CONSEIL  
A V R U P A  
DE L’EUROPE  
K O N SE Y Đ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÖMER AYDIN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no:34813/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
25 Kasım 2008  
Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (34813/02) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaşı) Ömer Aydın’ın (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 2 Temmuz 2002  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını güvence altına  
alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından E. Keskin tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran, 1940 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, askerlik hizmetini  
yaparken intihar eden Fatih Aydın’ın babasıdır (“F.Aydın” “başvuranın oğlu”).  
Askerlik hizmetine 25 Mayıs 2000 tarihinde Deniz Kuvvetlerinde başlayan F. Aydın, 9  
Temmuz 2000 tarihinde dağıtımla birlikte Marmaris’teki Aksaz Deniz Üssü’ne ait gemilerden  
birine onbaşı olarak tayin edilmiştir.  
2 Nisan 2001 tarihinde, başvuranın oğlu ile silah altına çağırılan başka bir asker arasında  
tartışma yaşanmış ve kavgaya dönüşen bu tartışma sırasında başvuranın oğlu arkadaşının  
burnunu kırmıştır. Başvuranın oğlu, 4 Haziran 2001 tarihinde kasten adam yaralamakla  
suçlanştır.  
Başvuranın oğlu, 5 Haziran 2001 tarihinde izinden dönmüştür.  
Mağdurun şikâyetini geri alması üzerine askeri mahkeme 6 Ağustos 2001 tarihinde F. Aydın  
hakkında açılan kovuşturmanın sona erdirilmesine hükmetmiştir. Dava dosyasında, ilgili  
şahsın ölümünden önce bu karar hakkında bilgilendirildiğine dair bir unsur bulunmamaktadır.  
Başvuranın oğlu, 10 Ağustos 2001 tarihinde talebi üzerine önce Aksaz Askeri Hastanesi’ne ve  
oradan da doktor tavsiyesiyle 14 Ağustos 2001 tarihinde Muğla Devlet Hastanesi psikiyatri  
bölümüne sevk edilmiştir. Bu tarihte bir psikiyatr tarafından muayene edilen F. Aydın’ın  
asosyal olduğu ve anksiyete bozuklukları yaşadığı tespit edilmiştir. Doktor, kendisinin Đzmir  
Askeri Hastanesi’ne sevk edilmesini önermiştir.  
Başvuranın oğlu, 16 Ağustos 2001 tarihinde Đzmir Askeri Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nde  
bir kez daha muayene edilmiştir. Psikiyatri doktoru yine F. Aydın’ın anksiyete bozuklukları  
yaşadığını teşhis etmiştir. Durumun ilaç tedavisi veya başka bir müdahale gerektirmediği  
kanaatine varan doktor, hastanın on beş gün sonra tekrar muayeneye gelmesini önermiştir.  
26 Ağustos 2001 günü saat 19 : 50 sıralarında, başvuranın oğlu, görevli olduğu gemi halen  
sahile bağlı iken, kendisini yakmaya kalkışş ve ağır bir şekilde yaralanmıştır.  
Bu amaçla, gaz lambaları için kullanılan gazyağı bidonunun bulunduğu dolabın kilidini  
kırarak bidonu almış, geminin güvertesine çıkmış ve gazyağını üzerine dökerek kendisini  
yakmak istemiştir. Akabinde denize atlayan ilgili şahıs daha sonra kendisini kurtaranlar  
2
tarafından Aksaz Askeri Hastanesi’ne götürülmüş, buradan da uçakla Ankara Askeri  
Hastanesi’ne sevk edilmiştir.  
1. Ceza soruşturması  
28 Ağustos 2001 tarihinde, askeri savcılık resen bir soruşturma başlatmıştır. Askeri Savcı,  
olayın vuku bulduğu gemiye gelerek olay yeri durum tespiti yapmış ve gemi komutanı subay  
Ali Haydar Uçan, ikinci kaptan subay Resul Öztürk, astsubay Tanju Dolar, astsubay Ercan  
Bostancı, er Ahmet Cebeci, er Osman Altaş, er Mustafa Nural, er Fikret Özgür, er Seyfettin  
Şahin, er Davut Sonsuz ve er Şahin Doğu’nun ifadelerini almıştır.  
Subay Ali Haydar Uçan ve Resul Öztürk, olayın meydana geldiği sırada gemide  
bulunmadıklarını beyan etmişlerdir. Başvuranın oğlunun görevini yerine getirirken disiplinsiz  
ve özensiz davrandığını, bu yüzden kendisini defalarca ikaz ettiklerini belirten subaylar,  
ayrıca onunla karşılaştıklarında ilgili şahsın kendilerine askerde canının sıkıldığını ve  
sabırsızlıkla askerliğinin bitmesini beklediğini söylediğini bildirmişlerdir. Kaptan ve ikinci  
kaptan ifadelerinde, F.Aydın’ın izinden döndükten sonra daha çok içine kapandığını ve  
toplum içine girmez olduğunu belirtmişlerdir. Komutanlara göre ilgili şahıs, izinden  
döndükten sonra hiçbir açıklama yapmadan sadece psikolojik sorunları olduğunu söyleyerek  
hastaneye sevk edilmesini istemiştir. Ilk bakışta hastaneye sevk edilmesini gerektirecek  
herhangi bir psikolojik sorun görülmemesine rağmen komutanlar kendisinin hastaneye sevk  
edilmesini emretmişlerdir. Kaptan ve ikinci kaptan, başvuranın oğlunun intihara eğilimli  
olmadığını ve gözle görünür bir psikolojik sorunu bulunmadığını sözlerine eklemişlerdir.  
Kendileri son olarak, F. Aydın’ın hiçbir zaman arkadaşları tarafından hor görülmediğini ve  
aşağılanmadığını belirtmişlerdir. Subay Resul Öztürk, başvuranın oğlunun aile sorunları  
yaşadığını düşündüğünü, ancak bu konuda arkadaşlarına hiçbir şey anlatmadığını ve kanaatine  
göre bu eylemi sonuçlarını düşünmeden sadece istirahat izni alabilmek için gerçekleştirmiş  
olabileceğini ifade etmiştir.  
