COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ D A ĐRE  
ORHAN KUR – TÜRKĐYE DAVASI  
(B a vuru no. 32577/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
3 Haziran 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
ORHAN KUR – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 32577/02 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Orhan Kur’un (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 20 Ağustos 2001 tarihinde  
Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu  
bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Đzmir Barosu avukatlarından Z. S. Özdoğan tarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1980 doğumludur ve Đzmir’de yaamaktadır.  
A. Kötü muamele iddiası  
1. Bavuranın beyanı  
28 Temmuz 1997 günü saat 22.00 sıralarında bavuran evine giderken bir sokak  
kavgasına rastlamıve izlemek içi durmutur. Balçova polis karakolundan gelen polisler  
kavgaya karıan 3-4 gençle birlikte bavuranı da yakalamıtır. Karakolda polis memurları  
bavuranı falakaya yatırmı, dövmüve sonrasında herhangi bir formaliteye tâbi tutmadan  
serbest bırakmıtır. Bavuran 17 yaındaydı.  
Bavuran yürümekte güçlük çektiği için babası onu 29 Temmuz 1997 günü Dokuz Eylül  
Üniversitesi acil servisine götürmütür. Doktor raporuna göre bavuranın sol ayak tabanında 2  
x 3 x 2 cm’lik mavi-mor renkte ekimoz bulunmaktaydı.  
2. Hükümetin beyanı  
Hükümet bavuranın Balçova polis karakoluna götürüldüğünü ve kötü muameleye tâbi  
tutulduğunu reddetmektedir.  
B. Kötü muameleye ilikin soruturma  
30 Temmuz 1997 tarihinde bavuran Đzmir Cumhuriyet Savcılığı’na bir dilekçe ile  
bavurmu, kötü muamele iddiasını ayrıntılı olarak anlatmıve muayene için derhal Adli Tıp  
Kurumu’na sevkedilmeyi talep etmitir.  
30 Temmuz 1997 tarihinde Đzmir Adli Tıp Kurumu’nda bavuranı inceleyen tabip  
bavuranın yumuak doku travmasına maruz kaldığını tespit etmive 3 gün igörmezlik  
raporu vermitir.  
18 Ağustos 1997 tarihinde bavuran Đzmir Savcılığı’na resmi ikâyette bulunmuve  
diğer kanun hükümlerinin yanı sıra AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak ikence suçu ileyen  
polis memurlarının yargılanmasını talep etmitir.  
1
ORHAN KUR – TÜRKĐYE KARARI  
22 Eylül 1997 tarihinde savcı bavuran ve babasını sorgulamı, bavuran iddialarını  
tekrarlamıtır.  
13 Ocak 1998 tarihinde bavuran, B.Y. ve M.Y. adlı polis memurlarını kendisine kötü  
muamele yapan polisler olarak fotoğraflarından tehis etmitir. Aynı tarihte savcı ratione  
materiae yetkisizlik kararı vererek soruturma dosyasını Đzmir Valiliği’ne göndermitir.  
18 ve 27 ubat 1998 tarihinde muhakkik sıfatıyla hareket eden L.B., bavuran ve  
babasının ifadesini almı, sözkonusu ahıslar ifadelerini tekrarlamıtır.  
20 Mart 1998 tarihinde L.B. üpheli polis memurlarını sorgulamı, polisler iddiaları  
reddetmitir. L.B. aynı zamanda olay zamanında görevli polis memurları ve aynı gün  
gözaltında olan I.B.’nin ifadesine bavurmutur. Đfadesi alınan kiiler bavuranın sözkonusu  
tarihte karakola getirilmediğini, bavuranın adının karakolun gözaltı kayıtlarında yer  
almağını belirtmilerdir.  
13 Ağustos 1998 tarihinde Balçova Đlçe Đdare Kurulu, iddiaların ispatlanamaması  
nedeniyle üpheli polis memurlarının yargılanması amacıyla soruturma açılmasına gerek  
bulunmadığına karar vermitir. S.C. adlı bir doktor da sözkonusu kararda yer almıtır.  
