cumhuriyet Savcısı, bavuranlar ve diğer Kurul üyeleri  
aleyhinde bir iddianame hazırlamıtır. Cumhuriyet Savcısı, Đzmir Valisi’nin isteğine  
uymadıkları için Dernekler Kanunu’nun 75. ve Ceza Kanunu’nun 119. maddesi uyarınca  
sanıkların para cezasına çarptırılmalarını talep etmitir. Đddianame, bavuranlara tebliğ  
edilmemitir.  
26 Aralık 2001 tarihinde Đzmir Sulh Hukuk Mahkemesi, duruma yapmaksızın,  
bavuranları ve diğer sanıkları suçlu bulmuve bir ceza kararnamesi ile her birini  
213,548,400 TRL para cezasına çarptırmıtır. Mahkeme bu husustaki kararını, CMK’nın  
2
nispeten küçük suçlara ilikin 386. maddesinde kaydedilen basitletirilmiprosedüre  
dayandırmıtır.  
Bavuranlar ve diğer sanıklar, 26 Aralık 2001 tarihli karar hakkında Đzmir Ceza  
Mahkemesi’ne bavurarak itirazda bulunmutur.  
6 ubat 2002’de Đzmir Ceza Mahkemesi, duruma yapmaksızın itirazı reddetmitir.  
Bavuranlar, ilgili meblağları ödemitir.  
16 Aralık 2002 tarihinde sanıklardan N.B., Adalet Bakanlığı’na bavurarak Bakan’ın,  
yazılı emir yoluyla davayı Yargıtay’a havale etmesini istemitir.  
29 Ocak 2003 tarihinde Adalet Bakanı, yazılı bir emirle Yargıtay Cumhuriyet  
Basavcısı’ndan Yargıtay’ın, ilgili kararı iptal etmesini istemesi talimatını vermitir.  
14 Nisan 2003 tarihinde Yargıtay, Đzmir Ceza Mahkemesi’nin 6 Ocak 2002 tarihli  
kararını iptal etmive dava dosyası, Đzmir Sulh Hukuk Mahkemesi’ne iade edilmitir.  
Sırasıyla 14 Temmuz, 7 Ağustos ve 22 Ekim 2003 tarihlerinde mahkeme, üç duruma  
gerçekletirmitir.  
22 Ekim 2003 tarihli son durumada Sulh Hukuk Mahkemesi, 4854 sayılı Kanun’un  
24 Nisan 2003 tarihinde resmen yürürlüğe konmasını müteakiben Đzmir Valiliği’nin emrine  
uymadıkları için bavuranlara verilen cezanın idari para cezası niteliği taıması nedeniyle  
davaya bakma yetkisine sahip olmadığı kararını vermitir. Dava sırasında davalılardan hiçbiri  
mahkeme önünde görübildirmemitir.  
25 ubat 2004 tarihinde Yargıtay, Đzmir Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararını  
onamıtır. Dava dosyası, Đzmir Valiliği’ne gönderilmitir.  
2. Vicdani Ret Platformu’na ilikin dava ilemleri  
9 Ekim 2001 tarihinde Dernek, çeitli yerel sivil toplum örgütleri ile birlikte, Vicdani  
Ret Platformu adlı bir sivil toplum hareketine katılmıve Amerika Birleik Devletleri’nin  
(ABD) Afganistan’da düzenlediği askeri operasyonları protesto eden bir toplu basın  
açıklaması yapmıtır.  
Belirsiz bir tarihte Cumhuriyet Savcısı, ikinci bavurana, yasal statüsü bulunmayan  
Vicdani Ret Platformu’na katıldığı için Dernekler Kanunu’nun 34. maddesi uyarınca  
aleyhinde cezai takibat balatıldığını bildirmitir. Cumhuriyet Savcısı aynı zamanda  
bavurana, on gün içerisinde 142,366,000 TRL para cezası ödemesi halinde hakkında dava  
açılmayacağını bildirmitir.  
Cumhuriyet Savcısı, ödeme yapılmadığı için ikinci bavuranı ve Derneğin diğer beꢀ  
yönetim kurulu üyesini Dernekler Kanunu’nun 34. maddesini ihlal etmekle suçlayarak bir  
iddianame hazırlamıtır. Đddianamede, platformun Türk hukuku kapsamında yasal bir temeli  
olmadığını belirtmitir. Đddianame, ikinci bavurana tebliğ edilmemitir.  
