CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
OSMANAĞAOĞLU -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:12769/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
21 Temmuz 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (12769/02) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Ünal Osmanağaoğlu’nun (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 14  
Aralık 2001 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M.A. Erol, Ankara Barosu avukatlarından, M.  
Aksoy ve Đstanbul ve Paris Barosu avukatlarından Ö. Aık tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
1956 doğumlu olan bavuran, halihazırda, Metris (Ankara) Cezaevinde hükümlü  
bulunmaktadır.  
A. Davanın oluumu  
3 Ekim 1978 tarihinde, Türkiye çeitli terörist grupların silahlı eylemleriyle mücadele  
ederken, bir sağ partinin ilçe bakanı ile oğlu Đstanbul’da öldürülmütür. Cinayetleri aırı sol  
militanların ilediğinden üphelenilmitir. Yasadıı milliyetçi bir grubun ölenlerin intikamını  
almaya karar verdiği söylentileri ortalıkta dolamaya balamıtır.  
9 Ekim 1978 günü saat 1 : 30 sıralarında, Bahçelievler (Ankara) 15. sokakta bulunan 56/2  
nolu apartmanda silah sesleri duyulmutur.  
« Bahçelievler katliamı » diye bilinen bu  
olayda yedi genç solcu hayatını kaybetmitir. Ölenlerden bei vurularak biri boğularak  
öldürültür. Ağır yaralanan yedinci mağdur S.A., hastaneye kaldırılmadan önce polis  
tarafından sorgulanmı, ertesi gün ve ondan sonraki gün ise Ankara Olağanüstü Hal  
Komutanlığı’nın askeri savcısı (« askeri savcılık ») tarafından hastanede dinlenmitir. S.A.  
ifadelerinde, apartmana giren saldırganların dört kii olduklarını tekrarlamıtır.  
S.A., birkaç gün sonra aldığı yaralara yenik düerek hayatını kaybetmitir.  
Askeri savcılık, soruturma çerçevesinde katliama karığından üphelenilen ve içlerinde  
bavuranın da bulunduğu on dört kiinin kimliklerini tespit etmitir.  
Olaya karıanlar üç ceza yargılamasına konu olmulardır.  
B. Mevcut davada balatılan cezai kovuturmalar  
1. Dava no 1980/1205  
Đlk yakalananlar Đ.Ç., A.E.G., D.D., Ö.Y.H., A.., Me.Ku., K.T. ve Ö.Ö. olmutur. 30  
Temmuz 1979 tarihinde sanıklar, yargılanmak üzere yukarıda belirtilen komutanlığa bağlı  
askeri mahkeme (« askeri mahkeme ») önüne getirilmilerdir. Askeri savcılık, isyan ve  
katliamı körükleyen eylemlere karı ölüm cezası verilmesini öngören eski Türk Ceza  
Kanunu’nun 149/2 maddesinin uygulanmasını istemitir.  
2
Daha sonra, dokuzuncu üpheli H.K., Đstanbulda tutuklanmıve 20 ubat 1981 tarihinde aynı  
suçtan adliyeye sevkedilmitir; ilgili ahsın dosyası askeri mahkemede daha önce açılan  
1980/1205 sayılı dosyaya eklenmitir. O dönemde, diğer üpheliler, yani operasyonun elebaı  
olduğu sanılan A.Ç. ile Ma.Ko., B.A., K.K.P. ve bavuran firardaydı.  
1980/1205 sayılı dava 18 ile 24 Aralık 1978 tarihleri arasında gözaltında tutulan sanık D.D.  
ile tanık M.Y.’nin ifadeleri doğrultusunda 17 Mayıs 1983 tarihinde alınan kararla son  
bulmutur ki, aynı ifadeler daha sonra bavuranın davasında da karar aamasında önemli rol  
oynamıtır.  
D.D., polise 19 ve 22 Aralık 1978 tarihlerinde olmak üzere iki defa ifade vermitir. D.D.,  
gözaltı süresinin sona ermesinden sonra 24 Aralık günü savcı tarafından ve ertesi gün de  
sorgu hakimi tarafından dinlenmitir.  
