CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ORHAN ÇAÇAN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 26437/04 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
23 Mart 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (26437/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Orhan Çaçan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 7 Mayıs 2004 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Adli yardım olanağından yararlanan bavuran, Gaziantep Barosu avukatlarından N. Bulgan  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuran 1971 doğumludur.  
Bavuran Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi tarafından 28 Ocak 1999  
tarihinde yasadıı terör örgütü PKK’ya yönelik düzenlenen operasyon kapsamında  
yakalanarak (daha önce yakalanan Nevruz Bozkurt’un yardımıyla) gözaltına alınmıtır.  
Bavuran PKK’ya yardım etmek, eski köy korucusu Mehmet irin Tekin’i öldürmek ve oğlu  
Cahit Tekin’i yaralamakla suçlanmıtır.  
Bavuran gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanmamıtır. Dava tutanaklarından  
bavuranın sorgulamaları sırasında PKK ile olan bağlantısı olduğu ve bu örgüt adına birçok  
silahlı saldırıya katıldığını itiraf ettiği anlaılmaktadır. Adı geçen aynı zamanda Mehmet irin  
Tekin’in öldürülmesi olayının ayrıntılarını da vermitir.  
30 Ocak 1999 tarihinde Cahit Tekin babasının öldürülmesi olayına karıan iki kiiden biri  
olarak bavuranı göstermitir. Ahmet Dündar adındaki bir kii de maktulün katil zanlısı olarak  
bavuranın adını vermitir.  
31 Ocak 1999 tarihinde bu operasyon kapsamında gözaltına alınan kiilerin tamamı arasında  
bir yüzletirme yapılmıtır.  
1 ubat 1999 tarihinde polis kriminal laboratuarı tarafından hazırlanan raporda suçun  
meydana geldiği yerin yakınında kameraya alınan ve çok da net algılanamayan görüntülerde  
sözkonusu bu iki kii arasında kiisel benzerlikler kurulabileceği kaydedilmitir.  
3 ubat 1999 tarihinde bavuran sağlık kontrolünden geçmi, vücudunda darp ya da herhangi  
bir ize rastlanmamıtır.  
Bavuran aynı gün Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı önüne  
çıkarıl, burada hakkında yapılan ithamları reddetmitir. Bavuran aynı tarihte Đstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi önüne çıkarılmıve avukat yardımından  
yararlanmıtır. Bavuran bu dava ile ilgili her türlü bilgiyi inkâr etmitir. Hakim ilenen suçun  
niteliğini ve delillerin durumunu dikkate alarak bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
Savcı 11 ubat 1999 tarihli iddianame ile bavuranı ve diğer dokuz kiiyi bir yanda ulusal  
toprak bütünlüğünü yıkma amacını güden terörist eylemleri düzenlemekle, öte yanda aynı  
terörist saldırıda Mehmet irin Tekin’in öldürülmesi ve Cahit Tekin’in yaralanması olayına  
2
karımakla itham etmive Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesine dayalı olarak ölüm  
cezasına çarptırılmalarını talep etmitir.  
DGM 30 Nisan 1999 tarihinde ilk durumasını yapmıtır. Bavuran yanında avukatının hazır  
bulunduğu durumada aleyhinde yapılan tüm suçlamalara karı çıkmıtır.  
Bu durumada mağdur Cahit Tekin 30 Ocak 1999 tarihli ifadesini teyit etmive babasını  
öldüren iki kiiden biri olarak bavuranı ahsen tehis etmitir.  
Bavuran durumada söz almıve Cahit Tekin’in bavuranın gerçeği söylemediğini savunarak  
bir kez daha bahse konu silahlı saldırının faillerinden biri olmadığını ileri sürmütür.  
