CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
ORAL VE ATABAY -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 39686/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
23 Haziran 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaları Đsa Oral ve Ahmet Atabay (bavuranlar) tarafından Türkiye Cumhuriyeti  
aleyhine, 11 Eylül 2002 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan  
18257/04 numaralı bavuru sonucu bu dava görülmektedir  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu  
avukatlarından M. Betatarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1973 ve 1967 doğumlu olup ırnak’ta ikamet etmektedir.  
12 Mart 2002 tarihinde, PKK terör örgütüne yardım ve yataklık eden on sekiz kii  
hakkında istihbarat alan ırnak Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ubesi, ırnak  
savcığından üphelilerin oturdukları ev için arama emri çıkarılmasını istemilerdir. Savcılık  
derhâl arama emrini çıkarmıve Anayasa’nın 21. maddesi uyarınca dosyayı incelemesi için  
ırnak Sulh Mahkemesine göndermitir.  
Polis, 13 Mart 2002 tarihinde sırasıyla bavuranlardan Đsa Oral’ın evini saat 2 :45’te ve  
diğer bavuran Ahmet Atabay’ın evini ise saat 04 :00’te aramıtır. Bavuranların hazırlayıp  
imzalağı arama ve yakalama tutanaklarına bakıldığında, operasyonun PKK terör örgütüyle  
mücadele kapsamında düzenlendiği ve ilgili ahısların bu terör örgütüne üye olduklarından  
üphelenildiği anlaılmaktadır.  
Yine arama tutanaklarından anlaıldığına göre, bavuranların evinde çok sayıda av tüfeği  
mermisi ele geçirilmive bu nedenle ırnak Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edilerek gözaltına  
alınmılardır. Bavuranlar, PKK terör örgütüne yardım ve yataklık ettikleri gerekçesiyle  
gözaltına alındıklarını belirten formları imzalamılardır. Bavuranlar gözaltı sırasında avukat  
yardımı istememilerdir.  
14 Mart 2002 tarihinde, ırnak Emniyet Müdürlüğü savcılıktan bavuranlarla birlikte diğer  
dört kiinin gözaltı sürelerinin uzatılmasını istemitir. Bu taleple birlikte ilgili ahısların  
sabıka kaydı bilgilerini içeren bir açıklama notu sunulmutur. Sabıka kayıtlarında, Đsa Oral’ın  
1994 ve 1997 yıllarında PKK terör örgütüne yardım ve yataklıktan ve Ahmet Atabay’ın ise  
1991 yılında hırsızlıktan tutuklandıkları görülmektedir.  
Yine 14 Mart 2002 tarihinde, bavuranların gözaltı süresi, dava dosyasına bakan ırnak  
Cumhuriyet Savcısı tarafından 17 Mart 2002 tarihine kadara uzatılmıtır. Savcı, uzatma  
kararında « isnad edilen suçun niteliği ve içeriğini, çok sayıda üphelinin bulunmasını ve delil  
durumunu » dikkate almıtır.  
Polis, 15 ve 16 Mart 2002 tarihlerinde sırayla Ahmet Atabay ve Đsa Oral’ı PKK terör  
örgütüne üyelikleriyle ilgili olarak sorgulamıtır.  
2
17 Mart 2002 pazar günü, bavuranlar – Ahmet Atabay saat 6:20’de ve Đsa Oral saat  
6:30’da- ırnak Emniyet Müdürlüğünden ayrılmılardır. Aynı gün bavuranlar, alınan  
ifadelerde belirtilmeyen bir saatte, Cumhuriyet savcısının ve daha sonra ırnak Sulh  
Mahkemesi önüne çıkarılmıtır. Đki bavuran Cumhuriyet savcısına verdikleri ifadeleri Sulh  
mahkemesi önünde de doğrulamılar ve ırnak Emniyet Müdürlüğünde kayıt altına alınan  
ifadelerini inkâr etmilerdir. Bavuranlar kötü muamele görmediklerini bildirmilerdir.  
Hakim, Ahmet Atabay’ın tutuklanmasına ve Đsa Oral’ın serbest bırakılmasına karar vermitir.  