D.D.’nin 19 Aralık 1978 tarihinde verdiği ifadeden çıkan olgusal unsurlar aağıdaki gibi  
sıralanmaktadır:  
– olay tarihinde, A.E.G., Bahçelievler bölgesindeki milliyetçilerin lideriydi;  
– olaydan iki gün önce A.E.G., Ö.Ö. ve D.D.’den solcu militanların oturduğu 15.  
sokaktaki apartmanın yerini bulmalarını istedi ;  
– Ö.Ö. ve D.D. söz konusu yeri inceleyerek, ilgilendikleri apartmanın 56/2 Nolu daire  
olduğunu A.E.G.’ye bildirdiler; bunun üzerine A.E.G. onlara DadaKafe’de randevu verdi;  
– A.E.G., Ö.Ö. ve D.D. saat 21 sıralarında DadaKafe’ye geldiler; Ma.Ko., bir saat kadar  
sonra onlara katıldı ve A.E.G.’yi zamanın geldiğine dair uyardı ;  
– A.E.G., Ma.Ko.’ya refakat etmeden önce, Ö.Ö. ve D.D.’den apartmanın bulunduğu  
adrese gitmelerini istedi ;  
– A.E.G. ve Ma.Ko. [metalik mavi] renkli Nova’ya benzeyen bir arabayla kafeyi  
terkettiler ve diğer ikisi yaya olarak gittiler ;  
– A.E.G., Ö.Ö. ve D.D.’yi apartmanın önünü gözetlemekle görevlendirdi ;  
– iki gözcü, ileride içerisinde bir kiinin bulunduğu Nova marka bir araba gördüler ;  
– saat 01:30 sıralarında, A.E.G., B.A., Ma.Ko. ve H.K. apartmanı terkettiler ;  
– A.E.G., D.D.’ye yerinde beklemesini söyleyerek, olaya karıan diğer üç kiiyle birlikte  
apartmana geri girdi ;  
– Nova marka araç bina giriinin önüne park etti;  
– D.D. ; A.E.G., B.A., Ma.Ko. ve H.K.’nın zoruyla mağdurlardan ikisinin apartmandan  
çıktığını gördü; onları Nova’ya bindirdiler ve araç Eskiehir yoluna doğru ilerledi ;  
– bir buçuk saat sonra, A.E.G., B.A., Ma.Ko. ve H.K. Nova’nın içerisinde geri geldiler.  
D.D.’nin 22 Aralık 1978 tarihinde verdiği ifade aağıdaki unsurları içermektedir:  
– olaydan on begün önce, A.E.G. ve Ma.Ko., D.D. ve Ö.Ö.’den H.K.’nın da bulunduğu  
DadaKafe’ye gelerek kendilerine katılmalarını istedi ;  
– Ma.Ko., Ö.Ö. ve D.D.’ye kendilerine bir misyon vermek istediklerini açıkladı ;  
– birkaç gün sonra, Ö.Ö. solcuların yaadığı apartmanın yerini buldu ;  
– D.D. ve Ö.Ö. DadaKafede A.E.G. ve H.K. ile bulutu; A.E.G., Ö.Ö.’den adresi iyice  
kontrol etmesini istedi ;  
– olaydan iki gün önce, Ö.Ö. söz konusu apartmanın gerçekten 56/2 nolu daire olduğunu  
A.E.G.’ye bildirdi ;  
– ertesi gün, A.E.G., Ö.Ö. ve D.D. saat 19.00 sıralarında yeniden DadaKafede biraraya  
geldiler, ve orada saat 21.00’e kadar kaldılar ; Ma.Ko. daha sonra onlara katıldı ;  
3
– A.E.G. zamanın geldiğini söyledi ve Ö.Ö. ve D.D.’den gözetlemek üzere söz konusu  
adrese gitmelerini istedi ;  
– A.E.G. ve Ma.Ko. [metalik mavi] renkli bir araca binerek kafeyi terkettiler ;  
– A.E.G. apartmanın önünde Ö.Ö. ve D.D.’ye gözcülük yapacakları yerleri gösterdi;  
[metalik mavi] renkli büyük araba 16. sokak tarafında bulunuyordu ;  
– daha sonra, 16. sokak tarafına Renault marka bir araç daha geldi ; araçtan aralarında  
Ünal Osmanağaoğlu’nun da bulunduğu üç kii indi ; saat 23.00’te, A.E.G. bu üç kiiyle  
birlikte apartmana geri girdi ;  
– gece yarısına doğru, tanımadıkları iki kii gelerek apartmana girdi ; A.E.G , gelenler  
hakkında kendilerini uyarmadığı için D.D.’ye kızdı ;  
– saat 01.00’de, Ma.Ko. ve A.E.G. [metalik mavi] arabaya bindirdikleri bir kiiyle beraber  
apartmanı terkettiler ;  
– A.E.G. apartmana geri döndüğünde, H.K. ve Ma.Ko. « ikinci bir kii » eliğinde oradan  
çıktılar ;  
– A.E.G. gelerek, Ö.Ö. ve D.D.’ye evlerine geri dönebileceklerini söyledi ;  
– Ö.Ö. ve D.D., Ünal Osmanağaoğlu ve iki arkadaının apartmandan çıktığını görmediler ;  
– Ö.Ö. ve D.D. yolda giderken iki el silah sesi duydular ve oradan kaçtılar.  
