CONSEIL  
A V R U PA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
OSMAN YILMAZ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 18896/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
8 Aralık 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (18896/05) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Osman Yılmaz’ın (bavuran) 16 Mayıs 2005 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme ’ ni n ( Avr up a Đnsan  
Hakları Sözleme s i - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından M. Turan Oralkan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1982 doğumlu olup Bursa’da ikamet etmektedir.  
1 Eylül 2000 tarihinde, bavuran çalığı nakliye irketi adına seyahat ederken bir trafik  
kazası geçirmitir. Ağır yaralanan bavuranın o kazadan sonra bacakları felç olmutur. Sosyal  
güvenlik kurumu, bavuranın meslekte kazanma gücünü % 100 kaybettiğini kabul etmitir.  
24 Ekim 2000 tarihinde, bavuran ive r e n i v e o n un k a za ya s e b ep o la n i çisi aleyhine Bursa  
Đꢀ Mahkemesi’nde tazminat davası açmıtır. Bavuran, uğradığı maddi zarar karılığında  
150 000 000 000 Türk Lirası (TRL)1 talep etmive manevi tazminat hakkını saklı tutmutur.  
Bavuran ayrıca, davalıların yargılama sürecinde mal varlıklarını kaçırmamaları için iꢀ  
ma hke me s i nd e n ted b ir ka rar ı a l ma s ı nı t a lep e t mi tir.  
Aynı gün, imahkemesi davalıların mal varlığı üzerinde 50 000 000 000 TRL değer  
karılığında tedbir kararı almıtır.  
Đꢀ Mahkemesi, 29 Mayıs 2003 tarihinde, ilgili ahsın adli yardım talebini sosyal  
sigortalardan emekli maaı aldığı gerekçesiyle reddettikten sonra maddi tazminat olarak –  
davalıların mütereken – kendisine 150 000 000 000 TRL ödemesine ve bu tutara kaza  
tarihinden itibaren yürürlükteki yasal oranlarda faiz eklenmesine karar vermitir. Mahkeme,  
ayrıca davalıların yargılama masrafları bağı altında Devlet Hazinesi’ne mütereken  
8 100 000 000 de TRL2 ödemesine hükmetmitir.  
17 Eylül 2003 tarihinde, bavuran Bursa Đcra Müdürlüğü’ne bavurarak kararın  
uygulanmasını talep etmitir.  
25 Eylül 2003 tarihinde, bavuranın eski ive r e ni B u r s a Đcra Hakimi’ne bavurarak tüm  
cebri icra tedbirlerine itiraz etmitir. Bavuranın eski ivereni, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun  
28/1 ve 32. maddelerine atıfta bulunarak, istenen yargılama masraflarının ödenmediğini ve  
dolayısıyla kararın hem ilgili ahısa tebliğ edilemeyeceğini ve hem de herhangi bir icra  
ilemine konu olamayacağını iddia etmitir.  
18 ubat 2004 tarihinde, icra hakimi bavurana ödeme yapması için 30 Mart 2004 tarihine  
kadar süre vermitir.  
1. Yaklaık 262 435 Euro (EUR).  
2. Yaklaık 4 848 Euro  
2
Bavuranın avukatı 30 Mart 2004 tarihli savunma yazısında, icra hakimine karar vermeden  
önce 492 sayılı Kanun’un 28 ve 32. maddelerinin anayasaya uygun olup olmadığının Anayasa  
Mahkemesi’ne sorulmasını ve cevap gelene kadar davanın ertelenmesini talep etmitir.  
A v u k a t ö z e l l i k l e a y n ı y a s a n ı n 3 7 . m a d d e s i u y a r ı n c a m a h k e m e h a r ç l a r ı n ı n D e v l e t H a z i n e s i  
tarafından karılanması gerektiğini ve sadece kendilerinin ödememesi yüzünden, bu  
ma s r a f l a rı n s or uml u s u o l ma d ı ğı halde, bavurana ödetilemeyeceğini savunmutur. Avukat  
ayrıca, ödemekle yükümlü oldukları halde nakliye irketi ve içisinin yargılama masraflarını  
ödemeyi reddetmelerinin, artık kesinlemi olan bu ihtilaflı kararın icra edilmesini engellemek  
amacıyla giriilen bir manipülasyon olarak ve hukukun kötüye kullanılması eklinde  
değerlendirilmesi gerektiğini kaydetmitir. AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan avukat, son  
olarak 492 sayılı Kanun hükümleri nedeniyle bavuranın bu kararın icrasını elde  
edememesinin mahkemeye eriim ve adil yargılanma hakkının ihlalini oluturduğunu  
savunmaktadır.  
