COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ D A ĐRE  
ONAY – TÜRKĐYE DAVASI  
(B a vuru no. 31553/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Eylül 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
ONAY – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Sıddık Onay ve Zinnet Onay adlı Türk vatandaları  
tarafından, 27 Haziran 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan  
bavurudan (no. 31553/02) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar Sıddık Onay ve Zinnet Onay sırasıyla 1985 ve 1948 doğumludur ve  
Diyarbakır’da yaamaktadır. Đkinci bavuran birincinin annesidir. Birinci bavuran  
(“bavuran”) 17 yaında iken Diyarbakır’da çeitli kapkaç olaylarına karığı üphesiyle  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü polisleri tarafından 25  
Mayıs 2002 saat 14.00 sıralarında evinde yakalanmıtır.  
Polis tutanağına göre yakalama 26 Mayıs 2002 günü saat 21.50’de bavuranın evinin  
önündeki sokakta gerçeklemitir. Tutanakta polisin Diyarbakır’daki kapkaç olaylarına ilikin  
olarak yakalanan M.D. isimli ahsın sorgusu sırasında bavuranın ismini vermesi ile hareket  
ettiği belirtilmitir. Tutanak ayrıca yakalama ve gözaltı ile ilgili olarak bavuranın annesinin  
bilgilendirildiğini belirtmitir.  
26 Mayıs 2002 tarihinde bavuran Adli Tıp Kurumu’nda muayene edilmitir. Hazırlanan  
rapor bavuranın sol kolunda üç-dört günlük bıçak kesikleri bulunduğunu belirtse de bunlar  
haricinde muhtemel kötü muamele izlerinden bahsedilmemitir. Sonrasında bavuran Asayiꢀ  
ube Müdürlüğünde gözaltına alınmıtır.  
27 Mayıs 2002 günü saat 3.30, 4.15, 4.45, 5.10, 5.35 ve 6’da bavuran ve M.D. yer  
göstermeye götürülmütür. Bavuranın kendisi ve M.D.’nin suçları nasıl planladığı ve  
ilediğine dair ayrıntılı bilgi verdiği bu tatbikatlarda Diyarbakır Barosu’nca tahsis edilen  
avukat da hazır bulunmutur.  
Aynı tarihte 6.15 sıralarında bavuran tekrar muayeneye alınmı, hazırlanan tıbbi rapor  
bavuranın vücudunda dayak ya da fiziksel güç izleri bulunmadığını belirtmitir. Aynı gün  
Savcı, polisin talebi üzerine bavuranı görmeden eski CMUK’un 128/2. maddesi uyarınca  
bavuranın gözaltı süresini iki gün daha uzatmıtır. Bavuran, Emniyet Müdürlüğü’nün  
Çocuklar ubesi’ne teslim edilmitir.  
28 Mayıs 2002 günü saat 10.30’da bavuran bir kez daha muayeneye alınmıtır. Aynı  
tarihte hazırlanan rapor, her ikisinin de iki-üç günlük olduğu tahmin edilen; sağ kolun üst  
kısmında 10 x 2 cm’lik iki yara, sol kolun üst kısmında, omzun hemen altında ise 5 x 1 cm’lik  
bir yara tespit etmitir. Kol ve göğüsteki daha eski kesik yaraları da belirtilmitir. Aynı gün  
16.15’te ikinci bir muayene yapılmı, bu muayene de önceki bulguları doğrulamıtır. Đki rapor  
da muayenelerin Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü’nün talebi üzerine gerçekletirildiğini belirtmitir.  
29 Mayıs 2002 tarihinde Çocuk Polisi bavuranı muayeneye göndermitir. Adli tıp  
raporu bavuranın vücudundaki eski yaraları tespit ederken, yeni fiziksel güç kullanımı izi  
bulunmadığını kaydetmitir.  
1
ONAY – TÜRKĐYE KARARI  
Aynı tarihte bavuran Savcı önüne çıkarılmı, baka bir görevli avukatın nezaretinde  
verdiği ifadesinde bavuran hakkındaki suçlamaları reddetmitir. Avukat bavuranın gözaltı  
sırasında kötü muameleye tâbi tutulduğunu ve halen bu muamelenin izlerini taıdığını iddia  
etmitir. Tam bir tıbbi rapor için bavuranın adli tıp kurumuna sevkedilmesini talep etmitir.  