D.D., 24 ve 25 Aralık 1978 tarihlerinde verdiği ifadelerde, daha önce söylediklerini  
tekrarlamı, Renault marka aracın içerisinde bavuranın yanında oturan kiilerden birinin  
büyük ihtimalle Đ.Ç. oduğunu eklemitir.  
20 Haziran 1979 tarihinde D.D., askeri savcılık önünde verdiği ifadede, ikence altında  
sorgulandığını ve tamamı polis tarafından kaleme alınan tutanağı zorla imzaladığını iddia  
etmitir. Avukatı, penis civarında kaynağı açıklanamayan bir lezyon tehisinin konduğu Adli  
Tıp raporuna dayanarak suç duyurusunda bulunmutur. Bu suç duyurusu sonuç getirmemitir.  
Askeri mahkeme 17 Mayıs 1983 tarihli kararında, D.D.’nin 22, 24 ve 25 Aralık 1978  
tarihlerinde sırasıyla polise, savcıya ve hakime verdiği ifadelerinin bütün olarak uyumlu  
olduğunu, ancak bazı tutarsızlıklar bulunduğunu tespit etmitir.  
H.K.’nın 17 Kasım 1980 tarihinde ve H.K.’nın konutuğunu söylediği M.Y.’nin 13 ubat  
1981 tarihli ifadelerini de göz önüne alan mahkeme DD’nin olgularla teyid edilen tek  
ifadesinin 19 Aralık 1978 tarihinde olayların hemen ertesinde verdiği ifadesi olduğuna kanaat  
getirmitir.  
Gerçekten de, 20, 25 ve 26 Aralık 1978 tarihlerinde, hem polise ve hem de savcılığa verdiği  
ifadelerde Đ.Ç., katliam olayına katıldığını kabul ederek suçunu itiraf etmi, ancak bavuranın  
adını hiçbir zaman zikretmemitir.  
Đ.Ç. daha sonra ifadesini ikence altında verdiğini iddia etmitir. Adli Tıp raporu ile Gülhane  
Askeri Tıp Akademisi’nde düzenlenen bir rapor bu iddiaları doğrulamıtır. Bununla birlikte,  
Đ.Ç.’nin ifadelerinin gerçek olaylarla ters düğünü ve kendisinin yargıyı yanıltmak için suçu  
üzerine aldığını düünen esas hakimleri bu nokta üzerinde fazla durmamılardır.  
Askeri mahkeme HK ve AEG’nin suçu ilediklerini, DD ÖÖ’nün de suç ortağı oldukları  
sonucuna varmıtır.  
Askeri mahkeme, Đ.Ç., Ö.Y.H., A.., Me.Ku. ve K.T.’nin beraatına karar vermi, D.D. ve  
Ö.Ö.’yi on beyıl ağır hapis cezasına, A.E.G. ve H.K.’yı ise ölüm cezasına mahkûm etmitir.  
4
Askeri Yargıtay tarafından usul gerekçesiyle bozulan bu karar, 19 Aralık 1985 tarihinde  
düzeltilmitir. Bununla birlikte, 23 Aralık 1986 tarihinde, bu karar dört mahkûmla ilgili olarak  
yeniden temyiz edilmitir. Bunun sonucunda verilen yeni karar, 8 Aralık 1987 tarihinde alınan  
bir kararla bir kez daha usul gerekçesiyle bozulmutur.  
