COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ D A ĐRE  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE DAVASI  
(B a vuru no. 48804/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
24 Ocak 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 48804/99 bavuru numaralı davanın nedeni Kürt  
kökenli T.C. vatandaı Muhyettin Osmanoğlu’nun (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları  
Komisyonu’na (“Komisyon”) 25 Eylül 1996 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin  
(“Sözleme”) eski 25. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde, Londra’da bulunan Kürt Đnsan Hakları Projesi’ne bağlı  
avukatlar Mark Muller, Tim Otty, Kerim Yıldız ve Lucy Claridge ile Diyarbakır Barosu’na  
bağlı avukatlar Reyhan Yalçındağ, Aygül Demirtave Selahattin Demirtatarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran Muhyettin Osmanoğlu 1942 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
1968 doğumlu olan Atilla Osmanoğlu’nun babasıdır. Atilla, iddiaya göre, 25 Mart 1996  
tarihinde polis tarafından gözaltına alınmıve daha sonra ortadan kaybolmutur.  
A. Giri  
Dava olayları taraflar arasında ihtilaflıdır ve ayrı olarak sunulacaktır.  
Bavuran tarafından sunulduğu ekliyle dava olayları aağıda yer alan B Kısmı’nda  
ortaya konmutur. Hükümet’in dava olaylarına ilikin görüleri C Kısmı’nda özetlenmitir.  
Taraflarca sunulan, belgelere dayanan deliller D Kısmı’nda özetlenmitir.  
B. Bavuranın dava olaylarına ilikin görüleri  
Bavuran emekli bir devlet memurudur. Bu bavuruya yol açan olayların gerçekletiği  
dönemde, bavuran ve ailesi Diyarbakır’da yaamaktaydılar ve burada bavuranın oğlu Atilla,  
bavuranın sahibi olduğu toptan satıyapan bir bakkal dükkanı iletmekteydi. Bavuran ve  
ailesi, Diyarbakır’dan önce, yakın mesafedeki Hazro ilçesinde yaamaktaydılar ve bavuran  
burada devlet memuru olarak görev yapmaktaydı. ubat 1992’de, oğlunun bir polis memuru  
tarafından tehdit edilmesinden sonra bavuran ve ailesi Diyarbakır’a taınmılardır. 1994  
tarihinde, bavuran, 28 gün süreyle tutuklu bulundurulmuve tutukluluğu sırasında kötü  
muameleye tabi tutulmutur. Daha sonra, hakkındaki suçlamalardan beraat etmitir.  
25 Mart 1996 tarihinde, saat 11:00 sıralarında, bavuran dükkana gelmive iki adamın  
Atilla’yı dükkandan dıarı çıkardıklarını görmütür. Adamlardan bir tanesi sarıın, uzun boylu  
ve sakalsızdı ve saç kesimi “Amerikan tıraı” eklindeydi. Đkinci adam, tıknaz, orta boylu ve  
esmerdi. Adamlar silahlılardı ve telsiz taıyorlardı.  
Đki adam bavurana polis memurları olduklarını ve oğlunu emniyet müdürlüğünde  
kantin hizmeti sağlamaya yönelik sözleme teklifinde bulunabilmesi için emniyet  
müdürğüne götürdüklerini söylemilerdir. Adamlar, ayrıca, yanlarına bir kutu eker ve bir  
kilo çay almılardır. Đki adam, bavurana Atilla’yı yaklaık yarım saat içinde geri  
1
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
getireceklerini söyleyince ve Atilla da bunu doğrulayınca, bavuran, müdahale etmemeye  
karar vermitir. Bavuran, Atilla’nın, içinde iki yolcunun daha bulunduğu bir arabaya  
götürülğünü görmütür. Komu dükkan sahipleri de iki adamın Atilla’yı yanlarında  
götüüne tanık olmulardır.  
Aynı iki adam daha önce dükkana gelmiler ve kantinden geldiklerini belirtip Atilla’dan  
kendileriyle gelmesini istemilerdir. Atilla gitmeyi reddedince, iki adam yaklaık bir saat  
dükkanda oturmuve üç telefon görümesi yapmılardır. Atilla, adamların ifreli konumaları  
nedeniyle bu telefon görümelerini anlamadığını belirtmitir. Atilla o akam bavurana bu  
olayı anlattığında, olay hakkında endieliydi.  
25 Mart 1996 akamı Atilla geri dönmeyince, bavuran, onun gözaltına alındığını  
ünmütü. Ertesi gün, Valiliğe ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Basavcılığı’na  
bavurmutur. Aynı Savcı’ya 29 Mart ve 1, 9 ve 19 Nisan tarihlerinde yine bavurmutur. 16  
Mayıs 1996 tarihinde, bavuran bir kez daha Valiliğe bavurmutur.  
Bavuran, 1 Nisan 1996 tarihli dilekçesine, Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı’ndan  
yanıt almıtır. Savcı, bavuranın oğlunun isminin gözaltı kayıtlarında yer almadığını ifade  
etmitir.  
Haziran 1996’da, bavuran, dilekçeleri ile ilgili olarak Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ne çağrılmıtır. Sunduğu ifade ve ikayet, 1996/4041 ön dosya numarası altında  
dosyalanmıtır. Valiliğe yaptığı bavuru hakkında, bavurana, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü  
Cinayet Masası ile irtibata geçmesi söylenmitir. Bavuran, söz konusu merciye mektup ile  
bavurmu; ancak, bölgede bulunan kimliği belirlenememibirkaç cesedi tehis etmesi talebi  
ında bir yanıt almamıtır.  
Son olarak, davanın kabuledilebilirliğine ve esasına ilikin Hükümet görülerine yanıt  
olarak AĐHM’ye sunduğu görülerinde, bavuran, 4 Temmuz 2005 tarihinde Özgür Gündem  
gazetesinde yayınlanan ve iddiaya göre JĐTEM (Jandarma Đstihbarat Terörle Mücadele) eski  
üyesi olan Abdülkadir Aygan tarafından yapılan ve oğlu Atilla’nın kaçırılmasını ve daha  
sonra öldürülmesini anlatan sözde itirafın ayrıntılarını açıklayan bir makaleye atıfta  
bulunmutur.  
C. Hükümet’in dava olaylarına ilikin görüleri  
Hükümet, bavuranın 1 Nisan 1996 tarihinde Savcı’ya ikayette bulunduğunu  
doğrulamıtır. Sözkonusu ikayette bavuran, oğlunun polis memurları tarafından gözaltına  
alındığını iddia etmive oğlunun bulunduğu yere ilikin bilgi talep etmitir.  
Savcı, bavuranın ikayetini alması üzerine, Emniyet Müdürlüğü gözaltı kayıtlarını  
incelemive Atilla Osmanoğlu’nun gözaltına alınmamıolduğu kararına varmıtır. Savcı,  
Atilla Osmanoğlu’nun gözaltına alınmıolduğunu gösteren gözaltı kayıtlarının veya  
kaçırılğına veya kanunsuz bir fiil sonucu mağdur olduğuna dair delillerin mevcut olmadığı  
gerekçesiyle soruturma balatmatır.  
20 Mayıs 1996 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masasında bavuranın  
ifadesi alınmıtır. Bu ifadenin alınmasının ardından, Atilla Osmanoğlu kayıp ahıs olarak  
kayıtlara geçmive bulunması amacıyla ülke genelinde bir soruturma yürütülmütür.  
2
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM bavurunun kabuledilebilir olduğuna karar verdikten sonra, Hükümet’ten, Atilla  
Osmanoğlu’nun ortadan kaybolmasına ilikin tam soruturma dosyasının bir örneğini  
sunmasını talep etmitir. Hükümet’ten, bununla birlikte, Abdülkadir Aygan’ın, bavuranın  
oğlunun kaçırılmasına ve öldürülmesine ilikin sözde itirafına yönelik bir soruturma açılıp  
açılmağına dair bilgi talep etmitir. Hükümet, yanıt olarak, AĐHM’ye, iddiaların soyut ve  
asılsız olmaları nedeniyle, Atilla Osmanoğlu’nun ortadan kaybolmasına veya Aygan’ın sözde  
itirafına yönelik bir soruturma balatılmağını bildirmitir.  
D. Taraflarca sunulan belgelere dayalı deliller  
Aağıda bulunan bilgiler, taraflarca sunulan belgelerde yer almaktadır.  
26 Mart 1996 tarihinde, bavuran, Diyarbakır Valiliği’ne bir dilekçe sunmuve oğlunun  
bir gün önce Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü kantininden geldiğini iddia eden iki sivil polis  
tarafından götürüldüğünü ifade etmitir. Bavuran, ayrıca, ilgili tüm mercilere bavurmuꢀ  
olmasına rağmen kendisine oğlunun bulunduğu yere ilikin herhangi bir bilgi verilmediğini  
belirtmitir.  
1 Nisan1996 tarihinde, bavuran, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı’na bir  
dilekçe sunmuve oğlunun 25 Mart 1996 tarihinde güvenlik güçleri tarafından gözaltına  
alındığını ve o tarihten itibaren oğlundan haber alamadığını ifade etmitir. Savcı’dan,  
kendisini oğlunun akıbeti ve nerede tutulduğu hakkında bilgilendirmesini talep etmitir. 4  
Nisan 1996 tarihinde Savcı tarafından dilekçeye eklenmiel yazısı ile yazılmıbir nota göre,  
bavuranın oğlunun ismi gözaltı kayıtlarında yer almamaktadır.  
16 Mayıs 1996 tarihinde, bavuran, Diyarbakır Valiliği’ne ikinci bir dilekçe sunmuve  
26 Mart 1996 tarihli önceki dilekçesinin içeriğini yinelemitir. Bavuran, ayrıca, oğlunun  
herhangi bir yasadıı örgütle bağlantısının olmadığını ifade etmitir.  
20 Mayıs 1996 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masasında bavuranın  
ifadesi alınmıtır. Bavuran önceki ifadelerini yinelemive oğlunu götüren iki adamın  
ekalini tarif etmitir. Đki adamı tekrar görmesi halinde tehis edebileceğini ifade etmitir.  
Ayrıca, aynı iki adamın oğlunu götürmelerinden iki gün önce dükkana geldiklerini ve  
dükkandan çıktıktan sonra komu dükkana gittiklerini eklemitir. Bavuran, komu dükkan  
sahibinin, polis memurlarının kimliğini tespit etmek amacıyla sorgulanabileceğini belirtmitir.  
Atilla Osmanoğlu ismi, bavurunun kabuledilebilir olduğuna karar verildikten sonra  
Hükümet tarafından AĐHM’ye sunulan Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü gözaltı kayıtlarında  
yer almamaktadır.  
