CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
BİRİNCİ DAİRE  
ÖZALP ve DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no. 32457/96)  
KARAR  
Özet Çeviri  
STRAZBURG  
8 Nisan 2004  
Bu karar, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi hükümleri uyarınca kesinlik kazanmaktadır.  
Bu karar metni, Mahkemenin seçilmiş karar ve hükümleri resmi raporlarında nihai  
şekilde yayınlanmasından önce Sekreterya revizyonuna tabidir.  
OLAYLAR  
I. DAVAYA ESAS TEŞKİL EDEN OLAYLAR  
Başvuranlar, Makbule Özalp, Suat Özalp, Hacı Özalp, Sercan Özalp, Gülcan Özalp,  
Mehmet Özalp ve Osman Özalp sırasıyla, 1955, 1975, 1977, 1979, 1981, 1985 ve  
1988 doğumlu olup 1995 yılında gözaltında ölen Cavit Özalp'in eşi ve çocuklarıdır.  
Cavit Özalp'in ölmesiyle ilgili olaylar  
1. Başvuranlar tarafından sunulduğu şekliyle olaylar  
Özalp ailesi 1994 yılına dek Diyarbakır Bismil ilçesi Serçeler köyünde ikamet etmiştir.  
Güvenlik güçleri, Özalp ailesine köy korucusu olmaları yönünde baskı yapmaya  
başlayınca, 1994 yılı ilkbaharında Diyarbakır'a taşınmıştır.  
21 Ağustos 1995 tarihinde başvuranlardan birisi olan Hacı Özalp ailesine ait tarlalara  
bakmak için Bismil'e döner. İlçeye vardığında askerler tarafından durdurulur ve  
babası hakkında sorgulanır. Daha sonra jandarma komutanlığına götürülen Hacı  
sorgu esnasında babasının nerede olduğunu söyler.  
24 Ağustos 1995 tarihinde Cavit Özalp Diyarbakır'da gözaltına alınır. Aynı gün oğlu  
Hacı babasını gözaltında görür ama konuşamaz.  
26 Ağustos 1995 tarihinde Hacı serbest bırakılır. Aynı gün halen Bismil'de olduğu  
sırada, bir tanıdığı, Kamberli köyünde babasının da karıştığı bir olayın meydana  
geldiğini söyler. Kamberli köyüne giden Hacı'ya, Vehyettin isimli bir köylü, babasının  
öldüğünü söyler.  
Aynı gün Cavit'in evine giden iki polis memuru, Hacı'nın amcasına, Cavit'in öldüğünü  
bildirmiştir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
5 Şubat 1996 tarihinde başvuranların temsilcileri Diyarbakır DGM savcılığına dilekçe  
vermiştir. Cavi Özalp'in ölümüyle ilgili bir soruşturma başlatıldığına ve Diyarbakır  
DGM savcılığı tarafından görevsizlik kararı verildiğine değinen temsilciler, gözaltı  
tutanaklarının, otopsi raporunun ve savcılığın görevsizlik kararının bir suretini  
istemiştir.  
Savcılık bu istemi reddetmiştir.  
2. Hükümet tarafından sunulduğu şekliyle olaylar  
24 Ağustos 1995 tarihinde Cavit Özalp, PKK üyesi olduğu şüphesiyle, Bismil  
Jandarma Komutanlığı'na bağlı jandarmalar tarafından gözaltına alınmıştır.  
Bilinmeyen tarihte Cavit Özalp jandarmaya verdiği ifadede, PKK teröristlerinin ara  
sıra evinde kaldıklarını, bunlara yiyecek, askeri malzeme, silah, giysi ve ilaç ternin  
ettiğini kabul etmiştir. Cavit Özalp, ayrıca, teröristlerle birlikte Pamuk Nehri kıyısında  
Serçeler köyüne bağlı Sanhüseyin mezrasının yakınındaki bir tepenin yamacında bir  
sığınak kazdıklarını ve bazı araç gereçleri buraya sakladıklarını ifade etmiştir.  
24 Ağustos 1995 tarihinde Cavit Özalp tıbbi muayene için Bismil Sağlık Merkezi'ne  
götürülmüştür. Sağlık raporuna göre, vücudunda kötü muamele izine rastlanmamıştır.  
26 Ağustos 1995 tarihinde saat 4.00 civarında jandarmalar, Cavit Özalp'in sözünü  
ettiği sığmağı bulmaya çalışmıştır. Cavit, askerleri Kamberli köyü Sedat yolundaki  
sığınağa götürmüştür. Kendileri güvenli bir mesafede bekleyen jandarmalar,  
Cavit'ten, sığınağın kapağını açmasını istemiştir. Kapağı açtığında büyük bir patlama  
meydana gelmiş ve Cavit'in bedeni paramparça olmuştur. Patlayıcılar, sığınağın  
girişine PKK üyelerince yerleştirilmiştir. Askerler, sığınakta silah, tıbbi malzeme ve  
giysi bulmuştur. Olay Bismil savcılığına bildirilmiştir.  