Astsubay Tanju Dolar ve astsubay Ercan Bostancı verdikleri ifadelerde, F. Aydın’ın  
arkadaşlarıyla olan ilişklerinde zor ve geçimsiz olduğunu, kendisinin disiplinsiz ve hatta  
bazen saldırgan davranışlarda bulunduğunu bildirmişlerdir. Yine aynı astsubaylar, ilgili şahsın  
aile sorunları ve mali sıkıntıları olduğunu duyduklarını, ancak intihar girişiminde  
bulunabileceğini gösteren hiçbir işaret görmediklerini eklemişlerdir. Subay Tanju Dolar  
başvuranın oğlunu olaydan hemen önce gördüğünü ve kendisinde herhangi anormal bir durum  
farketmediğini belirtmiştir. Astsubay Ercan Bostancı, F. Aydın’ın istirahat izni alabilmek için  
böyle davranmış olabileceğini ifade etmiştir. Her ikisi de, ilgili şahsın üstleri veya arkadaşları  
tarafından kötü muameleye tabi tutulmadığını doğrulamışlardır.  
Erler Ahmet Cebeci, Osman Altıntaş, Mustafa Nural, Fikret Özgür, Seyfettin Şahin, Davut  
Sonsuz ve Şahin Doğu, başvuranın oğlunun disiplinsiz davranışlarda bulunduğunu ve  
arkadaşlarıyla olan ilişkilerde zor ve geçimsiz olduğunu bildirmişlerdir. Aynı erler onun içine  
kapanık ve asosyal olduğunu da ifade etmişler ve izinden döndükten sonra F. Aydın’ın tekrar  
izine çıkma arzusunu ısrarlı bir biçimde dile getirdiğini, ancak izni kalmaması dolayısıyla en  
azından bir istirahat izni almak için uğraşğını vurgulamışlardır. Yine bu erler, F. Aydın’ın  
gözle görünür bir psikolojik sorunu bulunmadığını, kendisinin intihar eğiliminde olmadığını  
ve böyle bir şey yapabileceğine işaret eden herhangi bir davranış gözlemlemediklerini  
bildirmişlerdir. Davut Sonsuz, bunlara ilaveten başvuranın oğlunun istirahat izni almak  
suretiyle askerlik süresini kısaltmak için çabaladığını belirtmiştir. Erler ayrıca, kendisinin  
üstleri veya arkadaşları tarafından kötü muameleye tabi tutulduğunu hiç görmediklerini  
3
ekleyerek, komutanlarının her zaman kendisine karşı yapıcı bir tutum sergilediklerini, onun  
problemleriyle ilgilendiklerini ve hatta ona para yardımında bulunduklarını ifade etmişlerdir.  
Başvuran, 29 Ağustos 2001 tarihinde askeri savcılığa müracaat ederek, Ankara Askeri  
Hastanesi’nde yatan oğlunun ifade vermesini talep etmiştir. Başvurana göre, hastanede yaptığı  
görüşmede oğlu komutanı tarafından dövüldüğü için bunalıma girdiğini ve bu yüzden  
kendisini yakmaya kalkışğını bildirmiştir.  
Askeri Savcı, aynı gün askeri hastaneye giderek F.Aydın’ın ifadesine başvurmuştur. Đlgili  
şahıs ifadesinde, olay günü saat 18.00’e doğru arkadaşı Şahin Doğu ile bir nöbet konusunda  
münakaşa ettiklerini bildirmiş, bu münakaşa devam ederken astsubay Tanju Dolar’ın olay  
yerine geldiğini ve münakaşanın sebebini öğrenmeden kendisine tekme tokat vurmaya  
başladığını, zaten başta astsubay Fehmi Keben, Süleyman Çavuş ve Tanju Dolar olmak üzere  
bazı üstleri tarafından sık sık hakaret edilip dövüldüğünü ve bu durumdan çok etkilendiğini  
ifade ederek, subay Resul Öztürk’e olayı anlattığını, ancak onun da bu konuyla  
ilgilenmediğini belirtmiştir. Đlgili şahıs ayrıca, adı geçen astsubaylar tarafından uygulanan  
baskının kendisini bunalıma sürüklediğini, astsubay Tanju Dolar tarafından haksız yere  
dövüldükten sonra artık kendisine hakim olamadığını ve askerden kaçmayı bile düşündüğünü  
itiraf ederek, içine düşğü ruhsal bunalımdan ötürü boyun bölgesine gaz yağı dökerek  
kendisini yakmaya teşebbüs ettiğini belirtmiştir. Yine ilgili şahıs aynı ifadesinde, arkadaşları  
Davut Sonsuz, Muhammer Harmancı, Şahin Doğu, Dinçer Kalaycı, Özcan Kılıç ve Barış  
Özzehir’in adı geçen astsubayların kendisine uyguladıkları baskıya tanık olduklarını ileri  
sürmüştür.  
1 Eylül 2001 tarihinde, F. Aydın tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak yatırıldığı askeri  
hastanede vefat etmiştir. Aynı gün merhumun cesedi yüzeysel olarak incelenmiştir. Adli tıp  
doktorları vücudun % 91,5’inin üçüncü derecede yandığını tespit etmişler ve ölüm sebebini  
yanıklardan ötürü metabolik bozukluğa bağlı kalp ve kan dolaşımının durması olarak  
belirlemişlerdir. Ölüm nedenini kesin olarak belirleyen adli tıp doktorları ayrıca klasik otopsi  
yapılmasını gerekli görmemişlerdir.  
Askeri Savcı, başvuranın oğlunun beyanları ışığında 4 Eylül 2001 tarihinde, arkadaşları ile  
suçlağı astsubayların ifadelerini almıştır.  
Erler Dinçer Kalaycı, Barış Özzehir, Özcan Kılıç ve Muhammer Harmancı üzücü olayın vuku  
bulduğu gün başvuranın oğlu ile er Şahin Doğu arasında çıkan kavgayı görmediklerini beyan  
etmişlerdir. Yine aynı erler, adıgeçen astsubayların ilgili şahsa kötü muamele uyguladığına da  
hiç tanık olmadıklarını ifade etmişlerdir.  
Er Davut Sonsuz, olayın meydana geldiği gün kendisi de erlerin toplandığı salonda iken, F.  