3
31 Aralık 2001 tarihinde Đzmir Sulh Hukuk Mahkemesi, basitletirilmiprosedürü  
müteakiben ve duruma yapmaksızın, ikinci bavuranı suçlu bulmutur (dava no. 2001/2160).  
Bir ceza kararnamesi yayımlayarak bavuranı, 213,548,400 TRL artırılmıpara cezasına  
mahkum etmitir. Ancak mahkeme, 647 sayılı Kanun’un kararların ifasına ilikin 6. maddesi  
bağlamında hükmü askıya almıtır.  
18 ubat 2002 tarihinde ikinci bavuran, Đzmir Ceza Mahkemesi’ne bavurarak ceza  
emrine itiraz etmitir. Mahkumiyetinin, ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ve “toplu bir basın  
açıklamasının”  
yasadıı  
bir  
örgütün  
kuruluuna  
katkı  
bulunmak  
olarak  
sınıflandırılamayacağını ileri sürmütür. Ayrıca, iddianamenin kendisine tebliğ edilmediği ve  
mahkemenin, ifadesini almadığı ya da karı görülerini dinlemediği hususunda ikayette  
bulunmutur.  
20 ubat 2002 tarihinde ceza mahkemesi, yine bir duruma düzenlemeksizin itirazını  
reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar aleyhlerindeki cezai takibatın karara bağlanmasında adil ve açık ekilde  
yargılanmadıkları, mahkemelerin, duruma düzenlemeksizin davalarını karara bağladığı için  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin, Cumhuriyet Savcısı’nın iddianamesi kendilerine tebliğ edilmediği  
için aleyhlerindeki suçlamalardan haberdar edilmediği için, AĐHS’nin 6/3. maddesinin (a)  
paragrafının, kendilerini bizzat veya bir temsilci aracılığı ile müdafaa etme, karı görüsunma  
ve tanıkların sorgulanması da dahil olmak üzere delillerini sunma hakkı verilmediği için  
AĐHS’nin 6/3. maddesinin (b), (c) ve (d) bentlerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, ikinci bavuranın ikinci ceza davasında iç hukuk yollarını tüketmediğini  
ileri sürmütür. Bu bağlamda cezai takibatın ilk aamasında sanıklardan birinin talebi üzerine  
Adalet Bakanlığı’nın yazılı bir emir çıkardığını ve davayı Yargıtay’a gönderdiğini  
belirtmitir. Đkinci bavuran, cezai takibatın ikinci aamasında aynı yolu izlemediği için  
Hükümet, AĐHS’nin 35/1. maddesi bağlamında iç hukuk yollarını tükettiğinin kabul  
edilemeyeceği kanısındadır.  
AĐHM, Hükümet’in değindiği iç hukuk yolunun Türk hukuku bağlamında olağanüstü  
bir iç hukuk yolu olduğunu kaydetmektedir. CMK’nın 343. maddesi uyarınca Yargıtay  
Cumhuriyet Basavcısı, bir davayı Yargıtay’a gönderme yetkisine sahip olmakla birlikte,  
bunu ancak Adalet Bakanı’nın resmi talimatı üzerine yapabilmektedir. Bu nedenle sözkonusu  
iç hukuk yolu davalarına bakılmakta olan kiiler için doğrudan eriilebilir değildir. Sonuç  
olarak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilmikuralları göz önüne alınırsa,  
AĐHS’nin 35/1. maddesinin gereklerine uymak, bu iç hukuk yoluna bavurmayı  
gerektirmemektedir. Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in ilk itirazını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
taımadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
4
B. Esas  
1. Genel Đlkeler  
AĐHM, durumaların kamuya açık yapılmasının AĐHS’nin 6/1. maddesinde yer alan  
temel bir ilke olduğunu yinelemektedir. Bu kamuya açık nitelik, tarafları adaletin kamunun  
denetimine tabi tutulmadan ifasına karı korumaktadır. Ayrıca bu yolla kiilerin, yargıya  
duyduğu güven korunabilmektedir. Davaların kamuya açık olarak yapılması, adaletin  
ileyiini effaf kılarak, teminatının her demokratik toplumun ilkelerinden biri olduğu 6/1.  
maddenin amacına, yani adil yargılanmaya ulaılmasına katkı sağlar (diğerlerinin yanısıra  
bkz. Stefanelli – San Marino, 35396/97).  
