COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ D A ĐRE  
OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE DAVASI  
(B a vuru no. 30009/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
22 Temmuz 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 30009/03 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı olan  
Osman Karademir’in (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 17 Temmuz 2003  
tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Y. Can tarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1961 doğumludur ve Đstanbul’da yaamaktadır.  
25 Mayıs 2002 tarihinde bavuran, hırsızlık yaptığı üphesiyle Çinili Polis Karakolu  
polisleri tarafından gözaltına alınmıtır. Bavuran ile karakol amiri arasında çıkan bir  
tartımayı takiben bavuran Üsküdar Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü’ne gönderilmitir.  
Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü’nün nezaretine gönderilmeden önce bavuran muayene için  
Haydarpaa Numune Hastanesi’nde muayene edilmi, 25 Mayıs 2002 tarihli rapora göre  
vücudunda kötü muamele izlerine rastlanmamıtır. Đddiaya göre bavuran Üsküdar Asayiꢀ  
ube Müdürlüğü’nde bir hücreye alınmı, elleri ve gözleri bağlı tutulmu, çırılçıplak  
soyulmuve elektrik verilmitir.  
Bavuran 26 Mayıs 2002 tarihinde tekrar Çinili Polis Karakolu’na getirilmi, aynı tarihte  
ikinci kez muayene için Haydarpaa Numune Hastanesi’ne götürülmütür. Raporda yine kötü  
muamele izine rastlanmadığı belirtilmi, bavuran çıkarıldığı sorgu hakimince serbest  
bırakıltır.  
Aynı tarihte bavuran, kendisine kötü muamele ettiklerini iddia ettiği bepolis memuru  
hakkında Üsküdar Kaymakamlığı’na suç duyurusunda bulunmutur. Kaymakamın talebi  
üzerine bavuran 29 Mayıs 2002 tarihinde Üsküdar Kliniği ve Haydarpaa Numune  
Hastanesi’nde tekrar muayene edilmitir. Her iki rapor da kasıkta ağrı ve hassasiyet, idrar  
sorunları ve peniste hiperemiye iaret etmi, Adli Tıp Kurumu Üsküdar ubesi bavurana üç  
gün igörmezlik raporu vermitir.  
Bavuran 4 Haziran 2002 tarihinde Üsküdar Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü polisleri hakkında  
Üsküdar Cumhuriyet Basavcığı’na ikayette bulunmu, 5 Haziran 2002 tarihinde bavuran  
Üsküdar Emniyet Müdürlüğü Disiplin ube Müdürlüğü tarafından sorgulanmıtır.  
6 Haziran 2002 tarihinde biri muhakkik olarak görevlendirilen iki polis memuru 26  
Mayıs 2002 tarihli raporu düzenleyen Dr. Đbrahim Öner’i sorgulamı, doktor, bavuranı  
muayenesi sırasında herhangi bir kötü muamele izine rastlamadığını, böyle bir bulgu elde  
etseydi bunu raporunda belirteceğini ifade etmitir.  
17 Haziran 2002 tarihli bir ön soruturma raporunda muhakkik olarak hareket eden bir  
Bakomiser, bepolis memuru hakkında kovuturma yapılmasına gerek bulunmadığını  
1
OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI  
belirtmitir. Haydarpaa Numune Hastanesi’nin 26 Mayıs 2002 tarihli raporuna dayanarak,  
bavuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğuna karar vermitir. Ayrıca suçlanan polis  
memurlarından ikisinin olay tarihinde sözkonusu karakolda görevli olmadıklarını tespit  
etmitir.  
19 Haziran 2002 tarihinde Üsküdar Kaymakamlığı polis memurları hakkında ilem  
yapılmamasına karar vermitir. Bavuran sözkonusu kararın iptali için Đstanbul Bölge Đdare  
Mahkemesi’ne bavurmu, talep reddedilmitir.  