Bavuran karara itiraz etmitir.  
25 Kasım 1998 tarihinde Đzmir Bölge Đdare Mahkemesi, Balçova Đlçe Đdare Kurulu’nun  
kararını bozmuve üpheli polis memurlarının TCK’nın 245. maddesi uyarınca  
yargılanmasına karar vermitir.  
C. Polis memurları hakkında yürütülen cezai kovuturma  
Sanık polis memurları hakkındaki yargılama Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi’nde  
balamıtır. Mahkemede ifade veren bavuran ve babası önceki ifadelerini tekrarlamılardır.  
8 Temmuz 1999 tarihinde yargıç B.Ö. sanıklardan birinin ailesi ile kendi ailesi arasında  
kan davası olduğu gerekçesiyle davadan çekilmesini talep etmitir. Talep Đzmir Ağır Ceza  
Mahkemesince kabul edilmitir.  
Yargılama süresince bavuran ve babası rahatsız edildikleri ikayetiyle çeitli mercilere  
bavurmulardır. ikâyetlerinden vazgeçmeleri üzerine Đl Polis Disiplin Komisyonu  
tarafından balatılan disiplin soruturması durdurulmutur.  
22 Aralık 2000 tarihinde Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi, sanık polis memurları  
hakkındaki kovuturmanın ertelenmesi ve beyıl boyunca faillerce aynı cins ya da daha ağır  
bir suçun ilenmemesi halinde iptal edilmesine karar vermitir. Bavuranın sözkonusu karara  
itirazı reddedilmitir.  
11 Eylül 2006 tarihinde Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi, beyıllık sürenin dolması ve  
sanıkların bu süre içinde baka bir suç ilememiolmaları nedeniyle haklarındaki  
kovuturmayı sonlandırmıtır.  
2
ORHAN KUR – TÜRKĐYE KARARI  
D. Disiplin soruturması  
Bu sırada bavuranın ikâyeti üzerine Balçova Đlçe Đdare Kurulu’nda görevli doktor S.C.  
ve sanık polis memurları hakkında bir disiplin soruturması balatılmı, dava dosyasını  
incelemesinin ardından Đl Polis Disiplin Komisyonu sanık polis memurlarının bavurana kötü  
muamelede bulunduklarına karar vermitir. Komisyon, ilgililerin dört ay süresince  
görevlerinden uzaklatırılmalarına karar vermitir.  
13 Eylül 1999 tarihinde Đzmir Tabipler Odası Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 2.  
maddesine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle Dr. S.C.’ye uyarıda bulunmutur. Karar Aralık  
1999’da Türk Tabipler Birliği Yüksek Komisyonunca onanmıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran 28 Temmuz 1998 tarihinde Balçova polis karakolunda gördüğü kötü muamele  
ve yetkililer tarafından yürütülen ve beraatla sonuçlanan soruturma ve kovuturmanın yapılıꢀ  
eklinden ikâyetçi olmutur. AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunmutur.  
Mahkeme, sözkonusu ikâyetlerin AĐHS’nin sadece 3. maddesi temelinde incelenmesi  
gerektiği kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AĐHS’nin 35/1 maddesinde yer alan iç hukuk yollarının tüketilmesi  
zorunluluğu kuralına uyulmamıolması nedeniyle bavurunun reddini Mahkemeden talep  
etmitir.  
Bavuran Hükümetin görüüne itiraz etmitir.  
Mahkeme, daha önceki davalarda Hükümetin aynı görüünü inceleyip reddetmiꢀ  
olduğunu hatırlatır (bkz. örneğin Nevruz Koç – Türkiye, no. 18207/03). Mahkeme somut  
bavuruda farklı bir sonuca varmasını gerektirecek özel koul görmemektedir. Bu nedenle  
Hükümetin ön itirazını reddeder.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, bavurunun baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Tarafların görüleri  
Hükümet, bavuranın iddia edildiği gibi hiçbir zaman Balçova polis karakoluna  
getirilmediğini savunmutur. Bu bağlamda karakol kayıtlarında bavuranla ilgili bir kayıt  
bulunmadığını ifade etmilerdir. Ayrıca ulusal yargılama sırasında elde edilen tanık  
ifadelerinin bavuranın iddialarını destekler nitelikte olmadığını belirtmilerdir. Hükümet ek  
olarak bavuranın iddia konusu olaylardan iki gün sonra bir doktora gittiğine iaret etmitir.  