Aydın ile er Şahin Doğu arasında bir nöbetle ilgili olarak basit bir ağız dalaşı yaşandığını  
belirtmiştir. Er Davut Sonsuz kesin bir dille astsubay Tanju Dolar’ın bu karşılıklı ağız  
dalaşından haberi olmadığını ve dolayısıyla bu kavgaya müdahale etmediğini belirtmiştir.  
Yine aynı er, F.Aydın’ın hiçbir zaman üstleri veya arkadaşları tarafından kötü muamele  
görmediğini ve aşağılanmadığını da ifadelerine eklemiştir.  
Er Şahin Doğu ise, üzücü olayın meydana geldiği gün başvuranın oğlu ile bir nöbet yüzünden  
münakaşa ettiklerini ve o sırada orada bulunan er Davut Sonsuz’un olaya müdahale ederek  
kavganın büyümesini önlediğini ifade etmiştir. Yine aynı erin ifadelerine göre, astsubay Tanju  
Dolar münakaşa sırasında olay yerine gelmiş ve onlara bağırmamalarını söyleyerek  
4
kavgalarının sebebini sormuş ve daha sonra da onları barıştırmıştır. Er Şahin Doğu ifadesinin  
sonunda, F. Aydın’ın üstleri tarafından kötü muamele gördüğüne hiç tanık olmadığını  
belirtmiştir.  
Astsubay Fehmi Keben, disiplinsiz davranışları dolayısıyla başvuranın oğlunu birçok kez  
uyarğını ve durumu geminin ikinci kaptanına rapor ettiğini, ilgili şahsın asosyal olduğunu,  
içine kapanık yapısı dolayısıyla çevresine uyum gösteremediğini, dengesiz ve tutarsız  
davraşlar sergilediğini ve arkadaşları arasında asabi ve kavgacı olarak tanındığını ifade  
etmiştir. Astsubay Fehmi Keben, ilgili şahsın son zamanlarda yönetmeliğin öngördüğü izin  
günlerini tükettiği halde izine çıkmak istediğini ve dispansere sevkini talep ettiğini  
belirtmiştir. Astsubaya göre, F. Aydın bu eylemini istirahat izni alabilmek için yapmış, ancak  
sonuçları tahmininden çok daha vahim olmuştur. Son olarak, başvuranın oğlunun astsubay  
Tanju Dolar ve Süleyman Çavuş tarafından aşağılandığına veya dövüldüğüne hiç tanık  
olmadığını ifade eden astsubay Fehmi Keben, ayrıca arkadaşlarının ona kötü muamele  
uyguladıklarını da ne gördüğünü ne de duyduğunu belirtmiştir.  
Astsubay Süleyman Çavuş ise, F. Aydın’ın asosyal, asabi ve kavgacı  
olduğunu,  
arkadaşlarıyla ilişki kurmakta güçlük çektiğini ve görevlerini önemsemediğini beyan etmiştir.  
Kendisini disiplinsiz davranışları dolayısıyla birçok kez uyardığını ve bu durumu geminin  
ikinci kaptanına rapor ettiğini vurgulayan astsubay Süleyman Çavuş, ayrıca F. Aydın’ın  
dengesiz ve garip hareketleri olduğunu belirterek, kanaatine göre bu davranışları askerliği  
sevmediği ve uyum gösteremediği için sergilediğini ifade etmiş ve kendisinde özel bir  
psikolojik sorun görmediğini bildirmiştir. Yine aynı astsubay, başvuranın oğlunun izin dönüşü  
daha çok içine kapandığını ve sık sık dispansere sevkini istediğini belirterek, ilgili şahsın bir  
gün, komutanın da bulunduğu bir ortamda: « Dispansere gitmek istiyorum, psikolojik  
sorunlarım var.» diye bağırdığını ve komutanın sorgulaması üzerine de : «Bu gemide görev  
yapmak istemiyorum.» dediğini vurgulamıştır. Đlgili şahsın intihar eğiliminde olmadığını ifade  
eden Süleyman Çavuş, kanaatine göre F.Aydın’ın ikinci muayene için Đzmir Askeri  
Hastanesi’ne gitmeden önce psikiyatri doktorunu etkilemek üzere kendisini hafifçe yaralamak  
istemiş olabileceğini belirtmiştir. Son olarak ne kendisinin ne de diğer üstlerinin ilgili şahsa  
hakaret etmediğini veya onu dövmediğini eklemiştir.  
Astsubay Tanju Dolar, olay günü başvuranın oğlu ile başka bir er arasında meydana gelen  
münakaşa hakkında bazı açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamalarda, erlerin toplandığı  
salondan gelen sesleri duyarak oraya gittiğini, salona girdiğinde Şahin Doğu’yu oturur  
vaziyette ve F. Aydın’ı ayakta gördüğünü, sinirli bir şekilde ve yüksek sesle birbirlerine  
bağırdıklarına tanık olduğunu belirtmiştir. Kendilerine münakaşalarının sebebini sorduğunu  
ve bir nöbet hakkında tartıştıklarını öğrendiğini, bunun üzerine münakaşa eden her iki askere  
de sorunlarını böyle çözemeyeceklerini ve yetkili komutan gelince kendisine durumu  
bildirmeleri gerektiğini söylediğini ekleyen astsubay Tanju Dolar, daha sonra onları  
barıştırdığını ifade etmiş ve bu olay sırasında veya daha önce başvuranın oğluna hiçbir zaman  
vurmağını ve hakaret etmediğini, dokuz yıllık kariyerinde asla böyle vukuatlar yüzünden  
cezalandırılmadığını belirtmiştir. Son olarak, iki yıldır astsubaylar Fehmi Keben ve Süleyman  
Çavuş ile birlikte aynı gemide görev yaptıklarını belirten astsubay Tanju Dolar, onların da  
askerlerden birine hakaret edip, kötü muamele uyguladıklarını hiç görmediğini beyan etmiştir.  