29 Ağustos 2002 tarihinde Đstanbul Valiliği’ne bağlı, Vali, Vali Yardımcısı, üç polis  
memuru ve bir memurdan oluan Đl Polis Disiplin Kurulu, bavurana kötü muamele yaptıkları  
iddia edilen polisler hakkında cezai ilem yapılmamasına karar vermitir. Olay tarihinde  
sözkonusu polislerden Muafak Çetin’in baka bir yerde görevli, Dündar Özel’in ise izinli  
olduğu belirtilmi, ayrıca doktor raporlarının bavuranın vücudunda herhangi bir lezyona  
iaret etmemesi nedeniyle Kurul bavuranın iddialarını mesnetsiz olarak değerlendirmitir.  
25 Aralık 2002 tarihinde Üsküdar Cumhuriyet Basavcılığı sözkonusu polislerin  
ifadesini almı, polisler iddiaları reddetmitir. Basavcılık 6 Ocak 2003 tarihinde bavuranın  
da ifadesini almı, bavuran 25 Mayıs 2002 günü önce Çinili Polis Karakolu’na alındığını ve  
daha sonra Haydarpaa Numune Hastanesi’ne götürüldüğünü, karakolda dövülmediği için  
hastanede yaralanması olmadığını söylediğini, ancak daha sonra Üsküdar Asayiꢀ ꢁube  
Müdürğü’ne götürülüp buradaki sorgusu sırasında gözlerinin bağlanıp elleri kelepçelenerek  
çeitli kötü muamelelere maruz kaldığını, gördüğü ikence sonucunda cinsel iktidarsızlık  
çektiğini iddia etmitir.  
4 Nisan 2003 tarihinde Basavcılık bavuranın tekrar ifadesini almı, bavuran elinde  
Haydarpaa Numune Hastanesi’nin 29 Mayıs 2002 tarihli raporundan baka bir rapor  
bulunmadığını, muayene masraflarını karılayamağı için Cerrahpaa Tıp Fakültesi Üroloji  
Kliniği’ne muayene olamadığını ve bu konuda Adli Tıp Kurumu bakanına bilgi verdiğini  
ifade etmitir.  
31 Ekim 2003 tarihinde Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi, suçunun üphenin ötesinde  
kanıtlanmamıolduğuna hükmederek bavuranı hırsızlık suçundan beraat ettirmitir.  
14 Kasım 2003 tarihinde Üsküdar Cumhuriyet Basavcısı Üsküdar Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne sunduğu iddianame ile Üsküdar Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü’nden dört polisi  
TCK’nın 243/1 maddesi uyarınca bavurana kötü muamele yapmakla suçlamıtır. Basavcı,  
iddia edilen kötü muamelenin polis memurlarının yargısal görevlerini ifa ederken  
gerçeklemiolması nedeniyle Üsküdar Kaymakamlığı’nın 19 Haziran 2002 tarihli kararının  
dikkate alınmaması gerektiğini belirtmitir. Ayrıca delil yetersizliği nedeniyle, bavuranı  
ölümle tehdit ettikleri iddiasına ilikin olarak Remzi Akıncı ve diğer iki polis memuru  
hakkında kovuturma yapılmaması gerektiğine karar vermi, karar 19 ubat 2004 tarihinde  
Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi’nce onanmıtır.  
13 Aralık 2004 tarihinde Adli Tıp Kurumu uzmanlar kurulu bavuranı muayene etmive  
bavuranda cinsel iktidarsızlık bulgusuna rastlamamılardır.  
Bavuran Üsküdar Cumhuriyet Basavcısının takipsizlik kararına itiraz etmi, 19 ubat  
2004 tarihinde Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi itirazı reddetmitir.  