18 Mart 2002 tarihinde, savcılığın itirazı üzerine, ırnak Ceza Mahkemesi Đsa Oral  
hakkındaki salıverme kararını bozmutur. Đlgili ahsın gözaltı sırasında verdiği ifade  
doğrultusunda mahkeme, gıyaben tutuklama emri vermitir.  
19 Mart 2002 tarihinde, Đsa Oral saat 00:50’de evindeyken yakalanmıve gözaltına  
alınmıtır. Sabah saat 10:35’te bavuran gözaltına alındığı binadan alınarak ceza  
mahkemesine sevk edilmitir. Gıyabında verilen tutuklama emri hakim tarafından kendisine  
tebliğ edilmive bunun üzerine bavuran tutuklanarak cezaevine konulmutur.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı 10 Nisan 2002 tarihli  
iddianamesinde, Devletin sınırlarını bölmek amacıyla PKK terör örgütünün silahlı  
eylemlerine katılmak suçundan bavuranlar aleyhine ceza davası açmıtır.  
DGM’lerin kaldırılmasını öngören Anayasa değiikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra  
dava, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye balanmıtır.  
25 Kasım 2004 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi bavuranların tahliyesine karar  
vermitir.  
Bavuranlar, 23 Mart 2006 tarihinde beraat etmilerdir.  
Savcı kararı temyiz etmitir. Dava 14 Mart 2008 tarihinden itibaren Yargıtay önünde  
derdesttir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 1 VE 2. PARAGRAFLARININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐALARI HAKKINDA  
Bavuranlar, cezai bir suç ilediklerini gösteren makul bir gerekçe olmadığını ileri sürerek,  
kendilerine isnat edilen suçlar hakkında bilgilendirilmediklerinden ikâyetçi olmaktadır.  
Gözaltı sürelerinin uzunluğu ile bu tedbirin yasallığını kontrol etme imkânı veren bir itiraz ya  
da tazminat yolunun yokluğunu eletiren bavuranlar, AĐHS’nin 5. maddesinin 1c ve 2.  
paragraflarına atıfta bulunmaktadır:  
A. AĐHS’nin 5. maddesinin 1c paragrafı  
Hükümet, bavuranların tutuklanmasının yasalara dayandığını ve mevzuata uygun  
olduğunu ileri sürmektedir. Bavuranların tutuklanma nedenlerinin evleri aranırken ve  
gözaltına alınmaları sırasında kendilerine bildirildiğini kaydeden Hükümet ayrıca, bavuranlar  
3
tarafından imzalanan gözaltı tutanaklarında PKK terör örgütüne yardım ettikleri ve lojistik  
destek verdikleri gerekçesiyle tutuklandıklarının açıkça belirtildiğini vurgulamaktadır.  
Bavuranlar bu tezi reddetmektedir.  
AĐHM, önce tüm özgürlük kısıtlamalarının hem ulusal hukuk kuralları ile uyum içinde  
olması, hem bireylerin keyfi ve kanun dıı olarak gözaltına alınmasını önlemeyi amaçlayan 5.  
maddeye uygun olması gerektiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Tanlı davası,  
no 26129/95, prg. 164, CEDH 2001-III).  
AĐHM ayrıca, AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafında yeralan « yasada belirlenen yollar »  
ifadesinde aslında ulusal yasaların esas ve usul normlarına uyma zorunluluğunun  
kastedildiğini hatırlatmaktadır. AĐHM bu durumda, iç hukuka – yasa hükümleri veya içtihada  
– uyulup uyulmadığını aratırmak zorundadır (Polonya aleyhine Baranowski davası, no  
28358/95, prg. 50, CEDH 2000-III). Son olarak AĐHM, tutuklamanın arkasında “makul  
nedenler” olup olmadığına bakacaktır.  
Bu açıdan AĐHM, bavuranların tutuklanmalarının «mevzuat bakımından  
yasalara uygunluğu » ve özellikle AĐHS’nin 5. maddesi anlamında « yasada belirlenen  
yollara » uygun olarak yapıldığına itiraz etmediklerini gözlemlemektedir.  
Buna karın, bavuranlara göre, AĐHS’nin 5. maddesinin 1c paragrafı anlamında bir suç  
isnadı için makul bir gerekçe bulunmamaktadır.  