Aynı gün, icra hakimi bavuranın adli yardım talep etmediğini ve kendisine verilen sürede  
y a r g ı l a m a m a s r a f l a r ı n ı ö d e m e d i ğini belirterek, nakliye irketinin talebini haklı bulmuve 492  
sayılı Kanun’un 32. maddesi gereğince cebri icra ilemini iptal etmitir.  
22 Nisan 2004 tarihinde, bavuran kararı temyize taımıtır. Đtiraz bavurusunda avukat,  
icra hakimi önünde sunduğu savunmayı yinelemive ayrıca bavuranın adli yardım talebinde  
bulunduğunu ancak bu talebin reddedildiğini hatırlatmıtır. Avukat, yargılama masraflarının  
bavuranın ive r e n i ne v e b a ka b i r i çiye yüklendiğini, bu bağlamda bavuranın onların  
hatasını üstlenemeyeceğini, zaten kendisinin mali durumunun ihtilaflı masrafları ödemeye  
imkân vermediğini belirtmitir.  
11 Haziran 2004 tarihinde, Yargıtay icra hakiminin verdiği kararı onamıtır.  
Bavuran, 10 Temmuz 2004 tarihinde Yargıtay’a giderek bu kararın düzeltilmesini talep  
etmitir.  
Yargıtay, 15 Ekim 2004 tarihinde bavuranın bu talebini reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, kendisine tazminat ödenmesine hükmeden bir mahkeme kararının icra  
edilmediğinden ikâyetçi olmaktadır. Bavuran, bu kararın icrasını takip etmeyen ulusal  
ma ka ml a r ı n AĐHS’nin ilgili bölümü aağıdaki gibi kaleme alınan 1. paragrafında güvence  
altına alınan adil yargılanma ve mahkemeye eriim hakkını ihlal ettiği kanaatindedir:  
Hükümet, bu sava karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
1. Altı ay kuralına riayet edilmesi hakkında  
Hükümet, altı ay kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle AĐHM’nin bavuruyu  
reddetmesini talep etmektedir. Bu bağlamda Hükümet, 15 Ekim 2004 tarihli Yargıtay  
3
kararının ilk derece mahkemesi kalemi tarafından 4 Kasım 2004 tarihinde dosyaya  
konulduğunu ve bavuranın bu tarihten itibaren altı ay içerisinde AĐHM’ne bavuru yapması  
gerektiğini, ancak bu süre içerisinde bavuru yapılmadığını ve dolayısıyla bavurunun  
gecikmeli olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.  
Bavuran, bu argümana karı çıkmakta ve Yargıtay kararının posta masrafları ödendiği  
halde kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürmektedir. Bavuran, bu karardan ancak 22 Kasım  
2004 tarihinde haberdar olduğunu ve kendi gözünde altı aylık sürenin bu tarihten sonra  
balaması gerektiğini ifade etmektedir.  
AĐHM, altı aylık sürenin ancak ulusal mahkeme kararlarının ilgili ahsa etkin ve yeterli bir  
ekilde tebliğ edilmesinden sonra balayabileceğini hatırlamaktadır. Öte yandan, bavuranın  
nihai iç hukuk kararı hakkında hangi tarihte bilgi sahibi olduğunu tespit etme görevi altı ay  
süresi kuralına uyulmadığı itirazında bulunan devlete aittir (Fransa aleyhine Baghli davası, no  
34374/97, prg. 31, CEDH 1999-VIII). AĐHM, mevcut davada bavuranın kendisine tazminat  
ödenmesine hükmeden kararın icra edilmediğinden ikâyetçi olduğunu gözlemlemektedir. Bu  
bağlamda AĐHM, bir ikâyetin, herhangi bir bavuru imkânının bulunmadığı süregelen bir  
duruma ilikin olması halinde, altı aylık sürenin sözkonusu durumun sona ermesinden itibaren  
ilemeye balayacağını hatırlatmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Yunanistan aleyhine  
Hornsby davası, 19 Mart 1997, prg. 35, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-II, ve  
Yunanistan aleyhine Marinakos davası (karar), no 49282/99, 29 Mart 2000).  