2
OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI  
13 Nisan 2005 tarihinde Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi delil yetersizliği nedeniyle ve  
üpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanık polis memurlarını beraat ettirmitir. Mahkeme,  
Haydarpaa Numune Hastanesi’nden verilen 25 ve 26 Mayıs 2002 tarihli raporlar ve Adli Tıp  
Kurumu’nun 13 Aralık 2004 tarihli raporlarına dayanarak beraat kararı vermi, bavuran  
karara 11 Mayıs 2005 tarihinde itiraz etmi, Yargıtay 17 Ekim 2006 tarihinde birinci derece  
mahkemesi kararını onamıtır.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK  
Hükümet, bavurunun yargılama sonuçlanmadan yapılmıolması nedeniyle bavuranın  
iç hukuk yollarını tüketmediğini ve medeni ve idari hukuk çarelerinden yararlanmadığını  
savunmutur.  
Bavuran, mevcut tüm iç hukuk yollarını tükettiğini ve bunların etkisiz olduğunun  
ortaya çıktığını iddia etmitir.  
Hükümetin, ceza hukukundaki tüm yolların tüketilmemesine ilikin itirazlarına ilikin  
olarak Mahkeme, iç hukuk yollarının son aamasına bavurunun yapılmasından kısa bir süre  
sonra, ancak Mahkemenin kabuledilebilirliğe ilikin bir karar vermeden önce ulaılabileceğini  
hatırlatır (bkz. örneğin, Sağat, Bayram ve Berk – Türkiye, no. 8036/02 ve Yıldırım – Türkiye,  
no. 0074/98). Bavuranın kötü muamele iddialarına ilikin kovuturmanın 17 Ekim 2006  
tarihinde; AĐHM’nin kabuledilebilirlik kararından önce bittiğini kaydeder. Bu nedenle  
Hükümetin bu konudaki itirazını reddeder.  
Hükümetin itirazlarının ikinci kısmına ilikin olarak ise Mahkeme, benzer davalarda  
Hükümetin ön itirazlarını inceleyip reddetmiolduğunu hatırlatır (bkz. özellikle Karayiğit –  
Türkiye, no. 63181/00 ve Aksoy – Türkiye, Karar Raporları 1996-VI). Mahkeme somut  
davada yukarıda anılan bavurudaki tespitlerinden sapmak için özel koul görmemektedir.  
Bu koullar altında Mahkeme, Hükümetin ön itirazını reddeder.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun kalan kısmının  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, bavurunun baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
II. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran çeitli kötü muamelelere tâbi tutulması ve yetkililerin, ikence iddiaları  
hakkında etkili bir soruturma yürütmemiolmasından ikâyetçi olmutur.  
A. Tarafların ifadeleri  
1. Bavuran  
Bavuran, polis memurlarından yumruk, tokat, tekme, cinsel organına verilen elektrik  
oku ve sözlü hakaretler eklinde gördüğü kötü muamelenin en alt düzeyde iddete ulağı ve  
AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında kötü muameleye tekabül ettiğini iddia etmitir. Đdari ve  
yargı makamlarına yaptığı sayısız ikayetler ve vücudunda oluan, üç gün süreyle iꢀ  
3
OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI  
görmesini engelleyen yaralara iaret eden tıbbi raporlara rağmen anlamlı bir soruturma  
yürütülmediğini ve kendisine kötü muamelede bulunanların cezalandırılmaksızın adaletin  
elinden kaçtıklarını savunmutur.  
2. Hükümet  
Bavuranın vücudunda kötü muamele izleri bulunmadığını belirten 25 ve 26 Mayıs 2002  
tarihli raporlara dayanarak Hükümet, bavuranın iddialarının dayanaksız olduğunu ifade  
etmitir. Ayrıca idari ve yargı makamlarının bavuranın iddiaları hakkında çok titiz bir  
soruturma yürüttüğünü ve iddialarını doğrulayabilecek ikna edici delil bulunmadığına karar  
verdiklerini öne sürmülerdir.  
B. Mahkemenin değerlendirmesi  
1. Genel ilkeler  
Mahkeme, AĐHS’nin 3. maddesinin, AĐHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel  
hükümlerinden biri olduğunu hatırlatır. Bu madde aynı zamanda Avrupa Konseyi’ni oluturan  
demokratik toplumların temel değerlerinden birini muhafaza etmektedir. Bireylerin insan  
haklarının korunması için bir araç olarak AĐHS’nin amaç ve hedefi, sözkonusu hükümlerin,  
sağladığı güvenceleri uygulanabilir ve etkili kılmak amacıyla yorumlanmasını ve  
uygulanmasını da gerektirir (bkz. Avar – Türkiye, no. 25657/94).  