üphe’nin düzeyi ile ilgili olarak AĐHM, Brogan ve diğerleri kararında vardığı sonucu  
yinelemekte ve AĐHS’nin 5/1 maddesinin c) paragrafı kapsamında gözaltı sırasında yapılan  
sorgulamanın, yakalamanın dayanağı olan üpheleri doğrulayan veya ortadan kaldıran, cezai  
soruturmanın tamamlayıcı unsuru olduğunu, üphe doğuran olguların bir cezai soruturmanın  
daha ileriki safhalarını oluturan dava açılmasını veya mahkûmiyeti haklı göstermek için  
gerekli olgularla aynı düzeyde olması gerekmediğini kaydetmektedir (Birleik Krallık  
aleyhine Brogan ve diğerleri davası, 29 Kasım 1988, prg. 53, seri A no 145-B).  
Mevcut davada AĐHM, bavuranların PKK terör örgütüne yardım ve yataklık ettiğinden  
üphelenildiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, bavuranların yakalanması programlı bir  
operasyon çerçevesinde gerçekletirilmitir. AĐHM, yetkili makamların – evlerinde ele  
geçirdikleri av tüfeği mermileri gibi – bazı kanıtları bavuranlardan üphelenmek için makul  
bir gerekçe olarak kabul etmelerinin AĐHS’nin 5. maddesinin 1c paragrafındaki kıstaslara ters  
mediği kanaatindedir (mutatis mutandis, Birleik Krallık aleyhine O'Hara davası, no  
37555/97, prg. 42, CEDH 2001-X).  
Bavuranların üzerindeki üpheler, somut dayanağı olması nedeniyle AĐHS’nin 5.  
maddesinin 1c paragrafının gerektirdiği düzeye erimiolarak değerlendirilmelidir. Bu  
itibarla, özgürlük kısıtlaması, üpheleri doğrulamak ya da ortadan kaldırmak amacıyla  
gerçekletirilmitir.  
AĐHM, Đsa Oral’ın 19 Mart 2002 tarihinde ikinci kez tutuklanmasıyla ilgili olarak,  
hakkında tutuklama emri bulunması dolayısıyla bu tutuklamanın AĐHS’nin 5. maddesinin 1 b  
paragrafına uygun olarak gerçekletirildiğini ve bu yönde herhangi bir sorunun bulunmadığını  
gözlemlemektedir.  
4
Bunun sonucu olarak, dava dilekçesinin bu bölümü açıkça dayanaktan yoksun olduğundan  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
B. AĐHS’nin 5. maddesinin 2. paragrafı  
AĐHM, 5. maddenin 2. paragrafının temel bir güvence içerdiğini ve tutuklanan bir  
kimsenin hangi gerekçeyle tutuklandığını bilme hakkı olduğunu hatırlatmaktadır. AĐHS’nin 5.  
maddesinin sunduğu koruma sistemiyle birleen bu güvence, 4. paragraf gereğince yasallığın  
mahkeme önünde tartıılabilmesi için ilgili ahsa anlayacağı bir dilde özgürlüğünün hangi  
hukuki ve somut gerekçelerle kısıtlandığının açıklanmasını zorunlu kılmaktadır. Đlgili ahıs,  
bu bilgileri « mümkün olan en kısa süre içerisinde» almalıdır, ancak onu tutuklayan polis bu  
bilgilerin tümünü hemen orada kendisine veremeyebilir. Đlgili ahısın kendisine isnad edilen  
suçlar hakkında yeterince ve kısa zamanda bilgilendirilip bilgilendirilmediğinin belirlenmesi  
için, davanın koullarına bakmak gerekir (Birleik Krallık aleyhine Fox, Campbell ve Hartley  
dava, 30 Ağustos 1990, prg. 40, seri A no 182).  
AĐHM ayrıca, bavuranların evlerinde yapılan arama sırasında ilgili ahısların PKK terör  
örgütüne yardım ve yataklık ettiklerinden üphelenildiğini yazan tutanakları imzaladıklarını  
gözlemlemektedir. Öte yandan, bavuranların gözaltına alındıkları sırada imzaladıkları  
kayıtlarda da yine adı geçen terör örgütüne yardım ve yataklık ettiklerinden üphelenildiği  
belirtilmektedir.  