Her halükârda, hatta Hükümetin iddia ettiği gibi altı aylık sürenin Yargıtay kararı  
tarihinden itibaren baladığı varsayılsa bile, bavuranın ihtilaflı kararın icrasını elde  
edemeyeceğini öğrendiği tarih itibariyle, Yargıtay kararı diğer taraflara tebliğ edildiği halde,  
söz konusu kararın bavurana henüz tebliğ edilmediği açıkça görülmektedir. Tebliğ  
yü k ü m l ü l ü ğü yerine getirilmediği ve Hükümet tarafından bavuranın ya da avukatının mevcut  
bavurunun yapılmasından altı aydan daha fazla bir süre önce Yargıtay kararı hakkında bilgi  
sahibi olduklarını gösteren itiraza mahal bırakmayacak nitelikte bir kanıt sunulmadığı cihetle  
A ĐHM, altı aylık süre kuralına riayet edildiği kanaatine varmaktadır. Bu gerekçeye istinaden  
A ĐHM, Hükümetin bu ön itirazını reddetmektedir (benzer yaklaım örneği için, bakınız,  
diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Kutluk ve diğerleri davası, no 1318/04, prg. 21, 3  
Haziran 2008).  
2. Đç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında  
Hükümet, bavuranın icra ilemleri sırasında Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun  
465-472. maddeleri ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 176-179. maddelerinin mümkün  
kıldığı ölçüde adli yardım talebinde bulunmadığını, dolayısıyla iç hukuk yollarını  
tüketmediğini savunmaktadır. Hükümet ayrıca, bavuranın imahkemesi önünde görülen  
davada adli yardım talebini reddetmesinin bu talebi yeniden yapmasını engellemediğini,  
Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 469. maddesinin 2. fıkrasının bunu mümkün  
kıldığını hatırlatmaktadır.  
Bavuran, hereyden önce ihtilaflı masrafların imahkemesinde görülen davayla ilgili  
olduğunu ve bunu ödediğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle bavuran, bu son dava kapsamında  
adli yardım verilmesinin imahkemesi önünde görülen dava bakımından bir ey  
değitirmediği kanaatindedir. Bavuran, öte yandan ianlam a z l ı k l a r ı b a ğlamında adli  
y a r d ı m t a l e b i n i n r e t k a r a r ı i l e e s a s d a v a s ı n a i l i kin kararın aynı zamanda verildiğini ve  
dolayısıyla talebini yineleme fırsatı bulamadığını belirtmektedir. Bavuran son olarak,  
4
A v u k a t l ı k K a n u n u ’ n u n 1 7 6 . m a d d e s i g e r e ğince verilen adli yardımın avukat ücretini bile  
karılamadığını eklemektedir.  
Dosyadaki unsurlar çerçevesinde AĐHM, bavuranın imahkemesi önünde görülen dava  
sırasında adli yardım talep ettiğini ve bu talebin kararın açıklanacağı safhada reddedildiğini  
gözlemlemektedir. Bu bağlamda AĐHM, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 469.  
ma d d e s i ni n h ükü ml e r i ne gör e , a d l i ya r d ı m t a l ebi n e i l i kin verilen olumlu ya da olumsuz  
kararın nihai olduğunu ve temyize konu olamayacağını daha önce kaydettiğini  
hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Mehmet Hüsni Tunç davası, no  
20400/03, prg. 21, 21 ubat 2008, Bakan, ilgili bölüm, prg. 76, ve Türkiye aleyhine Ciğerhun  
Öner davası, no 33612/03, prg. 29, 20 Mayıs 2008). Dolayısıyla, Hükümetin bu noktadaki ön  
itirazının reddedilmesi uygun olacaktır.  
AĐHM, öte yandan Hükümetin atıfta bulunduğu avukatlara ilikin yasadaki hükümleri  
okuduğunda adli yardımın yargılama masraflarını değil avukat ücretini karılamaya yönelik  
olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla, Hükümetin bu noktadaki ön itirazının da  
reddedilmesi uygun olacaktır.  
