gözünde kan oturması olduğunu, polislerin, ilgili kişileri bilgilendirmelerinin ardından bunun
başvuranın yakalanması sırasında direnmiş olmasından kaynaklandığını öğrendiklerini
belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın iddiası doğru olsa bile, bunu yapanın kim olduğunu
bilmediğini iddia etmiştir, çünkü Terörle Mücadele Şubesi’ne getirildiğinde zaten darbe
almıştır.
19 Kasım 2003 tarihinde, başvuran kararı temyize götürmüştür. 29 Aralık 2003
tarihinde verdiği tamamlayıcı ek savunmasında, başvuranın avukatı, saat 3.30’da yapılan 15
Ekim 1997 tarihli ve saat 11.15’te yapılan 20 Ekim 1997 tarihli sağlık raporları arasındaki
tutarsızlıkların altını çizmiştir.
Dava halen Yargıtay’da görülmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Hükümet, insanlık dışı muamele yapıldığına ilişkin iddiaların dayanaktan yoksun
olduğunu belirtmektedir.
AİHM, bir kimse tamamen polis memurlarının kontrolü altında olduğu halde
gözaltındayken yaralandığında, bu süreçte meydana gelen her türlü yaralanmanın, olaylara
dair güçlü karinelere sebebiyet verdiğini hatırlatır (Salman-Türkiye [GC], no 21986/93, § 100,
CEDH 2000-VII). Dolayısıyla bu yaraların kaynağı hakkında makul bir açıklama getirmek ve
mağdurun iddialarını - özellikle de bu iddialar tıbbi belgelerle desteklenmişse - şüpheye
düşürebilecek olayları doğrulayan kanıtlar sunmak Hükümet’in sorumluluğundadır (Bkz.,
diğerleri arasında, Selmouni-Fransa [GC], no: 25803/94, § 87, CEDH 1999-V; Berktay-
Türkiye, no: 22493/93, § 167, 1 Mart 2001,Altay-Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001
ve Hulki Güneş-Türkiye, no: 28490/95, § 72, CEDH 2003-VII).
AİHM, mevcut davada, başvuranın 14 Ekim 1997 tarihinde saat 21.30 sularında
yakalandığını ve sağlık muayenesinin özgürlüğünden mahrum bırakıldığı anda değil de, 15
Ekim 1997 tarihinde saat 0:40’da yapıldığını gözlemlemektedir. Başvuran gözaltında
bulunduğu sırada sırayla, üç doktor tarafından ve Bergama Cezaevi doktoru tarafından da
muayene edilmiştir. 15 Ekim 1997 tarihinde düzenlenen sağlık raporunda, başvuranın
vücudunda hiçbir şiddet de darp izine rastlanılmadığı belirtilirken, 22 Ekim 1997 tarihinde
düzenlenen son raporda, sol dirsekte 1 cm. uzunluğunda iki adet kabuklu yara, sağ dizin dış
tarafında 1 cm. çapında kabuklu yara, sol dizin arkasında 2 cm. ebadında sıyrık ve sağ göz
altında 0,5x1 cm. ebadında ekimoz tespit edildiği belirtilmiştir. Başvuranın vücudunda
bulunan izlerin, yakalanmasından önceki bir zamanda meydana gelmiş olabileceğinin
düşünülmesi güçtür.
AİHM, ayrıca altı gün boyunca gözaltında tutulan başvuranın vücudunda tespit edilen
izlerin neden meydana gelmiş olabileceği hakkında Hükümet’in hiçbir açıklamada
bulunmadığını gözlemlemektedir.
AİHM, makamların, gözetimleri altında bulunan kişiler hakkında bilgi verme
zorunluluklarının bulunduğunu hatırlatarak, polislerin ceza davasından beraat etmelerinin
5