11 Eylül 2001 tarihinde askeri savcılığa suç duyurusunda bulunan başvuran, oğlunun bir üstü  
tarafından dövüldüğünü ve bu yüzden psikolojisinin bozulduğunu iddia etmiştir. Başvuran  
ayrıca, üzücü olaydan on beş yirmi gün önce bir şahsın ona telefon ettiğini ve kendisini  
oğlunun komutanı olarak tanıttıktan sonra : «oğlunuza hiç terbiye vermemişsiniz, ama biz  
5
öğreteceğiz» dediğini ileri sürmüştür. Başvuran, yaptığı telefon konuşmaları sırasında  
oğlunun, komutanı olan astsubayın kendisini taciz ettiğini söylediğini ve neredeyse işkence  
sayılabilecek uygulamalarda bulunduğundan şikâyetçi olduğunu belirtmiştir. Đzmir Askeri  
Hastanesi’nde yapılan psikiyatrik muayeneden sonra yaptıkları telefon konuşmasında  
oğlunun, ne muayene sırasında ve ne de gemiye döndükten sonra herhangi bir tedavi  
gördüğünü ifade ettiğini söyleyen başvuran, oğlunun komutanı olan astsubayın kötü  
davraşları ve yetkililerin umursamazlığı sonucu depresyona girdiğini ileri sürmüştür.  
Askeri Savcı, olayın meydana gelişinde ordunun herhangi bir hata veya ihmali bulunmadığı  
gerekçesiyle 18 Eylül 2001 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir.  
Askeri Savcı, başvuranın oğlunun 10 Ağustos 2001 tarihinde psikolojik sorunları hakkında  
üstlerini bilgilendirdiğini ve kendisinin önce Aksaz Askeri Hastanesi’ne oradan Muğla Devlet  
Hastanesi’ne ve son olarak da Đzmir Askeri Hastanesi’ne sevk edildiğini ve en son gittiği  
yerde psikiyatrın kendisine anksiyete bozuklukları teşhisi koyarak, on beş gün sonra tekrar  
muayeneye gelmesini önerdiğini tespit etmiştir. F. Aydın daha sonra gemiye geri dönmüştür.  
Askeri Savcı, soruşturma kapsamında ifadesi alınan askerlerin beyanlarına dayanarak  
başvuranın oğlunun sakin, içine kapanık ve kendini izole eden bir yapıya sahip olduğunu  
tespit etmiştir. F.Aydın’ın 5 Haziran 2001 tarihinde izinden döndükten sonra daha çok içine  
kapanğı ve toplum içine girmez olduğu, devamlı gemide olmaktan sıkıldığını ima ederek,  
hastaneye sevk edilmek istediği tespit edilmiş, ancak kendisinde psikolojik tedavi görmesini  
gerektirecek bir durum gözlemlenmemiştir. Izin günlerinin bitmesinden sonra, F.Aydın’ın  
hastaneye sevk edilme talepleri arkadaşları tarafından istirahat izni almak için çabalama  
şeklinde yorumlanmış ve ciddiye alınmamıştır. Zaten, ilgili şahsın hastaneye sevk edilme  
talepleri ihtiyati olarak kabul edilmiş ve hastaneye gittiğinde kendisine istirahat izni  
verilmesini gerektirecek herhangi bir psikolojik sorun gözlemlenmemiştir. Ayrıca, başvuranın  
oğluna yönelik herhangi bir kötü davranış veya insanlık dışı muamele tespit edilmemiş, hatta  
görevlerine itina göstermemesine ve disiplinsiz hareketler sergilemesine rağmen üstleri ona  
karşı her zaman yapıcı bir tutumla yaklaşşlardır.  
Askeri Savcı, olayın meydana geldiği yerde elde edilen bilgileri, tanık ifadelerini ve dava  
dosyasında bulunan tüm unsurları göz önüne alarak, başvuranın oğlunun bu eylemi istirahat  
izni alabilmek amacıyla gerçekleştirdiğine hükmetmiş ve ilgili şahsın sentetik kumaştan  
yapılma üniformasının çabuk alev alacağını düşünemeyerek amacını aşan bir eylemin kurbanı  
olduğu sonucuna varmıştır. Askeri Savcı, başvuranın 11 Eylül 2001 tarihli dava dilekçesinde  
oğlunun adı bilinmeyen bir astsubay tarafından kötü muamele gördüğü yönündeki iddialarını  
mesnetsiz olarak değerlendirmiştir.  
Askeri mahkeme, 24 Ocak 2002 tarihinde başvuranın bu karara yaptığı itirazı reddetmiştir.  
2. Đdari soruşturma  
26 Ağustos 2001 tarihinde, olayın hemen ardından, olayın ilk soruşturmasını yapmak üzere  
subay ve astsubaylardan oluşan bir idari soruşturma komisyonu (« komisyon »)  
görevlendirilmiştir. Komisyon, aynı gün olayın görgü tanığı iki çavuş ile sekiz erin ifadesine  
başvurmuştur. Görgü tanıkları ifadelerinde, başvuranın oğlunu her tarafı alevlerle kaplı bir  
vaziyette güvertede koşarken ve sonra da denize atlarken gördüklerini beyan etmişlerdir.  
6
Komisyonun 3 Eylül 2001 tarihinde sunduğu raporda, olayın meydana gelişinde personelin  
herhangi bir sorumluluğu olmadığı ve ayrıca denetim ve gözetim konusunda da görev ihmali  
görülmediği açıklanmıştır.  
Komisyon ayrıca F. Aydın’ın gemiye geldiğinde entegrasyon eğitiminin yanı sıra gemide  
güvenlik önlemleri ve kazaları önleyici tedbirler hakkında da eğitim aldığını tespit etmiştir.  
Yine komisyon, başvuranın oğlunun kendisi hakkında başlatılan cezai kovuşturma sonucunda  
askerliğinin uzayacağından endişe duyduğunu belirlemiştir. Komisyon, ilgili şahsın içerisine  
şğü ruhsal bunalım dolayısıyla bile bile kendisini yakarak bir istirahat izni elde etmek ve  
böylece askerlik süresini kısaltmak istediği kanaatine varmıştır. Komisyon bu sonuca F.  