Bu nedenle, bavuranların gözaltı formu ile diğer tutanakları imzalamaları, tutuklanma  
gerekçeleri hakkında yeterince bilgi sahibi olduklarını kanıtlamaktadır (Türkiye aleyhine  
Veske davası, no 11838/02, prg. 21, 20 ubat 2007).  
Bunun sonucu olarak, AĐHS’nin 5. maddesinin 2. paragrafıyla ilgili ikâyet açıkça  
dayanaktan yoksun olduğundan AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca  
reddedilmelidir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3. PARAGRAFININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Bavuranlar, gözaltı süresinin uzunluğundan ikâyetçi olmakta ve bu tedbirin yasallığını  
kontrol etme imkânı veren bir itiraz ya da tazminat yolunun yokluğunu eletirmektedir.  
Bavuranlar, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına atıfta bulunmaktadır:  
Hükümet, gözaltı süresinin Brogan ve diğerleri kararındaki içtihatla ortaya çıkan sınırları  
amadığını ve dolayısıyla bu iddianın açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydederek,  
AĐHM’nin bu ikâyeti reddetmesi gerektiğini savunmaktadır. Hükümet ayrıca, bir terör  
örgütüyle ilikilendirilen bu davanın karmaıklığına, suçların ciddiyetine, bölgede terörist  
eylem tehditlerinin devam ettiğine ve kamu yararına dikkât çekerek, bavuranların gözaltı  
sürelerinin uzatılmasının haklı nedenleri olduğunu vurgulamaktadır. Son olarak Hükümet,  
gözaltı sürelerinin ağır suçlarla ilgili soruturmaların iyi yürütülmesi için gerekli sınırları  
amadığını ve yürürlükteki yasalara uygun olduğunu ileri sürmektedir.  
Bununla birlikte AĐHM, söz konusu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı  
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM, öte yandan  
5
ikâyetin baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını ve dolayısıyla kabuledilebilir  
ilan edilmesinin uygun olacağını kaydetmektedir.  
B. Esasa ilikin  
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafındaki zorunlulukların yerine getirilmesi için  
gözaltıların otomatik olarak adli denetime tabi tutulması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu  
denetim, gözaltına alınan kiinin önceden talep etmesine bağlı olmamalıdır (Malta aleyhine  
Aquilina davası [GC], no 25642/94, prg. 49, CEDH 1999-III ve Romanya aleyhine Samoila  
ve Cionca dava, no 33065/03, prg. 48, 4 Mart 2008). Zira böyle bir zorunluluk, gözaltına  
alınan kiiye avukatı aracılığıyla bir mahkemede gözaltının yasal olup olmadığının  
incelenmesini isteme hakkı öngören AĐHS’nin 5/4 maddesinden farklı olan 5/3 maddesindeki  
güvencenin doğasını değitirecektir (Aquilina, ilgili bölüm ve Samoila ve Cionca, ilgili  
bölüm).  
Tutuklama ve gözaltıyla ilgili ilk otomatik denetimin yasalara uygunluğunu incelemeye  
imkân vermesi ve tutuklanan kiinin bir suç ilediğinden üphelenilmesinin makul nedenleri  
olup olmadığını, yani gözaltının AĐHS’nin 5. maddesinin 1c paragrafında sıralanan itirazlarla  
örtüüp örtümediğini ortaya koyması gerekmektedir. Bu kıstasların yerine getirilmediği  
durumlarda, hakimin serbest bırakma kararı alma yetkisi bulunmalıdır (mutatis mutandis,  
Birleik Krallık aleyhine McKay davası [GC], no 543/03, prg. 40).  
Mevcut davada AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesi anlamında tutukluluğun yasallığı ile ilgili  
ilk denetimin, iki bavuranın dört gün iki saat (Ahmet Atabay) ve dört gün dört saat (Đsa Oral)  
gözaltında tutulduktan sonra sulh hakiminin önüne çıkarıldıkları 17 Mart 2002 tarihinde  
gerçekletiğini gözlemlemektedir.  
