OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
AĐHM, devlet görevlilerinin baꢀvuranın oğlunun ortadan kaybolmasından sorumlu
olduklarının tespit edilmediği kanısına varmıꢀtır. Ancak bu durum Hükümeti AĐHS’nin 2.
maddesi çerçevesindeki yükümlülüklerinden kurtarmamaktadır. AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına
göre, 2/1. maddenin ilk cümlesi, devleti, yalnız kasıtlı ve yasalara aykırı olarak öldürmekten
alıkoymakla kalmayıp, aynı zamanda yargı yetkisi içinde bulunan kimselerin hayatlarını
güvence altına almak için uygun tedbirler almaya da mecbur etmektedir (bkz. L.C.B. –
Đngiltere, Raporlar 1998-III).
Bu koꢀul, kiꢀilere karꢀı suç iꢀlenmesini önlemek amacıyla, böyle maddelerin ihlalini
engellemek, bunlarla mücadele etmek ve gerçekleꢀtiği takdirde ceza vermek için icra
mekanizmasıyla desteklenmiꢀ etkili ceza hukuku maddeleri koyarak, yaꢀam hakkını güvence
altına almak gibi, devletin baꢀlıca görevini içermektedir. Ayrıca bu durum, uygun koꢀullarda,
yetkili makamların, yaꢀamı tehdit altında olan bir kimseyi, baꢀka bir kimsenin suç fiilinden
korumak için önleyici fiili tedbirler almak yönündeki pozitif yükümlülüklerini de
kapsamaktadır (bkz. Osman – Đngiltere, Raporlar 1998-VIII).
Bu bağlamda AĐHM, çağdaꢀ toplumlarda güvenliğin sağlanmasında yaꢀanan güçlükler,
insan davranıꢀlarının kestirilemezliği ve öncelik ve kaynaklar bakımından yapılması gereken
faaliyet seçimleri ıꢀığında, pozitif yükümlülüğün kapsamının, yetkililere imkansız ya da
ölçüsüz bir yük getirmeyecek ꢀekilde yorumlanması gerektiğini yineler. Bu çerçevede,
Sözleꢀme, her hayati tehlike iddiası tehlikenin gerçekleꢀmesini önlemek için fiili tedbir alma
yükümlülüğü getirmemektedir (bkz. Akkoç – Türkiye, 22947/93).
Pozitif bir yükümlülüğün ortaya çıkması için, yetkili makamların, kimliği tespit edilmiꢀ
kiꢀi veya kimselerin yaꢀamlarına yönelik üçüncü bir taraftan gelen suç fiiline iliꢀkin gerçek ve
mevcut zamanda var olan bir tehdidin varlığından önceden veya olayın meydana geldiği
zaman haberdar olmalarının ve yetki alanları içinde, makul biçimde değerlendirildiğinde, bu
tehdidin önünü kesebileceği beklenen önlemleri almadıklarının tespit edilmesi gerekmektedir
(bkz. Osman, yukarıda anılan).
Atilla Osmanoğlu’nun yaꢀamını gerçekten ve acilen tehdit eden bir unsurun olup
olmadığı konusunda, AĐHM, bir kimsenin ortadan kaybolmasının, buradaki gibi baꢀvuranın
oğlunun ortadan kaybolduğu koꢀullarda, hayatı tehdit edici olarak değerlendirilebileceğini
tespit etmiꢀtir. Ayrıca AĐHM, daha önce, bir kimsenin hayatı tehdit edici koꢀullar içerisinde
ortadan kaybolmasının, devletin, AĐHS’nin 2. maddesinin özünde var olan pozitif
yükümlülükle uyumlu olarak, kayıp kiꢀinin yaꢀam hakkını korumak için fiili tedbirler
almasını gerektirdiğine karar vermiꢀtir (bkz. Koku- Türkiye, 27305/95). Ayrıca bu bağlamda,
hem Koku davasındaki kayıp kimsenin hem bu davadaki baꢀvuranın oğlunun, daha önce
tehditler aldığına iꢀaret edilmelidir. Ek olarak, hem Koku davasında hem mevcut davada,
yetkili makamlar yaꢀanan kaçırılma olayı konusunda ertesi gün bilgilendirilmiꢀlerdir.
AĐHM bu nedenle, ortadan kaybolma olayının ardından, baꢀvuranın oğlunun hayatının,
sözkonusu tarihlerde, diğerlerinden daha gerçek ve ivedi tehdit altında olduğu kanısına
varmıꢀtır. Yetkili makamlardan gerçekleꢀtirmeleri beklenen eylemin, zaten gerçekleꢀmiꢀ olan,
baꢀvuranın oğlunun ortadan kaybolmasını önlemeleri değil, diğer kimselerin suç fiilleri
sonucu tehdit altında olan hayatını korumak için fiili tedbirler almaları olduğu
anlaꢀılmaktadır.
Bu bağlamda AĐHM, yetkili makamların baꢀvuranın oğlunun kaçırılmasından 26 Mart
1996 gibi erken bir tarihte haberdar edildikleri gözlemler. Buna göre, bu tarihten itibaren,
11