davanın kilit tanıklarından Cahit Tekin’in yargılama sürecinde olaylara iliꢀkin ifadesini
değiꢀtirmesine rağmen yeni bir duruꢀma gerçekleꢀtirmediğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran
ayrıca Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin olayları değerlendirmesinin aleyhindeki delil
unsurlarına dayandığından yakınmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır. AĐHM’nin bu konudaki yerleꢀik içtihadına atıfta
bulunan Hükümet görgü tanıklarını da içeren delillerin kabuledilebilirliğinin ulusal
mahkemelerin ilk aꢀamada inceledikleri unsurlar olduğunu hatırlatır. Bununla birlikte, ulusal
mahkemeler tanıklar ve suç ortaklarının yer aldığı duruꢀmada, bütün aramalara rağmen adresi
tespit edilemeyen Cahit Tekin’in ifadesine yeniden baꢀvurulmasından vazgeçmek durumunda
kalmıꢀlardır. Hükümet ayrıca 24 Eylül 1999 tarihinde Cahit Tekin tarafından Devlet Güvenlik
Mahkemesi’ne gönderildiği ileri sürülen mektubun gerçekliğinin ve doğruluğunun kesin
olmadığını savunmaktadır, zira adı geçenin mektupta yazdıklarının aksine cezaevi ziyaret
kayıtlarından Cahit Tekin’in baꢀvuranı ziyaret ettiğine dair herhangi bir bilgi mevcut değildir.
Hükümet sonuç olarak sözü edilen yargılamanın AĐHS’nin 6. maddesinin gereklerini
karꢀılayacak ꢀekilde yapıldığını belirtmektedir.
Baꢀvuran Hükümetin bu argümanlarına karꢀı çıkmakta ve DGM’nin delil unsurlarını
değerlendirmede yanlıꢀlık yaptığını, DGM’nin davanın kilit tanığı konumundaki Cahit
Tekin’in de olduğu yeni bir duruꢀmayı düzenlemesi gerektiğini iddia etmektedir.
AĐHS’nin 6/3 maddesinin aynı maddenin 1. paragrafı ile güvence altına alınan adil
yargılanma hakkına yönelik istisnai koꢀullarda getirdiği zorunluluklar gereğince AĐHM, bu
ꢀikayeti her iki madde ile birlikte inceleyecektir (Bkz. diğer birçokları arasında, Van
Mechelen vd.-Hollanda, 23 Nisan 1997). AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde
baꢀvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan
bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru
kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM davanın esası ile ilgili olarak, maddi delil unsurlarının idaresine ve kabulüne iliꢀkin
yerleꢀik içtihadından ileri gelen genel ilkelere göndermede bulunmaktadır (Bkz. diğerleri
arasında, Schenk-Đsviçre kararı, 12 Temmuz 1988, Kolu-Türkiye no: 35811/97, 2 Ağustos
2005, Kok-Hollanda no: 43149/98, A.M.-Đtalya no: 37019/97, 24 Kasım 1986, Saidi-Fransa,
20 Eylül 1993, Menteꢀ-Türkiye no: 36487/02, 6 ꢁubat 2007 ve Söylemez-Türkiye no:
46661/99, 21 Eylül 2006).
AĐHM’nin görevi hiçbir ꢀekilde tanık ifadelerinin adaletin iyi idaresi bakımından kullanılıp
kullanılmadığını incelemek değil, fakat bütün olarak ele alındığında ki bunlara kanıt
araçlarının sunulması da dahil yargılama sürecinin hakkaniyete uygun bir yapıda gerçekleꢀip
gerçekleꢀmediğini değerlendirmektir (Bkz. diğerleri arasında, sözü edilen Van Mechelen vd.).
AĐHM bu yönde çekiꢀmeli yargı açısından kanıt unsurlarının halka açık bir duruꢀmada
baꢀvuranın huzurunda sunulması gerektiğini anımsatır. Bu ilke istisnai bir durum içermez,
ancak savunma haklarına yönelik olarak kabul edilebilmektedir; genel bir kural olarak,
AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragrafları sanığa iddia tanıklarına itiraz etme, onları
dinleme ve dinletme haklarını içermektedir. Bu amaçla, sanığın ilke olarak ifadenin verildiği
sırada veya sonrasında aleyhteki tanıkları sorgulama ve bunlara itiraz etme hakkına sahip
olmalıdır (Bkz. özellikle sözü edilen Saidi kararı). Bununla birlikte, sanık konumundaki bir
kimsenin ifadelerine dayanan ve bu ifadeleri ne ön soruꢀturma kapsamında ne de duruꢀmalar
sırasında sorgulama ve sorgulatma imkânının bulunmayıꢀı ölçüsünde, savunma haklarının
4