Bütün olarak bakıldığında, 6. madde bir sanığın cezai davaya etkin biçimde katılması  
hakkının teminatını vermektedir. Genel olarak, bu, yalnız durumalarda bulunma hakkını  
değil, gerekli olduğu durumlarda adli yardım alma ve yargılama sürecini etkin biçimde izleme  
hakkını da kapsamaktadır. Bu haklar çekimeli yargılama kavramının kendisinde zımnen  
bulunduğu gibi 6/3 maddenin (c) ve (e) bentlerinde öngörülen teminatlardan da  
çıkarılabilmektedir (diğerlerinin yanısıra bkz. Stanford - Đngiltere).  
6/1 madde bir ilk derece mahkemesi kararına itiraz etme hakkının teminatını vermez.  
Öte yandan iç hukuk temyiz hakkını tanıdığı durumlarda, temyiz süreci yargılama sürecinin  
bir uzantısı olarak muamele görecek ve dolayısıyla 6. madde konusu olacaktır (bkz. Delcourt  
- Belçika).  
2. Mevcut davadaki bavuru  
Meselelerin çakıan niteliklerinden ötürü ve 6. maddenin 3. paragrafının, aynı  
maddenin birinci paragrafının  
genel adillik teminatının spesifik unsurları olarak  
değerlendirildiğinden, AĐHM, mevcut davada, bavuranların ikayetlerini 6/1 madde  
kapsamında genel olarak ele almanın daha uygun olacağı kanısındadır.  
Öncelikle, AĐHM, 30 Haziran 2004 tarihli bir kararda, Anayasa Mahkemesi’nin  
kiileri kamuya açık olarak yargılanmaktan mahrum bırakmanın, adil yargılanma hakkını ihlal  
ettiği kararını vererek oybirliği ile eski Türk Ceza Kanunu’nun 390/3. maddesinin anayasaya  
aykırı ve hükümsüz olduğu sonucuna vardığını kaydetmitir. Ayrıca yeni Türk Ceza Kanunu  
ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemeleri Kanunu ile ceza  
kararnameleri çıkarma uygulaması kaldırılmıtır.  
Ancak AĐHM, olay tarihinde yürürlükte olan ilgili iç hukukla uyumlu olarak  
bavuranların yargılanmaları sırasında açık duruma yapılmadığını gözlemler. Hem ceza  
kararnamesi çıkarıp bavuranı para cezasına çarptıran Đzmir Sulh Ceza Mahkemesi hem  
bavuranların itirazlarını inceleyen Đzmir Ceza Mahkemesi dava dosyalarındaki evraklara  
dayanarak karar vermilerdir. Bavuranlara davalarıyla ilgili karar verecek mahkemeler  
huzurunda kendilerini bizzat veya bir avukat vasıtasıyla savunma olanağı tanınmamıtır. Bu  
nedenle AĐHM, bavuranların cezai yargılama sürecine etkin biçimde katılamadıkları  
kanısındadır. Adalet Bakanlığı’nın 29 Ocak 2003 tarihinde çıkardığı yazılı emir üzerine  
balayan sonraki ilemle ilgili olarak AĐHM, iyileme veya önceki hataların telafisini  
sağlayacak bir sona ulamayan yargılama sırasında bavuranlardan ve diğer sanıklardan  
savunma görüü alınmadığını kaydeder (bkz. aksi kıyas, entuna – Türkiye, 71988/01).  
5
Yukarıda belirtilenler ıığında AĐHM, hukuki mercilerin izlediği yolun, bavuranların  
savunma haklarından uygun olarak yararlanmalarını önlediğini ve dolayısıyla cezai  
yargılamanın adaletli olmamasına yol açtığı sonucuna varır.  
Sonuç olarak AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Mihriban Karakaya, AĐHS’nin 10. maddesine dayanarak, bir eyleme katılması ve  
ABD’nin Afganistan’daki askeri operasyonlarını eletiren toplu bir basın açıklamasında yer  
alması nedeniyle mahkum edilmesinden ötürü ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia  
etmitir.  
AĐHS’nin 10. maddesinin ilgili kısmı aağıdaki gibidir:  
“1. Herkes görülerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile  
kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve  
vermek özgürlüğünü de içerir...  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,  
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak ...kamu düzeninin sağlanması ve suç ilenmesinin önlenmesi ... için  
yasayla öngörülen bazı biçim koullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ikayetin dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Müdahale bulunup bulunmadığı  
Hükümet Mihriban Karakaya’nın basın açıklaması yaptığı için değil, o tarihte  
yürürlükte olan Dernekler Kanunu’na (2908 Sayılı Kanun) muhalefet ettiği için mahkum  
edildiğini savunarak, müdahale bulunduğunu kabul etmemitir. Hükümet, Kanun’un 34.  
maddesine göre, derneklerin yalnız federasyon veya konfederasyon biçiminde  
örgütlenebileceklerini belirtmitir.  