4 Temmuz 2006 tarihinde, Abdülkadir Aygan tarafından yapıldığı iddia edilen itiraf  
Özgür Gündem gazetesinde yayınlanmıtır. Aygan’ın, Atilla Osmanoğlu’nun JĐTEM  
tarafından kaçırıldığı ve – aynı zamanda Koçero olarak da bilinen – Cindi Acet tarafından,  
cesedin tehisinin mümkün olmaması için baının çekiçle ezildiğini ifade ettiği aktarılmıtır.  
Daha sonra, Silopi ilçesinin yakınında kullanılmayan bir tanker içine atılan ceset 30 Mart  
1996 tarihinde bulunmuve Silopi Cumhuriyet Savcısı tarafından otopsi raporu  
düzenlenmitir. Cumhuriyet Savcısı tarafından açılan dosyaya 1996/313 ön soruturma  
numarası verilmitir. Otopsi raporuna göre, ceset 175 santimetre uzunluğunda, 70 kilo  
ağırlığında, yaklaık 25-30 yalarında olan koyu renk saçlı bir erkeğe aittir. Yüz bölgesinde  
birkaç ciddi kesik yer almaktaydı ve kafatasının bazı kısımları kırılmıtı. Ceset, Silopi  
3
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
mezarğının sahipsiz cesetler için ayrılan bölümüne defnedilmitir. Bavurana sonradan bu  
cesedin resimleri gösterilmi; ancak, bavuran, ölüyü oğlu olarak tehis edememitir.  
HUKUK  
I. HÜKÜMETĐN ÖN ĐTĐRAZI  
Bavurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesinden yaklaık bir sene sonra, 29  
Mayıs 2007 tarihinde sunulan bir mektupta Hükümet, AĐHM’ye, Diyarbakır Cumhuriyet  
Savcısı’nın 23 Haziran 2006 tarihinde takipsizlik kararı verdiğini ve bavuranın bu karara  
karı resmi bir itirazda bulunmadığını bildirmitir. Hükümet, sonradan, AĐHM’ye, söz konusu  
kararın 2 Ekim 2006 tarihinde bavurana bildirildiğini gösteren bir belge sunmutur.  
Hükümet, AĐHM’den, bavuranın iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle, bavurunun  
kabuledilemez olduğuna karar vermesi talebinde bulunmutur.  
Bavuran, Hükümet tarafından ileri sürülenin aksine, takipsizlik kararının kendisine  
tebliğ edilmediğini iddia etmitir. Bavuran, söz konusu karara itiraz etmiolsa bile, üpheli  
serbest olduğu için sonucun aynı olacağı görüündedir. Her halükarda, davanın kabuledilebilir  
olduğuna zaten karar verilmitir ve Hükümet aksini kanıtlamak için herhangi bir delil  
sunmatır.  
Balangıç olarak, Hükümet’in, takipsizlik kararını, 20 Eylül 2006 tarihinde AĐHM’ye  
sunulan kabuledilebilirlik sonrası ek görülerine dahil etme imkanı olmasına rağmen, 29  
Mayıs 2007 tarihine kadar AĐHM’ye bildirmediği vurgulanmalıdır.  
AĐHM, ayrıca, Cumhuriyet Savcısı’nın 23 Haziran 2006 tarihli kararının, zamanaımına  
dayanğını kaydetmitir. Kararda, suç “kiisel özgürlüğün kısıtlanması” olarak anılmıtır ve  
bu suç için zamanaımı süresi uygulanabilir iç mevzuat uyarınca 10 yıldır. Bu, bir  
soruturmanın sonunda alınmıbir karar değil; sadece zamanaımı süresine ulaıldığını  
saptayan bir karardır. Esasen, Hükümet’in de kabul ettiği gibi, Atilla Osmanoğlu’nun ortadan  
kaybolmasına veya Aygan’ın iddia edilen itirafına yönelik bir soruturma balatılmatır.  
Yukarıda belirtilenler ıığında, AĐHM, oğlunun ortadan kaybolmasına yönelik  
soruturma balatılması için yerel mercilere çok sayıda sonuçsuz bavuruda bulunan  
bavuranın, Cumhuriyet Savcısı’nın soruturmayı durdurma kararı hakkında (ki soruturma  
Hükümet’in de kabul ettiği gibi hiç gerçeklememitir) itirazda bulunmasının gerekli olmadığı  
kanısındadır. Dolayısıyla, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmitir.  
II. AĐHM’NĐN DELĐLLERĐ DEĞERLENDĐRMESĐ VE OLAYLARI TESPĐTĐ  
A. Tarafların savunmaları  
1. Bavuran  
Bavuran, makul üphenin ötesinde, oğlunun devlet görevlileri tarafından kaçırıldığı  
kararına varmak için yeterli delil dayanağının mevcut olduğunu ileri sürmütür. Bavuranın  
kendisi kaçırılma olayına tanık olmuve yetkililere olaya karıan iki adamın ekalini tarif  
etmitir. Ayrıca, Aygan’ın itirafına dayalı gazete haberi, bavuranın, oğlunun ortadan  
kaybolmasında devletin rolü olduğuna ilikin iddiaları lehinde tamamlayıcı delil  
4
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
oluturmutur. Bavuran, Aygan tarafından sunulan bilgilerin söylentiye dayanan delillerden  
öteye gitmediğini kabul etmi; ancak, AĐHM’den, AĐHS’nin 38/1. maddesinin (a) bendi ve  
Mahkeme Đç Tüzüğü’nün Ek A1. maddesinin 3. paragrafı uyarınca olan yetkilerini  
kullanmasını, bavuranın oğlunun ortadan kaybolmasında mevcut olan olaylara yönelik delil  
tespit ilemleri yürütmesini ve bilhassa, eski bir devlet görevlisi olan Aygan tarafından  
sunulan bilgileri incelemesini ve doğrulamasını talep etmitir.  
Bavuran, oğlunun cesedi hiçbir zaman kesin olarak tehis edilmediği için, oğlunun  
ölümüne dair somut bir delil sunamadığını kabul etmitir. Ancak, bavuran, AĐHM’nin benzer  
iddialara ilikin içtihadını temel alarak (özellikle, Akdeniz ve Diğerleri – Türkiye, 23954/94,  
31 Mayıs 2001), savunmacı Hükümete atfedilebilir makul bir ölüm karinesi olduğunu ve  
bunun aağıda belirtilen faktörlerden kaynaklandığını ileri sürmütür:  
(a) devlet güvenlik güçleri nezaretinde oğlunu en son görmesinden itibaren geçen süre;  
(b) hem oğlunun hem de kendisinin maruz kaldığı taciz geçmii;  
(c) oğlunun alıkonulduğuna ilikin belgeye dayalı bir delilin mevcut olmaması;  
(d) devlet tarafından tatminkar ve makul bir açıklamanın veya bir soruturmanın  
yapılmaması; ve  
(e) Aygan tarafından yapılan iddiaları ayrıntılarıyla anlatan gazete makalesinde yer alan  
söylentiye dayanan deliller.  
Bavuran ayrıca savunmacı Hükümetin, AĐHM tarafından yapılan bilgi açıklaması  
talebini yerine getirmediğini ileri sürmütür. Kendilerine davanın bildirildiği zamana ait söz  
konusu talebe göre, Hükümet’ten, AĐHM’ye, tüm soruturma dosyasının ve gözaltı  
kayıtlarının bir örneğini sunması istenmi; ancak, Hükümet bu talebi yerine getirmemitir.  
Bavuran, AĐHM’den, Hükümet’in, AĐHS’nin 38/1. maddesinin a bendi uyarınca olayların  
saptanması için AĐHM’ye yardımcı olma yükümlülüğünü ihlal ettiği kararına varmasını talep  
etmitir.  
Son olarak, bavuran, eksik belgelerin kendisi tarafından yapılan iddiaları  
doğrulamasının veya çürütmesinin kuvvetle muhtemel olması nedeniyle, AĐHM’nin,  
iddiaların haklılığına dair kendi baına sonuç çıkarmak durumunda olduğunu belirtmitir. Bu  
bağlamda, Akkum vd. – Türkiye (no. 21894/93) ve Çelikbilek – Türkiye (no. 27693/95)  
davalarındaki kararlara atıfta bulunan bavuran, sözkonusu belgelerin iddialarını neden  
doğrulamayacağını kesin olarak açıklamanın Hükümetin görevi olduğunu iddia etmitir.  
2. Hükümet  
Hükümet, AĐHM’nin, makul üphenin ötesinde, bavuranın oğlunun bir devlet görevlisi  
veya devlet adına hareket eden bir kimse tarafından kaçırıldığı ve öldürüldüğü kararını  
vermesini sağlayacak bir delilin dava dosyasında mevcut olmadığını ileri sürmütür.  
B. 38/1. maddenin (a) bendi ve buna bağlı olarak AĐHM tarafından çıkarılan  
sonuçlar  
AĐHM, delil değerlendirmesine geçmeden önce, AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca tesis  
edilen kiisel bavuru sisteminin etkili bir ekilde ilemesi için, taraf devletlerin, bavuruların  
düzgün ve etkili biçimde incelenmesini mümkün kılmak için gerekli tüm kolaylıkları  
sağlamasının azami önem taıdığını yinelemitir (bkz. Tanrıkulu – Türkiye [BD], no.  
23763/94)., bireysel bavurularda bavuranın, devlet görevlilerini, AĐHS kapsamındaki  
5
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
haklarını ihlal etmekle suçladığı nitelikteki davalarda bazı durumlarda iddiaları  
doğrulayabilecek veya çürütebilecek bilgilere ancak savunmacı Hükümetin eriiminin  
mümkün olması bu tür davaların bir parçasıdır. Hükümetin, tatminkar bir açıklama yapmadan,  
elinde tuttuğu söz konusu bilgiyi sunmaması, bavuranın iddialarının haklılığı yönünde  
sonuçların çıkarılmasına yol açmakla kalmaz; aynı zamanda savunmacı Hükümet’in  
AĐHS’nin 38/1. maddesinin a bendi uyarınca olan yükümlülükleriyle uyum düzeyine negatif  
bir ekilde yansıyabilir (bkz. Timurta– Türkiye, no. 23531/94).  
Ayrıca, tekelinde olan çok önemli belgelerin Hükümet tarafından açıklanmamasının  
AĐHM’nin olayları saptamasını engellediği davalarda, söz konusu belgelerin bavuranın  
iddialarını neden doğrulamayacağını ikna edici biçimde savunmak veya dava konusu  
olayların nasıl gerçekletiğine dair tatminkar ve inandırıcı bir açıklama sunmak Hükümet’e  
mektedir (bkz., yukarıda anılan Akkum ve Diğerleri; yukarıda anılan Çelikbilek).  