Doktor, cesede tam otopsi yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir. Cavit'in  
cesedi, Kamberli köy meclisi üyesi Hasip Yılmaz'a teslim edilmiştir. Jandarma  
tarafından vukuat raporu düzenlenmiş ve üç astsubayla köy muhtarı Kütbettin Altunç  
tarafından imzalanmıştır.  
24 Kasım 1995 tarihinde Diyarbakır DGM savcısı, Cavit'in, 26 Ağustos 1995 tarihinde  
öldüğünü göz önüne alarak PKK üyeliği nedeniyle soruşturma açılmasına gerek  
olmadığına karar vermiştir.  
14 Kasım 1995 tarihinde Bismil savcılığı, gerekli önlemleri almayarak Cavit Özalp'in  
ölümüne neden olduğu için astsubay İlhan Yücel'i görevi ihmalle suçlamıştır. Bununla  
birlikte savcının astsubay aleyhine dava açma yetkisi olmadığından, görevsizlik kararı  
vermiş ve dosyayı Bismil İlçe İdare Kuruluna göndermiştir.  
İlçe İdare Kurulunca soruşturma için görevlendirilen binbaşı üç astsubayın ifadesini  
almıştır. Astsubaylar, sığınağın yerini Cavit'ten öğrendiklerim, kendilerini olay yerine  
Cavit'in götürdüğünü ve sığınağın kapağını açtığında patlama meydana geldiğini ve  
Cavit'in öldüğünü anlatmıştır. Astsubaylar, mağarada, tıbbi malzeme ve giysiler  
bulunduğunu söylemiştir.  
Üç astsubayın ifadesine, vukuat raporuna ve tıbbi muayene raporunu esas alan  
raportör 23 Ocak 1996 tarihinde raporunu ilçe idare kuruluna sunmuştur. Raportör,  
Cavit Özalp'ten sığınağın kapağını açmasını istemeden önce gerekli tüm önlemlerin  
alındığı sonucuna varmıştır.  
HUKUK  
1. Sözleşmenin 2. Maddesinin İhlal edildiği iddiası  
Başvuranlar Cavit Özalp'in gözaltındayken güvenlik güçlerince öldürüldüğünü ve adli  
merciler tarafından etkili bir araştırmanın yürütülmediğini bu nedenle de Sözleşme'nin  
2. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir.  
Hükümet bu iddiaları reddetmiştir. Hükümete göre Cavit Özalp jandarmaya bir PKK  
sığınağını gösterirken patlayan bir bomba sonucunda ölmüştür. Bundan dolayı da  
Hükümet, Sözleşmenin bu hükmü uyarınca Devlet'in sorumluğu olduğu iddiasını  
reddetmektedir.  
A. Cavit Özalp'in Ölümüyle ilgili koşullar  
Yaşam hakkını koruyan ve yaşam hakkından mahrum bırakılmanın mazur  
görülebileceği halleri düzenleyen 2. madde Sözleşme'nin en temel hükümlerinden  
biridir ve hiçbir sınırlamaya (derogation) tabi tutulamaz. 3. maddeyle birlikte anılan  
madde, Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların en temel değerlerinden  
birini içermektedir. Dolayısıyla yaşam hakkında mahrum bırakılmanın mazur  
görüleceği haller katı bir biçimde yorumlanmalıdır. Bireysel insan haklarını koruma  
aracı olarak Sözleşmenin nesnesi ve amacı 2. maddenin, güvencelerin pratik ve etkili  
olmasını sağlayacak şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını gerekli kılmaktadır  
Bir bütün olarak okunduğunda 2. maddenin lafzının sadece kasti cinayetleri değil,  
yaşam hakkından mahrum kalınmasına yol açabilecek kasti olmayan sonuçlar  
doğurucu nitelikteki kuvvet kullanımına izin veren durumları da kapsadığı  
anlaşılmaktadır. 2. madde ayrıca bazı durumlarda Devlet'e, sorumluluğu altındaki  
bireyleri korumak için önleyici işlevsel önlemler alma yükümlülüğü getirmektedir.  
Bu bağlamda, gözaltındaki şahısların özellikle zayıf konumda bulundukları ve  
yetkililerin onları koruma yükümü altında oldukları vurgulanmalıdır. Sonuç olarak  
sağlık durumu iyi olarak gözaltına alınan bir birey serbest bırakılırken zarar görmüş  
bir biçimde bulunursa, verilen zararın nasıl meydana geldiği konusunda makul bir  
ıklama getirme yükümü Devlet'e aittir. Gözaltına alınan kişi ölü bulunduğunda, o  
kişiye karşı gözaltında yapılan muamelelere yönelik olarak yetkililerin hesap verme  
yükümü özellikle zorlayıcıdır. Dolayısıyla, Devlet'in sorumluluğu sivillerin yaşamını  
kaybetmesinden kaçınmak ya da her hal ve durumda bu olasılığı azaltmak için  
gerekli önlemleri almaktır. Yaşama yönelik her tehlike, Sözleşme uyarınca yetkililere  
bu riskten kaçınmak için önlem alma yükümü getirmese de, yetkililerin kişinin  
yaşamına yönelik gerçek ve yakın tehlikelerin varlığını bildiği ya da bilmesi gerektiği  
veya bu tehlikeden kaçınmak için kendi yetkileri kapsamındaki önlemleri almadıkları  
tespit edildiği takdirde durum farklıdır.  