Mihriban Karakaya bu görüe itiraz etmi, mahkumiyetinin, AĐHS’nin 10. maddesi  
çerçevesinde ifade özgürlüğü hakkına müdahale tekil ettiğini iddia etmitir.  
AĐHM, bu davanın, Türkiye aleyhinde ifade özgürlüğüyle ilgili açılmıdiğer pek çok  
davadan farklı olduğunu kaydeder. Mevcut davada Mihriban Karakaya, Dernekler  
Kanunu’nun 34. maddesi uyarınca, pek çok yerel sivil toplum kuruluunun ABD’nin  
Afganistan’daki askeri operasyonlarını protesto etmek için balattığı bir sivil toplum hareketi  
olan “SavaKarıtları Platformu”na katılması nedeniyle mahkum edilmitir. Cumhuriyet  
Savcısı’nın 3 Aralık 2001 tarihli iddianamesinde belirtildiği üzere bu platform, iç hukukta  
tüzel bir kiilik olarak değerlendirilmemektedir.  
6
AĐHM, Đzmir Đnsan Hakları Derneği de dahil olmak üzere Platformu oluturan yerel  
sivil toplum kurulularının 9 Ekim 2001 tarihinde ortak bir basın açıklaması yaptıklarını,  
derneğin yönetim kurulu üyesi sıfatını bulunduran bavuranın ise Dernekler Kanunu’nun 34.  
maddesi uyarınca 31 Aralık 2001 tarihinde mahkum edildiğini gözlemler. AĐHM, Mihriban  
Karakaya’nın mahkumiyeti ve o tarihte gündemde olan bir konuya dikkat çekmek amacıyla  
katıldığı eylem nedeniyle verilen cezanın, ifade özgürlüğüne müdahale tekil ettiği  
kanısındadır. Dolayısıyla 10. maddeyle uyumlu olması için, müdahalenin, üç koulu yerine  
getirmesi gerekmektedir: “yasayla öngörülmesi”, maddenin ikinci bendinde yer alan meru  
amaçlardan bir ya da iki tanesini gütmesi ve bu amaçlara ulamak için “demokratik bir  
toplumda gerekli olması”.  
2. Müdahale “yasayla öngörülmü” müdür?  
Hükümet müdahalenin, derneklerin federasyon veya konfederasyon biçimi dıında  
örgütlenmeleri veya tüzel bir kiiliğin parçası olmalarını önleyen Dernekler Kanunu’nun 34.  
maddesince öngörülmüolduğu kanısındadır.  
AĐHM, “yasaya uygun olarak” ifadesinin, dava konusu önlemlerin, iç hukukta bir  
takım temelleri olmasını gerektirmekle kalmayıp, ilgili kii için eriilebilir ve etkilerinin  
öngörülür olmasını gerektirerek sözkonusu yasanın niteliğine de atıfta bulunduğunu yineler  
(bkz. Rotaru – Romanya [BD], 28341/95). Öngörülür olma kavramının kapsamının, dava  
konusu metnin içeriği, kapsaması düünüldüğü alan ve yöneltildiği kii sayısı ve statüsüne  
önemli ölçüde bağlı olduğunu kaydeder (bkz. Gorzelik ve Diğerleri – Polonya [BD],  
44158/98).  
Mevcut davada, AĐHM, davanın özel koulları ıığında, Hükümet’in dayanak  
gösterdiği Dernekler Kanunu’nun 34. maddesinin zaruri yasa niteliğine sahip olup olmadığını,  
yani yeterince eriilebilir ve öngörülür olup olmadığını incelemeye davet edilmitir.  
Eriilebilirliğe ilikin olarak AĐHM, Dernekler Kanunu’nun 7 Ekim 1983 tarihli Resmi  
Gazete’de yayınlanmıolması nedeniyle hükmün bu koulu karıladığını kaydeder.  