Aynı tarihte bavuran kötü muamele iddialarını Tetkik Hakimi huzurunda da  
tekrarlamıtır. Polislerin onu yakaladıktan sonra gözlerini bağladığını, vücuduna elektrik  
verdiğini, copla dövüldüğünü ve suçu kabule zorlandığını iddia etmitir. Vücudundaki izleri  
Hakime göstermitir. Hakim, bavuranın sağ kolunun üst kısmında 7 cm uzunluk ve bir küçük  
parmak geniliğinde, sol omzunun hemen altında 3 cm uzunluk ve küçük parmak geniliğinde  
yara, sol dizkapağının altında kabuk bağlamılezyon, sol ayak bileğinde ime ve eski bazı  
bıçak kesikleri tespit etmitir. Hakim, bavuranın tutukluluğuna karar vermitir.  
30 Mayıs 2002 tarihinde bavuranın avukatı Diyarbakır Savcılığı’na bir ikâyet dilekçesi  
vererek bavuran gözaltında tutulduğu sırada görevli olan polis memurları hakkında ilem  
yapılmasını talep etmitir. Bavuranın tam bir tıbbi muayeneye tâbi tutulmasını tekrar talep  
etmitir. Savcı, bavuranın kötü muamele iddiaları üzerine soruturma balatmıtır.  
Aynı tarihte Savcı bavuranın ayrıntılı ifadesini almı, bavuran Tetkik Hakimine  
verdiği ifadenin neredeyse aynısını beyan ederek görevli polislerden ikâyetçi olmutur.  
Çocuk Polisine teslim edildikten sonra baka kötü muamele görmediğini belirtmitir. Ayrıca  
kolları ve dizindeki yaralanmaları, kötü muameleye tahammül edemediği için hücre  
penceresinden kopardığı metal tel ile kendisinin yaptığını itiraf etmitir. Savcı, bavuranın  
ifadesini aldıktan sonra Adli Tıp Kurumu’na bir yazı yazarak bavuranın vücudundaki  
yaralanmaların sebep ve niteliğine dair bir açıklamanın yer aldığı ayrıntılı bir tıbbi rapor talep  
etmitir.  
Adli Tıp Kurumu’nun 30 Mayıs 2002 tarihinde gönderdiği raporda bavuranın sağ kolun  
üst bölgesinde 5 x 0.5 cm’lik, 3-4 günlük yara ve dizkapağında 3 x 1 cm’lik eski bir yara  
bildirilmi, yaranın künt travma nedeniyle olutuğu kanaatine varılmıtır. Bavuranın  
yaralarının hayati tehlike arz etmediği ancak bir gün iyapamayacağı belirtilmitir.  
18 Kasım 2004 tarihinde Savcı sözkonusu polis memurları hakkında ilem  
yapılmamasına karar vermitir. Tüm raporlara atıfta bulunan karar, lezyonların bavuranın  
yakalanmasından önce olutuğunu ve kolları ve vücudundaki çiziklerin 30 Mayıs 2002 tarihli  
ifadesinde de belirtildiği gibi bavuran tarafından yapıldığı kaydetmitir. Bavuran sözkonusu  
karara Siverek Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz etmitir.  
19 Ocak 2005 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın itirazını reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Birinci bavuran polis nezaretinde kötü muameleye maruz kalmaktan ikâyetçi  
olmutur. Özellikle, dövüldüğünü, üzerine su döküldüğünü ve elektrik verildiğini ifade  
etmitir. Đkinci bavuran, oğlunun yalnız baına gözaltında tutulması ve kötü muamele  
gördüğünü duyması nedeniyle duygusal sıkıntı çektiğini iddia etmitir. Birinci bavuran aynı  
2
ONAY – TÜRKĐYE KARARI  
zamanda kötü muamele ikâyeti ile ilgili olarak ulusal mercilerde etkili yol bulamadığını öne  
sürmütür.  
AĐHS’nin 3 ve 13. maddelerine atıfta bulunmulardır:  
Madde 3  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
Madde 13  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili bir bavuru  
yapabilme hakkına sahiptir.”  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, birinci bavuranın annesi olan ikinci bavuran Zinnet Onay’ın AĐHS’nin 3.  
maddesi ihlalinden mağdur olmadığını savunmutur. Yakalanma olayı kendilerine ivedilikle  
bildirildiği halde yakalama ve gözaltı evrakına göre bavuranın ebeveynlerinin kendisini  
ziyaret etmek veya tutukluluğuna itiraz etmek gibi bir giriimde bulunmadıklarını  
savunmulardır.  