Askeri mahkeme bu karara uymuve 14 Haziran 1988 tarihinde Askeri Yargıtay nihai olarak  
D.D., Ö.Ö., A.E.G. ve H.K.’nın mahkûmiyetlerini onamıtır.  
Askeri mahkemeler 1993 yılı Aralık ayında kaldırılmıtır.  
2. Dava no 1990/115-130 ve 1990/44  
26 Haziran 1986 tarihinde, Ankara cumhuriyet savcısı (« savcı ») Ankara Ağır Ceza  
Mahkemesi Üçüncü Dairesinde (« ağır ceza mahkemesi ») firarda olan A.Ç., Ma.Ko., B.A.,  
K.K.P. ve bavuranı suçlayarak hakklarında kovuturma açılmasını istemitir.  
O dönemde, bavuranın ayrıca bir sendika bakanının 1980 yılında öldürülme olayına  
karığından üphelenilmekte ve Hükümete göre yurtdıında uyuturucu kaçakçılığından  
mahkûm edildiği bilinmekteydi.  
Bu zaman zarfında tutuklanan Ma.Ko., 1990/115-130 sayılı dosya kapasmında yargılanmıve  
Yargıtay genel kurulunun 21 ubat 1994 tarihli kararıyla onandıktan sonra mahkûm edilmitir  
:
Bu kararda, bavuranın olaya karığından söz edilmemektedir.  
3. Bavuran ve B.A.’nın davaları : birletirilmidava no 2000/272  
B.A., 30 Temmuz 1995 tarihinde yakalanmıtır. Önce 1990/44 sayılı dosya kapsamında  
yargılanmı, 26 Aralık 1995 tarihinde beraat ettikten sonra serbest bırakılmıtır.  
Bununla birlikte, 5 ubat 1998 tarihinde Yargıtay, bu kararı bozmuve dava yeniden  
açılmıtır. B.A., 14 Ocak 1999 tarihinde yeniden tutuklanarak cezaevine gönderilmitir.  
11 Nisan 1999 tarihinde, on dokuz yıldır firarda olan bavuran Türkiye’nin güneyinde  
yakalanarak tutuklanmıtır. 14 Nisan 1999 tarihinde cezaevine konulan bavuran, daha sonra  
26 Haziran 1986 tarihli iddianame gereğince ağır ceza mahkemesi önüne çıkarılmıtır.  
Ağır ceza mahkemesi, B.A. ile bavuranın dosyalarını 2000/272 sayılı dosya altında  
birletirme kararı vermitir.  
O dönemde, A.Ç., K.K.P. ve (mahkûmiyetinden sonra firar eden) Ma.Ko. hâlâ  
yakalanmamılardır. A.Ç., 3 Kasım 1996 tarihinde meydana gelen bir trafik kazası sonucu  
hayatını kaybetmitir.  
Bavuranın avukatları, esas hakimleri önünde yaptıkları savunmada, askeri mahkemenin  
D.D.’nin ikence altında verdiği ifadelere itibar ettiğini ve M.Y.’nin önce bavuranın adını  
olaya karıtırdığı halde daha sonra ifadesini geri çektiğini ve bunu yapmaya zorlandığını iddia  
ettiğini kaydetmitir. Ayrıca avukatlara göre, müvekilleri aleyhine hiçbir delil  
bulunmamaktadır.  
5
Đddia makamının bavuranın aleyhine olarak sunduğu deliller arasında, askeri mahkemenin  
incelediği dosyadan alınan D.D.’nin ifadeleri ve M.Y.’nin tanıklığı yeralmaktadır.  
Diğer suçlayıcı unsurlarda bavuranın adı geçmemektedir, savunmanın mahkemeye çağırdığı  
tanıkların yani Z.U., H.Y. ve Ö.N.T.’nin ifadeleri soruturma kapsamındaki olayın meydana  
geliꢀ ꢀekline dair bir açıklık getirmemitir.  