3
ORHAN KUR – TÜRKĐYE KARARI  
Son olarak ulusal makamlarca yürütülen çeitli ilemlere atıfta bulunarak sözkonusu davada  
etkili bir soruturma yapıldığını düündüklerini belirtmilerdir.  
Bavuran iddialarında ısrar etmitir.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
Mahkeme 3. maddeye ilikin kararlarında ortaya koyduğu temel ilkeleri hatırlatır (bkz.  
özellikle Ivan Vasilev – Bulgaristan, no. 48130/99, Yavuz – Türkiye, no. 67137/01, Emirhan  
Yıldız vd. – Türkiye, no. 61898/00 ve Batı vd. – Türkiye, no. 33097/96 ve 57834/00). Somut  
davayı bu ilkeler ıığında ele alacaktır.  
Somut davada Mahkeme bavuranın Balçova polis karakolunda tutulduğu 28 Temmuz  
1997 gecesi falakaya yatırıldığını iddia ettiğini dikkate alır. Hükümet iddiayı reddetmektedir.  
Mahkeme, polis ya da baka biri tarafından yapılmıolsun, bavuranın yaralarının 3.  
madde kapsamında dile getirilebilecek kadar ciddi olduğunu tespit etmektedir. Geriye  
Hükümetin bu yaralanmalar nedeniyle 3. madde kapsamında sorumlu tutulup tutulmayacağı  
kalmaktadır.  
Mahkeme ilk olarak birkaç küçük ayrıntı haricinde bavuranın olaylarla ilgili ifadesinin  
AĐHM ve ulusal mahkemeler önünde tutarlı olduğunu dikkate almaktadır. Đkinci olarak 29 ve  
30 Temmuz 1997 tarihli doktor raporlarının, yaraların tür ve rengi dahil olmak üzere  
bavuranın kötü muamele tarifine uyduğu ve bunu teyit ettiğini belirtir. Mahkeme üçüncü  
olarak bavuranın failler olduğunu iddia ettiği üç ahıstan ikisini iki defa tehis edebildiğini ve  
bu polis memurlarının bavurana kötü muamelede bulundukları gerekçesiyle bir disiplin  
cezasına çarptırılmıolduklarını gözlemlemektedir.  
Yukarıda belirtilenler ıığında ve bavuranın bu yaraları nasıl aldığı konusunda  
Hükümet tarafından inandırıcı bir açıklama yapılmaması nedeniyle Mahkeme, bavuranın 28  
Temmuz 1997 gecesi Balçova polis karakoluna götürüldüğü ve falakaya yatırıldığını makul  
üphenin ötesinde tespit etmitir (bkz. karıt olarak Çevik – Türkiye, no. 57406/00). Sonuç  
olarak Mahkemeye göre bavuranın yaraları devletin sorumluluğu bulunan bir muamelenin  
sonucuydu.  
Mahkeme AĐHS’nin 3. maddesinin, aynı zamanda, kötü muamele iddialarının  
“savunulabilir” olması ve “makul üpheler ortaya koyması” halinde yetkililerin bunları  
soruturmasını gerektirdiğini hatırlatır (bkz. özellikle Ay – Türkiye, no. 30951/96).  
Mahkemenin içtihadında tanımlanmıolan asgari etkililik standardı, soruturmanın bağımsız,  
tarafsız, kamusal denetime tâbi olmasını ve yetkili makamların örnek bir titizlik ve ivedilikle  
hareket etmesini gerektirir (bkz. örneğin Çelik ve Đmret – Türkiye, no. 44093/98).  