Mahkeme ayrıca bir kiinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp tahliye olduğunda yaralanmıꢀ  
olduğu görüldüğünde sözkonusu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine dair makul bir  
açıklama getirmenin ve bavuranın iddialarına ilikin, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla  
desteklenmise, üphe yaratacak deliller ortaya koymanın, devletin görevi olduğunu yineler.  
Aksi halde AĐHS’nin 3. maddesine dayalı açık bir sorun ortaya çıkacaktır (bkz. Çolak ve  
Filizer – Türkiye, no. 32578/96 ve 32579/96; Selmouni – Fransa [BD], no. 25803/94; Aksoy –  
Türkiye, yukarıda anılan ve Ribitsch – Avusturya, A Serisi no. 336).  
Mahkeme, görevinin ikincil niteliklerine karı duyarlıdır ve belli bir davanın  
koullarında kaçınılmaz olmadığı durumlarda olayın birinci derece mercii rolünü üstlenmede  
dikkatli olması gerektiğini kabul eder (bkz. örneğin McKerr – Đngiltere, 28883/95). Ancak  
AĐHS’nin 3. maddesine dayanan iddiaların ortaya atılması halinde Mahkeme tam bir titiz  
inceleme yapmalıdır (bkz. Ülkü Ekinci – Türkiye, no. 27602/95) ve bunu taraflarca sunulan  
deliller temelinde yapacaktır.  
Mahkeme, kanıtları değerlendirirken genellikle “makul üphenin ötesinde” standardını  
uygulamaktadır (bkz. Orhan – Türkiye, no. 25656/94 ve Avar, yukarıda anılan). Ancak böyle  
bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin  
varlığı ile ortaya konabilir (bkz. Ülkü Ekinci, yukarıda anılan).  
Ayrıca eğer sözkonusu olaylar, ahsın gözaltında kendi kontrolleri altında olduğu  
durumdaki gibi, tamamıyla veya büyük oranda yetkililerin bilgisi dahilinde gerçeklemise  
tutukluluk sırasında meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü maddi karineler ortaya  
çıkacaktır. Aslında tatminkâr ve ikna edici bir açıklama getirme yükümlülüğünün yetkililere  
ait olduğu söylenebilir (bkz. Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93).  
AĐHM, bir kiinin 3. maddeye aykırı olarak polis tarafından ciddi bir kötü muameleye  
tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia ortaya attığı durumlarda, sözkonusu hükmün,  
4
OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHS’nin 1. maddesinde yer alan devletin “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS’de  
yer alan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğüyle birlikte okunduğunda, etkili bir  
resmi soruturma yapılması gerekliliğini içerdiğini hatırlatır. Soruturma, sorumluların  
belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır. Eğer hal böyle değilse ikence,  
insanlık dıı ve alçaltıcı muamele ve cezaların genel olarak yasaklanması, ciddi önem  
taımasına rağmen pratikte etkisiz olacak ve kimi durumlarda devlet görevlilerinin, fiili bir  
dokunulmazlıkla, kontrolleri altında bulunanların haklarını suiistimal etmeleri mümkün  
olacaktır (bkz. Assenov vd., Raporlar 1998-VIII).  
2. Đlkelerin somut dava koullarına uygulanması  
a. Bavuran tarafından uğrandığı iddia edilen kötü muamele  
Mahkeme bavuranın polis nezaretinden çıkmasını müteakip üç kez muayene olduğunu  
kaydeder. Đlk iki muayene 25 ve 26 Mayıs 2002 tarihlerinde Haydarpaa Numune  
Hastanesi’nde, son muayene ise 29 Mayıs 2002 tarihinde Üsküdar Adli Tıp Kurumu’nda  
yapıltır. Haydarpaa Numune Hastanesi’nden verilen raporlar bavuranın vücudunda kötü  
muamele izlerine iaret etmezken üçüncü tıbbi rapor kasıkta ağrı ve hassasiyet, idrar sorunları  
ve peniste hiperemiye iaret etmive bavuranın üç gün süreyle iyapamayacağı  
belirtilmitir.  
