CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
PINAR ŞENER - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 17883/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
18 Kasım 2008  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 17883/04 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı  
Pınar Şener’in (başvuran) 19 Nisan 2004 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini  
güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca  
yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından  
T. Arınır tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
1975 doğumlu başvuran Eskişehir’de ikamet etmektedir.  
Başvuran 16 Temmuz 1995 tarihinde geçirdiği bir trafik kazasında ağır yaralanmıştır.  
Hastaneye kaldırılan başvuran kafatasında oluşan travma nedeniyle 15 Eylül 1995 tarihine  
kadar nöroşirurji kliniğinde tedavi görmüştür.  
Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi 3 Kasım 1995 tarihinde başvuranın annesini yasal vasisi  
olarak tayin etmiştir.  
Başvuranın tedavi edildiği nöroşirurji kliniği şefi16 Nisan 1996 tarihinde düzenlediği rapor  
ile başvuranın post travma sendromuna bağlı sorunlar nedeniyle üçüncü bir kişinin yardımına  
ihtiyacı olduğunu tespit etmiştir.  
Başvuranın annesi kendisi ve kızı adına 4 Ocak 1996 tarihinde Bilecik Asliye Hukuk  
Mahkemesi’nde kızının uğradığı kazanın sorumlusuna karşı tazminat davası açmıştır.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 31 Ocak 1996 tarihinden 29 Aralık 2005 tarihine dek altmış iki  
duruşma gerçekleştirmiş ve mahkeme heyeti yaklaşık yirmi kez değiştirilmiştir. Asliye Hukuk  
Mahkemesi 18 Nisan 1996’dan 9 Kasım 1999’a kadar aynı olaylara dayalı ılan ceza  
davasının nihai olarak sonuçlanmasını beklerken davayı ertelemiş, bu dönemde sözü edilen  
kazanın sorumlularının her birinin kusur oranlarının tespiti amacıyla birçok tıbbi ve bilirkişi  
incelemesine başvurmuş, 9 Kasım 1999 tarihli duruşmada ceza davasının nihai surette  
sonuçlandığını kaydederek bu davanın sonuçlarını dosyasına eklemiştir.  
3 Aralık 2003 tarihinde hazırlanan tıbbi bilirkişi raporu başvuranın % 59 oranında işgücü  
kaybı olduğunu ve üçüncü bir kişinin yardım ve desteğine ihtiyacı olduğunu belirlemiştir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 18 Mayıs 2006 tarihinde başvuranın tazminat talebini yerinde  
bularak 16 Temmuz 1995 tarihinden itibaren geçerli yasal faiziyle birlikte adıgeçene 300.000  
YTL maddi ve 750 YTL manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.  
Sözü edilen bu tazminatı ödemesine hükmedilen kişi 12 Haziran 2006 tarihinde temyize  
gitmiştir.  
Dava dosyasında yer alan bilgilere göre bu başvurunun kabul edildiği tarihte dava halen  
sürmekteydi.  
2
HUKUK  
I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN  
1. Ön tespitler  
Başvuranın avukatı esas ve adil tatmine ilişkin 11 Şubat 2008 tarihli yazılı görüşlerinde, dava  
koşullarının müvekkilinin aynı zamanda etkili bir başvurudan yararlanma hakkının ihlaline  
yol açtığı gerekçesiyle, AİHM’yi ihtilaf konusu olayları ayrıca, AİHS’nin 5. ve 13. maddeleri  
ısından da incelemeye davet etmiştir. AİHM, yazılı görüşler kapsamında ilk kez dile  
getirilmesine karşın başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin ön incelemeden evvel bu  
şikayetin ileri sürüldüğünü saptamaktadır.  
AİHM bu şikayeti yalnızca AİHS’nin 13. maddesi açısından ele alacaktır.  
2. Ön itirazlar  
Hükümet altı ay kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle AİHM’yi başvuruyu reddetmeye  
davet etmektedir. Başvuranın ilk derece mahkemesinin kararını müteakip altı ay içinde  
başvurusunu yapması gerekirdi. Hükümet ayrıca başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini  
ileri sürmektedir.  
Başvuran bu iddialara karşı çıkmaktadır.  
AİHM iç hukuktaki mahkemeler önünde bahse konu yargı sürecinin halen sürmesi dikkate  
alındığında altı ay kuralı itirazını reddetmektedir.  
Yargılamanın hakkaniyete uygun gerçekleşmediği itirazına ilişkin AİHM, yargılamanın ulusal  
mahkemelerde halen sürdüğü hususunu yineler. Başvurunun bu kısmı erken yapılmıştır ve  
AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak iç hukuk yolları tüketilmediği  
için reddedilmesi gerekir.  