Son olarak, bavuranın icra ilemleri kapsamında adli yardım talebinde bulunma imkânına  
ilikin itiraz konusunda ise AĐHM, itirazın bu yönünün AĐHS’nin 6. maddesine dayalı  
ikâyetin özüyle yakından bağlantılı olduğu kanaatine varmaktadır.  
AĐHM, ayrıca bavurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit  
etmektedir. Bu itibarla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet, yargılama masraflarının tahsil edilmesi gerektiğini belirtmekte ve bavuranın  
kararın çıkması ve icra ilemlerini balatması için masrafları ödeyebileceğini ileri  
sürmektedir. Hükümet, bavurandan istenen masrafların alacağı tazminat yanında çok düük  
bir miktar oluturduğunu ve bavuranın bu tutarın iadesini geriye kalan alacağıyla birlikte  
elde edebileceğini kaydetmektedir. Ayrıca, Hükümet ilgili ahısın icra ilemleri kapsamında  
bir adli yardım talebinde bulunması gerektiği kanısındadır.  
Hükümet diğer taraftan, ne ulusal mahkemelerin ve ne de iç hukukun bavuran lehine  
verilen karara engel olmaya çalıma d ı ğını savunmaktadır. Hükümete göre, bu kararın  
icrasının ulusal makamlar tarafından reddedilmesi söz konusu bile olamaz. Son olarak  
Hükümet, Türkiye aleyhine Orimpeks Madencilik San. Ve Tic. Ltd. ti ((karar), no 43475/02, 4  
Eylül 2007) davasında dile getirilen kıstaslara ve masraf bağı altında istenen meblağın  
ma kul n i t e l i ğine atıfta bulunmaktadır.  
Đlk olarak, bavuran, karı tarafın yargılama masraflarını ödememesi nedeniyle lehine  
verilen kararın icra edilemediğini savunmaktadır. Ulusal mahkemeler bir tek bu gerekçeyle  
sözkonusu icra ilemini yerine getirmemilerdir. Bavuran, borçlu irketin mal varlığına  
konulan tedbirin kaldırılması ve üstüne üstlük sözkonusu irketin faaliyetlerine son vermesi  
nedeniyle bu icra ileminin gerçekleme d i ğini ve ödemeyi de alamadığını eklemektedir.  
Đkinci olarak, bavuran Hükümetin yargılama masraflarının çok düük bir meblağ olduğu  
y ö n ü n d e k i i d d i a s ı n a k a r ı çıkmaktadır. Bu bağlamda bavuran, bir tek malulen emeklilik  
ma a ı aldığını ve aldığı miktarın söz konusu masrafları karılayacak güçte olmadığını  
5
hatırlatmaktadır. Bavuran, AĐHM’nin içinde bulunduğu durumu Türkiye aleyhine Ülger (no  
25321/02, 26 Haziran 2007) davasında gelitirdiği kıstaslar ıığında değerlendirmesi gerektiği  
kanısındadır.  
AĐHM, bir Sözleme c i D e vle t ’i n ul us a l h ukuk d üze ni t a ra f ı nd a n v eri l e n zor u nl u ve  
kesinlemi bir yargı kararının taraflardan birinin zararına etkisiz kalması durumunda 6.  
ma d d e ni n 1 . pa r a gr a fı yl a güv e nc e a l t ı na a l ı na n ma hk e me ye e r i im hakkının anlamsız hale  
gelmiolacağını hatırlatmaktadır (Hornsby ilgili bölüm, prg. 40). Dolayısıyla, bir yargı  
kararının icrası aırı derecede geciktirilemez (Đtalya aleyhine Immobiliare Saffi davası [GC],  
no 22774/93, prg. 66, CEDH 1999-V). Bu bağlamda, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmek  
amacıyla uygun ve yeterli yasal düzenlemeleri yapmak her Sözleme c i D e vl e t ’i n gö r e vi dir  
(Romanya aleyhine Fociac davası, no 2577/02, prg. 70, 3 ubat 2005).  