Mahkemenin görüüne göre 29 Mayıs 2002 tarihli raporda tarif edilen semptomlar  
bavuranın cinsel organına elektrik verildiği ile en azından uyumakta ve 3. madde  
kapsamında kötü muameleye tekabül etmektedir (bkz. örneğin A. – Đngiltere, Raporlar 1998-  
VI ve Ribitsch, yukarıda anılan).  
Bu nedenle açığa kavuturulması gereken Hükümetin bu yaralanmanın nasıl olutuğu  
konusunda inandırıcı bir açıklama getirip getirmediği ve bavuranın iddialarının doğruluğuna  
üphe getirecek delil sunup sunmadığıdır.  
Bavuranın iddialarına cevap olarak Hükümet Haydarpaa Numune Hastanesi doktoru  
tarafından verilen ilk iki rapora dayanmıve bavuranın iddialarının hiçbir kanıtla  
doğrulanmağını ifade etmitir. Aynı doktor raporlarına dayanan, soruturmadan sorumlu  
yerel merciler tarafından da benzer sonuçlara varılmıtır.  
Mahkeme öncelikle büyük bir ehemmiyetle bavuranın Haydarpaa Numune  
Hastanesi’nde yapılan muayenesinden önce polis memurlarının Dr. Đbrahim Öner’in odasına  
girip onunla konutukları ve doktorun bavuranın kötü muamele ikâyetlerine raporunda yer  
vermediği iddiasını dikkate alır. Bu iddiayı doğrulayamamasına rağmen Mahkeme, ikence ya  
da kötü muamele soruturmalarında yer alan tıp doktorlarının her zaman en yüksek etik  
standartlara uygun olarak hareket etmesi gerektiğini ve muayenelerin doktorun denetimi  
altında, gizlilik içinde ve güvenlik güçleri ve diğer devlet görevlilerinin mevcut olmadığı bir  
ortamda yapılması gerektiğini belirtir (bkz. BM Genel Kurulu’nun 4 Aralık 2000 tarihli 55/89  
sayılı kararıyla tavsiye edilen Đꢀkence ya da Diğer Zalimane, Đnsanlık Dıı ya da Onur Kırıcı  
Muamele ya da Cezalandırmanın Etkili Biçimde Soruturulması ve Belgelenmesi Đlkeleri).  
Ayrıca çalıma artlarına bakılmaksızın tüm sağlık personeli muayene ve tedavi etmeleri  
istenen insanlara bakmak temel göreviyle yükümlüdür. Profesyonel bağımsızlıklarından  
sözlemeye dayalı ya da diğer düüncelerle taviz vermemeleri ve raporlarında kötü  
muameleye dair tüm kanıtları açıkça belirterek tarafsız delil sunmaları gerekir (bkz. BM Đnsan  
Hakları Yüksek Komiserliği’ne sunulan 9 Ağustos 1999 tarihli Đꢀkence ya da Diğer Zalimane,  
5
OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI  
Đnsanlık Dıı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezalandırmanın Etkili Biçimde  
Soruturulması ve Belgelenmesi Rehberi, “Đstanbul Protokolü”).  