Mahkeme ayrıca AĐHS’deki hakların uygulanabilir ve etkili olup teorik ve aldatıcı  
olmadığını hatırlatır. Bu nedenle bu tür davalarda etkili bir soruturma sorumluların tespit  
edilip cezalandırılmasını sağlayabilmelidir (bkz. mutatis mutandis, Nevruz Koç, yukarıda  
anılan).  
Mahkeme yukarıda sorumlu devletin AĐHS’nin 3. maddesi hükümlerine göre bavuranın  
aldığı yaralardan sorumlu olduğunu tespit etmitir. Bu nedenle etkili bir soruturmanın  
yapılması gerekmekteydi.  
4
ORHAN KUR – TÜRKĐYE KARARI  
Somut davada Mahkeme bavuranın iddiaları üzerine Savcılık tarafından derhal bir  
soruturma açılmıolduğunu gözlemler. Bu sürede bavuran fail olduğunu iddia ettiği üç  
kiiden ikisini tehis edebilmitir. Ancak 13 Ocak 1998 tarihinden itibaren Balçova Đlçe Đdare  
Kurulu ön soruturma yürütmeye yetkili olmutur. Mahkeme, yapıları icabı kaymakamdan  
bağımsız hareket etme gereğini yerine getirmediği için idare kurulları tarafından yürütülen  
soruturmaların etkililiğine ilikin üphelerini dile getirdiği birtakım davalara iaret eder (bkz.  
örneğin Kurnaz vd. no. 36672/97 ve bu davada atıfta bulunulan diğer kararlar). Đdare  
Kurulunun üpheli polis memurları hakkında soruturma açmama kararı Kasım 1998’de Đzmir  
Bölge Đdare Mahkemesi’nce bozulmutur. Polis memurları hakkındaki cezai kovuturma  
ancak bu tarihten sonra balatılabilmitir. Ancak, Mahkeme, sözkonusu kovuturmanın da  
iddet olaylarının faillerine fiili masuniyet getiren 4616 sayılı Kanun’un uygulanması  
nedeniyle sonuç getirmediğini kaydeder (bkz. Nevruz Koç, yukarıda anılan). Sonuç olarak  
Mahkeme bavuranın davasında uygulandığı ekliyle ceza yargısı sisteminin titizlikten uzak  
olduğu ve bavuranın ikâyetçi olduğu olay gibi kanunsuz fiillerin etkili bir ekilde  
önlenmesini sağlayacak caydırıcı etkisinin olmadığı kanaatindedir (bkz. mutatis mutandis,  
Okka, yukarıda anılan).  
Yukarıda belirtilenler ıığında Mahkeme yukarıda belirtilen kovuturmanın AĐHS’nin 3.  
maddesi artlarını karılayacak derecede tam ve etkili olarak nitelendirilemeyeceği  
görüündedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi hem esastan hem usulen ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
Mahkeme, adil tatmine ilikin tüm taleplerin madde madde belirtilerek ilgili destekleyici  
belge ve makbuzlarla birlikte yazılı olarak gönderilmesi gerektiğinin, “aksi halde Dairenin  
talebi tamamen ya da kısmen reddedebileceği”nin Đçtüzüğün 60. maddesinde belirtildiğine  
iaret eder.  
Somut davada 14 Ağustos 2007 tarihinde Mahkeme bavuranın adil tatmine ilikin  
taleplerini 25 Eylül 2007 tarihine kadar iletmeye çağırmı, ancak bavuran belirtilen süre  
içinde herhangi bir talepte bulunmamıtır.  
Yukarıda belirtilenler ıığında Mahkeme AĐHS’nin 41. maddesi kapsamında herhangi  
bir ödeme yapılmasına gerek bulunmadığı kanaatindedir.  
5
ORHAN KUR – TÜRKĐYE KARARI  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usul ve esastan ihlal edildiğine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3.  
paragrafları uyarınca 3 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Sally DOLLÉ  
Kâtip  
Françoise TULKENS  
Bakan  
6