Aydın’ın şahsi günlüğüne ve arkadaşları Emre Bakır, Şahin Doğu ve Davut Sonsuz’un  
ifadelerine dayanarak ulaşştır. Bu konuyla ilgili olarak Emre Bakır, başvuranın oğlunun  
askerliğinin uzayacağından endişe ettiğini ve izinden döndüğünden beri ruh halinin tamamen  
değiştiğini ifade etmiştir. Emre Bakır’ın kanaatine göre, aile sorunları yaşayan F. Aydın’ın  
kendisini hafifçe yaralayarak askerliğini kısaltmak istemiş olması muhtemeldir. Şahin Doğu  
ise, ilgili şahsın kendisini hafifçe yaralayarak bir istirahat izni koparmayı ve böylece askerlik  
süresini kısaltmayı planladığını ifade etmiştir. Son olarak Davut Sonsuz verdiği ifadede, F.  
Aydın’ın izinden döndükten sonra çok asabi göründüğünü ve sık sık « Đzmir Hastanesi’nden  
doksan günlük bir hava değişimi alsam, askerliğim biter.» dediğini, ayrıca eğer hakkında  
başlatılan ceza yargılaması sonucunda mahkûm edilirse askerden firar edeceğini bile  
söylediğini belirtmiştir.  
F. Aydın günlüğünde, bazı bölümleri okunaksız olsa da, kendisine karşı kötü muamele veya  
baskı uygulandığından bahsetmemektedir. Günlüğün hiçbir yerinde intihar iması  
bulunmamaktadır. Đlgili şahıs günlüğünde bilhassa üzerindeki bıkkınlığı ve bir an önce  
askerliğini bitirme arzusunu dile getirmiştir.  
Türk hükümeti, başvuranın oğlunun sorunlarını gün ışığına çıkarmak üzere bir ön soruşturma  
başlatmıştır. Gerçekleştirilme tarihi belli olmayan ve danışman psikolog tarafından yürütülen  
bu soruşturmaya göre, başvuranın oğlunun orduya adaptasyonu ve üstlerine karşı davranışları  
normal bulunmuştur. Yine bu soruşturma raporunda, ilgili şahsın diğer askerlerle olan  
ilişkileri ilk dört dönem için normal, ancak son dönem için kötü olarak değerlendirilmiştir. F.  
Aydın’ın kişiliği ile ilgili olarak psikoloğun belirttiği ve üstleri tarafından göz önüne alınması  
gereken bir husus da, kendisinin dengesiz, asabi/ kavgacı ve dalgın olduğudur.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Başvuran, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunarak, oğlunun üstlerinden gördüğü kötü  
muamele sonucu hayatına son verdiğini ve askeri savcılığın gerçek bir soruşturma  
yapmağını iddia etmektedir.  
AĐHM, başvuru konusu olayların hukuki tanımlamasını yapma yetkisinin bulunduğunu,  
tarafların yaptığı tanımlamalarla sınırlı olmadığını belirtir. AĐHM, jura novit curia ilkesi  
gereğince birçok şikâyeti dava taraflarının atıfta bulunmadığı madde veya paragraf  
bakımından resen incelemiştir. Bir şikâyet yalnızca ileri sürülen basit hukuki araç ve  
argümanlarla değil ortaya koyduğu gerçek olgularla karakterize edilir. (bakınız, mutatis  
mutandis, Đtalya aleyhine Guerra ve diğerleri davası, 19 Şubat 1998, prg. 44, Karar ve  
hükümlerin derlemesi 1998-I).  
7
Ortaya çıkan gerçekler ışığında AĐHM, başvuranın şikâyetini AĐHS’nin 2. maddesi  
bakımından incelemeye karar vermiştir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, başvuranın tazminat elde etmek üzere ulusal hukukta öngörülen idari ve sivil  
mahkemelere başvurma hakkını kullanmadığından iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunu  
yerine getirmediğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, olayın meydana gelmesinden hemen sonra ceza yargılamasının resen devreye  
sokulduğunu ve bu amaçla yürütülen soruşturmaların takipsizlikle sonuçlandığını  
gözlemlemektedir. Buna karşın başvuran, askeri savcılığa suç duyurusunda bulunmuş ve  
Ankara’da hastanede yatan oğlunun dinlenmesini talep ederek soruşturmaya katkı sağlamıştır.  
Ayrıca, takipsizlik kararına itiraz hakkını da kullanmayı ihmal etmeyen başvuranın,  
Hükümet’in ileri sürdüğü gibi, bir de idari ve sivil mahkemelere başvurması gerekmemektedir  
(bakınız, bu anlamda, Türkiye aleyhine Salgın davası, no 46748/99, prg. 61, 20 Şubat 2007).  
Dolayısıyla AĐHM, Hükümetin bu iddiasını reddetmektedir.  
Tarafların öne sürdüğü tüm argümanları dikkate alan AĐHM, incelemenin şu aşamasında  
çözümlenemeyecek derecede ciddi olgusal ve hukuki sorular ortaya koyan bu şikâyet  
konusunun esas bakımından incelenmesi gerektiğini, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı  
çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, başka  
açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle  
başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa ilişkin  
1. Tarafların argümanları  
Başvuran, üstlerinden sürekli olarak gördüğü fiziki ve sözlü şiddet sonucu oğlunun ruhsal  
bunalıma girdiğini öne sürmektedir.  
Hükümet, başvuranın oğlunun üstleri tarafından şiddet gördüğü yönündeki bu iddialarının  
mesnetsiz olduğunu savunmaktadır. Hükümet ayrıca, intihar sorumluluğunun olayda hiçbir  
hata veya ihmali bulunmayan askeri yetkililere yüklenemeyeceğini ileri sürmekte ve  
başvuranın oğlunun da diğer silah altına çağırılanlar gibi askerlik yapmaya elverişli olup  
olmadığının belirlenmesi için fiziki ve psikolojik muayeneden geçirildiğini ve kendisine  
gerekli temel eğitimin verildiğini hatırlatmaktadır. Hükümet, F. Aydın’ın saldırgan tavırları  
ile askerlik hizmeti hakkındaki tereddütlerinin 5 Haziran 2001 tarihinden itibaren yani izinden  
döndükten sonra arttığını, bu nedenle ilgili şahsın psikolojik yardım aldığını ve kendi isteği  
üzerine önce Aksaz Hastanesi’ne oradan Muğla Devlet Hastanesi’ne ve son olarak da Đzmir  
Askeri Hastanesi’ne sevk edildiğini vurgulamaktadır.  