Bu durumda, dört gün dört saat ve dört gün iki saatlik gözaltı sürelerinin « ivedilik »  
kıstasına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Her ne kadar Hükümet,  
Brogan ve diğerleri (ilgili bölüm, prg. 62) davasında dört gün altı saatten daha uzun bir  
gözaltı süresi için ihlâl tespit edildiğini hatırlatsa da, bu karara bakılarak birkaç saat ve hatta  
birkaç dakika daha kısa süreli gözaltılarda hiçbir ihlâl olmadığı sonucu çıkarılamaz. AĐHM,  
dört günü aan her gözaltı süresinin, terörle mücadele kapsamında dahi olsa prima facie çok  
uzun olduğu kanaatindedir (Brogan ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 62). Bununla birlikte  
AĐHM, çocuk yatakilerle ilgili daha kısa süreli gözaltılar (Türkiye aleyhine Đpek ve diğerleri  
dava, no 17019/02 ve 30070/02, prg. 36, 3 ubat 2009) ve bazı suçlar (Bulgaristan aleyhine  
Kandzhov davası, no 68294/01, prg. 66, 6 Kasım 2008) için bu hükmün ihlâl edildiği yönünde  
karar verdiğini hatırlatmaktadır.  
Dolayısıyla, mevcut davada olduğu gibi yasallığın uygun ve hızlı bir ekilde  
denetlenmediği durumlarda AĐHM, Ahmet Atabay vakasında dört gün iki saat ve Đsa Oral  
vakasında dört gün dört saatlik gözaltı sürelerinin AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ilk  
cümlesinde belirtilen « ivedilik » zorunluluğuna uymadığı kanaatindedir. Bu itibarla, iki  
bavuranla ilgili durumda AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlâl edilmitir.  
6
III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 4. PARAGRAFININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Gözaltının yasallığı hakkında bir itiraz yolunun olmadığından yakınan bavuranlar,  
AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafına atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmakta ve AĐHM’nin bavuruyu  
reddetmesini istemektedir. Hükümete göre, bavuranlar Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128.  
maddesi uyarınca gözaltı sürelerinin uzatılma kararına itiraz etmemilerdir.  
AĐHM, mevcut davanın özel koulları göz önüne alındığında, yapılan itirazın AĐHS’nin 5.  
maddesinin 4. paragrafına dayandırılan ikâyetin meruluğu ile yakından ilgili olduğu ve  
esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, bu ikâyetle ilgili olarak iç  
hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği konusunun esas ile birletirilerek incelenmesi  
gerekmektedir. Öte yandan, söz konusu ikâyet AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı  
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmayıp, baka bir kabuledilemezlik gerekçesi de  
bulunmamaktadır (Veske, ilgili bölüm, prg. 23). Bu itibarla, kabuledilebilir ilan edilmesi  
uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
AĐHM, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. maddesi değitirildikten sonra bir  
tutuklamanın, gözaltının ve bu sürelerin uzatılmasının yasallığı hakkındaki denetimin dosya  
üzerinde hüküm veren sulh hakiminin yetkisinde olduğunu gözlemlemektedir.  
AĐHM’nin kanaatine göre, değiik 128. maddede öngörüldüğü gibi dosya üzerinden  
inceleme yapılması AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafındaki zorunluluklara cevap  
vermemektedir. 5/4 maddesinin gereklilikleri çerçevesinde ilgili ahıs bizzat kendisi veya  
gerektiğinde bir temsilci aracılığıyla dinlenme imkânı bulmalıdır, aksi takdirde özgürlüğün  
kısıtlanması alanındaki temel güvencelerden yararlanamaz (Türkiye aleyhine Keklik ve  
diğerleri davası, no 77388/01, prg. 46- 47, 3 Ekim 2006).  
Mevcut davada AĐHM, bu sonucu değitirecek herhangi bir neden görememektedir.  
Bu itibarla AĐHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki iddialarını  
reddetmekte ve yukarıda açıklanan gerekçelerle AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının ihlâl  
edildiği sonucuna varmaktadır.  
IV. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 5. PARAGRAFININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar, tazminat talep etme imkânı tanıyan bir itiraz yolunun olmamasını  
eletirmekte ve AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafına atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun ilan edilemeyeceğini ve baka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin  
bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla AĐHM, ikâyeti kabuledilebilir ilan etmektedir.  