Mahkeme somut davada ikinci bavuran tarafından yaanan acının insan hakları  
ihlallerine uğrayanların yakınlarının kaçınılmaz olarak yaadığı duygusal sıkıntıdan farklı bir  
boyut ya da nitelikte olduğunun değerlendirilemeyeceğini belirtir (bkz. Nesibe Haran –  
Türkiye, no. 28299/95 ve a contrario, Đpek – Türkiye, no. 25760/94).  
Bu artlar altında Mahkeme ikinci bavuranın AĐHS’nin 34. maddesi bağlamında 3.  
maddenin ihlali mağduru olduğunu iddia edemeyeceği kanaatindedir. Bavurunun bu  
kısmının AĐHS hükümleriyle kii bakımından uyumsuz olduğu ve 35. maddenin 3 ve 4.  
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiğine hükmeder.  
Mahkeme ayrıca birinci bavuranın ikâyetinin AĐHS’nin 35/3. maddesi bağlamında  
açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. ikâyet, baka gerekçelerle de kabuledilmez  
değildir. Bu nedenle kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.  
B. Esas  
1. Birinci bavuranın kötü muamele iddiası  
Birinci bavuran gözaltındayken kötü muameleye uğradığını ifade etmitir. Đddiasını  
tıbbi raporlarla desteklemitir.  
Hükümet kötü muamele iddiasının dayanaksız olduğunu savunmutur. Bavuran  
hakkındaki tıbbi rapor bulgularına atıfta bulunmular ve kolların üst kısmındaki lezyonların  
en geç 26 Mayıs 2002 (yakalanma tarihi) veya daha erken tarihte meydana geldiğini  
savunmulardır. Ayrıca yaraların büyüklük ve niteliği, elektrik verme veya copla dövme gibi  
kötü muamele iddialarını desteklemek için yeterli değildir. Bununla birlikte, bavuranın  
kollarındaki yaraların 26 Mayıs 2002 tarihinde yakalama anında meydana geldiği farz  
3
ONAY – TÜRKĐYE KARARI  
edildiğinde dahi, bunun polisin zanlının kaçmasını önlemek için kollarından tutması nedeniyle  
olmuolabileceğini belirtmilerdir.  
Aynı zamanda künt travma sonucu olutuğu kanaatine varılan bu yaraların bavuranın  
kendisi tarafından da yapılmıolabileceğini öne sürmülerdir. Her hâlükârda, hiçbir tıbbi  
raporda bavuranın yaralanmalarının hayati olduğu belirtilmemitir. Bavuran copla dövülmüꢀ  
olsaydı lezyonlar daha büyük ve ciddi olurdu. Bu nedenle yaraların gözaltı sırasında olutuğu  
makul üphelerin ötesinde net değildir.  
Mahkeme, bir kiinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp tahliye olduğunda yaralanmıꢀ  
olduğu görüldüğünde sözkonusu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine makul bir açıklama  
getirme ve bavuranın iddialarına, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla desteklenmise, üphe  
getirecek deliller ortaya koymanın devletin görevi olduğunu hatırlatır. Aksi halde AĐHS’nin 3.  
maddesine dayalı açık bir sorun ortaya çıkacaktır (bkz. Selmouni – Fransa [BD], no.  
25803/94; Aksoy – Türkiye, Karar Raporları 1996-VI; Tomasi – Fransa, A Serisi no. 241-A;  
Ribitsch – Avusturya, A Serisi no. 336).  
Mahkeme, delilleri değerlendirirken genel olarak “makul üphenin ötesinde” kanıt  
standardını uygulamıtır (bkz. Avar – Türkiye, no. 25657/94). Ancak böyle bir kanıt  
yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı  
ile ortaya konabilir (Đrlanda – Đngiltere, Seri A no. 25). Eğer sözkonusu olaylar, ahsın kendi  
kontrolleri altında olduğu durumdaki gibi, tamamıyla veya büyük oranda yetkililerin bilgisi  
dahilinde gerçeklemise tutukluluk sırasında meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü  
maddi karineler ortaya çıkacaktır. Aslında tatmin ve ikna edici bir açıklama getirme  
yükümlülüğünün yetkililer tarafında olduğu söylenebilir (bkz. Salman – Türkiye [BD], no.  
21986/93).  