Hükümet savunmasında, F. Aydın’ın üstlerince, adıgeçenin intiharına ilişkin gerçek ve yakın  
bir tehdit bulunduğunun bilinmediğini, zira ilgili şahsın birçok doktor tarafından muayene  
edildiği halde, hiçbir doktorun kendisinde intihar edebilecek derecede ciddi bir psikolojik  
sorun teşhis etmediğini vurgulamaktadır. Hükümet ayrıca, F. Aydın’ın intihar riski taşıyan  
ruhsal bir bozukluk içerisinde bulunduğunu gösteren herhangi bir davranış gözlemlenmediğini  
8
ve bu yüzden hiç kimsenin onun bu eylemi gerçekleştireceğini önceden kestiremediğini  
savunmaktadır.  
Hükümet, aynı zamanda başvuranın oğlunun hakkında yürütülen ceza yargılaması sonucu  
askerliğinin uzayacağından endişe duyduğunu ve bu yüzden arkadaşlarına sık sık istirahat izni  
alma arzusunu söylediğini vurgulamaktadır.  
Hükümet savunmasının sonunda, üzücü olayla ilgili olarak idari ve ceza soruşturmalarının  
yürütülğünü hatırlatmaktadır.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
a) Başvuranın oğlunun ölümü  
AĐHM, ilk olarak, AĐHS’nin ikinci maddesinin ilk cümlesinin, devlete yalnızca kasıtlı ve  
kanunsuz ölüme sebebiyet vermekten kaçınma zorunluluğu değil aynı zamanda hukukuna tabi  
olan kişilerin yaşamlarını korumaya yönelik gerekli tedbirleri alma zorunluluğu getirdiğini  
hatırlatmaktadır. AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin belirlenen koşullarda kişiyi üçüncü  
şahıslara, istisnai koşullarda da kişinin kendisine karşı koruması için yetkililere uygulamaya  
yönelik önleyici pozitif yükümlülük yüklediği kanaatindedir (Birleşik Krallık aleyhine  
Keenan davası, no 27229/95, prg. 88-89, CEDH 2001-III, Türkiye aleyhine Ataman davası,  
no 46252/99, prg. 54, 27 Nisan 2006, ve daha yakın tarihte Türkiye aleyhine Abdullah Yilmaz  
dava, no 21899/02, prg. 55, 17 Haziran 2008).  
Zorunlu askerlik hizmeti için de tartışma götürmez bir şekilde geçerli olan bu yükümlülük  
(Alvarez Ramon-Đspanya, başvuru no:51192/99), devletlere etkili önlem almak için yasal ve  
idari bir çerçeve oluşturma asli görevini getirmektedir. Dolayısıyla, askerliğin zorunlu olduğu  
ülkelerde Devlet’in özel bir itinayla hareket etmesi ve psikolojik rahatsızlıkları bulunan  
askerler için uygun önlemler ve tedavi öngörmesi gerekmektedir. Bu itibarla, yukarıda  
belirtilen yasal ve idari çerçevenin, askerlik görevini yerine getirenleri maruz kaldıkları  
askerliğe bağlı tehlikelere karşı koruyacak pratik önlemlerin alınmasını ve eksiklikleri ve  
çeşitli düzeylerdeki amirler tarafından yapılan hataları tespit etmeye imkan tanıyacak uygun  
prosedürlerin yerine getirilmesini sağlayacak şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir  
(Türkiye aleyhine Kılınç ve diğerleri davası, no 40145/98, 7 Haziran 2005, prg. 41 in fine, ve  
Abdullah Yilmaz, ilgili bölüm, prg. 56). Bu bağlamda, ilgili sağlık kurumlarının da silah  
altına çağırılan askerlerin korunmasını sağlayacak önlemleri alması gerekmektedir, zira bazı  
durumlarda silah altındaki askerlerin sağlıklarını ilgilendiren konularda ortaya çıkan eksiklik  
ve aksaklıklar askeri tıp kurumlarının AĐHS’nin 2.maddesinin esası açısından sorumluklarını  
gündeme getirebilir (Kılınç ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 42, ve Salgın, ilgili bölüm, prg. 77).  
Bununla birlikte, bu zorunluluk, yetkili mercilere dayanılmaz ve aşırı bir yük getirmeyecek  
şekilde yorumlanmalı ve insan davranışlarının öngörülemezliği de gözönüne alınmalıdır  
(Keenan, ilgili bölüm, prg. 90, ve Salgın, , ilgili bölüm, prg. 78).  
Mevcut davada, başvuranın oğlunun intihar ettiği konusunda bir fikir ayrılığı  
bulunmamaktadır. Đhtilafın konusu, ilgili şahsı intihara kadar götüren koşullar üzerine  
kurulmaktadır. Başvurana göre, üstlerinden gördüğü baskı oğlunu intihara sürüklemiştir.  
Başvuranın oğlu olayın meydana geldiği gün astsubay Tanju Dolar tarafından haksız yere  
dövüldükten sonra tamamen kontrolünü yitirmiş ve kendisini öldürmeye karar vermiştir.  
9
AĐHM, bu iddiaların somut ve doğrulanabilir kanıtlara dayanmadığını ve hiçbir tanık ifadesi  
veya başka kanıtlayıcı unsurun bu iddiaları desteklemediğini dikkate almaktadır. Sonuçta,  
idari ve ceza soruşturmaları çerçevesinde, olayın meydana geliş şartlarını aydınlatabilecek her  
askeri personelin ifadelerine başvurulmuştur. Ayrıca, başvuranın oğlunun 28 Ağustos 2001  
tarihinde Ankara Askeri Hastanesi’nde yapılan mülakatta suçlayıcı ifadeler kullanmasından  
sonra, suçlanan astsubaylar ile kendi arkadaşları konuyla ilgili olarak dinlenmiştir. Ancak,  
alınan bu ifadelerde F. Aydın’ın kötü muameleye maruz kaldığını doğrulayan hiçbir unsur  
bulunmamaktadır. Üzücü olaydan kısa bir süre önce ilgili şahsın başka bir askerle ağız dalaşı  
yaptığı bir gerçek olsa da, suçlanan astsubay Tanju Dolar ile olaya tanık olan diğer iki askerin  
verdikleri ifadeler başvuranın oğlunun hastanede anlattığı hikayeyi doğrulamamaktadır.  