AĐHM, bu davaya ilikin olarak davayı Hükümet’e bildirdiğinde, Hükümet’ten  
soruturma dosyalarının ve gözaltı kayıtlarının örneklerini sunmasını talep ettiğini  
kaydetmitir. Hükümet, gözaltı kayıtlarının örneklerini veya bavuranın polis tarafından  
alınan bir ifadesinin haricinde herhangi bir belge sunmadan, davanın kabuledilebilirliğine ve  
esasına ilikin görülerinde, ilgili gözaltı kayıtlarının Cumhuriyet Savcısı tarafından  
incelendiğini ve böylece Cumhuriyet Savcısı’nın, bavuranın oğlunun gözaltına alınmadığı  
kararını verdiğini ifade etmitir. Buna dayanılarak, bir soruturma balatılması gereksiz  
görültür.  
AĐHM, bavurunun kabuledilebilir olduğuna karar verdikten sonra, Hükümet’ten yine,  
tüm yerel soruturma dosyasının örneklerini sunmasını talep etmitir. Hükümet, Diyarbakır  
Emniyet Müdürlüğü’nün gözaltı kayıtları olduğunu iddia ettiği belgelerin örneklerini  
sunmutur. Gözaltı kayıtlarının ilgili bölümlerinde bavuranın oğlunun ismi geçmemektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 38. maddesi uyarınca bavuruya ilikin soruturmasında AĐHM’ye  
yardımcı olmaya dair yukarıda belirtilen yükümlülüğün, ancak davanın kabuledilebilir  
olduğuna karar verilmesinden sonra geçerli olduğunu belirtir. Bavurunun kabuledilebilir  
bulunmasından sonra Hükümet tarafından gözaltı kayıtları örneklerinin sunulduğunu  
kaydeden AĐHM, Hükümet’in, AĐHS’nin 38/1. maddesinin (a) bendi uyarınca olan  
yükümlülüğünü yerine getirdiği kararını vermitir.  
C. AĐHM’nin olayları değerlendirmesi  
Mahkeme, kanıtları değerlendirirken genellikle “makul üphenin ötesinde” standardını  
uygulamaktadır (bkz., Đrlanda – Đngiltere, A Serisi no. 25). Ancak, balangıçta  
vurgulanmalıdır ki, söz konusu delil ölçütü AĐHM davalarında bağımsız bir anlama sahiptir  
(bkz., Mathew – Hollanda, no. 24919/03); AĐHM, hiçbir zaman, “makul üphenin ötesinde”  
standardını uygulayan ulusal hukuk sistemlerinin yaklaımını örnek almayı tercih etmemitir  
(bkz., Nachova ve Diğerleri – Bulgaristan [BD], no. 43577/98 ve no. 43579/98). Dolayısıyla,  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre, doğrudan delillerin mevcut olmadığı durumda, böyle bir  
kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin  
varlığı ile ortaya konabilir. Belirli bir karara varmak için gerekli olan ikna düzeyi ve bu  
bağlamda ispat yükümlülüğünün bölütürülmesi, özleri itibarıyla, olayların özgüllüğü, yapılan  
iddianın niteliği ve dava konusu olan AĐHS hakkı ile bağlantılıdır.  
6
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
Bavuran, bu davanın olaylarına ilikin olarak, kendisinin görgü tanığı olarak anlattığı  
olayların Aygan’ın iddialarıyla bir araya geldiğinde, oğlunun savunmacı sözlemeci devlet  
görevlileri tarafından kaçırıldığı yönündeki iddiası lehinde yeterli delil oluturduğunu  
belirtmitir.  
AĐHM, bavuranın görgü tanığı olarak anlattığı olaylar hususunda, bavuranın, hem  
ulusal makamlara bavurduğunda hem Strazburg’da yer alan AĐHM’de görülen davada,  
oğlunun dükkandan götürülmesine varan olayları anlatıında tutarlı davrandığını  
gözlemlemitir. Đki adamın ekalini tarif etmive ulusal mercilere, komu dükkan sahibinin  
iki adamın oğlunu götürüüne tanıklık ettiğini bildirmitir. Buna rağmen, ifadesinin alınması  
ve gözaltı kayıtlarının kontrol edilmesi dıında, yerel merciler tarafından iddialarına yönelik  
bir soruturma yürütülmemitir.  
Bu bağlamda, bavuranın oğlunun isminin gözaltı kayıtlarında geçmemesi, tek baına,  
belirleyici bir faktör değildir. Đlgili dönemde Türkiye’nin söz konusu bölgesine ilikin gözaltı  
kayıtlarının güvenilir ve doğru olmayıı, bazı benzer davalarda AĐHM tarafından  
vurgulanmıtır (bkz., diğer kararların yanı sıra, Kurt – Türkiye, 25 Mayıs 1998 tarihli karar;  
yukarıda anılan Timurta; Çakıcı – Türkiye [BD], no. 23657/94; Çiçek – Türkiye, no.  
25704/94, 27 ubat 2001; Orhan – Türkiye, no. 25656/94, 18 Haziran 2002).  
Yukarıda belirtilenler ıığında, AĐHM, bavuranın oğlunun, iddia edildiği gibi  
kendilerini polis memuru olarak tanıtan iki kii tarafından götürüldüğü konusunda üphe  
duymak için bir gerekçe görmemitir.  
AĐHM, Aygan tarafından öne sürülen iddialar hususunda, Nesibe Haran – Türkiye  
davasında, bavuranın einin öldürülmesine ilikin olarak Aygan tarafından yapılan benzer  
iddiaların söz konusu dava bağlamında Mahkeme tarafından incelendiğini ve bu iddiaların  
belirleyici bir önem taımadıklarını, zira “bu iddiaların denenmemive en fazla ikinci  
derecede kanıt tekil etmekte olduğunu” gözlemlemitir (bkz., Nesibe Haran – Türkiye, no.  
28299/95, 6 Ekim 2005).  
Bu bağlamda ve bavuranın, Aygan tarafından sunulan bilgilerin doğruluğunun  
saptanması amacıyla AĐHM’den delil tespit ilemleri yürütmesini talep etmesi hususunda,  
AĐHM, bu tip bir soruturmanın yerel merciler tarafından yürütülmesi gerektiği görüündedir.  
AĐHM, ayrıca, bavuran tarafından sunulan bilgilere göre, Atilla’yı götüren iki kii tarafından  
ziyaret edilen komu dükkan sahibinin o olaydan sonra bölgeden taındığını ve bavuranın  
onun adresini bilmediğini belirtmitir. Bavuran, aynı zamanda, AĐHM’ye, ne kendisinin ne  
de avukatlarının Aygan’ın yerini bulabildiğini bildirmitir. Bu davanın koulları karısında,  
AĐHM, kendisi tarafından Türkiye’de yürütülecek bir delil tespit soruturmasının davanın  
koullarını açığa çıkaracağı konusunda ikna olmamıtır.  
AĐHM, Hükümet’ten, bavuranın oğlunun kaçırılmasına ve öldürülmesine ilikin olarak  
Aygan tarafından öne sürülen iddialara yönelik bir soruturma açılıp açılmadığı hususunu  
açıklığa kavuturmasını özellikle talep ettiğini gözlemlemitir. Hükümet, AĐHM’ye, “soyut ve  
asılsız” olmaları nedeniyle Aygan’ın iddialarına yönelik bir soruturma balatılmağını  
bildirmitir. Aygan’ın bavuranın oğlunun sözde katilinin ismini verdiğini ve sözde cinayete  
ve cesedin defnedildiği yere ilikin ayrıntılar sunduğunu dikkate alan AĐHM, iddiaların  
belirsiz olduğunu söyleyen Hükümetle aynı fikirde değildir. Bununla birlikte, ulusal  
mercilerin Aygan’ın iddialarına yönelik soruturma yürütmemiolması nedeniyle, söz konusu  
iddialar denenmemiolarak kalmaya devam etmekte ve ikinci derecede kanıt oluturmaktan  
7
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
öteye geçmemektedir. Yetkililerin, Aygan’ın iddialarına yönelik bir soruturma yürütmemiꢀ  
olması, Hükümet’in AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca etkili bir soruturma yürütme pozitif  
yükümlülüğü açısından incelenecektir.  
Yukarıda belirtilenler ıığında, AĐHM, hem ulusal merciler önünde hem de AĐHM’de  
görülen davada, bavuranın, iddialarını desteklemek için kendisinden makul olarak  
beklenebilecek her eyi yaptığı görüündedir. Bununla birlikte, her ne kadar AĐHM,  
bavuranın oğlunun kendilerini polis memuru olarak tanıtan iki kii tarafından götürüldüğünü  
kabul etmeye hazırsa da, dosyadaki delillere dayanarak iki adamın aslında polis memuru olup  
olmadıklarını tespit etmek mümkün değildir. Bu imkansızlık, doğrudan, savunmacı  
Hükümetin bavuranın iddialarına yönelik bir soruturma yürütmemiolmasından  
kaynaklanmaktadır. AĐHM, bavuranın, Hükümetin, oğlunun yaama hakkını koruyamadığı  
iddiasına ilikin ikayetini incelerken, Hükümetin soruturma yürütmemiolmasının  
sonuçlarını ele almayı daha uygun bulmaktadır.  
Son olarak, bavuran, Hükümet’in olayların saptanmasında AĐHM ile ibirliği  
yapmaması nedeniyle, AĐHM’nin, ispat yükümlülüğünü Hükümet’e yüklemesi gerektiğini ve  
Hükümet’in, alıkoyduğu belgelerin bavuranın iddialarını doğrulamağını kanıtlaması  
gerektiğini ileri sürmütür. AĐHM, bavuranın bu iddiaya destek olarak atıfta bulunduğu  
davalarda (Akkum ve Diğerleri; Çelikbilek) Hükümet’in bazı çok önemli belgeleri sunmaması  
nedeniyle olayları saptayamadığını belirtmitir. Ancak bu davada, bavuranın iddialarının  
doğruluğunun  
saptanamaması  
yerel  
soruturmanın  
yürütülmemiꢀ  
olmasından  
kaynaklanmaktadır. Yerel soruturmanın yürütülmemiolması, bu davanın koullarında,  
yukarıda da belirtildiği gibi, bavuranın oğlunun yaama hakkını koruma yükümlülüğü  
açısından incelenmelidir.  
