COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
ORUÇ – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 33620/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
21 Aralık 2006  
NĐHAĐ  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır.  
Ancak, ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
ORUÇ – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Abdulvahap Oruç (“bavuran”) adlı Türk vatandaı  
tarafından, 6 Ağustos 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan  
bavurudan (no. 33620/02) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Bavuran 1961 doğumludur ve Đzmit’te yaamaktadır. Dava olayları, taraflarca  
sunulduğu ekliyle, aağıdaki gibi özetlenebilir:  
11 Haziran 1991 tarihinde bir müfettibavuranın eczanesinde yürütüldüğü iddia edilen  
evrakta sahtecilikle ilgili bir soruturma balatmıtır. 4 Temmuz 1991 tarihinde müfettiꢀ  
Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nı soruturma sonuçlarıyla ilgili olarak bilgilendirmitir.  
Maliye ve Gümrük Bakanlığı bavuran hakkında ikayette bulunur. 16 Haziran 1993  
tarihinde Cumhuriyet Savcısı resmi evrakta sahtecilik nedeniyle bavuran aleyhine bir  
iddianame sunmutur.  
21 Haziran 1993 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi ilk duruma tarihini 20  
Eylül 1993 olarak belirlemitir. Mahkeme, bavuranın adresinin tespit edilmesini Diyarbakır  
Emniyet Müdürlüğü’nden talep etmitir. Maliye Bakanlığı’ndan ise dava ile ilikisi olan tüm  
evrakı kendilerine sunmalarını talep etmitir. Bavuran durumaların büyük bir kısmında  
bulunmamı, ancak avukatı tarafından temsil edilmitir.  
10 Mayıs 1994 tarihindeki altıncı durumada Maliye Bakanlığı mahkemenin talebini  
yerine getirmitir.  
Bavuranın adresinin tespitini takiben istinabe müzekkeresi ile alınmıolan ifadesi 28  
Haziran 1994 tarihli durumada dava dosyasına eklenmitir. Ayrıca aynı durumada mahkeme  
Bismil ve Mersin Ağır Ceza Mahkemelerinden iki tanığın ifadelerinin alınmasını talep  
etmitir. Bu ifadeler takip eden durumada dava dosyasına eklenmitir.  
28 ubat 1995 tarihinde mahkeme sahte olduğu iddia edilen evrakın yorumlanması için  
dava dosyasını bir bilirkiiye göndermitir. Takip eden yedi duruma boyunca bilirkiiden  
cevap gelmemitir. Bu nedenle yargıç esas veya usul hakkında bir karar almadan durumayı  
ileriki bir tarihe ertelemitir. 14 Mayıs 1996 tarihinde bilirkii raporu dava dosyasına  
eklenmitir.  
19 Eylül 1996 tarihinde mahkeme olay hakkındaki görülerini almak için dava dosyasını  
Adli Tıp Kurumu’na iletmitir. Sekiz duruma sonra 27 Ocak 1998 tarihinde Adli Tıp  
Kurumu sahte olduğu iddia edilen belgelere ilikin raporunu sunmuancak dava dosyasını  
göndermemitir. 23 Haziran 1998 tarihinde dava dosyası tekrar mahkemeye gönderilmitir.  
1
ORUÇ – TÜRKĐYE KARARI  
9 ubat 1999 tarihinde mahkeme, belgelerde bulunan imzaların bavurana ait olup  
olmadığının tespiti için bir grafoloji uzmanını Adli Tıp Kurumu’ndan talep etmi, 23 Aralık  
1999 tarihinde uzman, raporunu sunmutur.  
18 Ocak 2000 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi bavuranı atılı suçlardan iki  
yıl on bir ay hapis ile cezalandırmıtır.  
Bavuran kararı temyiz etmitir. 24 Ocak 2002 tarihinde Yargıtay, Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin kararını onamıtır. Yargıtay, kararını bavuranın huzurunda açıklamıtır.  
Nihai karar birinci derece mahkemesi sekreteryasına 26 ubat 2002 tarihinde iletilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran yargılama süresinin, ilgili kısmı aağıda verilen AĐHS’nin 6 § 1. maddesindeki  
“makul süre” zorunluluğunu amasında ikâyetçi olmutur:  
“Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir  
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde … görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet bavuranın 24 Ocak 2002 tarihli Yargıtay kararından itibaren altı ay içinde  
bavuru yapmaması nedeniyle AĐHS’nin 35 § 1. maddesinde belirtilen altı ay kuralına  
uymağı için bavurunun kabuledilmez olduğunu savunmutur. Yargıtay kararı açıkladığında  
bavuranın hazır bulunduğunu, bu nedenle kararın kendisine yazılı olarak tebliğ edilmesini  
beklemesine gerek olmadığını savunmulardır.  