9 Temmuz 1999 tarihli durumada Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki ilk durumaya katılan  
askeri hakimin yerini baka bir hakim almıtır. Hakimler dava dosyasında bulunan delillerin  
tamamının bir kez daha okunmasını istemitir. Bavuran olaylara ve aleyhindeki delillere  
karı çıkmıtır. Bavuranın avukatı Cahit Tekin’in müvekkilini cezaevinde ziyaret ettiğini ve  
yapmıolduğu tanıklıktan üzüntü duyduğunu ifade ettiğini bildirmitir.  
22 Eylül 1999 tarihli durumada hakimler Cahit Tekin’in katılmadığını belirterek yeniden  
tanıklığına bavurulmasına karar vermitir.  
Cahit Tekin 1 Aralık 1999 tarihli durumaya da katılmamıtır. Hakimler savcılıktan adı  
geçenin izleyen durumaya katılımının sağlanmasını talep etmitir. 11 ubat 2000 tarihli  
durumada hakimler Cahit Tekin’in durumaya katılmadığını saptayarak savcılığın adı  
geçenin adresini tespit edemediğini gözlemlemilerdir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi bu ahsın dinlenmesine yer olmadığına karar vermitir.  
Ahmet Dündar 21 Nisan 2000 tarihinde ifadesini değitirerek tanıkğı sırasında kimseyi katil  
zanlısı olarak suçlamadığını beyan etmitir.  
31 Ocak 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısı iddianamesini sunmuve bavuranın  
mahkumiyetini talep etmitir.  
DGM 14 Mayıs 2003 tarihinde bavuranın nihai görülerini dinlemesinin ardından, Türkiye  
Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü parçalamayı hedef alan terörist eylemleri sürdürmekten  
bavuranı suçlu bulmuve TCK’nın 125. maddesine dayalı olarak müebbet hapis cezasına  
çarptırmıtır. Mahkeme düzenlenen terörist saldırıda bavuranın Mehmet irin Tekin’i  
öldürğü ve Cahit Tekin’i (suç ortağı Nevruz Bozkurt ve diğer iki kii ile birlikte)  
yaralağının tespit edildiğine hükmetmitir.  
9 Aralık 2003 tarihinde bavuranın ve avukatının katıldığı durumada Yargıtay ilk derece  
mahkemesinin kararını tüm hükümleri ile onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 VE 3 D) MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddesine atıfta bulunan bavuran hakkaniyete uygun  
yargılanmadığından ikayetçidir. Bavuran bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
3
davanın kilit tanıklarından Cahit Tekin’in yargılama sürecinde olaylara ilikin ifadesini  
değitirmesine rağmen yeni bir duruma gerçekletirmediğini ileri sürmektedir. Bavuran  
ayrıca Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin olayları değerlendirmesinin aleyhindeki delil  
unsurlarına dayandığından yakınmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır. AĐHM’nin bu konudaki yerleik içtihadına atıfta  
bulunan Hükümet görgü tanıklarını da içeren delillerin kabuledilebilirliğinin ulusal  
mahkemelerin ilk aamada inceledikleri unsurlar olduğunu hatırlatır. Bununla birlikte, ulusal  
mahkemeler tanıklar ve suç ortaklarının yer aldığı durumada, bütün aramalara rağmen adresi  
tespit edilemeyen Cahit Tekin’in ifadesine yeniden bavurulmasından vazgeçmek durumunda  
kalmılardır. Hükümet ayrıca 24 Eylül 1999 tarihinde Cahit Tekin tarafından Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ne gönderildiği ileri sürülen mektubun gerçekliğinin ve doğruluğunun kesin  
olmadığını savunmaktadır, zira adı geçenin mektupta yazdıklarının aksine cezaevi ziyaret  
kayıtlarından Cahit Tekin’in bavuranı ziyaret ettiğine dair herhangi bir bilgi mevcut değildir.  
Hükümet sonuç olarak sözü edilen yargılamanın AĐHS’nin 6. maddesinin gereklerini  
karılayacak ekilde yapıldığını belirtmektedir.  
Bavuran Hükümetin bu argümanlarına karı çıkmakta ve DGM’nin delil unsurlarını  
değerlendirmede yanlılık yaptığını, DGM’nin davanın kilit tanığı konumundaki Cahit  
Tekin’in de olduğu yeni bir durumayı düzenlemesi gerektiğini iddia etmektedir.  
