C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÖMER BERBER - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 45084/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
26 Ocak 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (45084/04) bavuru no’lu davanın nedeni  
T.C. vatandaı Ömer Berber’in (bavuran) 5 Ekim 2004 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1975 doğumlu olup Adana’da ikamet etmektedir.  
Bavuran 31 Ağustos 1997 tarihinde tevkif müzekkeresi ile Adana’da yakalanmı, yasadıı  
örgüt MLKP (Marksist Leninist Komünist Partisi) üyesi olmakla ve iki polis memurunun  
hayatını kaybettiği silahlı bir çatımaya katılmakla suçlanmıtır. Gözaltına alınmadan önce  
yapılan muayenede bavuranda herhangi bir darp ya da yara izine rastlanmamıtır.  
2 Eylül 1997 tarihinde bavuran Đstanbul Emniyet Müdürlüğü polislerine teslim edilmi,  
yapılan adli tıp kontrolünde herhangi bir darp ya da yara izi görülmemitir.  
Bavuran sorgulaması sırasında hakkında yapılan suçlamaları kabul etmitir.  
5 Eylül 1997 tarihinde düzenlenen ve herhangi bir aykırı durum tespit edilemeyen üçüncü adli  
tıp incelemesinin ardından bavuran önce Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)  
Cumhuriyet Savcısı ardından DGM yetkili hakimi karısına çıkarılmı, hakim adı geçeninin  
tutuklanmasına karar vermitir. Savcı ve hakim önünde, bavuran polislere verdiği ifadeyi  
doğrulamıtır.  
Bavuran ön soruturma kapsamında avukat bulundurma hakkından yararlanmamıtır.  
12 Eylül 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı eski TCK’nın 146/1 maddesine dayalı olarak  
bavuranı anayasal düzeni zor kullanarak yıkma teebbüsünde bulunmakla itham etmitir.  
19 Kasım 1997 ve 8 Aralık 1997 tarihinde aynı mahkemede görülen baka bir dava ile  
bavuranın davasının birletirilmesi için üç duruma gerçekletirilmitir. 9 Mart 1998 tarihli  
duruma esnasında DGM bavuranın davasının diğer iki davaya birletirilmesine karar  
vermitir. Bu duruma sırasında bavuran ifadesinin ikence altında alındığını iddia etmitir.  
18 Mart 1998 tarihli durumadan itibaren (esas davanın altıncı duruması) bavuranın davası  
diğer dört sanıklı davaya birletirilmitir.  
Sözü edilen sanıklardan ikisi bavuranın bu suçu ilediğine dair herhangi bir beyanda  
bulunmamı, görgü tanıkları ise ifadelerinde yalnızca suç ortağı sanıklardan bahsetmi,  
bavuran ile olan bağlantılarına değinmemitir.  
22 Mayıs 1998 tarihli durumada, DGM dava birletirilmeden evvel bavuranın savunmasını  
ve vermiolduğu bilgileri dinlemitir. Bavuranın avukatı dava dosyasına eklenen birtakım  
2
belgelere itiraz ederek yeni belgelerin eklenmesini talep etmitir. Bu duruma sonunda  
Mahkeme bavuranın diğer sanıklardan biri ile birlikte serbest bırakılmasını kararlatırmıtır.  
24 Temmuz 1998 ve 28 Nisan 1998 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi beduruma  
yapmı, dava dosyasının ve diğer sanıkların ifadelerinin tamamlanmasını istemitir. Bavuran  
bu üç durumaya katılmı, diğer ikisine ise gerekçe göstermeksizin gelmemitir.  
1999 yılı Haziran ayında askeri hakimlerin Devlet Güvenlik Mahkemeleri bünyesindeki  
varlıklarına son veren Kanun ve Anayasa değiikliği yapılmıtır.  
7 Temmuz 1999 tarihinden balayarak ve 2 Ekim 2002 tarihine dek DGM yalnızca sivil  
hakimlerden oluan yeni yapısı ile toplanmıve toplamda on yedi duruma gerçekletirmi,  
sanıkların beyanları ile dosyanın durumunu incelemitir.  
Bavuran ve avukatı 7 Temmuz 1999 ve 19 Nisan 2002 tarihileri arasında yapılan beꢀ  
durumaya katılmı, dava dosyasında farklı belgelerin bulunması nedeniyle adli muamele  
yapılmasını talep etmive Adalet Bakanlığı’nın ceza ve infaz kurumlarındaki savunma  
haklarını kısıtlayan yeni bir protokolün yürürlüğe girdiğini iddia etmitir. DGM bahse konu  
bu protokolü incelemive bunun savunma haklarına yönelik herhangi bir kısıtlamayı  
getirmediğini kaydetmitir.  