D. Atilla Osmanoğlu’nun ölmüsayılıp sayılamayacağı  
Yukarıda belirtilen Timurtadavasında AĐHM u kararı vermitir:  
“82. ...Cesedi bulunamayan tutulunun akıbetine ilikin olarak yetkililerin makul bir açıklama  
sunmamasının ... AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca konular ortaya çıkarıp çıkarmayacağı, davanın tüm  
koullarına ve özellikle de somut unsurlara dayalı uygun ikinci derecede kanıtların varlığına bağlı  
olacaktır. Bunların sonucunda, gerekli ispat standardına uygun olarak, bavuranın gözaltı esnasında  
ölmüolduğunun varsayılması kararına varılabilir.  
83. Bu hususta, her ne kadar tek baına belirleyici olmasa da, kiinin alıkonulmasından itibaren geçen  
süre, dikkate alınması gereken ilgili bir faktördür. Alıkonulan kiiden haber alınamadan geçen süre  
uzadıkça o kiinin ölmüolması ihtimali de o derece yükselir. Dolayısıyla, ilgili kiinin öldüğünün  
varsayılması kararına varmadan önce, zamanın geçii, ikinci derecede kanıtlara verilmesi gereken  
önemi belirli bir ölçüde etkileyebilir. Bu açıdan, AĐHM, söz konusu durumun, 5. madde uyarınca  
usule aykırı olarak alıkoymanın ötesine geçen konular ortaya koyduğu kanısındadır. Bu durum,  
AĐHS’nin en temel hükümlerinden birisi olan 2. maddenin öngördüğü yaama hakkının etkili bir  
ekilde korunması ile ilgilidir ...”  
Mevcut davada AĐHM, bavuranın oğlunun güvenlik güçleri tarafından götürüldüğünün  
tespit edildiği kanısında değildir. Ancak, bavuranın iddia ettiği koullarda, 25 Mart 1996  
tarihinde, iki kii tarafından kaçırıldığı sonucuna varmıtır.  
Bununla beraber, AĐHM, bir devletin bir kimsenin ortadan kaybolması eylemine  
karığı sonucuna varılmasının, o kimsenin ölü olarak farz edilip edilemeyeceğinin  
belirlenmesi için olmazsa olmaz bir koul olmadığı kanısındadır; bir kimsenin ortadan  
kaybolması belirli koullarda balı baına hayatı tehdit edici olarak değerlendirilebilir. Bu  
8
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
bağlamda AĐHM, bazı davalarda, olayın meydana geldiği tarihlerde Türkiye’nin  
güneydoğusunda bir kimsenin ortadan kaybolmasının hayatı tehdit edici olarak  
değerlendirilebileceğini gözlemler (ölüm karinesi için diğer hususlar meyanında bkz. Akdeniz  
– Türkiye, 25165/94; ortadan kaybolma iddialarına ilikin olarak olayı çevreleyen koulların  
belirlenmesi ve sorumluların tespit edilmesi amacıyla etkili soruturma yürütülmesine ilikin  
örnekler için diğer hususlar meyanında bkz. Toğcu – Türkiye, 27601/95 ve burada sözü edilen  
davalar).  
Bu davaların pek çoğunda, mağdurların PKK ile bağlantıları olduğu iddialarının  
AĐHM’nin göz önünde bulundurduğu bir etmen olmasına karın, bu mağdurların ortadan  
kaybolmalarının, sözkonusu tarihlerde Türkiye’nin güneydoğusundaki durum ıığında hayatı  
tehdit edici olduğu düünüldüğünde, bavuranın oğlunun PKK’nın eylemlerine karığını  
gösteren hiçbir emare olmaması, onun ortadan kaybolmasını hayatı daha az tehdit edici hale  
getirmemektedir. Bu bağlamda, AĐHM, kaçırılma biçiminin, AĐHM’nin incelediği sözkonusu  
dönemde Türkiye’nin güneydoğusunda öldürülen insanların öldürülmeden önce ortadan  
kaybolmalarıyla pek çok benzerlik gösterdiğini gözlemler (özellikle bkz. Avar – Türkiye,  
25657/94; Nuray en – Türkiye (No. 2), 25354/94 ve Çelikbilek).  
Yukarıda belirtilen nedenler ile Atilla Osmanoğlu’nun 11 yıldan fazla süredir nerede  
olduğuna dair hiçbir bilginin gün ıığına çıkmadığı –Hükümet’in itiraz etmediği bir gerçek -  
göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM bu kiinin ölmüolduğunun varsayılabileceğini kabul  
eder.  
AĐHM imdi bavuranın AĐHS’nin çeitli maddeleri kapsamındaki ikayetlerini  
incelemeye geçecektir.  
III. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
AĐHS’nin 2. maddesine göre:  
1. Herkesin yaam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir  
suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıında hiç kimse kasten  
öldürülemez.  
2. Öldürme, aağıdaki durumlardan birinde kuvvete bavurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi  
sonucunda meydana gelmise, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmısayılmaz:  
a) Bir kimsenin yasadıı iddete karı korunması için;  
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kiinin  
kaçmasını önlemek için;  
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.  
A. Atilla Osmanoğlu’nun devlet görevlileri tarafından kaçırılıp öldürüldüğü  
iddiaları  
Bavuran, AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilerek, oğlunun güvenlik güçleri tarafından  
kaçırılğını ve u an ölmüolduğunun varsayıldığını iddia etmitir.  
Hükümet devlet görevlilerinin bavuranın oğlunun kaçırılmasına karıtıklarını kabul  
etmemitir.  
9
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM zaten Atilla Osmanoğlu’nun ortadan kaybolmasından kimin sorumlu  
olabileceğini belirleyemeyeceği kanısına varmıtır. Bu nedenle AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal  
edilmediği anlaılmaktadır.  
B. Atilla Osmanoğlu’nun yaama hakkının korunmadığı iddiası  
1. Bavuran  
Bavuran, oğlunun ortadan kaybolması sonucu hayatının ciddi tehlike altında olması ve  
yerinin acilen belirlenmesi ihtiyacı karısında, yetkili makamların oğlunun kaybolmasına  
ilikin ivedi ve etkili bir soruturma balatmamalarının oğlunun hayatını doğrudan tehlikeye  
soktuğunu ve bu durumun AĐHS’nin 2. maddesine uygun olarak devletin yaamı koruma  
yönündeki pozitif yükümlülüğüne aykırı olduğunu belirtmitir.  
Bavuran, oğlunun nerede olduğunun veyahut kaçırılmasının kritik olan ilk günlerinde  
sağ olup olmadığının soruturulmasına ilikin hiçbir faaliyette bulunulmadığına iaret  
etmitir. Oğlunun kaybolduğu tarihten bir gün sonra, 26 Mart 1996 tarihinde, Valiliğe dilekçe  
vermiolmasına karın, yetkili makamlardan 1 Nisan 1996 tarihine dek bir yanıt alamamıtır.  
Her koulda, 1 Nisan 1996 tarihinde harekete geçilip, Cumhuriyet Savcısı’nın gözaltı  
kayıtlarını incelemesi, büyük ölçüde yetersiz kalmıve devletin AĐHS çerçevesindeki  
yükümlülüklerini yerine getirmemesine neden olmutur.  
Ayrıca yetkili makamlar, bavuranın, delillere ilikin verdiği, özellikle de yetkili  
makamlara 20 Mayıs 1996 tarihinde verdiği ifadesinde iki faili tanımlaması gibi, belirli  
ipuçlarını takip etmemilerdir. Bu ifadede bavuran açıkça, iki kiiyi yeniden gördüğü  
takdirde tehis edebileceğini belirtmitir. Bununla beraber, 20 Mayıs 1996 tarihinde  
bulunduğu iddialara karılık olarak gerçekletirilen tek faaliyet, oğlunun adının kayıp ahıs  
olarak kaydedilmesidir. Kaldı ki, bu bile, kaçırılma olayı ve bunu izleyen en az yedi  
dilekçenin verilmesinin ardından yaklaık iki ay geçtikten sonra yapılmıtır.  
2. Hükümet  
Hükümet, Cumhuriyet Savcısı’nın gözaltı kayıtlarını incelediğine ve Atilla  
Osmanoğlu’nun polis memurlarınca gözaltına alınmadığına iaret eder. Cumhuriyet Savcısı,  
bavuranın oğlunun gözaltına alındığına ilikin bir kayıt bulunmadığı ve kaçırıldığına veya  
yasalara aykırı bir eylemin mağduru olduğuna iaret eden baka bir kanıt bulunmadığı için  
soruturma balatmatır.  
20 Mayıs 1996 tarihinde, karakoldaki cinayet masasında bavuranın ifadesi alınmı,  
Atilla Osmanoğlu kayıp ahıs olarak kaydedilmive Osmanoğlu’nu bulmak için ülke çapında  
soruturma balatılmıtır.  
3. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM balangıçta, bir kimsenin kaçırılması ve ardından ortadan kaybolmasının Türk  
yasalarına göre kanuna aykırı bir fiil olduğuna iaret eder (bkz. Đpek). Yukarıda belirtildiği  
üzere Mahkemenin, bavuranın oğlunun bavuranın iddia ettiği gibi kaçırıldığına hükmetmiꢀ  
olması ıığında, bavuranın oğlunun kanuna aykırı bir fiilin kurbanı olduğu sonucuna  
varılmalıdır.  
10  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM, devlet görevlilerinin bavuranın oğlunun ortadan kaybolmasından sorumlu  
olduklarının tespit edilmediği kanısına varmıtır. Ancak bu durum Hükümeti AĐHS’nin 2.  
maddesi çerçevesindeki yükümlülüklerinden kurtarmamaktadır. AĐHM’nin yerleik içtihadına  
göre, 2/1. maddenin ilk cümlesi, devleti, yalnız kasıtlı ve yasalara aykırı olarak öldürmekten  
alıkoymakla kalmayıp, aynı zamanda yargı yetkisi içinde bulunan kimselerin hayatlarını  
güvence altına almak için uygun tedbirler almaya da mecbur etmektedir (bkz. L.C.B. –  
Đngiltere, Raporlar 1998-III).  
Bu koul, kiilere karı suç ilenmesini önlemek amacıyla, böyle maddelerin ihlalini  
engellemek, bunlarla mücadele etmek ve gerçekletiği takdirde ceza vermek için icra  
mekanizmasıyla desteklenmietkili ceza hukuku maddeleri koyarak, yaam hakkını güvence  
altına almak gibi, devletin balıca görevini içermektedir. Ayrıca bu durum, uygun koullarda,  
yetkili makamların, yaamı tehdit altında olan bir kimseyi, baka bir kimsenin suç fiilinden  
korumak için önleyici fiili tedbirler almak yönündeki pozitif yükümlülüklerini de  
kapsamaktadır (bkz. Osman – Đngiltere, Raporlar 1998-VIII).  