7
AĐHM, 5. maddenin 1., 2., 3. veya 4. fıkralarına aykırı koullarda uygulanan bir  
özgürlükten yoksun bırakma sonucunda tazminat için bavuruda bulunmanın mümkün olduğu  
hallerde AĐHS’nin 5/5 maddesine uyulduğunu hatırlatır (Hollanda aleyhine Wassinki davası,  
27 Eylül 1990, prg. 38, seri A no 185-A). AĐHM ayrıca, 5. maddenin 5. paragrafının yalnızca  
bir tazminat hakkının varlığını güvence altına aldığını, bu hakkın kullanılmasına ilikin  
herhangi bir usul artlarını tespit etmediğini kaydetmektedir (Fransa aleyhine Francisco  
davası (karar), no 38945/97, 29 Ağustos 2000).  
5. fıkrada öngörülen tazminat hakkı, 5. maddenin önceki fıkralarından birinin ihlal  
edildiğinin ulusal bir makam ya da AĐHM tarafından tespit edilmiolmasını gerektirir  
(Fransa aleyhine Bouchet davası, no 33591/96, prg. 50, 20 Mart 2001).  
Mevcut davada durum böyle olduğu için, bavuranların mağduriyetlerine karı tazminat  
talep etme imkânlarının olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.  
AĐHM, Türk hukukunun, hakkında beraat kararı veya kesin karar verilen kiilere tazminat  
talep etme imkânı tanıdığını gözlemlemektedir. AĐHM, yine söz konusu tazminatın, beraat  
eden veya - en kısa zamanda hakim önüne çıkarılıp çıkarılmadığı ve tutukluluğu yasal olup  
olmadığı incelenmeden- kanuna aykırı bir ekilde gözaltına alınan yargılanabilir kiilere  
uygulandığını tespit etmektedir. AĐHM, tazminat usulünün incelemesindeki bu yetersizliği  
daha öncede AĐHS’nin 5. maddesindeki zorunluluklara aykırı bulduğunu hatırlatmaktadır  
(Türkiye aleyhine Saraçoğlu ve diğerleri davası, no 4489/02, prg. 52, 29 Kasım 2007 ; Türkiye  
aleyhine Medeni Kavak davası, no 13723/02, prg. 34, 3 Mayıs 2007 ve Türkiye aleyhine Sinan  
Tanrıkulu ve diğerleri davası, no 50086/99, prg. 50, 3 Mayıs 2007).  
Sonuç olarak AĐHM, Türk hukukunun bavuranlara iddia edilen ihlâller için telafi imkânı  
tanıdığı konusunda ikna olmamıtır. Dolayısıyla, AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafı ihlâl  
edilmitir.  
A. Tazminat  
Bavuranların her biri 13.057 TL (yaklaık 7.335 Euro) maddi ve 50.000 TL. (yaklaık  
28.089 Euro) manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet aırı olarak nitelendirdiği bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM tespit edilen ihlaller ile öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet  
bağı kuramamakta dolayısıyla bu talebi reddetmektedir. AĐHM manevi tazminat hususunda  
ise davanın mevcut koulları göz önüne alındığında, bavuranların her birine 500 Euro manevi  
tazminat ödenmesini kararlatırmaktadır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar AĐHM önünde yapmıoldukları yargılama masraf ve giderleri için 12.700 TL  
(yaklaık 7.134 Euro) talep etmektedir. Bavuranlar kanıtlayıcı belge olarak avukatları  
tarafından hazırlanan dekontu vermekle yetinmekte, bunun haricinde bu taleplerini destekler  
mahiyette herhangi bir belge sunmamaktadırlar.  
Hükümet bu talebin aırı olduğunu belirtmektedir.  
8
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca yalnızca gerçekliği, gerekliliği ispat edilen makul  
miktarlardaki yargı giderlerinin elde edilebileceğini hatırlatır (Bkz. Iatridis-Yunanistan  
(dostane çözüm) no 31107/96 ve Nikolova-Bulgaristan, no 31195/96). Bu bağlamda  
bavuranların herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadıklarını not eden AĐHM, bavuranlara bu  
yönde bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 5. maddesinin 1c) ve 2. fıkraları yapılan ikayetlerin kabuledilemez olduğuna;  
2. Hükümetin AĐHS’nin 5/4 maddesine yönelik ön itirazının esasla birletirilmesine ve  
bavurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
3. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Ön itirazın reddine ve AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;  
5. AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;  
6. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavuranların her birine  
manevi tazminat olarak 500 (beyüz) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 23 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9