19 Haziran ve 25 Ağustos 2000 tarihlerindeki altıncı ve yedi durumaya bavuran ve  
temsilcisi mazeret bildirerek katılmamıtır. Cumhuriyet Savcısı iddianameyi sunmutur.  
Bavuran saha sonraki çeitli durumalara ve 22 Haziran 2001 tarihli durumaya katılmamıꢀ  
ve açlık grevine baladığını bildirmitir.  
Bavuranın avukatı 14 Eylül 2001 tarihinde müvekkilinin tedavisinin sürdüğünü ve kendisi ile  
görüemediğini ifade ederek Mahkemeden savunmasını hazırlamak üzere ek süre talep  
etmitir.  
28 Kasım 2001 tarihinde bavuranın avukatı müvekkilinin tedavisinin halen sürdüğünü ve  
sağlık durumunun savunmasını hazırlamaya elverili olmadığını dile getirmive yeni bir ek  
süre talebinde bulunmutur. Mahkeme cevaben esas hakkındaki mütalaaların yaklaık bir  
buçuk yıldan bu yana sürdüğü; savunma araçlarının sunulmamasının yargılama sürecini  
uzatacağı gerekçesiyle ek süre talebini reddetmitir.  
Bavuranın avukatı 13 Mart 2002 tarihinde davanın esası hakkındaki savunma araçlarını ve  
on sekiz sayfalık savunmayı iletmive bavuranın sağlık durumu nedeniyle cezaevini ziyaret  
için getirilen kimi kısıtlamalar nedeniyle müvekkilinin savunmasını hazırlaması için gerekli  
kolaylıkların sağlanmadığını öne sürmütür.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 22 Mayıs 2002 tarihli durumada, Anayasa Mahkemesi’nin eski  
TCK’nın 169. maddesini (sanıklar bu hükmün esasına dayalı olarak itham ediliyordu) iptal  
ettiğini ve suç ortağı sanıkların davasına ilikin yeni yasanın kabul edilmesini bekleme  
zorunluluğu olduğunu bildirmitir. 24 Temmuz 2002 tarihli duruma suç ortağı sanıklardan  
birinin sağlık durumu gerekçeleriyle katılmaması nedeniyle ertelenmitir.  
DGM 2 Ekim 2002 tarihinde bavuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuve adı  
geçeni eski TCK’nın 146. maddesine dayalı olarak müebbet hapis cezasına çarptırmıtır.  
3
Mahkeme dava dosyasında yer alan delil unsurlarının tamamına dayanarak özellikle  
bavuranın sözü edilen yasadıı örgüt adına silahlı ölümcül eylemlere katıldığına  
hükmetmitir.  
Yargıtay 11 ubat 2004 tarihinde aldığı ve bavuranın avukatına 23 Ağustos 2004 tarihinde  
tebliğ edilen kararı ile ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
HUKUK  
AĐHS’nin 13. ve 14. maddeleriyle birlikte 6/1, 2, 3 b) ve c) maddelerine atıfta bulunan  
bavuran öncelikli olarak gözaltı sırasında avukat bulundurma hakkından yararlanmadığından,  
savunmasını hazırlaması için gerekli sürenin ve kolaylıkların tanınmadığından ikayetçidir.  
AĐHM bu ikayetlerin AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 b) ve c) fıkraları  
çerçevesinde incelenmesini kararlatırmaktadır.  
Hükümet, bavuranı gözaltı süresinin bitiminde altı ay içinde mevcut bavuruyu yapmamakla  
suçlamakta ve AĐHM’yi altı ay kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle gözaltında avukat  
bulundurma hakkına yönelik bu ikayeti reddetmeye davet etmektedir. Hükümet esasa ilikin  
olarak ise bavuranın iddiasına karı çıkmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuktaki nihai kararın 11 ubat 2004 tarihinde  
alınan ve bavurana 23 Ağustos 2004 tarihinde tebliğ edilen karar olduğuna itibar etmektedir  
(Bkz. aynı anlamda, Elçiçek vd.-Türkiye kararı, no: 6094/03, 16 Temmuz 2009). Mevcut  
bavuru 5 Ekim 2004 tarihinde yapılmıtır, AĐHM bu durumda Hükümetin itirazını  
reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM esas ile ilgili olarak Salduz-Türkiye (no: 36391/02, 27 Kasım 2008) atıfta bulunarak  
bavuranın gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanmamasının AĐHS’nin 6/1  
maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 c) maddesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmaktadır.  
Yapılan bu saptama ıığında AĐHM, 6/3 b) maddesinin ihlal edilip edilmediğini ayrıca  
incelemeyi gerekli görmemektedir.  
AĐHS’nin 6/1 maddesini ileri süren bavuran hakkında sürdürülen yargılama sürecinin  
uzunluğunun aırı olduğundan yakınmaktadır.  