AĐHM, başvuranın iddiaları ve merhum oğlunun verdiği ifadeler dışında bu kötü muamele  
iddialarının tanık ifadeleri ya da diğer kanıt unsurlarıyla kesin bir yargıya ulaştıracak şekilde  
desteklenmediğini gözlemlemektedir.  
Bununla birlikte, askeri yetkililerin başvuranın oğlunun intihar etmesi için ortada gerçek bir  
tehlike olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri mi gerektiğini; şayet ilk sorunun cevabı  
olumlu ise bu riskin önlenmesi için sözkonusu yetkililerin, kendilerinden makul olarak  
beklenen her şeyi yerine getirip getirmediklerinin anlaşılması gerekmektedir (Kılınç ve  
diğerleri, ilgili bölüm, prg. 43).  
Mevcut dava dosyasında, başvuranın oğlunun orduya katılmadan önce de akli dengesinin  
intihara sürükleyecek derecede bozuk olduğunu gösteren herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.  
Askere alınmadan önce ilgili şahıs üzerinde yapılması gereken psikiyatrik muayeneler  
hakkında elinde herhangi bir belge bulunmamasına rağmen AĐHM, başvuranın da konuyla  
ilgili bir itirazı olmamasını dikkate alarak, ilgili şahsın askerlik yapmaya elverişli olup  
olmadığı konusu üzerinde daha fazla vakit kaybedilmesini gereksiz bulmaktadır. Ayrıca,  
eldeki belgelere göre, ilgili şahıs orduya katılmadan önce askeri makamlara bu derece önemli  
sorunları olduğunu bildirmemiştir.  
Ne zaman olduğu belirlenemese de başvuranın oğlu askerlik hizmetine karşı bıkkınlık  
duymaya başlamış ve askerlik yaptığı sürece saldırgan bir davranış biçimi sergilemiştir. Bu  
saldırgan tutum, 2 Nisan 2001 tarihinde meydana gelen bir sürtüşmede arkadaşını yaralamaya  
kadar varmıştır.  
Üstleri ile arkadaşlarının beyanlarına göre, F. Aydın’da gözlemlenen bu davranış bozuklukları  
izinden döndüğü 5 Haziran 2001 tarihinden sonra daha da artmıştır. Zaten, ilgili şahıs o  
tarihlerde üstlerine psikolojik sorunlarından bahsetmiş ve onlar da 10 Ağustos 2001’de  
kendisini Aksaz Askeri Hastanesi’ne sevk etmişlerdir. Hastane başhekimi kendisinin Muğla  
Devlet Hastanesi psikiyatri bölümüne sevk edilmesini istemiş ve 14 Ağustos 2001 tarihinde  
bu sevk gerçekleşmiştir. Muayene sonrasında, başvuranın oğlunun asosyal olduğu ve  
anksiyete bozuklukları yaşadığı anlaşılınca, doktor kendisinin Đzmir Askeri Hastanesi’ne sevk  
edilmesini istemiştir. 16 Ağustos 2001 tarihinde, F. Aydın Đzmir Askeri Hastanesi’ne sevk  
edilmiş ve hastanenin psikiyatri doktoru raporunda ilgili şahsın anksiyete bozuklukları  
yaşadığını ve durumunun tedavi veya müdahale gerektirmediğini bildirmiştir. Doktor,  
başvuranın oğlunun tekrar muayene edilmek üzere on beş gün sonra gelmesini istemiştir. Ilgili  
şahıs bu muayene tarihinden önce yani 26 Ağustos 2001’de intihar etmiştir.  
AĐHM, başvuranın oğlunu olaydan on gün önce gören son psikiyatrın kendisine ilaç tedavisi  
veya başka bir mühahale önermediğini tespit etmektedir. Dosyada bulunan unsurlara  
dayanarak psikiyatrın tutumunu hatalı veya tedbirsiz bir davranış olarak nitelemek mümkün  
10  
değildir. AĐHM’nin görevi, ‘şayet ilgili şahıs hemen tedavi altına alınsaydı bu trajik olayın  
önüne geçilebilir miydi’ sorusuna cevap aramak değildir.  
Buradan yola çıkılarak, orduya katıldıktan sonra davranış bozukluğu gösteren askerlerin  
tedavi ve denetimi konusunda Devlet’in uygulamaya koyduğu sistemin yeterli olup olmadığı  
sorgulanabilir (Ataman, ilgili bölüm, prg. 61). Bununla birlikte, bilhassa intihara yatkınlık  
belirtileri karşılaştırıldığında, ciddi ve belirgin akli denge bozukluklarının görüldüğü  
müteveffa Kılınç ve müteveffa Ataman davalarıyla mevcut dava koşullarının benzerlik  
göstermediği açıktır. (Kılınç ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 44-45, ve Ataman, ilgili bölüm,  
prg. 12, 13, 58).  
Başvuranın oğlu her ne kadar kendisini iyi hissetmediğini defalarca belirtmiş olsa da, genel  
davraşlarına bakarak böyle bir eylemi gerçekleştireceğini kestirmek kolay değildir.  
Arkadaşlarının ifadelerine göre ilgili şahıs, gerçek ve yakın bir intihar riski taşıdığını belli  
eden veya böyle bir eylemi gerçekleştirmeye hazır olduğunu gösteren bir davranış biçimi  
sergilememiştir. Ayrıca, sorununu çözmek üzere bilinmeyen bir tarihte ilgili şahısı muayene  
eden bir psikolog da yine onun gerçek ve yakın intihar riski taşıdığını teşhis etmemiştir. Son  
olarak, başvuranın oğlunu gören hiçbir doktor bu yönde ciddi bir risk olduğunu tespit  
etmemişlerdir.  
Dolayısıyla mevcut davada, F.Aydın’ın üstleri onun ruhsal durumunu kontrol altında tutmak  
amacıyla gerekli önlemleri almamakla ve intiharı engellemek için daha fazla çaba  
göstermemekle suçlanamaz. Son olarak, dava dosyasında, başvuranın oğlunun izinden  
dönmeden önce psikolojik yardım istediğini gösteren herhangi bir kanıt belgesi  
bulunmamaktadır. Tüm bu olgular ışığında AĐHM, askeri yetkililerin F. Aydın’ın gerçek ve  
yakın intihar etme riski taşıdığını tahmin edemeyecekleri kanaatine varmaktadır. Đlgili şahısta  
görülen davranış bozukluklarının üstleri tarafından bir intihar yatkınlığı olarak algılanması  
beklenemez.  