AĐHS’nin 6/3 maddesinin aynı maddenin 1. paragrafı ile güvence altına alınan adil  
yargılanma hakkına yönelik istisnai koullarda getirdiği zorunluluklar gereğince AĐHM, bu  
ikayeti her iki madde ile birlikte inceleyecektir (Bkz. diğer birçokları arasında, Van  
Mechelen vd.-Hollanda, 23 Nisan 1997). AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde  
bavurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan  
bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru  
kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM davanın esası ile ilgili olarak, maddi delil unsurlarının idaresine ve kabulüne ilikin  
yerleik içtihadından ileri gelen genel ilkelere göndermede bulunmaktadır (Bkz. diğerleri  
arasında, Schenk-Đsviçre kararı, 12 Temmuz 1988, Kolu-Türkiye no: 35811/97, 2 Ağustos  
2005, Kok-Hollanda no: 43149/98, A.M.-Đtalya no: 37019/97, 24 Kasım 1986, Saidi-Fransa,  
20 Eylül 1993, Mente-Türkiye no: 36487/02, 6 ubat 2007 ve Söylemez-Türkiye no:  
46661/99, 21 Eylül 2006).  
AĐHM’nin görevi hiçbir ekilde tanık ifadelerinin adaletin iyi idaresi bakımından kullanılıp  
kullanılmadığını incelemek değil, fakat bütün olarak ele alındığında ki bunlara kanıt  
araçlarının sunulması da dahil yargılama sürecinin hakkaniyete uygun bir yapıda gerçekleip  
gerçeklemediğini değerlendirmektir (Bkz. diğerleri arasında, sözü edilen Van Mechelen vd.).  
AĐHM bu yönde çekimeli yargı açısından kanıt unsurlarının halka açık bir durumada  
bavuranın huzurunda sunulması gerektiğini anımsatır. Bu ilke istisnai bir durum içermez,  
ancak savunma haklarına yönelik olarak kabul edilebilmektedir; genel bir kural olarak,  
AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragrafları sanığa iddia tanıklarına itiraz etme, onları  
dinleme ve dinletme haklarını içermektedir. Bu amaçla, sanığın ilke olarak ifadenin verildiği  
sırada veya sonrasında aleyhteki tanıkları sorgulama ve bunlara itiraz etme hakkına sahip  
olmalıdır (Bkz. özellikle sözü edilen Saidi kararı). Bununla birlikte, sanık konumundaki bir  
kimsenin ifadelerine dayanan ve bu ifadeleri ne ön soruturma kapsamında ne de durumalar  
sırasında sorgulama ve sorgulatma imkânının bulunmayıı ölçüsünde, savunma haklarının  
4
kısıtlanması esasına dayanan bir mahkumiyet kararı 6. madde ile öngörülen güvenceler ile  
bağdamamaktadır (Đbidem).  
Böylelikle bir «sanığın» ya da yasal temsilcisinin yargılamanın herhangi bir aamasında  
aleyhteki tanığı sorgulama olanağının yokluğunda, AĐHS’nin 6. maddesi hukuki mercilerin bu  
beyanlarına dayanarak mahkumiyet kararına hükmetmelerinde takip eden gerekçeleri  
izlemelerini öngörmektedir: öncelikle tanıkla yüzletirme olanağının bulunmadığı hallerde,  
yetkili makamların bu kiinin bulunması için etkili bir aratırma sürdürmeleri; ikinci olarak  
sözkonusu tanıklığın her halükarda mahkumiyetin tek dayanak noktasını oluturması  
zorunluluğu bulunmaktadır (Bkz. Rachdad-Fransa no: 71846/01, 13 Kasım 2003).  