Kararın gerekçelerinden çıkan sonuca göre, askeri yargıçların aksine ağır ceza mahkemesi  
daha ziyade D.D.’nin 22 ve 24 Aralık 1978 tarihlerinde verdiği ifadeleri dikkate almıtır ;  
M.Y.’nin tanıklığı ise bu karardaki ifadesiyle aynı olmakla beraber fazladan bir tek « kendisi»  
kelimesini içermektedir.  
Resmi belgelere göre, M.Y ’nin asıl tanıklığına uyan da bu versiyondur. Bir gerçek daha var  
ki, 1980/1205 sayılı dava sırasında M.Y., bu tanıklığı, askeri mahkeme önünde görülen  
1981/176 sayılı davanın sanığı olarak Mamak askeri cezaevinde tutukluyken ikence altında  
söylediğini ileri sürerek inkâr etmitir. Bu dava kapsamında, M.Y. gerçekten suçortakları gibi  
mezkur cezaevinin C5 servisinde uygulanan kötü muameleden ikâyetçi olmuve vücudunda  
birçok yara izi bulunduğunu bir Adli Tıp raporuyla kanıtlamıtır.  
Oysa, ağır ceza mahkemesi, özellikle D.D. ve M.Y.’nin yukarıda belirtilen ifadelerinden yola  
çıkarak, bavuranın suçortaklarıyla birlikte Renault marka araç içerisinde bulunduğu ve  
katliama baaktör sıfatıyla katıldığı sonucuna varmıtır.  
Bavuran, 1 Kasım 1999 tarihinde –B.A. gibi – herbir cinayet için bir kez olmak üzere toplam  
yedi kez ölüm cezasına mahkûm edilmitir.  
29 Haziran 2000 tarihli kararda Yargıtay, iki sanığın baaktör sıfatı taımadığı gerekçesiyle  
bu kararı bozmutur.  
Dosyayı tekrar incelemesi istenen ağır ceza mahkemesi, masum olduğunu yineleyen  
bavuranı bir kez daha dinlemitir. Bavuran, yasadıı yollarla elde edilen ifadeleri esas  
alınarak mahkûm edildiğini ve dosyadan çıkarılması gerektiğini tekrarlamıtır. Bavuranın  
avukatı, bu ifadelerden baka bir unsurun bulunmamasının müvekkili lehine bir üphe  
yaratğını savunmutur. Avukata göre, bavuranın tehlikeli siyasi kargaa ve o dönemde  
süregelen güvensizlik yüzünden Türkiye’den kaçmak zorunda kalmıolması, suçluluğunun  
bir kanıtı olamaz.  
Ağır ceza mahkemesi, 15 ubat 2001 tarihinde daha önceki kararında direnmitir. Bavuranla  
ilgili olarak ise esas hakimleri, bir kez daha M.Y. ile D.D.’nin ihtilaflı ifadelerini  
benimsemilerdir.  
Bunun sonucunda, dosya Yargıtay genel kuruluna gönderilmitir. Yargıtay’ın 19 Haziran  
2001 tarihli kararında bavuranın mahkûmiyetini onamasıyla karar kesinlemitir.  
9 Ağustos 2002 tarihli resmi gazetede yayımlanan 4771 sayılı yasa uyarınca Türkiye’de barıꢀ  
zamanı, yani savailanı veya kaçınılmaz bir savatehditi durumları hariç, idam cezası  
kaldırıltır. Bundan dolayı, bavuran hakkında verilen ölüm cezaları en az yirmi beyıl  
cezaevinde kalması artıyla ömür boyu hapis cezasına çevrilmitir. 10 Ekim 2007 tarihinde,  
ceza, aynı artlar altında çekilmek üzere kırk yıl hapis olarak değitirilmitir.  
6
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 VE 3 d) MADDELERĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, ikence altında elde edilen delillerin keyfi olarak yorumlanması sonucu mahkûm  
olduğunu ve buna hiçbir zaman itiraz edemediğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda AĐHS’nin  
6. maddesinin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak 3 d) paragrafına atıfta bulunmaktadır (bakınız,  
özellikle, Fransa aleyhine Foucher davası, 18 Mart 1997, prg. 30, Karar ve hükümlerin  
derlemesi 1997-II).  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
A. Tarafların argümanları  
1. Hükümet  
Đlk olarak Hükümet, ön soruturma da dahil mevcut davayı oluturan olayların 1978 yılına  
uzandığını hatırlatmaktadır. Ayrıca, Hükümet özellikle Hırvatistan aleyhine Blečić ([GC], no  
59532/00, prg. 77-79, CEDH 2006-III) kararındaki bulgulara atıfta bulunmaktadır. Hükümet,  
Türkiye’nin bireysel itiraz hakkını yalnızca 28 Ocak 1987 tarihinden sonra “meydana gelen  
olaylar ve bu olaylara dayalı kararları kapsayan olgular” için tanıdığını ve bu itibarla  
AĐHM’nin ratione temporis yetkisiz olduğunu öne sürmektedir.  