Bu bağlamda AĐHM, çağdatoplumlarda güvenliğin sağlanmasında yaanan güçlükler,  
insan davranılarının kestirilemezliği ve öncelik ve kaynaklar bakımından yapılması gereken  
faaliyet seçimleri ıığında, pozitif yükümlülüğün kapsamının, yetkililere imkansız ya da  
ölçüsüz bir yük getirmeyecek ekilde yorumlanması gerektiğini yineler. Bu çerçevede,  
Sözleme, her hayati tehlike iddiası tehlikenin gerçeklemesini önlemek için fiili tedbir alma  
yükümlülüğü getirmemektedir (bkz. Akkoç – Türkiye, 22947/93).  
Pozitif bir yükümlülüğün ortaya çıkması için, yetkili makamların, kimliği tespit edilmiꢀ  
kii veya kimselerin yaamlarına yönelik üçüncü bir taraftan gelen suç fiiline ilikin gerçek ve  
mevcut zamanda var olan bir tehdidin varlığından önceden veya olayın meydana geldiği  
zaman haberdar olmalarının ve yetki alanları içinde, makul biçimde değerlendirildiğinde, bu  
tehdidin önünü kesebileceği beklenen önlemleri almadıklarının tespit edilmesi gerekmektedir  
(bkz. Osman, yukarıda anılan).  
Atilla Osmanoğlu’nun yaamını gerçekten ve acilen tehdit eden bir unsurun olup  
olmadığı konusunda, AĐHM, bir kimsenin ortadan kaybolmasının, buradaki gibi bavuranın  
oğlunun ortadan kaybolduğu koullarda, hayatı tehdit edici olarak değerlendirilebileceğini  
tespit etmitir. Ayrıca AĐHM, daha önce, bir kimsenin hayatı tehdit edici koullar içerisinde  
ortadan kaybolmasının, devletin, AĐHS’nin 2. maddesinin özünde var olan pozitif  
yükümlülükle uyumlu olarak, kayıp kiinin yaam hakkını korumak için fiili tedbirler  
almasını gerektirdiğine karar vermitir (bkz. Koku- Türkiye, 27305/95). Ayrıca bu bağlamda,  
hem Koku davasındaki kayıp kimsenin hem bu davadaki bavuranın oğlunun, daha önce  
tehditler aldığına iaret edilmelidir. Ek olarak, hem Koku davasında hem mevcut davada,  
yetkili makamlar yaanan kaçırılma olayı konusunda ertesi gün bilgilendirilmilerdir.  
AĐHM bu nedenle, ortadan kaybolma olayının ardından, bavuranın oğlunun hayatının,  
sözkonusu tarihlerde, diğerlerinden daha gerçek ve ivedi tehdit altında olduğu kanısına  
varmıtır. Yetkili makamlardan gerçekletirmeleri beklenen eylemin, zaten gerçeklemiolan,  
bavuranın oğlunun ortadan kaybolmasını önlemeleri değil, diğer kimselerin suç fiilleri  
sonucu tehdit altında olan hayatını korumak için fiili tedbirler almaları olduğu  
anlaılmaktadır.  
Bu bağlamda AĐHM, yetkili makamların bavuranın oğlunun kaçırılmasından 26 Mart  
1996 gibi erken bir tarihte haberdar edildikleri gözlemler. Buna göre, bu tarihten itibaren,  
11  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
yetkili makamlar, yaam hakkını korumak için acil adımlar atma yükümlülüğü altında idiler.  
Bu noktada, kiilerin güç kullanımı sonucu öldürülmeleri durumunda bulunan etkili  
soruturma yükümlülüğünde olduğu gibi, yaama hakkını korumak için önlem alınmasının bir  
sonuç alma yükümlülüğü değil, sonuca ulamaya çalıma yükümlülüğü olduğu  
vurgulanmalıdır (bkz. üzerinde gerekli değiiklikler yapıldıktan sonra, McKerr – Đngiltere,  
28883/95). Bir bavuranın, yetkili makamların bilgisi dahilindeki gerçek ve acil bir yaam  
tehdidini engellemek için kendilerinden makul biçimde beklenenleri yerine getirmediklerini  
göstermesi yeterlidir (bkz. Osman, yukarıda anılan).  
Bununla beraber, Hükümet’in kabul ettiği üzere, “Atilla Osmanoğlu’nun ortadan  
kaybolmasına ilikin soruturma balatılmatır”. Bu bağlamda AĐHM, yalnız gözaltı  
kayıtlarının incelenmesinin, bavuranın oğlunun yaam hakkını korumak için balı baına  
yeterli olmadığı kanısındadır. Hükümet’in Atilla Osmanoğlu’nun kayıp olarak kaydedildiği ve  
‘bulunması için ülke çapında’ soruturma yürütüldüğü iddiasına ilikin olarak, AĐHM,  
Hükümet’in iddia edilen soruturmaya ilikin hiçbir ayrıntı veya belge sunmadığını  
gözlemler. Dolayısıyla bavuranın oğlunun “ülke çapında” arandığı iddiası önem  
taımamaktadır.  
AĐHM’ye göre, soruturmayı yürüten makamlar, bavuranın oğlunun bulunması için  
sonuca götürme yolunda makul olasılıklar sunabilecek birkaç temel önlem alabilirlerdi. Bu  
amaçla, Cumhuriyet Savcısı için balangıç noktası, bavurandan daha çok bilgi toplamak ve  
bavuranın iddiasına göre oğlunun iki kii tarafından götürülmesine tanık olan çevredeki  
esnafa sorular sormak olmalıydı.  
Cumhuriyet Savcısı, bavuranın verdiği ekaller ıığında, bavuranın oğlunu götüren iki  
kiinin polis olup olmadıklarını doğrulamaya çalıabilirdi. Ayrıca, AĐHM, sözkonusu  
tarihlerde, bölgedeki yollarda çok sayıda polis ve jandarma denetim noktası bulunduğunu ve  
bu denetim noktalarının bavuranın oğlunun bu noktalardan geçirilerek götürülmesi ihtimaline  
karı uyarılabileceklerini resen dikkate almaktadır.  
Ek olarak, bavuranın görülerinde vurguladığı ve AĐHM’nin de katıldığı izleyen  
noktalar, soruturma makamları tarafından Atilla Osmanoğlu’nu bulmak için yerine  
getirilebilirdi:  
(a) bavuranın oğlunun kaçırıldıktan sonra getirilebileceği ilgili jandarma, polis merkezi  
ve diğer binaların incelenmesi;  
(b) bavuranın oğlunun gözaltına alınıp alınmadığını belirlemek amacıyla, ortadan  
kaybolduğu tarihlerde ilgili jandarma ve polis merkezlerinde gözaltında tutulanların  
soruturulup ifadelerinin alınması;  
(c) ilgili tarihlerde görevlerinin baında olan memurların soruturulup ifadelerinin  
alınması;  
(d) olayla ilgili muhtemel görgü tanıklarının bulunmaya çalıılması.  
Yukarıda belirtildiği üzere, Türk yasalarına göre, bir kimseyi yasalara aykırı olarak  
özgürğünden mahrum etmek suçtur. Cumhuriyet Savcıları, kendilerine bildirilen suçları  
soruturmakla görevlidirler. Buna karın, Cumhuriyet Savcısı, bu davada, Türkiye’nin bu  
bölgesinde o dönemde pek çok insan öldürülürken, tamamen ve anlaılamaz bir biçimde pasif  
12  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
kalmıtır (bkz. Koku). Cumhuriyet Savcısı ve genel olarak Türk makamları hiçbir adım  
atmayarak, yetkileri dahilinde bavuranın oğlunun kaçırılmasından sonra bu kiinin yaama  
hakkını korumak için hiçbir ey yapmamılardır (bkz. üzerinde gerekli değiiklikler  
yapıldıktan sonra, aynı karar).  
Yukarıda belirtilenler ıığında AĐHM, ceza hukuku hükümlerinin yürürlükte olmasına  
karın, acil önlemler alınmamasının, bu hükümlerin sağladığı korumanın etkililiğini bozduğu  
ve dolayısıyla Atilla Osmanoğlu’nun kanunen alması gereken korumayı ortadan kaldırdığı  
kanısına varır.  
AĐHM, yetkili makamların, Atilla Osmanoğlu’nun hayatına yönelik gerçek ve acil  
tehdidi önlemek için kullanabilecekleri makul tedbirleri almadıkları sonucuna varır. Buna  
göre AĐHS’nin 2. maddesi esastan ihlal edilmitir.  
C. Soruturmanın yetersiz olduğu iddiası  
Bavuran, AĐHS’nin 2. maddesi kapsamındaki yaama hakkını koruma  
yükümlülüğünün, devletlerin 1. madde çerçevesindeki yetkili alanı içindeki herkese AĐHS’de  
açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma görevi ile beraber değerlendirildiğinde, devletlere  
ortadan kaybolma ikayetlerini etkili olarak soruturmaları ve kaybolma olaylarının faillerine  
karı etkili yaptırımlar uygulamaları için pozitif yükümlülük yüklediğini belirtmitir.  
Hükümet, soyut ve dayanaksız oldukları için, bavuranın iddialarına ilikin soruturma  
yürütülmediğini belirtmitir.  
Mahkeme içtihadına göre AĐHS’nin 2. maddesindeki yaam hakkının koruma altına  
alınması zorunluluğunun 1. maddedeki Devletin “… kendi yetki alanı içinde bulunan herkese  
Sözleme’de tanımlanan hak ve özgürlükleri tanıma” genel yükümlülüğü ile birlikte  
değerlendirildiğinde ahısların güç kullanımı sonucu öldürüldüğü durumlarda bir ekilde etkili  
resmi soruturmanın yapılmasını zımnen gerektirdiğini hatırlatır (bkz. McCann ve Diğerleri –  
Đngiltere ve Kaya - Türkiye). Bu bağlamda, AĐHM, bu yükümlülüğün, cinayetin devlet  
görevlileri tarafından ilendiğinin belli olduğu davalarla sınırlanmadığına iaret eder (bkz.  
Salman – Türkiye [BD], 21986/93).  
Soruturma, sorumluların tespit edilip cezalandırılmalarını sağlayabilmesi bakımından  
da etkili olmalıdır (bkz. Oğur – Türkiye [BD], 21954/93). Soruturma yapma yükümlülüğü,  
sonuç alma yükümlülüğü değil, sonuca ulamaya çalıma yükümlülüğüdür. Yetkili makamlar,  
diğer hususlar meyanında, tanık ifadesi de dahil olmak üzere, olaya ilikin delilleri güvence  
altına almak için ellerinden gelen makul tedbirleri almalıdırlar (bkz. Tanrıkulu).  
Soruturmanın ölüm nedenini ya da sorumlu kiiyi belirlemesini engelleyecek herhangi bir  
noksanlık, bu standarda uymama riskini taıyacaktır.  
