hatırlatmaktadır. Baꢀvuran, AĐHM’nin içinde bulunduğu durumu Türkiye aleyhine Ülger (no
25321/02, 26 Haziran 2007) davasında geliꢀtirdiği kıstaslar ıꢀığında değerlendirmesi gerektiği
kanısındadır.
AĐHM, bir Sözleꢀme c i D e vle t ’i n ul us a l h ukuk d üze ni t a ra f ı nd a n v eri l e n zor u nl u ve
kesinleꢀmi ꢀ bir yargı kararının taraflardan birinin zararına etkisiz kalması durumunda 6.
ma d d e ni n 1 . pa r a gr a fı yl a güv e nc e a l t ı na a l ı na n ma hk e me ye e r i ꢀim hakkının anlamsız hale
gelmiꢀ olacağını hatırlatmaktadır (Hornsby ilgili bölüm, prg. 40). Dolayısıyla, bir yargı
kararının icrası aꢀırı derecede geciktirilemez (Đtalya aleyhine Immobiliare Saffi davası [GC],
no 22774/93, prg. 66, CEDH 1999-V). Bu bağlamda, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmek
amacıyla uygun ve yeterli yasal düzenlemeleri yapmak her Sözleꢀme c i D e vl e t ’i n gö r e vi dir
(Romanya aleyhine Fociac davası, no 2577/02, prg. 70, 3 ꢁubat 2005).
Mevcut davada AĐHM, iꢀ mahkemesinin baꢀvurana tazminat hakkı tanıdığını, öte yandan,
aynı mahkemenin davalının ödemesi gereken yargılama masraflarını baꢀvurana yüklediğini
gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca baꢀvuran lehine alınan kararın uygulanmasının borçluların –
tazminat davasındaki davalıların – yargılama masraflarını ödemesi koꢀuluna bağlandığını
tespit etmektedir. Dolayısıyla, borçluların bu ödemeyi yapmaması, iç hukuk gereğince,
kararın icrasına engel oluꢀturmuꢀtur (yukarıdaki ilgili paragraf; 492 sayılı Kanun’un 28.
ma d d e s i ) .
Bu bağlamda AĐHM, sözkonusu kararın uygulanmasının ardından baꢀvuranın yargılama
giderlerini geri alıp alamayacağı sorusunun, baꢀvu r a nı n A ĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı
kapsamında ꢀikayette bulunduğu durumla ilgisi bulunmadığı kanısına varmaktadır (bakınız,
benxer bir yaklaꢀım için, Ülger ilgili bölüm, prg. 40, ve Gürcistan aleyhine Apostol davası, no
40765/02, prg. 55, CEDH 2006-XIV). Burada incelenmesi gereken ꢀikâyetin konusu,
kaybeden tarafın üstlenmesi gereken yargılama masraflarını peꢀinen ödeme zorunluluğunun,
baꢀvuranın lehine verilen kesin kararın icra takibini baꢀlatmasını engellemesidir.
AĐHM, Harçlar Kanunu’nun 32. maddesine atıfta bulunarak yetkili mercilerin baꢀvurana
« y a r g ı l a m a m a s r a f l a r ı n ı » ö d e m e s i n i z o r u n l u k ı l a r a k m a l i b i r s o r u m l u l u k y ü k l e m i ꢀ olduğunu,
böylece kararın çıkmasını ve kararın uygulanmasını engellediğini kaydetmektedir. Bu
harçların peꢀin ödenme zorunluluğu, icra iꢀlemlerinin baꢀlatılmasını de facto sınırlamakta ve
A ĐHM’nin gözünde, yargılama masraflarının ödenmesi hukuk mahkemelerine eriꢀim için bir
kural haline gelmektedir (bakınız, mutatis mutandis, Apostol ilgili bölüm, prg. 58).
Bu bağlamda AĐHM, bir baꢀvuranın mahkemeye eriꢀim hakkından yararlanıp
y a r a r l a n m a d ı ğının ve davasının bir mahkeme tarafından görülüp görülmediğinin
belirlenmesinde, bir davanın özel koꢀulları ıꢀığında değerlendirilen masrafların tutarı, kiꢀinin
ödeme gücü ve sözkonusu sınırlamanın yargılamanın hangi safhasında ortaya çıktığı gibi
faktörlerin dikkate alınması gerektiğini yinelemektedir (Polonya aleyhine Kreuz davası, no
28249/95, prg. 60, CEDH 2001-VI).
Mevcut davada, AĐHM herꢀeyden önce mahkeme harçlarının mali sorumluluğunun
baꢀvurana yüklenmediğini, ancak iꢀ mahkemesinin aldığı bir kararla mahkemeye çağırdığı
taraflara bu ödemeyi dayattığını gözlemlemektedir. Lehine verilen kesin ve bağlayıcı karar
göz önüne alındığında, ilgili ꢀahısın kararın icrasını elde etmek üzere iꢀlem baꢀlatmasının da
me ꢀru bir hak olduğunu kabul etmek gerekir. Bu noktadan hareketle AĐHM, iꢀ mahkemesi
önünde görülen davayla ilgili harçları ödeme zorunluluğunun, icra iꢀlemleri kapsamında,
davalılar yerine baꢀvurana yüklenmesinin ve bunun kararın icrası için bir koꢀul olarak
dayatılmasının, inkâr edilemez bir biçimde onun ihtilaflı kararın icrasını elde etme hakkına
6