Bavuran altı aylık sürenin Yargıtay kararının kendisine yazılı olarak tebliğ edildiği  
tarihten itibaren sayılması gerektiğini ifade etmitir.  
Mahkeme iç hukuk uyarınca sözkonusu kararın daha önce sözlü olarak iletilmiꢀ  
olmasından bağımsız olarak bavuranın ulusal nihai kararın yazılı kopyasını almaya re’sen  
yetkili olduğu davalarda altı aylık sürenin yazılı kararın tarihinden itibaren hesaplanarak  
AĐHS’nin 35 § 1. maddesinin hedef ve amacının en iyi ekilde yerine getirildiğini belirten  
içtihadına atıfta bulunur (bkz. Worm  
Avusturya, Karar Raporları 1997-V;  
Venkadajalasarma – Hollanda, no. 58510/00). Buna karın iç hukukun sözkonusu hizmeti  
sunmağı ancak tarafların kararın içeriğini kesin olarak öğrenebilecekleri davalarda  
Mahkeme kararın kesinletiği tarihin süre balangıcı olarak alınmasının uygun olduğu  
kanaatindedir (bkz. diğer birçok karar yanında, Seher Karata– Türkiye, no. 33179/96 ve  
Karatepe – Türkiye, no. 43924/98).  
Mahkeme Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun mahkeme kararlarının dava  
taraflarına sunulmasını art koan 33. maddesi metnine karın Yargıtay Ceza Dairelerinin  
kararlarını davalılara iletmediklerini gözlemler (bkz. Seher Karata, yukarıda anılan). Ne var  
2
ORUÇ – TÜRKĐYE KARARI  
ki Yargıtay kararının birinci derece mahkemesi sekreteryasına gönderilmesinden itibaren  
sanık ve avukatının kararın bir kopyasını talep etme imkânı vardır.  
Somut davada, ayrıntılı gerekçeli karar birinci derece mahkemenin sekreteryasına  
gönderildiği 26 ubat 2002 tarihi itibariyle bavuran ve avukatının elindeydi. AĐHM’ye  
bavuru, takip eden altı aydan kısa bir süre içinde, 6 Ağustos 2002 tarihinde yapılmıtır. Bu  
nedenle Mahkeme, Hükümetin ön itirazının reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.  
Mahkeme, bavurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesinin anlamı kapsamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Diğer gerekçelerle de kabuledilmez olmaması  
nedeniyle bavuru kabuledilebilir ilan edilmelidir.  
B. Esaslar  
Hükümet somut davanın resmi evrakta sahtecilikle ilgili karmaık bir dava olduğunu  
savunmutur. Sahte olduğu iddia edilen evrakların altında imzaları bulunan tüm doktorların  
adreslerini bulmak zor olmutur. Bununla birlikte sözkonusu tanıkların değiik ehirlerde  
yaaması nedeniyle ifadelerinin istinabe müzekkereleri yoluyla alınmaları gerekmitir.  
Hükümet, sunumlarında takibat süresinin uzun oluunun büyük bir oranda mahkemeye haber  
vermeden adresini değitiren bavurandan kaynaklandığını belirtmitir.  
Bavuran yargılama süresinin haddinden fazla olduğunu iddia etmitir. Ayrıca  
yetkililerin, adresini kolaylıkla bulabileceğini iddia etmitir.  
Mahkeme, dikkate alınması gereken sürenin Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’nın  
bavuran aleyhine bir iddianame sunduğu 16 Haziran 1993 tarihinde balayıp Yargıtay’ın  
birinci derece mahkemesinin kararını onadığı 24 Ocak 2002 tarihinde sona ermiolduğunu  
gözlemler. Buna göre dikkate alınması gereken dönem iki aamada sekiz yıl yedi ay  
sürmütür.  
Mahkeme yargılama süresinin uygunluğunun davanın artları ıığında ve davanın  
karmaıklığı ve bavuran ve ilgili mercilerin tutumu ölçütlerine bakılarak değerlendirilmesi  
gerektiğini hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], 25444/94).  