AİHM başvurunun kalan bölümü ile ilgili olarak iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının  
başvuranın AİHS’nin 13. maddesi alanında yaptığı şikayetin esası ile doğrudan ilintili  
olduğuna itibar etmektedir. AİHM bu itirazı şikayetin esası ile birlikte inceleyecektir.  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun kalan kısmının dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığını tespit eder.  
II. AİHS’NİN 6/1 MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran davasının «makul bir süre» içinde görülmesi hakkından yararlanamadığını öne  
sürerek AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
Göz önünde bulundurulması gereken dönem 4 Ocak 1996 tarihinde başlamış ve işbu kararın  
verildiği tarihte de halen sona ermemiştir. İki dereceli mahkemede geçen bu süre on iki yıl  
dokuz aydır.  
3
Hükümet mevcut davanın koşullarında bu sürenin aşırı olarak nitelendirilemeyeceğini  
savunmaktadır. Bilhassa, hukuk mahkemelerinin kararlarını vermeden evvel ceza davasının  
sonuçlanmasını beklemeleri gerekmiştir.  
Başvuran bu saptamalara itiraz etmektedir.  
AİHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de  
davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın başvuran için arzettiği  
önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır  
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no:30979/96).  
AİHM bu başvurudakine benzer şikayetleri daha önce de incelediğini ve AİHS’nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi  
kararı (ibidem).  
AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca  
ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. Bu  
bağlamda, AİHM, hukuki dava sürecinin «ceza davası devam eden hukuk davasını etkiler»  
bekletici sebep ilkesine dayanılarak ertelenmesinin tek başına keyfi bir yönünün  
bulunmadığını düşünmektedir, ancak, ceza davasının sona erdiği 9 Kasım 1999’dan itibaren  
ilgili belgelerin Asliye Hukuk Mahkemesi önünde süren dava dosyasına eklendiğini de tespit  
etmektedir. Oysa ki Asliye Hukuk Mahkemesi altı yıldan fazla bir süreden sonra 18 Mayıs  
2006 tarihinde karar vermiştir. AİHM bu yöndeki yerleşik içtihadını dikkate alarak  
sözkonusu yargı sürecinin aşırı olduğu ve «makul süre» gereğini karşılamadığı sonucuna  
varmaktadır.  
Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 13. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran Türkiye’de yargılamanın uzunluğuna karşı çıkacak başvuru yolunun mevcut  
olmadığından şikayetçidir ve AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
AİHM 13. maddenin davaların makul bir süre zarfında dinlenmesini öngören 6/1 maddesinin  
ihlaline karşı iç hukuktaki mahkemeler nezdinde etkili bir başvuru hakkını güvence altına  
aldığını hatırlatır (Bkz. Kudla-Polonya no: 30210/96). AİHM daha önce de Hükümetin buna  
benzer itirazlarını ve argümanlarını reddettiğini, mevcut davada bu sonucu farklı kılacak  
herhangi bir gerekçenin yer almadığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Tendik vd.-  
Türkiye, no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve Ebru ve Tayfun Çolak-Türkiye kararı no: 60176/00,  
30 Mayıs 2006).  
AİHM sonuç olarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının kabul etmez. Başvuranın  
AİHS’nin 6/1 maddesi ile güvence altına alınan davasının makul bir süre zarfında görülmesi  
hakkının ihlaline karşı iç hukukta bir başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle AİHS’nin 13.  
maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN  
4
AİHS’nin 41. maddesine göre “AİHM işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar  
verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağa karşı çıkmaktadır.  
AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 8.400 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran ayrıca posta giderleri için 30 Euro, tercüme masrafları için 151,46 Euro ve temsil  
giderleri için 6.034 Euro talep etmektedir. Başvuran kanıtlayıcı belge mahiyetinde posta  
giderleri faturasını, tercüme faturalarını ve İstanbul barosu avukatlık ücret tarifesini örnek  
göstermektedir.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.  
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar  
ışığında başvurana AİHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 1.000 Euro ödenmesine  
karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Yargılama sürecinin uzunluğunun aşırı ve buna karşı etkili başvuru yolunun bulunmadığına  
ilişkin şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4 a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:  
i.  
manevi tazminat için 8.400 (sekiz bin dört yüz) Euro ödenmesine;  
ii.  
yargılama giderleri için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;  
5
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 18 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
6