Mevcut bavuruda AĐHM, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yapılan tüm çağrılara  
rağmen durumalara gelmemesi ve yapılan aramalar sonucu adresinin tespit edilememesi  
nedeniyle Cahit Tekin’in ifadesine bavurmaya yer olmadığına karar verdiğini not etmektedir.  
AĐHM bu davanın koullarında, davanın kilit konumundaki görgü tanığının yeniden  
mahkemede dinlenmesi gerektiğine itibar etmektedir, zira sözkonusu tanık vermiolduğu  
ifadeyi açıkça geri almıve ciddi üphelere yol açacak ekilde dava olaylarına ilikin  
beyanlarını değitirmitir. AĐHM ayrıca Ahmet Dündar’ın da aynı ekilde vermiolduğu  
ifadesine geri döndüğünü ve tanıklığı sırasında kimseyi öldürmek için adam tutmadığını  
gözlemlemektedir.  
AĐHM kukusuz prensip olarak bavuranın suçlu olup olmadığı ya da bu bağlamdaki  
sözkonusu hükümlerin inandırıcı olup olmadığı hususunda görübildirme niyetinde değildir.  
Bununla birlikte, bavuranın suçluluğuna dayanak oluturmada Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin Yargıtay’ın da onadığı kararında Cahit Tekin’in aleyhte vermiolduğu  
ifadelerin belirleyici olduğu görülmektedir. Baka bir ifadeyle, bu bavuruda Ahmet Dündar  
olaylara dair beyanlarını değitirmi, bavuranın mahkum edilmesinde belirleyici olan tek  
unsur dava sürecinde tanık ifadesini aleni olarak değitiren Cahit Tekin’in beyanlarıdır.  
AĐHM aynı ekilde, Cahit Tekin’in Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yeniden ifadesine  
bavurulmamasının ve bavuranın ilke olarak ihtilafa yol açan bu tanıklığa dayanılarak  
mahkum edilmesinin bavuranın savunma haklarına yönelik adil yargılanma gereklilikleri ile  
bağdamayan bir sınırlama getirdiği kanaatine varmaktadır.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran iç hukuktaki mahkemeler önünde yeniden yargılanma talebinde bulunmaktadır.  
Bavuran 360.000 TL, yaklaık 162.000 Euro maddi tazminat ve 250.000 TL, yaklaık  
112.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Bavuran ayrıca yargılama masraf ve  
giderleri için 11.970 TL, yaklaık 5.400 Euro talep etmekte, kanıtlayıcı belge niteliğinde  
avukatı ile yapmıolduğu sözlemeyi ve 1.090 TL, yaklaık 490 Euro tutarındaki iki faturayı  
sunmaktadır.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
5
AĐHM, tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı  
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. AĐHM bununla birlikte, bavuranın yalnızca ihlal  
tespiti ile giderilemeyecek belirli bir manevi zarara uğradığını kabul etmektedir. Bu  
bağlamda, AĐHM hakkaniyete uygun olarak bavurana 1.800 Euro manevi tazminat  
ödenmesini kararlatırmaktadır. Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak AĐHM, Avrupa  
Konseyi tarafından adli yardım bağı altında verilen 850 Euro’luk kısım düülerek  
bavurana 1.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.  
AĐHM en uygun telafi yönteminin 6/1 maddesinin gereklerini karılayacak ekilde bavuranın  
yeniden yargılanması olacağına itibar etmektedir.  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,  
1. Oyçokluğuyla, bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Đkiye karı beoyla, AĐHS’nin 6/1 ve 3 d) maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Đkiye karı beoyla,  
a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından:  
i. bavurana 1.800 (bin sekiz yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
ii. yargılama masraf ve giderleri için Avrupa Konseyi tarafından Adli yardım bağı altında  
verilen 850 Euro’luk miktar 1.000 (bin) Euro’dan düülerek kalan kısmın ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde, AĐHS’nin 45/2 maddesine ve Đçtüzüğün 74/2 maddesine uygun olarak  
yargıçlar Cabral Barreto ve Sajo’nun ayrı oy görüü yer almaktadır.  
6