ONAY – TÜRKĐYE KARARI
edildiğinde dahi, bunun polisin zanlının kaçmasını önlemek için kollarından tutması nedeniyle
olmuꢀ olabileceğini belirtmiꢀlerdir.
Aynı zamanda künt travma sonucu oluꢀtuğu kanaatine varılan bu yaraların baꢀvuranın
kendisi tarafından da yapılmıꢀ olabileceğini öne sürmüꢀlerdir. Her hâlükârda, hiçbir tıbbi
raporda baꢀvuranın yaralanmalarının hayati olduğu belirtilmemiꢀtir. Baꢀvuran copla dövülmüꢀ
olsaydı lezyonlar daha büyük ve ciddi olurdu. Bu nedenle yaraların gözaltı sırasında oluꢀtuğu
makul ꢀüphelerin ötesinde net değildir.
Mahkeme, bir kiꢀinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp tahliye olduğunda yaralanmıꢀ
olduğu görüldüğünde sözkonusu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine makul bir açıklama
getirme ve baꢀvuranın iddialarına, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla desteklenmiꢀse, ꢀüphe
getirecek deliller ortaya koymanın devletin görevi olduğunu hatırlatır. Aksi halde AĐHS’nin 3.
maddesine dayalı açık bir sorun ortaya çıkacaktır (bkz. Selmouni – Fransa [BD], no.
25803/94; Aksoy – Türkiye, Karar Raporları 1996-VI; Tomasi – Fransa, A Serisi no. 241-A;
Ribitsch – Avusturya, A Serisi no. 336).
Mahkeme, delilleri değerlendirirken genel olarak “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt
standardını uygulamıꢀtır (bkz. Avꢀar – Türkiye, no. 25657/94). Ancak böyle bir kanıt
yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı
ile ortaya konabilir (Đrlanda – Đngiltere, Seri A no. 25). Eğer sözkonusu olaylar, ꢀahsın kendi
kontrolleri altında olduğu durumdaki gibi, tamamıyla veya büyük oranda yetkililerin bilgisi
dahilinde gerçekleꢀmiꢀse tutukluluk sırasında meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü
maddi karineler ortaya çıkacaktır. Aslında tatmin ve ikna edici bir açıklama getirme
yükümlülüğünün yetkililer tarafında olduğu söylenebilir (bkz. Salman – Türkiye [BD], no.
21986/93).
Somut davada Mahkeme baꢀvuranın yakalandığında ve 26 Mayıs 2002 tarihinde
gözaltına alınmasının hemen öncesinde muayene edildiğini gözlemler. Bu rapor baꢀvuranın
vücudunda kötü muameleye değil, sadece birkaç eski bıçak kesiğine iꢀaret etmektedir.
Hükümet baꢀvuranın 27 Mayıs 2002 tarihinde Çocuklar ꢁubesi’ne teslim edildiğini
savunmuꢀtur. Mahkeme, baꢀvuranın 28 Mayıs 2002 tarihinde tekrar tıbbi muayeneye
alındığını kaydeder. Aynı tarihte hazırlanan iki rapor da baꢀvuranın her iki kolunda bulunan
10 x 2 ve 5 x 1cm’lik yararlara iꢀaret etmektedir. Ancak muayene taleplerinin Çocuklar
ꢁubesi yerine Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü polislerinden geldiği belirtilmiꢀtir. Bu bağlamda
Mahkeme makamlar tarafından sunulan belgelerdeki tutarsızlığı dikkate alır. 29 Mayıs 2002
tarihinde baꢀvuran Çocuklar ꢁubesi tarafından baꢀka bir muayeneye gönderilmiꢀtir.
Hazırlanan rapor eski kesik izlerini belirtirken yeni fiziksel güç kullanım izleri bulunmadığını
bildirmiꢀtir. Ancak yaralar 30 Mayıs 2002 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda tekrar
belirtilmiꢀtir.
Mahkeme 28 Mayıs 2002 tarihli raporda belirtilen lezyonların 29 Mayıs 2002 tarihinde
kaybolup 30 Mayıs 2002 tarihli raporda tekrar yer bulmasını ꢀaꢀırtıcı bulmaktadır. Bu nedenle
baꢀvuranın vücudunda ꢀiddet izi belirtmeyen 29 Mayıs 2002 tarihli rapor bulgularını dikkate
almaz.
Mahkeme ayrıca baꢀvuranın Savcı ve Tetkik Hakimine ayrıntılı olarak kötü muamele
ꢀikâyetinde bulunurken, kesik izlerinin kendisi tarafından yapıldığını sadece tutukluluğunun
baꢀında kabul ettiğini gözlemler.
4