Mevcut davada AĐHM, imahkemesinin bavurana tazminat hakkı tanıdığını, öte yandan,  
aynı mahkemenin davalının ödemesi gereken yargılama masraflarını bavurana yüklediğini  
gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca bavuran lehine alınan kararın uygulanmasının borçluların –  
tazminat davasındaki davalıların – yargılama masraflarını ödemesi kouluna bağlandığını  
tespit etmektedir. Dolayısıyla, borçluların bu ödemeyi yapmaması, iç hukuk gereğince,  
kararın icrasına engel oluturmutur (yukarıdaki ilgili paragraf; 492 sayılı Kanun’un 28.  
ma d d e s i ) .  
Bu bağlamda AĐHM, sözkonusu kararın uygulanmasının ardından bavuranın yargılama  
giderlerini geri alıp alamayacağı sorusunun, bavu r a nı n A ĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı  
kapsamında ikayette bulunduğu durumla ilgisi bulunmadığı kanısına varmaktadır (bakınız,  
benxer bir yaklaım için, Ülger ilgili bölüm, prg. 40, ve Gürcistan aleyhine Apostol davası, no  
40765/02, prg. 55, CEDH 2006-XIV). Burada incelenmesi gereken ikâyetin konusu,  
kaybeden tarafın üstlenmesi gereken yargılama masraflarını peinen ödeme zorunluluğunun,  
bavuranın lehine verilen kesin kararın icra takibini balatmasını engellemesidir.  
AĐHM, Harçlar Kanunu’nun 32. maddesine atıfta bulunarak yetkili mercilerin bavurana  
« y a r g ı l a m a m a s r a f l a r ı n ı » ö d e m e s i n i z o r u n l u k ı l a r a k m a l i b i r s o r u m l u l u k y ü k l e m i olduğunu,  
böylece kararın çıkmasını ve kararın uygulanmasını engellediğini kaydetmektedir. Bu  
harçların pein ödenme zorunluluğu, icra ilemlerinin balatılmasını de facto sınırlamakta ve  
A ĐHM’nin gözünde, yargılama masraflarının ödenmesi hukuk mahkemelerine eriim için bir  
kural haline gelmektedir (bakınız, mutatis mutandis, Apostol ilgili bölüm, prg. 58).  
Bu bağlamda AĐHM, bir bavuranın mahkemeye eriim hakkından yararlanıp  
y a r a r l a n m a d ı ğının ve davasının bir mahkeme tarafından görülüp görülmediğinin  
belirlenmesinde, bir davanın özel koulları ıığında değerlendirilen masrafların tutarı, kiinin  
ödeme gücü ve sözkonusu sınırlamanın yargılamanın hangi safhasında ortaya çıktığı gibi  
faktörlerin dikkate alınması gerektiğini yinelemektedir (Polonya aleyhine Kreuz davası, no  
28249/95, prg. 60, CEDH 2001-VI).  
Mevcut davada, AĐHM hereyden önce mahkeme harçlarının mali sorumluluğunun  
bavurana yüklenmediğini, ancak imahkemesinin aldığı bir kararla mahkemeye çağırdığı  
taraflara bu ödemeyi dayattığını gözlemlemektedir. Lehine verilen kesin ve bağlayıcı karar  
göz önüne alındığında, ilgili ahısın kararın icrasını elde etmek üzere ilem balatmasının da  
me ru bir hak olduğunu kabul etmek gerekir. Bu noktadan hareketle AĐHM, imahkemesi  
önünde görülen davayla ilgili harçları ödeme zorunluluğunun, icra ilemleri kapsamında,  
davalılar yerine bavurana yüklenmesinin ve bunun kararın icrası için bir koul olarak  
dayatılmasının, inkâr edilemez bir biçimde onun ihtilaflı kararın icrasını elde etme hakkına  
6
ma l i kı s ı t l a ma o l u turduğu kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, adaletin doğru bir ekilde  
tecellisi bakımından AĐHM’in konuyu özel bir ihtimamla incelemesi gerekmektedir (Polonya  
aleyhine Podbielski ve PPU Polpure davası, no 39199/98, prg. 65, 26 Temmuz 2005).  