Bu bağlamda aynı zamanda zımni olarak ivedilik ve makul süre zorunluluğu  
bulunmaktadır (bkz. Yaa – Türkiye; Çakıcı ve Tanrıkulu).  
Yukarıda belirtilen yükümlülükler, hayatı tehdit edici olarak değerlendirilebilecek  
koullarda kiilerin ortadan kaybolduğu davalarda da aynı ekilde uygulanır. Bu bakımdan,  
AĐHM, bavuranın oğlunun ortadan kaybolmasının hayatı tehdit edici olarak  
değerlendirilebileceğine karar vermitir.  
13  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
Bununla beraber, Hükümetin de kabul ettiği üzere, bavuranın oğlunun ortadan  
kaybolmasına ilikin soruturma yürütülmemitir. Bu bağlamda, AĐHM, Aygan’ın iddialarının  
Hükümet’i harekete geçmeye tevik etmemesinden üzüntü duyar. AĐHM, Aygan’ın  
iddialarının soyut ve dayanaksız olduğu konusunda Hükümete katılmamakta ve konuya ilikin  
belirli iddiaların ulusal makamlar için üzerinde düünmeye değer oldukları kanaatindedir. Bu  
bağlamda, AĐHM, bu iddialara ilikin “dayanaksız” oldukları gerekçesiyle soruturma  
açılmaması kararının mantık dıı bir karar alma sürecini ortaya koyduğuna, önce  
soruturulmadıkları sürece iddiaların dayanaksız olduklarının tespit edilemeyeceğine iaret  
eder.  
Soruturma açılmaması (zaten AĐHS’nin 2. maddesi’nin esastan ihlaline yol açmıtır)  
ıığında AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin usul yönünden de ihlal edildiğine karar vermitir.  
IV. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, oğlunun ortadan kaybolmasının ardından devletin kendisine yaptığı  
muamelenin AĐHS’nin 3. maddesini ihlal ettiğini ve insanlık dıı ve onur kırcı muameleye  
edeğer olduğunu iddia etmitir.  
Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
Bavurana göre, aağıda belirtilen özel noktalar, AĐHS’nin 3. maddesine aykırı bir  
muamelenin mağduru olduğu iddialarını desteklemektedir:  
(a) ebeveyn-çocuk bağı;  
(b) oğlunun kaçırılmasına tanık olması ve buna müdahale edememesi sebebiyle büyük  
manevi acı çekmesi;  
(c) oğlunun ortadan kaybolması ile ilgili, kaçırılma olayının ertesi günü balayan, bilgi  
toplamak için gösterdiği yinelenen ve kararlı çabaları ve bu iin yükünü taımak zorunda  
kalması ve  
(d) savunmacı Hükümetin yetkili makamlarından her aamada etkisiz ve yetersiz  
yanıtlarla karılaması.  
Hükümet, hiçbir devlet görevlisi bavuranın oğlunun ortadan kaybolmasına karımadığı  
için, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği kanısındadır.  
AĐHM, “ortadan kaybolan bir kimsenin” aile üyesinin 3. maddeye aykırı bir  
muamelenin mağduru olup olamayacağı sorusunun, bavuranın çektiği sıkıntıya, ciddi bir  
insan hakları ihlali mağdurunun yakınları için kaçınılmaz olarak doğan duygusal baskıdan  
ayrı bir boyut ve nitelik kazandıran belirli etmenlerin varlığına bağlı olduğunu yineler. Đlgili  
unsurlar, aile bağlarının yakınlığını – bu bağlamda, ebeveyn-çocuk bağının belirli bir ağırlığı  
olacaktır-, ilikinin özel koullarını, aile üyesinin sözkonusu olaya ne derecede tanıklık  
ettiğini, aile üyesinin kayıp kiiyle ilgili bilgi alma çabalarına ne derece katıldığını ve  
makamların bu soruları yanıtlayıbiçimini kapsayacaktır (bkz. Đpek). AĐHM ayrıca, böyle bir  
ihlalin esasının, aile üyesinin “ortadan kaybolmasında” yatmadığını, ihlali daha ziyade yetkili  
makamların durum dikkatlerine sunulduğunda gösterdikleri tepki ve davranıın oluturduğunu  
14  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
vurgular. Bir yakının yetkili makamların tutumlarının doğrudan mağduru olduklarını iddia  
edebilmeleri, özellikle, yetkili makamları ilgilendirmektedir (bkz. Çakıcı).  
Mevcut davada, AĐHM, bavuranın Atilla Osmanoğlu’nun babası olduğunu kaydeder.  
Bavuran, on bir yıldan fazla süre önce, oğlunun, polis olduklarını söyleyen iki kii tarafından  
götürülmesine tanık olmuve o günden bu yana oğlundan haber alamamıtır. Bavuranın,  
kaçırılma olayını ve oğlunun ortadan kaybolduğunu bildirmek ve kaçırılma olayına ilikin  
sahip olduğu bilgiyi paylamak için yerel makamlara ulamasına karın, makamlar bavurana  
oğlunun adının gözaltı kayıtlarında olmadığını bildirmekten baka bir ey yapmamılardır.  
Yukarıdakiler ıığında, AĐHM, bavuranın, oğlunun ortadan kaybolmasının ve ona ne  
olduğunu ortaya çıkaramamasının sonucu olarak sıkıntı çektiği ve çekmeye devam ettiği,  
buna ek olarak halen endie ve acı yaadığı kanaatine varır. Makamların bavuranın  
ikayetleriyle ilgilenme biçimleri, 3. maddeye aykırı insanlık dıı muamele tekil ettiği  
biçiminde değerlendirilmelidir.  
AĐHM, bu nedenle bavuran bakımından 3. maddenin ihlal edildiği sonucuna varır.  
V. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’nin 5. maddesine dayanarak, oğlunun, keyfi olarak ve onayı alınmadan  
devlet görevlileri tarafından götürülmesi ve/veya ikayetlerine ilikin Hükümet’in hızlı ve  
etkili bir soruturma yürütememesi ve/veya yürütmeyi reddetmesi nedeniyle bu maddenin  
ihlalinin mağduru olduğunu iddia etmitir.  
Hükümet, bir devlet görevlisinin veya devlet makamları adına hareket eden bir  
kimsenin, kaçırıldığı veya tutulduğu iddia edilen bavuranın oğlunun ortadan kaybolmasına  
karığının, makul üphelerden uzak olarak tespit edilmediğini savunmutur.  
Bavuranın, oğlunun devlet makamları tarafından tutulduğu iddialarına ilikin olarak,  
AĐHM, bavuranın oğlunun ortadan kaybolmasından sorumlu olabilecek kiilerin tespit  
edilemediğini yineler. Dolayısıyla bavuranın iddialarını kanıtlayacak somut bir temel  
bulunmamaktadır.  
Bavuranın soruturma yapılmamasına ilikin aynı madde altındaki ikayetleriyle ilgili  
olarak, AĐHM, yukarıda yaptığı soruturma yapılmamasından kaynaklanan ihlal tespitlerini  
göz önünde bulundurarak, aynı durumun AĐHS’nin 5. maddesinin ihlaline neden olup  
olmadığının ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermitir.  
Sonuç olarak, AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edilmediği kanaatindedir.  
VI. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, son on bir yıldır oğlunun ortadan kaybolmasının neden olduğu uzun süren  
sıkıntı ve acının, AĐHS’nin 8. maddesi çerçevesinde aile yaantısına saygı hakkını ihlal  
ettiğini belirtmitir. Bavurana göre, bu ihlal, AĐHS’nin 2. ve 5. maddeleriyle uyumlu olarak,  
savunmacı Hükümet’in oğlunun yaama, özgürlük ve güvenlik hakkını koruyamamasının  
doğrudan sonucudur.  
15  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
Hükümet, bavuranın iddialarının somut temelini reddetmenin ötesinde, 8. maddeye  
konu hiçbir unsurdan özellikle söz etmemitir.  
Yukarıda belirtilen 2. ve 3. madde çerçevesindeki tespitleri ıığında, AĐHM, mevcut  
davanın koulları içerisinde, AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin  
belirlenmesinin gerekli olmadığı sonucuna varmıtır.  
VII. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran AĐHS’nin 13. maddesine dayanarak Sözleme mağduriyetlerine ilikin olarak  
etkili bir hukuk yolundan faydalanamadığını ifade etmitir. Sorumlu Hükümetin tutumundaki  
ciddi kusurların Mahkemenin oğlunun kaybolmasına ilikin etkili bir hukuk yolundan  
mahrum bırakıldığı ve bu yüzden tazminat talebi dahil olmak üzere kendi tasarrufundaki  
mevcut diğer yollara bavurmasının engellendiğine karar vermesi için yeterli olduğunu  
savunmutur.  
Hükümet bavuranın bu maddeye dayanan ikâyetlerine ilikin görüsunmatır.  
AĐHS’nin 2. maddesinin usule ilikin olarak ihlal edildiğini dikkate alan Mahkeme, aynı  
olayları 13. madde kapsamında incelemeye gerek görmemektedir.  
VIII. 2 VE 5. MADDELERLE BAĞLANTILI OLARAK AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN  
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran oğlunun kaybolması, hakkında gaiplik kararı verilmesi, yetkililerin etkili bir  
soruturma yürütmemesi ve iç hukuk yolu sağlamamalarının kendisinin ve oğlunun Kürt  
kökenli olmasından kaynaklandığını savunmutur. Bavurana göre Türkiye’nin güneydoğu  
bölgesinde polis ve diğer güvenlik güçlerinin uyguladığı, Kürt kökenli vatandaları zorla ve  
istekleri dıında ortadan kaybetmek ve gözaltında katletmek için seçen ayrımcı bir uygulama  
mevcuttu.  
Bavuran ayrıca zorla ortadan kaybetme eklindeki ayrımcı uygulamadan ayrı olarak,  
Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürt kökenlilerin bu tür kaybolmaların soruturulmasında da  
ayrımcığa tâbi tutulduklarını savunmutur. Bu savını desteklemek için özellikle Kürt nüfusa  
mensup kiilerle ilgili davalarda yetkililerin etkili soruturma yürütmemeleri nedeniyle  
AĐHS’nin 2 ve/veya 13. maddelerinin ihlalinin tespit edildiği AĐHM kararlarına atıfta  
bulunmutur.  
Hükümet bu ikâyetlerle ilikili herhangi bir görüsunmatır.  
Bavuranın, oğlunun kaybolması ve gaipliğine karar verilmesinin Kürt kökenli olması  
nedeniyle olduğu iddiasına ilikin olarak Mahkeme, kaçırılma olayında devlet görevlilerinin  
yer aldığının tespit edilmediğini belirtir. Bavuranın bu bağlamdaki iddiasını desteklemek için  
somut temel bulunmamaktadır.  
