Hükümet mevcut davanın koşullarında bu sürenin aşırı olarak nitelendirilemeyeceğini
savunmaktadır. Bilhassa, hukuk mahkemelerinin kararlarını vermeden evvel ceza davasının
sonuçlanmasını beklemeleri gerekmiştir.
Başvuran bu saptamalara itiraz etmektedir.
AİHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de
davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın başvuran için arzettiği
önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no:30979/96).
AİHM bu başvurudakine benzer şikayetleri daha önce de incelediğini ve AİHS’nin 6/1
maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi
kararı (ibidem).
AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca
ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. Bu
bağlamda, AİHM, hukuki dava sürecinin «ceza davası devam eden hukuk davasını etkiler»
bekletici sebep ilkesine dayanılarak ertelenmesinin tek başına keyfi bir yönünün
bulunmadığını düşünmektedir, ancak, ceza davasının sona erdiği 9 Kasım 1999’dan itibaren
ilgili belgelerin Asliye Hukuk Mahkemesi önünde süren dava dosyasına eklendiğini de tespit
etmektedir. Oysa ki Asliye Hukuk Mahkemesi altı yıldan fazla bir süreden sonra 18 Mayıs
2006 tarihinde karar vermiştir. AİHM bu yöndeki yerleşik içtihadını dikkate alarak
sözkonusu yargı sürecinin aşırı olduğu ve «makul süre» gereğini karşılamadığı sonucuna
varmaktadır.
Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 13. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran Türkiye’de yargılamanın uzunluğuna karşı çıkacak başvuru yolunun mevcut
olmadığından şikayetçidir ve AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM 13. maddenin davaların makul bir süre zarfında dinlenmesini öngören 6/1 maddesinin
ihlaline karşı iç hukuktaki mahkemeler nezdinde etkili bir başvuru hakkını güvence altına
aldığını hatırlatır (Bkz. Kudla-Polonya no: 30210/96). AİHM daha önce de Hükümetin buna
benzer itirazlarını ve argümanlarını reddettiğini, mevcut davada bu sonucu farklı kılacak
herhangi bir gerekçenin yer almadığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Tendik vd.-
Türkiye, no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve Ebru ve Tayfun Çolak-Türkiye kararı no: 60176/00,
30 Mayıs 2006).
AİHM sonuç olarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının kabul etmez. Başvuranın
AİHS’nin 6/1 maddesi ile güvence altına alınan davasının makul bir süre zarfında görülmesi
hakkının ihlaline karşı iç hukukta bir başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle AİHS’nin 13.
maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
4