Bu bağlamda AĐHM, etkili bir ekilde mahkemeye eriim hakkını güvence altına alma  
yü k ü m l ü l ü ğünün yerine getirilmesinin, yalnız müdahale olmaması anlamına gelmediğini,  
Devlet'in pozitif tedbirler almasını da gerektirebileceğini hatırlatmaktadır (Kreuz, ilgili bölüm,  
prg. 59). AĐHM, mevcut dava koullarında, Devlet’in yargılama giderlerinin karılanmasında  
bütün sorumluluğu bavurana yükleyerek, kararların icrası için hem hukuken hem de  
uygulamada etkin bir sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğünden kaçındığı kanaatine  
varmaktadır (Ukrayna aleyhine Fouklev davası, no 71186/01, prg. 84, 7 Haziran 2005, ve  
Apostol, ilgili bölüm, prg. 64).  
Gerçekten de, ulusal makamların alacaklının çabalarına yardımcı olması gerekirken pasif  
davrandıklarının altını çizmek gerekir. Üstelik AĐHM, Hükümetin hangi sebeplerle, borçlu  
tarafın hata ve ihmali örtbas edilerek, bir mahkeme kararıyla, bavurana ihtilaflı harçların  
ödeme yükümlülüğünün dayatıldığı ve – bavuranın gerçekten masraflarını ödediği - icra  
ilemleri sırasında yapılacak bir adli yardımın hangi ölçüde onu mahkeme harçlarını  
ödemekten muaf kılacağı konusunda hiçbir açıklama yapmadığını kaydetmek durumundadır.  
Yukarıdaki tespitlerden çıkan sonuca göre, yetkililerin mahkeme kararıyla bakalarına  
yü k l e n d i ği halde ve üstelik yoksulluğunu da göz ardı ederek, harçların ödenme  
sorumluluğunu bavurana dayatan tutumu, ilgili ahısa aırı yük yüklemive özünü ihlal  
edecek derecede mahkemeye eriim hakkını kısıtlamıtır.  
Dolayısıyla, AĐHM Hükümetin itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin 6. maddesi 1.  
paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 41 VE 46. MADDELERĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 41. ve 46. maddeleri.  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi tazminat olarak 601 904,30 Türk Lirası (TL) (yaklaık 293 149 Euro  
(Euro) talep etmektedir. Bu tutar, ulusal mahkemeler tarafından yasal faizleriyle birlikte  
kendisine ödenmesine hükmedilen tazminat tutarına tekabül etmektedir. Bavuran kanıt  
belgesi olarak, Bursa Đcra Müdürlüğü tarafından 22 Ekim 2008 tarihinde düzenlenen ve  
istenen toplam tutar ile bavuranın alacağı tazminat bakiyesini değerlendiren bir hesap tablosu  
sunmaktadır. Đlgili ahıs, imahkemesi önünde görülen dava sırasında bir kısım haklarını  
saklı tuttuğunu ve ilk kararın icrasını elde edemediğinden, ek tazminat davasını  
balatmadığını hatırlatmaktadır. Bavuran, bu ek tazminat tutarını 159 336 TRY  
(yaklaık74 522 EUR) olarak değerlendirmekte ve maddi tazminat bağı altında talep  
etmektedir. Bavuran, ayrıca ek tazminat davası açması halinde talep edeceği manevi tazminat  
tutarı olarak 374 160 TRY (yaklaık 174 997 EUR) ve yine kendisine göre ihtilaflı kararın  
icrasını elde edememesi sonucu uğradığı manevi zarar karılığında da 15 000 EUR talep  
etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
7
AĐHM, AĐHS’nin ya da ek protokollerinin ihlal edildiğine hükmeden bir kararın  
Savunmacı Devlet için yüklediği zorunlulukların, yalnızca adil tatmin bağı altında bir  
tazminat ödenmesini değil, aynı zamanda AĐHM tarafından tespit edilen ihlale son vermek  
amacıyla Bakanlar Komitesi kontrolünde iç hukuk sistemine yerletireceği genel ve/veya,  
gerektiğinde, bireysel tedbirleri seçmesini de kapsadığını hatırlatmaktadır. Savunmacı Devlet  
ihlalin neden olduğu sonuçları ortadan kaldırmak ve mağdurun konumunu mümkün  
olduğunca ihlalden önceki duruma getirmekle yükümlüdür. Ayrıca, AĐHS’ne göre ve özellikle  
1. maddenin hükümleri gereğince, Sözleme c i D e vl e tl er AĐHS’ni kabul etmek suretiyle iç  
hukuklarının ona uygun olarak düzenleneceğini taahhüt etmektedir. Dolayısıyla, bavuranın  
durumunun düzeltilmesinde ortaya çıkan olası engelleri iç hukuktaki düzenlemeler vasıtasıyla  
ortadan kaldırmak Savunmacı Devlet’in görevidir (Gürcistan aleyhine Assanidzé davası  
[GC], no 71503/01, prg. 198, CEDH 2004-II, Đtalya aleyhine Maestri davası [GC], no  
39748/98, prg. 47, CEDH 2004-I, ve Apostol ilgili bölüm, prg. 71).  