Somut davada Mahkeme bavuranın yakalandığında ve 26 Mayıs 2002 tarihinde  
gözaltına alınmasının hemen öncesinde muayene edildiğini gözlemler. Bu rapor bavuranın  
vücudunda kötü muameleye değil, sadece birkaç eski bıçak kesiğine iaret etmektedir.  
Hükümet bavuranın 27 Mayıs 2002 tarihinde Çocuklar ubesi’ne teslim edildiğini  
savunmutur. Mahkeme, bavuranın 28 Mayıs 2002 tarihinde tekrar tıbbi muayeneye  
alındığını kaydeder. Aynı tarihte hazırlanan iki rapor da bavuranın her iki kolunda bulunan  
10 x 2 ve 5 x 1cm’lik yararlara iaret etmektedir. Ancak muayene taleplerinin Çocuklar  
ubesi yerine Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü polislerinden geldiği belirtilmitir. Bu bağlamda  
Mahkeme makamlar tarafından sunulan belgelerdeki tutarsızlığı dikkate alır. 29 Mayıs 2002  
tarihinde bavuran Çocuklar ubesi tarafından baka bir muayeneye gönderilmitir.  
Hazırlanan rapor eski kesik izlerini belirtirken yeni fiziksel güç kullanım izleri bulunmadığını  
bildirmitir. Ancak yaralar 30 Mayıs 2002 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda tekrar  
belirtilmitir.  
Mahkeme 28 Mayıs 2002 tarihli raporda belirtilen lezyonların 29 Mayıs 2002 tarihinde  
kaybolup 30 Mayıs 2002 tarihli raporda tekrar yer bulmasını aırtıcı bulmaktadır. Bu nedenle  
bavuranın vücudunda iddet izi belirtmeyen 29 Mayıs 2002 tarihli rapor bulgularını dikkate  
almaz.  
Mahkeme ayrıca bavuranın Savcı ve Tetkik Hakimine ayrıntılı olarak kötü muamele  
ikâyetinde bulunurken, kesik izlerinin kendisi tarafından yapıldığını sadece tutukluluğunun  
baında kabul ettiğini gözlemler.  
4
ONAY – TÜRKĐYE KARARI  
Bu artlar altında Mahkeme Hükümetin, gözaltı sırasında ve gözaltından sonra tespit  
edilen yaralanmaların bavuran tarafından yapıldığı yönündeki açıklamaları ile tatmin  
olmamıtır.  
Buna göre AĐHS’nin 3. maddesi esastan ihlal edilmitir.  
2. Etkili soruturma yapılmadığı iddiası  
Bavuran yetkililerin kötü muamele iddiası ile ilgili yeterli bir soruturma yapmadığını  
savunmutur.  
Hükümet, bavuranın kötü muamele iddiası ile ilgili olarak bir dilekçe vermesiyle  
birlikte Savcının kendisinden ifade aldığı ve Adli Tıp Kurumu’ndan bavuranın vücudundaki  
yaraların niteliği ve nedeninin yer aldığı tam bir tıbbi rapor hazırlanmasını talep ettiğini ifade  
etmitir. Sonuç olarak Savcı, 18 Kasım 2004 tarihinde ilgili polisler hakkında ilem  
yapılmamasına karar vermitir. Tüm raporlara atıfta bulunulan sözkonusu kararda, bavuranın  
vücudundaki lezyonların yakalanmadan önce gerçekletiği ve vücudu ve kollarındaki izlerin  
kendisi tarafından yapılmıolduğu sonucuna varılmıtır.  
Mahkeme, bir kiinin 3. maddeye aykırı olarak polis tarafından ciddi bir kötü  
muameleye tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia ortaya attığı durumlarda sözkonusu  
hükmün, AĐHS’nin 1. maddesinde yer alan devletin “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese  
Sözleme’de yer alan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğüyle birlikte  
okunduğunda etkili bir resmi soruturma yapılması gerekliliğini içerdiğini hatırlatır.  
Soruturma, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır (bkz.  
Assenov vd., Raporlar 1998-VIII; Labita – Đtalya [BD], no. 26772/95).  