Bavuranın bu maddeye dayanan ikinci iddiası olan “oğlunun kaçırılma olayının  
soruturulmamasının altında yatan sebebin etnik kökeni olduğu”na ilikin olarak Mahkeme,  
AĐHM’nin yukarıda belirtilen ihlallerinin iç hukuk aamasında hiç soruturma yapılmamıꢀ  
olmasına dayandığını belirtir. Soruturma yapılmamıolması nedeniyle Mahkemenin  
bavuranın soruturma makamları tarafından ayrımcılığa tâbi tutuldukları iddiasının dayanağı  
16  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
olup olmadığını inceleyebilmesi için bilgi toplayabileceği belge ya da baka delil  
bulunmamaktadır.  
Bu nedenle 2 ve 5. maddelerle bağlantılı olarak ele alındığında AĐHS’nin 14. maddesi  
ihlal edilmemitir.  
IX. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Maddi tazminat  
Bavuran, 1968 doğumlu olan oğlunun kaçırıldığı tarihte 28 yaında olduğunu ifade  
etmitir. Atilla’nın aynı zamanda imam nikahlı bir ei bulunmaktaydı ve bavuran ve  
bavuranın ei ile aynı evde kalmaktaydılar. Bavuranın diğer beçocuğu ve iki torunu da  
aynı evde yaamaktaydı. Bavuran düzenli çalımak için çok yalı olduğundan, dükkanı Atilla  
düzenli olarak iletiyordu. Tüm ailenin temel geçimi dükkandan sağlanmaktaydı. Atilla’nın  
kaybolmasından sonra bavuran dükkanı kapatmak zorunda kalmıve sonuç olarak aile geçim  
kaynağını kaybetmitir.  
Atilla’nın öldüğü tarihte dükkanın aylık cirosu yaklaık 2,000 Yeni Türk Lirası idi.  
Bavuran, oğlunun kaybolmasından bu yana geçen her ay için bu miktarın ödenmesine  
hükmedilmesini, dolayısıyla toplamda 276,000 YTL (yaklaık 160,000 Euro) tazminatı  
Mahkemeden talep etmitir.  
Hükümet bavuran tarafından talep edilen miktara itiraz etmive maddi zararı  
kanıtlayan delil sunmadığını savunmutur. Hükümet aynı zamanda muhtemel gelir taleplerine  
de itiraz etmive delil bulunmadığından bunların kabul edilmemesi ve hayali hesaplamalara  
itibar edilmemesini Mahkemeden talep etmitir. Hükümete göre bavurana gerektiğinde,  
tazminat prosedürünün delil ve belgelerle desteklenmeyen abartılı talepler getirilerek istismar  
edilmesine izin verilmeden, hakkaniyete uygun miktarda maddi tazminat ödenebilecektir.  
Aksi takdirde böyle bir miktar hayali olacak ve haksız kazanca yol açacaktır.  
Mahkeme içtihadı, bavuran tarafından talep edilen maddi tazminat ile AĐHS ihlali  
arasında açık bir illiyet bağı olması gerektiği ve bunun uygun davalarda gelir kaybına binaen  
tazminat içerebileceğini belirlemitir (bkz. diğer içtihatlar arasında Barberà, Messegué ve  
Jabardo – Đspanya (50. madde), A Serisi no. 285-C ve Çakıcı, yukarıda anılan).  
Mahkeme, bavuranın oğlunun kaybolmasından kaynaklanan gelir kaybını ayrıntılı  
olarak belirten taleplerini liste halinde sunmamıolduğunu gözlemler. Ancak Atilla  
Osmanoğlu’nun ailenin geçimini sağladığı tartımasız bir gerçektir. Atilla Osmanoğlu’nun  
ailevi durumu, yaı ve ei ve ailesinin geçimini sağlayan mesleki faaliyetlerini göz önüne alan  
Mahkeme, yetkililerin Atilla Osmanoğlu’nun yaam hakkını koruyamamaları ve onun ailesine  
sunduğu maddi desteğin kaybı arasında doğrudan illiyet bağı olduğunu tespit etmitir.  
17  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
Yukarıda belirtilenler ıığında Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak bavuranın  
Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak ve onun tarafından tutulmak üzere Atilla  
Osmanoğlu’nun ei ve mirasçıları için 60,000 Euro maddi tazminat ödenmesine karar  
vermitir (bkz. Koku, yukarıda anılan).  
B. Manevi tazminat  
Bavuran, Atilla Osmanoğlu’nun kaybolması, yetkililerin bu konuda yeterli soruturma  
yürütmemesi ve kendisi ve ailesinin Atilla’nın yeri ve sağ olup olmağı hakkında halen bilgi  
sahibi olmamaları nedeniyle kendisi ve ailesinin ciddi travma ve sıkıntı yaadığını ifade  
etmitir. Manevi tazminat miktarını Mahkemenin takdirine bırakmıve Mahkemeden davanın  
tüm olaylarını dikkate almasını istemitir.  
Hükümet, bavuranın iddialarını destekleyecek delil bulunmaması nedeniyle ancak  
sembolik bir manevi tazminat ödenmesinin hakkaniyete uygun olduğu görüündedir.  
Mahkeme, tespit etmiolduğu AĐHS’nin 2 ve 3. maddelerinin ihlallerini dikkate alır.  
Sonuç olarak benzer davalarda hükmettiği tazminat miktarlarını dikkate alarak Mahkeme  
bavuranın Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak ve onun tarafından tutulmak üzere Atilla  
Osmanoğlu’nun ei ve mirasçıları için 20,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar  
vermitir. Mahkeme aynı zamanda bavurana, AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında ahsi olarak  
uğradığı manevi zararlar için 10,000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran davanın açılmasında yapılan masraflara karılık olarak toplamda 19,471.24  
Đngiliz Sterlini ve 11,262 Euro talep etmitir. Talebi unlardan olumaktadır:  
(a) Đngiltere’de, Kürt Đnsan Hakları Projesi’nde (KHRP) çalıan avukatları için  
19,031.24 Đngiliz Sterlini;  
(b) Türkiye’deki avukatları için 5,325 Euro;  
(c) Đngiltere’deki avukatların ödediği telefon, faks, posta, fotokopi ve kırtasiye gibi idari  
masraflar için 440 Đngiliz Sterlini;  
(d) Türkiye’deki avukatların ödediği telefon, faks, posta, fotokopi ve kırtasiye gibi idari  
ve tercüme masrafları için 5,937 Euro.  
Bavuran, avukatlık ücretlerine ilikin olarak ayrıntılı bir masraf çizelgesi sunmutur.  
Hükümet, bavuranın temsilcileri tarafından talep edilen ve aırı olarak  
değerlendirdikleri miktarlara itiraz etmitir. Sadece gerçekten harcanan masrafların geri  
ödenebileceğini, yargılama masraf ve giderlerinin tamamının bavuranlar ya da temsilcileri  
tarafından belgelenmesi gerektiğini ifade etmilerdir. Ayrıca kabataslak hesap ve listelerin  
davayla ilikili ve iddia edilen harcamaya kanıt olarak değerlendirilmemesi, harcamaların  
makul bir miktarı amaması ve gerçekten gerektiği için yapılması, tüm masraf ödenmesi  
taleplerinin faturalara dayanması ve tüm kalemlerin belgelenmiolması gerektiğini  
belirtmilerdir.  
Mevcut bilgilere dayanarak kendi değerlendirmesini yapan ve benzer davalarda  
hükmedilen tazminat miktarlarını dikkate alan Mahkeme (bkz. diğerleri yanında Koku,  
yukarıda anılan), tüm katma değer vergilerinden muaf olmak üzere net olarak, Đngiliz  
18  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
Sterlini’ne çevrilmek ve bavuranın temsilcisinin Đngiltere’deki banka hesabına yatırılmak  
üzere bavurana 15,000 Euro yargılama masraf ve giderleri ödenmesine karar vermitir.  
D. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,  
1. Oybirliğiyle, bavuranın oğlunun devlet görevlileri tarafından kaçırıldığı iddiası ve  
müteakiben gaipliğine karar verilmesine ilikin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal  
edilmediğine;  
2. 3’e karı 4 oyla, Sorumlu Devletin AĐHS’nin 2. maddesine aykırı olarak bavuranın  
oğlunun hayatını koruyamadığına;  
3. Oybirliğiyle, Sorumlu Devlet yetkililerinin bavuranın oğlunun kaybolduğu koullar ve  
müteakip gaiplik kararı hakkında etkili bir soruturma yürütememiolması nedeniyle  
AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. 3’e karı 4 oyla, bavuran açısından AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edilmediğine;  
6. Oybirliğiyle, bavuranın AĐHS’nin 8. maddesine dayanan ikâyetinin ayrı olarak  
incelenmesine gerek bulunmadığına;  
7. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 13. maddesine dayanan ikâyetin ayrı olarak incelenmesine gerek  
bulunmadığına;  
8. Oybirliğiyle, 2 ve 5. madde ile bağlantılı olarak AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal  
edilmediğine;  
9. 1’e karı 6 oyla,  
(a) Sorumlu Devlet’in bavurana, AĐHS’nin 44/2. maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde:  
(i) Ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek  
bavuranın banka hesabına yatırılmak ve oğlu Atilla Osmanoğlu’nun ei ve  
mirasçıları için onda tutulmak üzere 60,000 Euro (altmıbin Euro) maddi tazminat;  
(ii) Ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek  
bavuranın banka hesabına yatırılmak ve oğlu Atilla Osmanoğlu’nun ei ve  
mirasçıları için onda tutulmak üzere 20,000 Euro (yirmi bin Euro) manevi tazminat;  
(iii) Ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek  
19  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
bavuranın banka hesabına yatırılmak üzere 10,000 Euro (on bin Euro) manevi  
tazminat;  
(iv) Ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Đngiliz Sterlini’ne çevrilerek  
bavuranın Đngiltere’deki temsilcilerinin banka hesabına yatırılmak üzere 15,000 Euro  
(on bebin Euro) yargılama masraf ve giderleri;  
(v) Bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
10. Oybirliğiyle, adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3.  
paragrafları uyarınca 24 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Søren NIELSEN  
Kâtip  
Christos ROZAKIS  
Bakan  
AĐHS’nin 45/2. maddesi ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 74/2. maddesi uyarınca Yargıç  
Türmen, Vajić ve Steiner’in aağıdaki ortak kısmi muhalefet erhi ibu karara eklenmitir.  
C.L.R.  
S.N.  
