ORUÇ – TÜRKĐYE KARARI
ki Yargıtay kararının birinci derece mahkemesi sekreteryasına gönderilmesinden itibaren
sanık ve avukatının kararın bir kopyasını talep etme imkânı vardır.
Somut davada, ayrıntılı gerekçeli karar birinci derece mahkemenin sekreteryasına
gönderildiği 26 ꢁubat 2002 tarihi itibariyle baꢀvuran ve avukatının elindeydi. AĐHM’ye
baꢀvuru, takip eden altı aydan kısa bir süre içinde, 6 Ağustos 2002 tarihinde yapılmıꢀtır. Bu
nedenle Mahkeme, Hükümetin ön itirazının reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
Mahkeme, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesinin anlamı kapsamında açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Diğer gerekçelerle de kabuledilmez olmaması
nedeniyle baꢀvuru kabuledilebilir ilan edilmelidir.
B. Esaslar
Hükümet somut davanın resmi evrakta sahtecilikle ilgili karmaꢀık bir dava olduğunu
savunmuꢀtur. Sahte olduğu iddia edilen evrakların altında imzaları bulunan tüm doktorların
adreslerini bulmak zor olmuꢀtur. Bununla birlikte sözkonusu tanıkların değiꢀik ꢀehirlerde
yaꢀaması nedeniyle ifadelerinin istinabe müzekkereleri yoluyla alınmaları gerekmiꢀtir.
Hükümet, sunumlarında takibat süresinin uzun oluꢀunun büyük bir oranda mahkemeye haber
vermeden adresini değiꢀtiren baꢀvurandan kaynaklandığını belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran yargılama süresinin haddinden fazla olduğunu iddia etmiꢀtir. Ayrıca
yetkililerin, adresini kolaylıkla bulabileceğini iddia etmiꢀtir.
Mahkeme, dikkate alınması gereken sürenin Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’nın
baꢀvuran aleyhine bir iddianame sunduğu 16 Haziran 1993 tarihinde baꢀlayıp Yargıtay’ın
birinci derece mahkemesinin kararını onadığı 24 Ocak 2002 tarihinde sona ermiꢀ olduğunu
gözlemler. Buna göre dikkate alınması gereken dönem iki aꢀamada sekiz yıl yedi ay
sürmüꢀtür.
Mahkeme yargılama süresinin uygunluğunun davanın ꢀartları ıꢀığında ve davanın
karmaꢀıklığı ve baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu ölçütlerine bakılarak değerlendirilmesi
gerektiğini hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], 25444/94).
Mahkeme davanın bir miktar karmaꢀık olmasına rağmen bunun tek baꢀına yargılama
süresinin tamamını haklı çıkardığının söylenemeyeceği kanaatindedir.
Baꢀvuranın tutumu ele alındığında, Mahkeme kovuꢀturmanın baꢀında yetkililerin
baꢀvuranın adresini neredeyse bir yıl boyunca tespit edemediklerini gözlemlemektedir.
Takibatın en baꢀında ifadesini aldıktan sonra mahkeme baꢀvuranın duruꢀmalarda bulunmasını
hiçbir zaman talep etmemiꢀtir. Ayrıca baꢀvuran takibat boyunca avukatı tarafından temsil
edilmiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuranın yokluğunun Hükümet tarafından iddia edildiği gibi
takibatın uzamasına önemli ölçüde katkıda bulunduğu görülmemektedir.
Yetkili mercilerin tutumu ele alındığında, Mahkeme ulusal mahkemenin bir yılı aꢀkın
bir süre sahte olduğu iddia edilen evrakla ilgili bilirkiꢀi raporunu beklemiꢀ olduğunu
gözlemler. Benzer ꢀekilde Adli Tıp Kurumu’ndaki grafoloji uzmanının belgelerde bulunan el
yazısı ve imzaların baꢀvurana ait olup olmadığını belirlemesi dokuz ay almıꢀtır. Her iki
3