Esasla ilgili olarak Hükümet, bavuranın yalnızca D.D. ve/veya M.Y.’nin ifadelerine  
bakılarak değil, kesinlikle dava dosyasındaki tüm unsurlar göz önüne alınarak mahkûm  
edildiğini savunmaktadır.  
Bu bakımdan, askeri mahkemenin verdiği karara atıfta bulunan Hükümet, D.D.’nin kötü  
muameleye maruz kaldığı iddialarının tıbbi delillerle ve polis memurlarının ifadeleriyle  
çürütüldüğünü ve bunun sadece savunmanın bir manevrası olduğunu ileri sürmektedir.  
Hükümet, M.Y. ile ilgili olarak da aynı kanaatte olduğunu ve ihbar ettiği kiilerin intikam  
almasından korktuğu için ifadesini geri çektiğini kaydetmektedir.  
D.D.’nin ifadelerindeki çelikiler için Hükümet, her ne kadar askeri mahkeme daha ağırlıklı  
olarak 19 Aralık 1978 tarihli ifadeyi dikkate almısa da, ağır ceza mahkemesinin bu seçime  
bağlı kalmadığını, dava dosyasının bütününü değerlendirmek suretiyle karar verdiğini ancak  
tabii olarak ilk davada bavuranın aleyhine olarak ortaya çıkan unsurları da göz önüne aldığını  
savunmaktadır.  
Son olarak Hükümet, bavuranın tanıkları sorgulayamamasının yegâne nedenini, mevcut  
davanın soruturma safhası boyunca ve suç ortaklarının askeri mahkeme önünde  
yargılanmaları süresince kendisinin firarda olmasına bağlamaktadır. Hükümet ayrıca, ilgili  
ahsın avukatı eliğinde en azından bu delillere hem esas hakimleri önünde ve hem de  
Yargıtay nezdinde itiraz edebileceğini eklemektedir.  
2. Bavuran  
Bavuran, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (CMUK) 247. maddesinin suçortağı D.D.  
ile tanık M.Y.’nin ifadelerinin kendi aleyhine kullanılmasını yasakladığını çünkü bu ifadelerin  
kendisinin bilgisi dıında alındıklarını, ayrıca ifade sahiplerinin daha sonra hakim önünde  
ifadelerini inkâr ettiklerini kaydetmektedir. Bavuran ayrıca, askeri mahkemenin de aynı  
7
ekilde D.D.’nin 22 ve 24 Aralık 1978 tarihlerinde verdiği ifadeleri reddettiğini  
hatırlatmaktadır.  
B. AĐHM’nin takdiri  
1. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet gibi AĐHM de, Blečić (ilgili bölüm, prg. 77) davasında aldığı karara atıfta  
bulunmaktadır. AĐHM buna karın, zaman bakımından yetkisinin iddia edilen ihlâli oluturan  
olaylara göre belirleneceğini ve mevcut davada bunun 14 Nisan 1999 tarihi itibariyle ağır ceza  
mahkemesinin karar aamasına denk geldiğini hatırlatmaktadır.  
Bu itibarla AĐHM, Hükümetin yetkisizlik iddiasını reddetmekte ve AĐHS’nin 35. maddesi  
anlamında baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığı için bavurunun bu bölümünü  
kabuledilebilir ilan etmektedir.  