Her halükârda Mahkeme, bavuranın soruturma yapan makamlara ve daha sonra  
Üsküdar Basavcığı’na verdiği ifadelerde Üsküdar Asayiꢀ ꢁube Müdürlüğü’nün nezaretinde  
polis memurlarından kötü muamele gördüğü anlatımında açık ve net olduğunu dikkate  
almalıdır. Bavuran, gördüğü muamelenin ayrıntılı tarifini yapmıve kötü muamele  
uygulayan polis memurlarının isimlerini vermitir. Ayrıca Çinili Polis Karakolu’nda kötü  
muamele görmediğini ve bu nedenle 25 Mayıs 2002 tarihinde Haydarpaa Numune  
Hastanesi’nde yapılan muayenesinde vücudunda kötü muamele izleri bulunmadığını Üsküdar  
Cumhuriyet Basavcısına anlatmıtır. Kötü muamelenin kendisine Üsküdar Asayiꢀ ꢁube  
Müdürğü’nde uygulandığını ancak iddialarına ve kötü muamele izlerine 26 Mayıs 2002  
tarihli doktor raporunda yer verilmediğini de açıklamıtır. Bu açıklamalar ıığında Basavcı,  
dört polis memuru hakkında kötü muamele uyguladıkları suçlamasını yöneltmitir.  
Ne var ki Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi 29 Mayıs 2002 tarihli doktor raporunu dikkate  
almave bunun yerine bavuranın cinsel iktidarsızlık çekmediğini belirten Haydarpaa  
Numune Hastanesi’nin ve Adli Tıp Kurumu’nun 13 Aralık 2004 tarihli raporlarına dayanarak  
polis memurlarını beraat ettirmitir. Son olarak Basavcının sözkonusu karara itiraz  
niteliğindeki ifadesi ve birinci derece mahkemesinin 29 Mayıs 2002 tarihli raporda tespit  
edilen bavuranın vücudundaki izlerin nedenini soruturması gerektiği görüüne rağmen  
Yargıtay, birinci derece mahkemesi kararını gerekçe belirtmeden onamıtır.  
Mahkeme, tutuklu bulunan herkesin sağğından devletin sorumlu olduğunu yineler.  
Böyle kimseler savunmasız bir vaziyettedir ve yetkililerin onları koruma görevi vardır.  
Yetkililerin gözaltında kendi kontrolleri altındaki ahısların yaralanmasıyla ilgili hesap verme  
yükümlülüğü ve 29 Mayıs 2002 tarihli doktor raporunda belirtilen semptomlara ilikin  
herhangi bir açıklama getirilmemesi dikkate alındığında Mahkeme, Hükümetin sözkonusu  
yaralanmaların nasıl olutuğuna ikna edici bir açıklama getiremediği görüündedir. Bu  
nedenle sözkonusu semptomların Hükümetin sorumluluğundaki bir muamelenin sonucu  
olduğuna karar verir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi esas olarak ihlal edilmitir.  
b. Etkili bir soruturma yapılmadığı iddiası  
Mahkeme, bavuranın birtakım idari ve yargı mercilerine yaptığı kötü muamele  
ikayetinden sonra yetkililerin iddialarla ilgili bir soruturma açtıklarını kaydeder. Bu  
bağlamda Üsküdar Kaymakamlığı ve Đl Polis Disiplin Kurulu tarafından görevlendirilen  
kıdemli polis memurları tarafından ön soruturmalar yapılmı, sanık polis memurlarından  
ikisinin iddia konusu olay sırasında görevli olmaması ve Haydarpaa Numune Hastanesi’nin  
verdiği raporların kötü muameleye iaret etmemesi nedeniyle bavuranların iddialarının  
asılsız olduğuna karar verilmitir.  
Ancak Mahkeme Türkiye aleyhindeki geçmidavalarda güvenlik güçlerine yöneltilen  
benzer iddialara ilikin soruturma yapmakla sorumlu olan bu kurumların, soruturulan  
güvenlik güçleri ile tam bağlantılı bir yönetici olan Vali’ye hiyerarik olarak bağımlı devlet  
memurlarından oluması nedeniyle bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini tespit etmitir  
(bkz. diğerlerinin yanı sıra Đpek – Türkiye, no. 25764/94). Mahkeme, somut dava koullarında  
iddiaların polis gücüne yöneltilmiolması nedeniyle yukarıda anılan kurumların sözkonusu  
gücün mensupları olan kıdemli polis memurlarını muhakkik olarak atamasının uygun  
6
OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI  
olmadığı görüündedir. Bu itibarla muhakkiklerin meslektalarının ifadelerine güvenmeye  
istekli olmaları Mahkeme’nin geçmiteki bulgularını teyit etmektedir.  