Öngörülürlük meselesi ile ilgili olarak AĐHM, 34. maddenin içeriğinin derneklerin  
yalnızca federasyon veya konfederasyon biçiminde örgütlenebileceklerini belirttiğini  
gözlemler. Öte yandan, AĐHM’ye göre, bu içerik, bavuranın Derneği’nin üyelerinin, bir  
hareket veyahut “platform” etrafında toplanmanın kendilerine uygulanan cezai müeyyidelere  
yol açacağının farkına varmalarını sağlayacak derecede açık değildir. AĐHM, böyle bir  
eylemin 34. madde çerçevesinde ne ölçüde bir örgüt kurulduğu biçiminde farz edilebileceğini  
anlamakta güçlük çekmektedir. Yerel mahkemelerin, 34. maddenin kapsamını, davanın  
koullarında makul biçimde öngörülebileceğin ötesinde genilettikleri kanısındadır (bkz.  
Karademirci ve Diğerleri – Türkiye, 37096/97 ve 37101/97).  
Sonuç olarak yerel mahkemeler, Mihriban Karakaya’yı para cezasına çarptırarak, bu  
cezanın ertelenmesine rağmen, öngörülürlük kouluna riayet etmemilerdir. Buna göre,  
bavuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahale yasayla öngörülmemitir. Durum böyle iken,  
AĐHM’nin, bu müdahalenin meru bir amaç güdüp gütmediğini veyahut güdülen amaçla  
orantılı olup olmadığını belirlemesine ihtiyaç duyulmamaktadır.  
Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanısındadır.  
7
III. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Mihriban Karakaya, AĐHS’nin 11. maddesine dayanarak, Dernekler Kanunu’nun 4. ve  
50. maddeleri uyarınca, kendisi de dahil on üç kiinin Đnsan Hakları Derneği’ndeki  
üyeliklerine son vermediği gerekçesiyle mahkum edildiğinden ikayetçi olmutur.  
Hükümet iddiayı kabul etmemi, Mihriban Karakaya’nın, Kanun’un 4. maddesi  
uyarınca usuli yükümlülüklerini yerine getirmediği için para cezasına çarptırıldığını ifade  
etmitir. Bavuran derneğin hedefleri, siyasi tutumu ya da eylemleri nedeniyle mahkum  
edilmemitir.  
AĐHS’nin 11. maddesinin ilgili kısmına göre:  
“1. Herkes asayii bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak ... haklarına sahiptir.  
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak ... kamu  
düzeninin sağlanması ve suç ilenmesinin önlenmesi ... amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir...”  
A. Kabuledilebilirliğine ilikin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ikayetin dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Müdahale bulunup bulunmadığı  
Hükümet AĐHS’nin 11. maddesi uyarınca Mihriban Karakaya’nın haklarına  
müdahalede bulunulmadığını belirtmitir.  
AĐHM, Mihriban Karakaya’nın üyeliğiyle ilgili mahkumiyetinin 11. madde  
kapsamındaki haklarına balı baına müdahale tekil ettiği kanısındadır.  
2. Müdahale “yasayla öngörülmü” müdür?  
Hükümet Mihriban Karakaya’nın mahkumiyetinin yasayla, diğer bir deyile Dernekler  
Kanunu’nca öngörüldüğünü ve düzensizliği önleme gibi meru bir amaç güttüğünü iddia  
etmitir.  
Mihriban Karakaya sözkonusu müdahalenin, olayın meydana geldiği tarihte yasanın  
yalnız belirli suçlardan hüküm giymiolanların dernek üyesi olma haklarının bulunmadığını  
art koması nedeniyle, yasayla öngörülmediğini ileri sürmütür. Öte yandan Mihriban  
Karakaya’nın üyeliğinin iptal edilmesini gerektirecek daha önceden bir mahkumiyeti  
bulunmamaktaydı.  
Meruluk kouluna ilikin olarak ise, AĐHM’nin içtihadına göre, yukarıda da  
belirtildiği üzere, “yasaya uygun olarak” ifadesi sözkonusu yasanın niteliğine iaret  
etmektedir. Demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan ve yürütmeye ölçüsüz ve  
kontrolsüz güç bahedilmemesini öngören hukukun üstünlüğü ilkesine göre iç hukuk  
kurallarının, resmi makamların Sözleme ile korunan haklara keyfi müdahalesine karı  
8
koruma sağlaması gerekmektedir. . Sonuç olarak yasalar, idarenin takdir yetkisi ve bunun  
uygulanıbiçiminin kapsamını yeterince açık biçimde belirtmelidir (bkz. Hasan ve Chaush –  
Bulgaristan [BD], 30985/96). Ayrıca suistimale karı, belirli durumlarda mahkemelerin etkili  
incelemesi için usulleri de kapsayabilecek uygun ve etkili teminat sağlamalıdırlar (bkz. Glas  
Nadezhda EOOD ve Elenkov – Bulgaristan, 14134/02).  