Mevcut davada AĐHM, bavuranın AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında güvence altına  
alınan hakkına ilikin ihlalin, ulusal makamların kararların icrasıyla ilgili 492 sayılı Kanun’un  
32. maddesini uygulama ekli sonucunda ortaya çıkan koullardan kaynaklandığını tespit  
etmektedir. Bu nedenle AĐHM, Savunmacı Devlet’in ilgili iç hukukun AĐHS’nin yukarıda  
belirtilen hükümleriyle ve bu kararda dile getirilen ilkelerle uygunluğunu sağlamakla  
yü k ü m l ü o ld u ğu kanaatine varmaktadır.  
Mevcut davada vardığı sonuç bağlamında ve kararların icrasında bugünkü rejimin  
iyiletirilmesine yönelik alınabilecek diğer tedbirlerden bağımsız olarak AĐHM, en uygun  
düzeltme eklinin eletirilen “kararı uygulamama” durumunun ortadan kaldırılması olacağı  
kanaatini taımaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Rusya aleyhine Plotnikovy davası, no  
43883/02, prg. 33, 24 ubat 2005). Bunun sonucu olarak, Savunmacı Devlet 29 Mayıs 2003  
tarihli imahkemesi kararının icrasını sağlamalıdır.  
Savunmacı Devlet, bavuranın imahkemesinin 29 Mayıs 2003 tarihli kararında söz  
konusu tutarın kendilerinden ayrı ayrı tahsil edilmesine hükmettiği borçlu kiiler aleyhine icra  
ilemlerini balatmasını, ibu kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içerisinde sağlamadığı  
takdirde, AĐHM, mevcut kararda yaptığı tespitler bağlamında, bavurana, Bursa Đcra  
Müdürlüğü tarafından maddi tazminat bağı altında alacağının karılığı olarak belirlenen  
293 149 EUR tutarının ödenmesine karar vermektedir. AĐHM, bavuranın uğradığı zarar  
karılığı olarak dile getirdiği ek tazminat talebinin ise reddedilmesinin uygun olacağı  
kanaatindedir.  
AĐHM, ayrıca bavurana uğradığı manevi zarar karılığında 3 900 EUR ödenmesi gerektiği  
kanısındadır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca rakam belirtmeden ve kanıt belgesi sunmadan, AĐHM önündeki yargı  
ma s r a f v e gid e r ler i i ç i n b i r te la fi t al e p e t me kt ed i r .  
Hükümet, bu talebe itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı  
ma kul mi kt a r l a rd a ki ya r gı gid er le r i ni e ld e ed eb i l i r . M e vc u t da vad a A ĐHM, yukarıdaki  
kıstasları ve gerekli belgelerin sunulmamasını göz önüne alarak, AĐHM önündeki yargılama  
ma s r a f v e gid e r ler i yl e i l gi l i t e l a fi ta leb i ni re dd e t me k t ed i r .  
8
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana  
üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
mu a f t ut ul a r a k Sa v unma c ı D e vl e t tar a fı nda n ;  
i. Đꢀ Mahke me si’nin 29 Mayıs 2003 tarihli icra kararının uygula nması için gerekli önlemlerin  
alınmasına;  
ii. Đꢀ Mahkemesi’nin 29 Mayıs 2003 tarihli kararı ile, ödeme yapmalarına hükmedilen  
tereken borçlu kabul edilen kiilere karı bavuran tarafından balatılan icra kararının  
Devlet tarafından yerine getirilmesinin sağlanmaması halinde bavurana 293.149 (iki yüz  
doksan üç bin yüz kırk dokuz) Euro maddi tazminat ödenmesine;  
iii. bavurana 3.900 (üç bin dokuz yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 8 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9