Ayrıca idari mercilerin ulağı sonuçlara rağmen Üsküdar Cumhuriyet Basavcısı  
bavuranın açıklamaları ve 29 Mayıs 2002 tarihli doktor raporunda yer alan bulguların  
ıığında dört polis memuru aleyhinde suçlamalarda bulunmutur. Ancak Üsküdar Ağır Ceza  
Mahkemesi 29 Mayıs 2002 tarihli raporda belirtilen semptomların nedenini soruturmaksızın  
polis memurlarını beraat ettirmitir. Basavcının 29 Mayıs 2002 tarihli raporda yer verilen  
bulguların bavurana uygulandığı iddia edilen kötü muamelenin sonucu olup olmadığının  
birinci derece mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerektiği görüüne herhangi bir cevap  
verilmemesi nedeniyle Basavcının Yargıtay’a sunduğu ikinci görüde sonuç getirmemitir.  
Yukarıdaki değerlendirmeler Mahkemenin bavuranın polis memurlarının elinde kötü  
muamele gördüğü iddiaları hakkında ulusal yetkililerin etkili ve bağımsız bir soruturma  
yürütemediklerine karar vermesi için yeterlidir. Ayrıca bavuranın davasında uygulandığı  
ekliyle ceza hukuku sisteminin caydırıcılıktan uzak olduğunun kanıtlandığı ve bavuranın  
ikâyetçi olduğu gibi kanunsuz fiillerin etkili bir ekilde önlenmesini sağlamakta caydırıcı  
etkisinin bulunmadığı kanaatindedir (bkz. mutatis mutandis, Okkalı – Türkiye, no. 52067/99).  
Bu nedenle sözkonusu hüküm usul olarak ihlal edilmitir.  
Bu artlar altında Mahkeme AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında ayrı bir hususun ortaya  
çıkmağı görüündedir (bkz. Timur – Türkiye, no. 29100/03).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 70,000 Euro manevi tazminat talep etmitir. Ayrıca miktar belirtmeden maddi  
tazminat talebinde de bulunmutur.  
Hükümet, talep edilen miktarın aırı olduğunu savunmutur.  
Mahkeme tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı  
kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak tespit edilen ihlalleri dikkate alarak ve  
hakkaniyete uygun bir değerlendirmeyle bavurana 10,000 Euro manevi tazminat ödenmesini  
uygun bulmaktadır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca AĐHM önündeki masraf ve harcamalara karılık olarak 6,820 Euro talep  
etmitir. Bu bağlamda temsilcileri tarafından verilen 65 saatlik avukatlık hizmetini gösteren  
7
OSMAN KARADEMĐR – TÜRKĐYE KARARI  
bir çizelge ve bavurusunun AĐHM önünde temsili için yapılan masraf ve harcamaların bir  
tablosunu sunmutur.  
Hükümet, talep edilen miktarın haklı olmadığını ya da gerçekten ve gerektiği için  
harcanmadığını savunmutur.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada Mahkeme, elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde  
bulundurarak AĐHM önündeki yargılama için 3,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Oybirliğiyle bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. 1’e karı 6 oyla AĐHS’nin 3. maddesinin esas olarak ihlal edildiğine;  
3. Oybirliğiyle AĐHS’nin 3. maddesinin usul olarak ihlal edildiğine;  
4. Oybirliğiyle AĐHS’nin 13. maddesi ile ilgili ayrı bir husus bulunmadığına;  
5. 1’e karı 6 oyla;  
(a) Sorumlu Devlet’in bavurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk  
Lirası’na çevrilerek:  
(i) 10,000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat;  
(ii) 3,000 Euro (üç bin Euro) yargılama masraf ve giderleri;  
(iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 22 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
8