.
Mevcut davaya dönecek olursak, AĐHM öncelikle, Mihriban Karakaya’nın dernek  
özgürğüne yapılan müdahalenin, belirli suçlardan hüküm giyen kimselerin dernek üyesi  
olamayacaklarını belirten Dernekler Kanunu’nun 4. ve 16. maddelerinden ileri geldiğini  
kaydeder. AĐHM, Mihriban Karakaya’nın kendisi de dahil olmak üzere on üç kiinin  
üyeliğine son verilmesi için neden bulunmadığını iddia ettiğini gözlemler. Mihriban  
Karakaya, 1999 yılında gözaltına alınıp serbest bırakıldığını ve o sırada hakkında cezai takibat  
açılmağını belirtmitir. AĐHM için Mihriban Karakaya’nın iddiaları, Đzmir Valisi’nin 10  
Temmuz 2001 tarihli yazısı ıığında ikna edicidir. Sonuç olarak Hükümet, resmi makamların  
bavuranın üyeliğinin sona erdirilmesini kanunen istemeleri için baka neden  
gösterememitir.  
Bu unsur AĐHM’nin, meruluk koulunun karılanmaması nedeniyle Mihriban  
Karakaya’nın dernek özgürlüğüne keyfi müdahaleye karı doğru bir kanuni korumadan  
yoksun bırakıldığı sonucuna varmasını sağlamıtır. Durum böyle iken, AĐHM, bu  
müdahalenin meru bir amaç güdüp gütmediğini veya güdülen amaçla orantılı olup  
olmadığını belirlemek durumunda değildir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. ”  
A. Tazminat  
Her iki bavuran da para cezası ödemek durumunda kalmalarından ötürü doğan maddi  
zararın karılanmasını talep etmilerdir. Ayrıca Ecevit Piroğlu 1000 EUR, Mihriban Karakaya  
ise 1750 EUR manevi tazminat talep etmitir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmitir.  
Maddi tazminata ilikin olarak, AĐHM, AĐHS’nin 6. madde ile uyumlu yargılamanın  
sonucunun ne olabileceği hususunda tahmin yürütemeyeceğini kaydeder. Buna göre bu balık  
altında tazminat ödenmemesine karar verir (bkz. Karahanoğlu – Türkiye, 74341/01).  
Ayrıca AĐHM ihlalin tespit edilmesinin Ecevit Piroğlu’nun maruz kaldığı her türlü  
manevi zarar için balı baına yeterli tatmin tekil edeceği kanısındadır.  
AĐHM Mihriban Karakaya ile ilgili olarak, AĐHS’nin 10. ve 11. maddeleri  
kapsamında tespit edilen ihlaller ıığında ve hakkaniyete uygun surette, maruz kaldığı manevi  
zarar için 1000 EUR ödenmesine karar vermitir.  
9
B. Yargılama giderleri  
AĐHM önünde meydana gelen yargılama giderleri için Ecevit Piroğlu 2750 Yeni Türk  
Lirası (YTL), Mihriban Karakaya ise 5400 YTL talep etmilerdir. Taleplerine ilikin olarak  
Đzmir Barosu’nun Ücret Çizelgesi’ne atıfta bulunmulardır.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği  
kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde bavurana geri ödenir. Mevcut davada,  
bavuranlar talep ettikleri giderlerin gerçekten meydana geldiğini belgeleyememilerdir. Buna  
göre AĐHM bu balık altında tazminat ödenmemesine karar vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavuruların geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;  
2. Her iki bavuranla ilgili olarak AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Mihriban Karakaya ile ilgili olarak AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Mihriban Karakaya ile ilgili olarak AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. Đhlalin tespit edilmesinin Ecevit Piroğlu’nun maruz kaldığı her türlü manevi zarar için balı  
baına yeterli tatmin tekil ettiğine;  
6. (a) AĐHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından Mihriban  
Karakaya’ya manevi tazminat olarak 1000 EUR ödemesine;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı  
oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermitir.  
7. Bavuranların adil tatmine ilikin diğer taleplerini reddetmitir.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 18.03.2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Sally Dollé  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Bakan  
10