Sonuç olarak, AĐHM’in kanaatine göre AĐHS’nin 2. maddesi esas bakımdan ihlâl  
edilmemiştir.  
b) Askeri makamlar tarafından yürütülen soruşturmalar  
Mevcut davada, AĐHM’nin daha önce yukarıda da belirttiği gibi, askeri yönetmelikler,  
bilhassa orduya katıldıktan sonra başvuranın oğlunun ruh halini anlamak ve kontrol altında  
tutmak açısından bir ölçüde yetersiz kalmıştır. Bu durumun olayların gelişmesinde önemli bir  
rol oynadığı inkâr edilemez. Bu itibarla, yukarıda yapılan tespit bu şikâyetin AĐHS’nin 2.  
maddesinde yer alan usule ilişkin yükümlülükler açısından incelenmesini etkilemez (bakınız,  
bu anlamda, Salgın, ilgili bölüm, prg. 85).  
Mevcut davaya benzer davalarda, ölümle sonuçlanan olayların meydana geliş şartları ile diğer  
sorumlulukların belirlenmesi için, yaşama hakkını koruyan kanunlar çerçevesinde bağımsız  
bir soruşturma yapılmasının gerekliliği vurgulanmıştır (Salgın, ilgili bölüm, prg. 86).  
Mevcut davada, olaydan hemen sonra bir ceza soruşturması başlatılmış ve daha sonra bunu  
idari bir soruşturma takip etmiştir. Yargı organları, olayların nasıl geliştiğini gün yüzüne  
çıkarmak üzere soruşturma başlatmış olsalar da, niçin askeri yönetmeliğin bilhassa orduya  
katıldıktan sonra başvuranın oğlunun ruh halini anlamak ve kontrol altında tutmak açısından  
bir ölçüde yetersiz kaldığını araştırmaşlardır. AĐHM, soruşturmayı yürüten makamların,  
tıbbi kurumların tedbirsiz davranıp davranmadıklarını ya da hatalı karar verip vermediklerini  
11  
tam olarak araştırmadan soruşturmayı tamamladıklarını tespit etmektedir. Bu noktada, ne  
askeri savcı ve ne de idari soruşturma komisyonu, başvuranın oğlunu muayene eden farklı  
doktorların ve bilhassa intihardan on gün önce Đzmir Askeri Hastanesi’nde ilgili şahısı gören  
psikiyatrın ifadelerine başvurmaşlardır. Soruşturma sonuçlarında bu bağlamda ortaya  
çıkabilecek olası sorumluluklara dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır.  
Ayrıca AĐHM, F. Aydın ile er Şahin Doğu arasında geçen tartışma konusuyla ilgili olarak  
dinlenen tanık ifadelerinde çelişkili beyanlar bulunduğunu tespit etmektedir. Oysa, başvuran  
ile er Şahin Doğu’nun verdikleri ifadelere göre astsubay Tanju Dolar tartışmaya müdahale  
etmiştir, zaten astsubay da bunu doğrulamıştır, yalnızca er Davut Sonsuz aksini beyan  
etmiştir. Tüm bunlara rağmen askeri savcı, bu noktayı aydınlatmaya çalışmamıştır.  
AĐHM’ne göre, yukarıda tespit edilen bu ihmaller, yapılan soruşturmanın hem ciddiyetini ve  
hem de bir erin ölümüyle sonuçlanan gelişmeleri tatmin edici bir şekilde aydınlatma  
kapasitesini zayıflatmıştır. Dolayısıyla AĐHM’nin, F. Aydın’ı ölüme sürükleyen gerçek  
gelişmelerin doğru bir şekilde değerlendirildiğini ve tespit edildiğini kabul etmesi mümkün  
değildir.  
Bu itibarla, AĐHS’nin 2. maddesinin usule ilişkin bölümü ihlâl edilmiştir.  
II. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Başvuran, AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunarak, askeri savcı ve askeri  
mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmadığını iddia etmektedir.  
AĐHM, bu şikâyetin yukarıda irdelenen şikâyetle bağlantılı olması dolayısıyla aynı şekilde  
kabuledilebilir ilan edilmesini uygun görmektedir.  
Mevcut davada 2. maddeyle ilgili bulguların ortaya çıkması dolayısıyla AĐHM, davanın ayrıca  
6. ve 13. maddeler açısından incelenmesini gerekli bulmamaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Başvuran son olarak, oğlunun Kürt menşeli olması dolayısıyla AĐHS’nin 14. maddesi  
bağlamında bir ayrımcılığa maruz kaldığını iddia etmektedir.  
AĐHM, bu şikâyeti başvuranın sunduğu şekilde incelemiştir. AĐHM, elinde bulunan tüm  
unsurlar ışığında, AĐHS ve Protokolleriyle teminat altına alınan hak ve özgürlüklerin herhangi  
bir şekilde ihlâl edilmediğini gözlemlemektedir.  
Sonuç itibariyle, bu şikâyet dayanaktan yoksun bulunduğundan AĐHS’nin 35. maddesinin 3.  
ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.  
12  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Manevi tazminat  
Başvuran, manevi tazminat talebinde bulunmakta ancak miktar belirtmemektedir.  
Hükümet, manevi tazminat ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.  
Hakkaniyete uygun olarak AĐHM, başvurana 2.500 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak talepte bulunmamaktadır.  
Bu itibarla AĐHM, yargılama masraf ve giderleri kapsamında tazminat ödemeye gerek  
olmadığı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Başvurunun AĐHS’nin 2., 6. ve 13. maddeleri kapsamında yapılan şikayetlere ilişkin  
kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 2. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine;  
3. AĐHS’nin 2. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri kapsamında yapılan şikayetlerin ayrıca incelenmesine  
gerek olmadığına;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL  
çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 2.500 Euro (iki bin beş yüz  
Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐŞTĐR.  
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 25 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
13