20  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
YARGIÇ TÜRMEN, VAJIĆ VE STEINER’ĐN ORTAK KISMĐ  
MUHALEFET ERHĐ  
2. maddenin usule ilikin olarak ihlal edildiği konusunda çoğunlukla hemfikiriz. Ancak  
u sebeplerden dolayı çoğunluğun 2. maddenin esasa ilikin olarak ihlal edildiği tespitine  
katılmıyoruz:  
Gözaltında kaybolma olaylarında ahıstan oldukça uzun bir süre haber alınamaması  
durumunda ahsın gözaltında öldüğü kabul edilir ve inandırıcı bir açıklama olmaması halinde  
davalı Hükümetin ölümden sorumluluğu bulunur.  
Böyle bir sonuca varabilmek için Mahkeme unları tespit etmeye çalıır: (1) ahsın  
yaamı tehdit eden koullarda özgürlüğünden mahrum bırakılması; (2) bu mahrum  
bırakmanın devlet görevlileri tarafından uygulandığı; (3) Özgürlükten mahrum bırakmanın  
kabul edilmemesi veya bu konuda bilgiye sahip olunmaması (örneğin bkz. Timurta–  
Türkiye, no. 23531/94; Ertak – Türkiye, no. 20764/92; Tanivd. – Türkiye, no. 65899/01 ve  
Akdeniz vd. – Türkiye, no. 23954/94).  
Mahkemenin emsal oluturan Timurtakararını, 2. maddenin ihlal edilmediğine  
hükmettiği Kurt – Türkiye (Karar Raporları 1998-III) kararından iki gerekçeyle dikkatli bir  
ekilde ayırmıolması dikkate değer bir husustur: (a) Kurt davasında “bavuranın ölümünün  
gözaltında meydana geldiğine dair yeterli ikna edici emare bulunmadığı”, Timurtadavasında  
ise “Abdulvahap Timurta’ın bir yere hapsedildiğinin tespit edildiği”; ve (b) “Kurt dava  
dosyasında yetkililerin Üzeyir Kurt’u üpheli olarak gördüklerine iaret eden az unsur  
bulunmasına karın Timurtadavası olaylarının Abdulvahap Timurta’ın PKK faaliyetlerinde  
yer aldığı iddiasıyla yetkililer tarafından arandığına dair üpheye yer bırakmadığı”  
belirtilmitir (bkz Timurta, yukarıda anılan).  
Somut davada bavuranın oğlu Atilla Osmanoğlu’nun kaybolmasından güvenlik  
güçlerinin sorumlu olduğunun tespit edilmediği oybirliğiyle kabul edilmitir.  
Ayrıca Atilla Osmanoğlu’nun PKK ile bağı bulunmadığı ifade edilmitir.  
Bu hususlar ve AĐHM içtihadına uygun olarak mevcut koullarda davalı devletin  
sorumluluğunun bulunduğu sonucuna varılamaz.  
Çoğunluk tarafından sunulan “bir devletin bir kimsenin ortadan kaybolması eylemine  
karığı sonucuna varılmasının, o kimsenin ölü olarak farz edilip edilemeyeceğinin  
belirlenmesi için olmazsa olmaz bir koul olmadığı kanısındadır; bir kimsenin ortadan  
kaybolması belirli koullarda balı baına hayatı tehdit edici olarak değerlendirilebilir”  
görüüne katılmamaktayız.  
Belli koullarda bir kiinin kaybolması hayati tehlike taıyabilir. Ancak somut davada  
soru, kaybolma olayının kurban yetkililerin nezaretindeyken meydana gelmemiolması ve  
devletin bu olayda payı olmamasının tespit edilmiolması halinde davalı devletin yaamı  
tehdit eden bu tür bir durumdan sorumlu tutulup tutulamayacağıdır. Mahkeme içtihadı bu  
soruya açıkça olumsuz bir yanıt vermektedir. Çoğunluk tarafından atıfta bulunulan Akdeniz  
kararı bu görüü teyit etmektedir. Sözkonusu kararda Mahkeme una hükmetmitir: “11  
kiinin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra öldükleri kabul edilmelidir.  
21  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
Sonuç olarak davalı devletin onların ölümünden sorumluluğu bulunmaktadır” (bkz. Akdeniz,  
yukarıda anılan).  
Bu bağlamda bavuranın oğlunun kaçırılması ile sözkonusu kararın 58. paragrafında  
çoğunluğun değindiği ahısların kaçırılması arasında bulunduğu iddia edilen benzerlikler,  
Atilla Osmanoğlu’nun kaybolmasının yaamı tehdit eder nitelikte olduğu sonucuna varmak  
için yeterli değildir. Bu tür benzerlikler ancak Mahkeme kaçırma ve öldürme eklinde bir  
idari uygulamanın varlığını kabul etseydi muteber olabilirdi. Halbuki hem Mahkeme hem eski  
Komisyon böyle bir sonuca varmayı her defasında reddetmitir.  
Bir ahsın kaybolmasıyla ilgili olarak sorumlu bulunmadığı davalarda davalı devletten  
beklenen hareket tarzı somut davada açık değildir. Çoğunluğun “davalı devletin kaybolma  
iddialarıyla ilgili etkili soruturma yürütmeye yükümlü olduğu”na iaret ettiği görülmektedir.  
Bu görüe tamamen katılıyoruz. Ancak bu, 2. maddenin esasa değil usule ilikin yönüne  
göre incelenmesi gereken bir meseledir. Somut davada etkili bir soruturma yapılmamıꢀ  
olması 2. maddenin esastan ihlal edildiği tespitinin temelini oluturmaktadır. Ayrıca aynı  
sorun 2. maddenin usulden ihlal edildiğinin tespiti için de gerekçedir. Aynı olaylara bağlı aynı  
gerekçe ile iki ihlalin tespit edilmesi Mahkemenin içtihadında pek alıılmıbir durum  
değildir.  
Devletin kendi yetkisi altındaki kiilerin yaamını koruması pozitif yükümlülüğü ve  
kaybolma olaylarında etkili bir soruturma yürütme yükümlülüğü iki ayrı kavramdır ve öyle  
muamele edilmelidir.  
Devletin bir bireyi diğerlerinin cürümlerinden korumak için önlem alma pozitif  
yükümlülüğü koruyucu niteliktedir. Bu yükümlülük böyle olayların meydana gelmesinden  
önceki aamayla ilgilidir.  
Mahkeme devletin bu yükümlülüğünü her zaman dar bir kapsamda yorumlamıtır.  
Ancak yetkililerin bir bireyin yaamına gerçek ve acil tehdidin varlığını bilmesi ya da bilmesi  
gerektiği durumlarda 2. madde ihlal edilmiolacaktır. Bu yükümlülük “yetkililere imkansız  
ya da ölçüsüz bir yük getirmeyecek ekilde yorumlanmalıdır. Buna göre Sözleme, her hayati  
tehlike iddiası karısında tehlikenin gerçeklemesini önlemek için fiili tedbir alma  
yükümlülüğü getiremez” (bkz. Osman – Đngiltere, Raporlar 1998-VIII). Ancak bu pozitif  
yükümlülük devletin ölümcül saldırıların faillerinin bulunması ve yargılanmasında baarıya  
ulaması eklinde bir art getirmemektedir (bkz. Tekdağ – Türkiye, no. 27699/95).  
Somut davada yetkililer kaçırılma olayından önce bavuranın hayatının tehlikede olduğu  
konusunda bilgi sahibi olmamıtır, ahıs koruma da talep etmemitir. Ayrıca kaçırılma  
olayında yetkililerin payı olmadığı ve Osmanoğlu’nun güvenlik güçlerinin kontrolü altında  
olmadığı tartımasızdır. Osmanoğlu’nun yeri yetkililer tarafından bilinmemekteydi. Ölü olup  
olmadığı bile kesin değildi. Bu nedenle yetkililerden makul olarak beklenebilecek tek ilem  
kaybolduğu koullara ilikin bir soruturma yürüterek ölüp ölmediğini tespit etmek ve  
ölmemise nerede olduğunu belirlemek idi.  
Gerçekte, bavuranın oğlunun kaybolmasından sonra gerçek ve acil bir hayati tehlikeyi  
önlemek için çoğunluğun gerekli gördüğü, istihbarat edinme, ifade alma, görgü tanıklarına  
bavurma gibi “önleyici fiili tedbirler”in tamamı sadece 2. maddenin usule ilikin yönüne  
göre incelenen soruturmayla ilgilidir.  
22  
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
Son olarak somut dava çoğunluk tarafından atıfta bulunulan ve Mahkemenin davalı  
devletin bavuranın hayatını koruyamadığı kadarıyla aağıdaki gerekçelerle 2. maddeye aykırı  
bulduğu Koku – Türkiye (no. 27305/95) davasından ayrı tutulmalıdır: Hüseyin Koku tanınmıꢀ  
bir siyasetçi idi. HADEP üyesiydi ve PKK faaliyetlerinde yer aldığı iddia ediliyordu.  
Kaçırılmadan önce polis, Vali ve Belediye Bakanı’ndan tehditler alıyordu. Farklı olarak  
somut davada Osmanoğlu siyasi bir ahsiyet değildi ve PKK ile ilgili bir faaliyette yer  
almatı. Tehdit altında değildi ve dükkana gelen iki ahısla kendi isteği ile gitmiti.  
Đkinci fark Koku’nun cesedinin kaybolmasından altı ay sonra bulunması,  
Osmanoğlu’nun cesedinin ise hiçbir zaman bulunamamasıdır.  
Üçüncü olarak Koku davasında davalı devlet Mahkemeye soruturma dosyasındaki  
birtakım belgeleri göndermemitir. Bu eksiklik Mahkemeyi Hükümetin AĐHS’nin 38/1 (a)  
maddesinde belirtilmiyükümlülüklerini yerine getirmediğini tespit etmeye yöneltmive  
sonuç olarak Mahkeme Hükümetin bu kusurundan çıkarımlarda bulunmutur. Ancak somut  
davada Hükümet olayların tespitinde Mahkeme ile ibirliği içinde olmutur.  
Đꢀte bu yukarıdaki mülahazaları akılda bulundurarak 2. maddenin esastan ihlal  
edilmediği sonucuna varıyoruz.  
Bütün bu mülahazalarımız ve Koku kararının somut karardan yukarıda özetlenen farkları  
ıığında davalı devletin “önleyici fiili tedbirler” almaması nedeniyle 2. maddenin esastan ihlal  
edildiği tespitinin Mahkeme içtihadında köklü bir değiimi gösterdiğine inanmaktayız. Böyle  
bir değiimin, gelecekteki davalara potansiyel etkileriyle Büyük Daire’nin karar vermesi  
gereken bir mesele olduğu kanaatindeyiz.  
23