2. Esasa ilikin  
AĐHM, idari makam sorunu ve ceza hukukunda delillerin kabuledilebilirliği konusundaki  
içtihadından çıkan genel ilkelere atıfta bulunmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Đsviçre  
aleyhine Schenk davası, prg. 46 ve sonrakiler, 12 Temmuz 1988, seri A no 140 ; Türkiye  
aleyhine Kolu davası, no 35811/97, prg. 59, 2 Ağustos 2005 ; Hollanda aleyhine Kok davası  
(karar), no 43149/98, Karar ve hükümlerin derlemesi 2000-VI ; Đtalya aleyhine A.M. davası,  
no 37019/97, prg. 55-56, CEDH 1999-IX ; Avusturya aleyhine Unterpertinger davası,  
prg. 31-33, 24 Kasım1986, seri A no 110 ; Fransa aleyhine Saïdi davası, prg. 43-44, 20 Eylül  
1993, seri A no 261-C ; Hollanda aleyhine Van Mechelen ve diğerleri davası , prg. 50, 23  
Nisan 1997, Derleme 1997-III ; Türkiye aleyhine Mentedavası, no 36487/02, prg. 29-30, 6  
ubat 2007 ; Türkiye aleyhine Söylemez davası, no 46661/99, prg. 121, 21 Eylül 2006).  
Dava boyunca bavuranın kendisine isnat edilen suçlamaları reddetmiolması ve Hükümetin  
ulusal mahkemenin kararını dayandırdığı baka unsurlar sunamaması muvacehesinde, AĐHM  
ağır ceza mahkemesinin bavuranın suçluluğuna karar verirken önemli ölçüde hatta sadece  
(Saïdi, ilgili bölüm, ibidem) D.D. ve M.Y.’nin ifadelerine dayandığını ki Yargıtay Genel  
Kurulu da bu yaklaımı onaylamıtır, tespit etmektedir.  
Đlke olarak AĐHM, bavuranın suçluluğu ve bu konuda verilen ihtilaflı ifadelerin kanıt  
değerleri hakkında karar verme durumunda olmadığını kaydetmektedir.  
AĐHM için bu ifadelerin ön soruturma aamasında ve bavuranın yokluğunda alındığını  
gözlemlemek yeterli olmaktadır. Bavuran ve avukatının, bütün yargılama süresince kendisini  
itham eden sanıkların ifade tutanaklarına erime imkanı bulunduğu, nitekim hakimler  
nezdinde bu delillerin meruiyetine ve kullanılmasına itiraz ettikleri görülmektedir.  
Ancak AĐHM, bavurana bu ifadelere itiraz etme imkanı tanınmasının, D.D. ve M.Y.’nin,  
bavurana sorgulama veya sorgulatma imkânı tanıyacak ekilde bir durumaya katılmalarının  
yerine geçemeyeceğini daha önce açıklamıtır (Mente, ilgili bölüm, prg. 32 ; Türkiye  
aleyhine Hulki Günedavası, no 28490/95, prg. 95, CEDH 2003-VII ; bakınız ayrıca, Türkiye  
aleyhine Sadak ve diğerleri davası, no 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96, prg. 63-  
68, CEDH 2001-VIII).  
8
Böyle bir imkân, sadece bavurana verilen cezanın aırı derecede ağır olması bakımından  
değil, aynı zamanda söz konusu ifadelerin konuyla irtibatı konusunda ciddi tereddütlerin  
olması çerçevesinde de büyük önem arzetmektedir.  
Nitekim, özellikle olayların meydana gelii ve saldırganların sayısı (yukarıdaki ilgili paragraf  
in fine ve sonraki – diğer suçortaklarının ifadeleriyle karılatırınız) gibi bazı açıklamaların  
kesin olmayıı, D.D.’nin değiik ifadeleri ve mahkemelerin yorumları arasında görülen  
farklılıklar bir kenara bırakılsa da AĐHM, D.D.’nin altı günlük gözaltı süresince  
sorgulandığını ve M.Y.’nin askeri mahkeme tarafından yargılanmayı beklerken Mamak askeri  
cezaevinde tutuklu bulunduğu bir dönemde ifadesinin alındığını da gözlemlemektedir. AĐHM  
ayrıca, bavuranı olaya bulatırdıktan sonra suçortaklarının ileriki tarihlerde ikence altında  
sorgulandıklarını ve tıbbi raporlar desteğinde suç duyurusunda bulunduklarını ileri sürerek  
açık bir ekilde ifadelerini değitirdiklerini not etmektedir.  