Somut davada Mahkeme, Savcının bavuranın avukatının kötü muameleye ilikin  
dilekçesini alır almaz bir soruturma balatmıolduğunu dikkate alır. Ancak dava dosyasına  
göre Savcı sadece, polis memurları hakkında ilem yapılmamasına karar verdiği zaman,  
bavuranın, vücudundaki eski kesiklerin kendisi tarafından yapıldığını itiraf ettiği, 30 Mayıs  
2002 tarihli ifadesini dikkate almıtır. 30 Mayıs 2002 tarihli raporda üç-dört gün önce, yani  
gözaltı döneminde olutuğu tahmin edilen künt travma lezyonları hakkında bir soruturma  
yapmatır. Mahkeme ayrıca Savcının bavuran hakkında hazırlanan tıbbi raporlar  
arasındaki tutarsızlığı göz ardı etmiolduğunu dikkate alır. Davayı temyiz aamasında  
inceleyen Siverek Ağır Ceza Mahkemesi de önceki unsurları dikkate almamıtır. Ayrıca dava  
dosyasında Savcı ya da Ağır Ceza Mahkemesinin suçlanan polis memurlarının ifadesini alıp  
almağı hakkında bilgi bulunmamaktadır.  
Yukarıdakiler ıığında Mahkeme, bavuranın polislerden kötü muamele gördüğüne  
ilikin iddiasının AĐHS’nin 3. maddesinin gerektirdiği gibi ulusal makamlar tarafından etkili  
bir soruturmaya tâbi tutulmadığı sonucuna varmaktadır.  
Bu nedenle sözkonusu hüküm usulen ihlal edilmitir.  
Bu artlar altında Mahkeme, AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında ayrı bir sorun olmadığı  
kanaatindedir (bkz. Timur – Türkiye, no. 29100/03).  
5
ONAY – TÜRKĐYE KARARI  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 1, 3 VE 4. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
Bavuran ilk olarak iç hukukun, çocukların yakalandığında ivedilikle bir Savcı önüne  
çıkarılmasını ve Savcının bizzat kendisinin soruturma yürütmesi gerektirdiğini iddia etmitir.  
Ancak kendi davasında polis memurları soruturma ile görevlendirilmi, Savcı yer almamıtır.  
Bavuran ikinci olarak polis nezaretindeki tutukluluğunun gereğinden uzun olduğunu  
savunmu, AĐHS’nin 5. maddesinin 1 (c) ve 3. paragraflarına atıfta bulunmutur.  
Üçüncü olarak bavuran, gözaltı süresince avukat imkânı olmaması ve avukatın olay  
yeri incelemelerine katılımının gözlemcilikle sınırlı olması nedeniyle tutukluluk halinin  
yasaya uygunluğuna itiraz edemediğini ifade etmitir. Bu bağlamda AĐHS’nin 13. maddesine  
atıfta bulunmutur. Ancak Mahkeme bu ikâyeti AĐHS’nin 5/4. maddesi bağlamında  
incelemeyi uygun bulmaktadır.  
AĐHS’nin 5. maddesinin ilgili kısmı u ekildedir:  
“Herkesin kii özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen  
yollar dıında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:  
(c) Bir suç ilediği hakkında geçerli üphe bulunan veya suç ilemesine ya da suçu iledikten sonra  
kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir  
kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması.  
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koullar uyarınca yakalanan veya tutuklu durumda bulunan  
herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıdiğer bir görevli önüne  
çıkarılır…  
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük  
kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi  
halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye bavurma hakkına sahiptir.”  
Hükümet, bavuranın AĐHS’nin 35/1. maddesinde zorunlu kılınan, açık iç hukuk  
yollarını tüketmediğini savunmutur. Bu bağlamda eski CMUK’un 128/4. maddesine göre  
bavuranın anne-babası veya temsilcisinin salıverilme ile ilgili bavuru yapabileceğini ifade  
etmilerdir. Ancak ihzar ilemlerini ulusal mahkemelerde takip etmemilerdir.  
Hükümet bununla birlikte bavuranın beraat etmiolması nedeniyle o zaman yürürlükte  
olan 466 sayılı Tazminat Yasası ile sunulan çareyi kullanma hakkına sahip olduğunu ifade  
etmitir. Yasanın 2. maddesinde kanunsuz olarak yakalanan ve tutuklanan kiilerin yetkili  
mercilerin karar tarihinden itibaren üç ay içinde en yakın Ağır Ceza Mahkemesine bavurup  
uğramıolabilecekleri tüm zararlar için tazminat talep edebilecekleri belirtilmitir.  