Mahkeme davanın bir miktar karmaık olmasına rağmen bunun tek baına yargılama  
süresinin tamamını haklı çıkardığının söylenemeyeceği kanaatindedir.  
Bavuranın tutumu ele alındığında, Mahkeme kovuturmanın baında yetkililerin  
bavuranın adresini neredeyse bir yıl boyunca tespit edemediklerini gözlemlemektedir.  
Takibatın en baında ifadesini aldıktan sonra mahkeme bavuranın durumalarda bulunmasını  
hiçbir zaman talep etmemitir. Ayrıca bavuran takibat boyunca avukatı tarafından temsil  
edilmitir. Bu nedenle bavuranın yokluğunun Hükümet tarafından iddia edildiği gibi  
takibatın uzamasına önemli ölçüde katkıda bulunduğu görülmemektedir.  
Yetkili mercilerin tutumu ele alındığında, Mahkeme ulusal mahkemenin bir yılı akın  
bir süre sahte olduğu iddia edilen evrakla ilgili bilirkii raporunu beklemiolduğunu  
gözlemler. Benzer ekilde Adli Tıp Kurumu’ndaki grafoloji uzmanının belgelerde bulunan el  
yazısı ve imzaların bavurana ait olup olmadığını belirlemesi dokuz ay almıtır. Her iki  
3
ORUÇ – TÜRKĐYE KARARI  
dönemde de mahkeme esas veya usule ilikin bir karar almadan durumaları ileriki bir tarihe  
ertelemitir.  
Mahkeme ayrıca Adli Tıp Kurumu uzmanlarının dava dosyası hakkındaki görülerini  
sunmalarının yaklaık on altı ay sürmüolduğunu gözlemler. Buna ek olarak sözkonusu  
uzmanların dava dosyasını mahkemeye geri göndermemiolması takibatın beay daha  
uzamasına neden olmutur.  
Son olarak Mahkeme, yerel davada bavuran için neyin tehlikede olduğunun kayda  
değer öneme haiz olduğu kanaatindedir. Eczanesinde evrakta sahtecilik yapıldığı iddiasıyla  
hakkında dava açılmıolmasının bavuranın profesyonel yaamı üzerinde açıkça olumsuz bir  
etkisi olduğunu gözlemler.  
Yukarıdaki değerlendirmeler Mahkemenin somut davada yargılama süresinin haddinden  
fazla olduğuna ve “makul süre” artına uymadığına hükmetmesi için yeterlidir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi aağıda çıkarılmıtır:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 120,000 Euro maddi tazminat talep etmitir. Ayrıca toplam 30,000 Euro  
manevi tazminat talebinde bulunmutur.  
Hükümet taleplere itiraz etmitir.  
Bavuran tarafından talep edilen maddi tazminata ilikin olarak Mahkeme, bavuranın  
iddialarını destekleyen herhangi bir belge sunmamıolduğunu gözlemler. Bu nedenle  
Mahkeme bavuranın maddi tazminata ilikin taleplerini reddeder.  
Manevi tazminata ilikin olarak Mahkeme, davanın koullarında bavuranın belli bir  
miktar sıkıntı yaamıolabileceği kanaatindedir. Dava koulları ve içtihadını dikkate alan  
Mahkeme, bavurana bu balık altında 4,500 Euro ödenmesine karar vermitir.  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuran ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapılan harcamalar nedeniyle mahkeme  
masrafları olarak 2,000 Euro talep etmitir.  
Hükümet, gerçekten ve zorunlu olarak meydana gelmiharcamaların tazmin  
edilebileceğini savunmutur. Bu bağlamda, bavuran ve temsilcisinin mahkeme masraflarını  
belirten belgeler sunamadıklarını ifade etmilerdir.  
4
ORUÇ – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM’nin içtihadına göre, bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AĐHM,  
sözkonusu balık altındaki masrafları karılamak üzere toplam 1,000 Euro ödenmesini uygun  
bulmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a) Sorumlu Devlet’in bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk  
Lirası’na çevrilerek bavurana ödenmek üzere:  
(i) 4,500 Euro (dört bin beyüz Euro) manevi tazminat;  
(ii) Mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro);  
(iii) bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;  
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
4. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 21 Aralık  
2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Vincent BERGER  
Zabıt Kâtibi  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan  
5