Adaletten 19 yıl kaçmıolan bavuranın davasında olası zorluklara rağmen ağır ceza  
mahkemesi, Türk yasalarının yargıç önünde itiraz edilen bu tür delilleri nasıl  
değerlendirdiğini çok iyi bildiği için, söz konusu ifadelerin verildiği koulları davanın  
hakkaniyete uygun olması açısından yine de incelemeliydi (bakınız, mutatis mutandis, Kolu,  
ilgili bölüm, prg. 44, ve Mente, ilgili bölüm, prg. 33).  
Oysa, esas hakimleri bu tür ifadelerin kabul edilmesinin bavuranın adil yargılanma hakkı  
üzerinde yaratacağı etkileri incelemekten kaçınmılardır (Birleik Krallık aleyhine Khan  
dava, no 35394/97, prg. 38-39, CEDH 2000-V ile karılatırınız) ; bu itibarla AĐHM için,  
esas hakimlerinin D.D. ve M.Y.’yi yeniden dinlemediklerini ve böylece verdikleri ifadelerin  
güvenilirlikleri hakkında sağlam bir fikir oluturma fırsatını ortadan kaldırdıklarını (Kolu,  
ilgili bölüm, prg. 61) ve ayrıca savunmanın mahkeme önünde yüz yüze yapılan bir  
yargılamada olayı kendi versiyonuyla açıklamasını engellediklerini gözlemlemek yeterli  
olacaktır.  
AĐHM, savunma makamının haklarının adil yargılanma hakkını ihlal edecek ölçüde  
kısıtlanğına ve bu nedenle AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3d) fıkralarının ihlal edildiğini  
hükmetmektedir.  
II. DĐĞER ĐHLÂL ĐDDĐALARI HAKKINDA  
Bavuran ayrıca, tutukluluk halinin ancak adil bir mahkûmiyetle sonuçlandığı takdirde  
mümkün olabileceğini savunarak, AĐHS’nin 5/1 maddesinin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak  
ihlâl edildiğini ileri sürmektedir. 19 ubat 2003 tarihli mektubunda bavuran, aynı zamanda  
AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmakta ve davanın sonucunu etkileyen ifadeleri veren D.D.  
ve Đ.Ç.’ye uygulanan kötü muameleden ikâyetçi olmaktadır.  
Hükümet bu savlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesine ilikin ikayetlerin gereğinin, bavuranın dolaylı olarak  
etkilendiği varsayılsa bile, 6. maddesinin ihlâlinin tespiti ile yerine getirildiği kanaatindedir.  
5. maddeyle ilgili ikâyet konusunda AĐHM, AĐHS’nin 5/1 a) maddesinin, bavuranın 15  
ubat 2001 tarihli karardan itibaren özgürlüğünden yoksun bırakılması durumuna « bir  
kimsenin yetkili bir mahkeme tarafından mahkûm edildikten sonra hapsedilmesi »  
bağlamında onay verdiğini kaydetmektedir.  
9
Bunun sonucu olarak AĐHM, bavurunun bu bölümünü AĐHS’nin 34. maddesinin 3. ve 4.  
fıkraları anlamında açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez ilan  
etmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
26 Mart 2007 tarihinde bavurana gönderilen hatırlatma mektubuna rağmen, bavuran hiçbir  
adil tatmin talebinde bulunmamıtır; dolayısıyla AĐHM, adil tatmin olarak herhangi bir  
meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.  
Buna karın bavuran, görülerinde, AĐHM’den hakkaniyete uygun olarak yeniden  
yargılanmasının sağlanması talep etmitir.  
Bu bağlamda AĐHM, ilke olarak, bir kii, mevcut davada olduğu gibi, AĐHS’nin 6.  
maddesinde öngörülen gerekliliklere uymayan bir yargılamanın sonunda mahkum edildiğinde,  
ilgilinin talebi üzerine davanın yenilenmesinin ya da dosyanın yeniden açılmasının tespit  
edilen ihlali gidermek bakımından en uygun yolu tekil edeceğini yinelemektedir (bkz, sözü  
edilen, Mente).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun, bavuran hakkında yürütülen yargılamanın hakkaniyetten yoksun olması  
kapsamında yapılan ikayete ilikin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ve 3. paragrafının d) bendinin ihlal edildiğine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 21 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
10