Mahkeme, AĐHS’nin 35/1. maddesinde öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi  
kuralının bavuranların öncelikle iddia ettikleri ihlaller karısında kendilerine tazminat  
sağlaması için iç hukuk sisteminde normalde kullanılabilir ve yeterli olan yolları kullanmaya  
zorunlu kıldığını hatırlatır. Madde ayrıca, sonradan AĐHM’ye taınması düünülen  
ikâyetlerin öncelikle, en azından esas olarak ve iç hukukta öngörülen resmi gereklere  
uyularak uygun ulusal makama yapılmıolmasını gerektirir (bkz. Aksoy, yukarıda anılan;  
Akdivar vd – Türkiye, Raporlar 1996-IV).  
Mahkeme, somut davada bavuranın iç hukukun gereklerine uymadığını ve bu nedenle  
kanunsuz olduğunu iddia ettiği tutukluluk koullarından ikâyetçi olduğunu kaydeder.  
6
ONAY – TÜRKĐYE KARARI  
Mahkeme, bavuranın tutukluluğunun, ilgili mevzuatın 18 (b) bölümündeki gereklere  
uymamıolabileceğini gözlemler. Ancak Mahkeme bavuranın evinde, annesi ile birlikteyken  
yakalanmıolduğunu göz ardı edemez. 26 Mayıs 2002 tarihinde polisler tarafından  
düzenlenen yakalama tutanağı bavuranın annesinin yakalama ve tutukluluktan haberdar  
edildiğini teyit etmitir. Bununla birlikte bavuran gözaltı döneminde ve sonrasında iki farklı  
görevli avukattan adli destek almıtır. Đlk avukatın olay yeri incelemeleri sırasında sadece  
olayları izlediğini ve kendisine yeterli adli destek sağlamadığını iddia etse de ikinci avukat  
kötü muameleye ilikin olarak Savcıya ikâyet dilekçesi vermitir. Ancak sözkonusu dilekçe  
tutukluluğun kanunsuzluğu iddiasına ilikin herhangi bir görüe yer vermemitir. 5. madde’ye  
dayanan mağduriyetlerine ilikin olarak bavuranın annesi ya da avukatı baka makamlara da  
bavurmatır.  
Yukarıdakiler ıığında bavuranın, insan haklarını koruyan ulusal sistemlere takviye  
olan AĐHM’ye bavuru yapmadan önce sözkonusu ikâyetleri ulusal makamlara yapmıꢀ  
olmasını beklemek mantıklıdır.  
Bu nedenle bavurunun bu kısmı AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca,  
iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğine uyulmadığından reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Birinci bavuran 1,500 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaık 838 Euro) maddi, 100,000,000  
YTL [100,000 YTL] (yaklaık 55,796 Euro) manevi tazminat talep etmitir.  
Hükümet, talep edilen miktarlara temelsiz ve haddinden fazla olduğu gerekçesiyle itiraz  
etmitir.  
Mahkeme tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı  
bulunmadığını kaydetmektedir; bu nedenle talebi reddeder. Ancak tespit edilen ihlalleri  
dikkate alarak ve eitlikçi bir hükümle birinci bavurana 5,000 Euro manevi tazminat  
ödenmesini uygun bulur.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Birinci bavuran aynı zamanda AĐHM önündeki masraflara karılık olarak 11,200 YTL  
(yaklaık 6,247 Euro) talep etmitir. Talebini desteklemek amacıyla Diyarbakır Barosu’nun  
2006 yılı için tavsiye edilen ücret çizelgesini sunmutur.  
Hükümet talep edilen miktara itiraz etmitir.  
7
ONAY – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Somut davada bavuran talep edilen miktarların gerçekten harcandığını kanıtlamamıtır. Buna  
göre Mahkeme bu balık altında tazminata hükmetmez.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Birinci bavuranın gözaltındaki kötü muameleye ilikin ikâyetinin kabuledilebilir,  
bavurunun kalan kısmının ise kabuledilmez olduğuna;  
2. Kötü muamele ikâyetine ilikin olarak AĐHS’nin 3. maddesinin esastan ihlal edildiğine;  
3. Kötü muamele iddialarına ilikin olarak yetkililerin etkili bir soruturma yürütememesi  
nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesinin usulden ihlal edildiğine;  
4. (a) Sorumlu Devlet’in birinci bavurana, AĐHS’nin 44/2. maddesi uyarınca kararın  
kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde aağıdaki miktarları, ödeme tarihindeki döviz  
kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere:  
(i) 5,000 Euro (bebin Euro) manevi tazminat,  
(ii) bu miktar üzerine uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eit oranda  
faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 20 Eylül 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
S. DOLLÉ  
Kâtip  
F. TULKENS  
Bakan  
8