Hükümet davanın karmaık bir yapıda olduğu savını öne sürmektedir. Hükümete göre  
yargılamanın uzaması esasen açlık grevi balatan bavuranın tutumundan, aynı talepleri  
ayrıntılı olarak yineleyen ve durumalara katılmayan yasal temsilcisinden ileri gelmektedir.  
Yargılama sürecinin makul olmadığının söylenemeyeceğini savunan Hükümet, yargılamanın  
gidiatında yetkili mercilere yüklenebilecek herhangi bir ihmalkârlığın bulunmadığının altını  
çizmektedir.  
4
Bavuran Hükümetin savlarına itiraz etmektedir.  
AĐHM öncelikli olarak dikkate alınması gereken dönemin bavuranın yakalandığı 31 Ağustos  
1997 tarihinde balayıp, Yargıtay’ın 11 ubat 2004 tarihli kararı ile sona erdiğini not  
etmektedir. Đki dereceli mahkemede görülen bu süreç yaklaık altı buçuk yıldır.  
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın artları ıığında ve özellikle de  
davanın karmaıklığı, bavuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın bavuran için arz ettiği  
önem gibi, içtihadında yerlemiölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır  
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).  
AĐHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemive Hükümetin bu davada farklı bir sonuca  
ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmitir. AĐHM  
yargılama sürecinin uzunluğunun yalnızca bavuranın tutumu ile açıklanamayacağına itibar  
etmektedir.  
AĐHM bavuranın yargılamanın büyük bir bölümünde tutuklu olduğunu gözlemleyerek, bu  
durumda yetkili mahkemelerin adaletin mümkün olan en kısa sürede tecelli etmesi ve iyi  
idaresi bakımından gerekli ihtimamı göstermelerinin önem arz ettiğini ifade etmektedir (Bkz.  
Kalachnikov-Rusya no: 47095/99 ve son olarak Gezici ve Đpek-Türkiye kararı, no: 71517/01, 10  
Kasım 2005).  
Mahkemenin bu konudaki yerleik içtihadı ıığında AĐHM, sözkonusu yargılama sürecinin  
uzunluğunun aırı olduğuna ve «makul süre» koulunu karılamağına itibar etmektedir. Bu  
nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
Bavuran aynı hüküm çerçevesinde, yargılamanın bir bölümüne askeri bir hakimin katılımı  
nedeniyle Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini  
taımadığını ileri sürmektedir.  
Bavuran ayrıca, gözaltı esnasında AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını  
iddia etmektedir.  
AĐHM bavuran tarafından öne sürülen bu ikayetleri incelemi, mahkemeye sunulan deliller  
ıığında, AĐHM ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir ihlalin  
bulunmadığını kaydetmektedir; dayanaktan yoksun bulunan bu ikayetlerin AĐHS’nin 35/3  
maddesinin uygulanmasına istinaden reddedilmesi gerekmektedir.  
Bavuran AĐHS’nin 13. ve 14. maddesiyle birlikte 5/1, 2, 3 ve 4. maddelerini öne süren  
bavuran gözaltı ve tutukluluk kararına ilikin birçok ikayette bulunmaktadır.  
AĐHM, bavuranın gözaltı süresinin 5 Eylül 1997 ve gözaltı süresinin ise 25 Haziran 2001  
tarihinde yani mevcut bavurunun yapıldığı 5 Ekim 2004’ten yani altı aydan fazla bir süre önce  
olduğunu gözlemlemektedir (Bkz. Erol-Türkiye kararı, no: 15323/03, 26 ubat 2008 ve Labita-  
Đtalya no: 26772/95). Gecikmeli olarak yapılan bu ikayetlerin AĐHS’nin 35/1 ve 4.  
maddelerine uygun olarak reddedilmesi gerekir.  
Geriye AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması kalmaktadır. Bavuran30.000 Euro manevi  
tazminat ve iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama giderleri için 20.030 TL  
5
(yaklaık 9.500 Euro) talep etmektedir. Bavuran kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatlık ücreti  
ve harcamalara ilikin dekontu sunmaktadır.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM mevcut koullarda en uygun telafi yönteminin bavuranın, talep etmesi halinde,  
AĐHS’nin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karılayacak ekilde yeniden yargılanması olacağı  
kanısındadır (sözü edilen Salduz).  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini hatırlatarak, bavurana 3.900 Euro manevi  
tazminat ve yargılama masraf ve giderleri için 1.000 Euro ödenmesini kararlatırmaktadır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) maddesine ilikin ikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıında  
kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. Bavuranın gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamaması dolayısıyla  
AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 c) maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Yargılama sürecinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 3.900 (üç bin  
dokuz yüz) Euro manevi tazminat ve yargılama giderleri için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6