Bu durumda, AİHM, başvuranın diğer beş tutukluyla beraber 8 Ocak 1992 tarihinde
on beş günlük gözaltının bitiminden bir gün önce bir doktor tarafından muayene edildiğini
belirtmektedir. Muayene sonucunda düzenlenen raporda, vücudunda darp ve şiddet izine
rastlanılmadığını belirtilmektedir. Buna karşın, ilgilinin cezaevinde tutuklu bulunduğu 17
Ocak 1992 tarihinde, Eyüp Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen ikinci raporda ağrı ve
halsizlik olduğuna yer verilmiştir. Özellikle, üç gün iş görmemeye yol açan, sol tesdiste
diğerine oranla ağrıyla beraber ileri derecede bir şişlik bulunmaktadır.
Hükümet, bir taraftan iki sağlık raporu arasındaki uyumsuzluk ve diğer taraftan,
başvuranın vücudunda tespit edilen izler konusunda makul bir açıklamada bulunmadığından
dolayı, ilk sağlık muayenesinin usule uygun şekilde yapılmadığı sonucu çıkmaktadır (Bkz.
Akkoç-Türkiye, no: 22947/93 ve 22948/93, § 118, 2000-X). AİHM, başvuranın vücudunda
görülen izlerin yakalanmasından önce olmasının mümkün olmadığı ancak tutukluluk sırasında
meydana gelebileceği sonucuna varmaktadır.
Böyle bir durum 3. madde bakımından, ne kötü muamele mağdurları tarafından dava
edilen sözümona sorumluların salıverilmesini (Bkz. diğerleri arasında, Esen-Türkiye, no:
29484/95, § 28, 22 Temmuz 2003) ne de örneğin terörle veya organize suçlarla mücadeleye
bağlı zorlukları (18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-Türkiye kararı, 1996-VI, s. 2278, § 62) ileri
sürmeksizin, Devletin zor durumda olan ve polis memurlarının elinde veya cezaevinde tutuklu
bulunan herkesi koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ortaya çıkarmıştır.
Sonuç olarak AİHM, bu durumda tespit edilen ve çürütülemez maddi delillerle
doğrulanan izlerin AİHS’nin 3. maddesinin önemli bir ihlalini oluşturduğu sonucuna
varmaktadır.
II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
AİHS’nin 6§ 1, 2 ve 3 maddesini ileri süren başvuran, kendisini mahkum eden
DGM’nin üç üyesinin arasında bir askeri hakim bulunması nedeniyle, davasının tarafsız ve
bağımsız bir mahkeme tarafından görülmediğini savunmaktadır; polis yanlış tutanaklar
düzenlediğinden ve de suç teşkil eden gösteri sırasında başvuranın dini törene katıldığını
gösteren keldani kilisesinin verdiği belge gözönünde bulundurulmadığından dolayı
masumiyet karinesi ilkesi tanınmamıştır; ayrıca DGM, polis tarafından düzenlenen raporlar
davacıların teşhisiyle çelişmesine rağmen kararını vermiştir.
Başvuranın şikayetleri, aslında adil yargılanma hakkından faydalanamaması ile
ilgilidir. AİHM, şikayetleri AİHS’nin 3 d) paragrafıyla beraber 6§1 maddesi açısından
incelemeye karar verir.
A. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında
Hükümet AİHM’ye, oluşumunda askeri hakimlerin çıkarılmasını öngören DGM’lere
ilişkin 4338 sayılı ve 18 Haziran 1999 tarihli Kanun’un, Anayasa’nın 143. maddesini
değiştirdiği yönünde bilgi vermiştir.
AİHM, bu davada ortaya çıkan sorunlara benzer sorunların ortaya çıktığı davaları bir
çok kez incelemiş ve AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. sözü
edilen Özel kararı, §§33-34 ve Özdemir-Türkiye, no:59659/00, §§35-36, 6 Şubat 2003).