Kanıtları değerlendirirken, başvurulan genel ilke "makul şüpheye yer vermeyen" kanıt  
standardının uygulanmasıdır. Fakat, bu tür bir kanıt yeterince ciddi, açık, belirgin ve  
tutarlı çıkarımlardan ya da çürütülmemiş karinelerden neş'et edebilir. Sözkonusu  
olaylar kısmen ya da tamamen yetkililerin münhasır bilgisi dahilinde cereyan etmişse  
-gözaltındaki şahısların durumunda olduğu gibi- bu gözaltında meydana gelen  
yaralanma ve ölüm olaylarına ilişkin güçlü karineler ortaya çıkacaktır. Nitekim, böyle  
bir durumda makul ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümü yetkililere aittir.  
Bu davayla ilgili olaylara dönüldüğünde, Mahkeme'nin ilk işi, davalı Devlet'in,  
yaşamın gereksiz bir biçimde tehlikeye atılmasından ve nihayetinde de  
kaybedilmesinden kaçınmak için gerekli her önlemi alma biçimindeki yükümlülüğü  
yerine getirmediğini gösteren yeterli kanıtların bulunup bulunmadığını tespit etmektir.  
Dolayısıyla Mahkeme, güvenlik güçlerinin arama-tarama faaliyetini Cavit Özalp'in  
yaşamına yönelik herhangi bir tehlikeyi bertaraf edecek ya da azaltacak şekilde  
yürütüp yürütmediklerini incelemelidir.  
Bu bağlamda, Mahkeme, yetkililerin sözkonusu sığmağın bulunduğu bölgede  
mündemiç bulunan riskleri değerlendirme konumunda olduğuna dikkat çeker.  
Mahkeme önündeki dosyadan jandarmaların Cavit Özalp sığınağın kapısını açtığında  
gerçekten bir patlama riski olduğunun farkında olduklarını gözlemlemiştir. Bu gerçek  
Hükümetin görüşlerinde de göze çarpmaktadır. Nitekim bu görüşlerde, civarda  
muhtemel militan mevcudiyetini dikkate alan jandarmaların, Cavit Özalp sığınağın  
yanma giderken gerekli önlemleri aldıkları ve sığmağın çevresinde saklandıktan  
belirtilmiştir.  
Cavit Özalp'in yaşamını korumaya yönelik başka önlemler alınmadığım göz önünde  
bulunduran mahkeme, Hükümet'in Özalp'in yaşamını korumak için gerekli engelleyici  
önlemleri almadığı sonucuna varmıştır.  
Bundan dolayı Mahkeme Cavit Özal'in ölümünde Devlet'in sorumluluğu olduğunu  
şünmektedir. Dolayısıyla Sözleşme'nin 2. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.  
B. Soruşturmanın yetersizliği iddiası  
Mahkeme, 1. maddedeki Devlet'in 'yetki alanı içindeki herkese Sözleşme'de  
tanımlanan hak ve özgürlükleri tanıma' genel yükümüyle birlikte 2. maddedeki yaşam  
hakkım koruma yükümlülüğünün güç kullanımı sonucunda öldürülen bir kimse  
olduğunda etkili bir resmi soruşturmanın yürütülmesini zımnen gerekli kıldığını  
tekrarlar.  
Bu davada Hükümet, Cavit Özalp'in öldürülmesiyle ilgili soruşturmada hiçbir eksiklik  
bulunmadığını ve yetkililerin Sözleşme standartlarını karşılamaya yönelik gerekli her  
adımı attıklarını dile getirmiştir.  
Mahkeme, bu davadaki gibi koşulları soruşturma yükümlülüğün ölüme Devlet  
görevlilerinin sebebiyet verdiğinin tespit edildiği davalarla sorumlu olmadığım  
şünmektedir. Bu davada, yetkililere böyle bir ölümün bildirilmesi bile Sözleşmenin  
2. maddesi uyarınca ipso facto olarak böyle bir yükümlüğe yol açmaktadır.  
Mahkeme, idari makamların niteliği ve kompozisyonunu göz önünde bulundurarak,  
Sözleşmenin 2. maddesinin gerekli kıldığı bağımsız bir soruşturmayı yürütme  
yetenekleri konusunda ciddi şüpheler ortaya çıktığını gözlemlemektedir.  
Şikayetle ilgili olarak soruşturma bağlamında alınan önlemler hususunda Mahkeme  
Bismil Cumhuriyet Savcılığının, jandarma astsubay İlhan Yücel'i gerekli önlemlere  
almayarak ihmal nedeniyle Cavit Özalp'in ölümüne sebebiyet vermekle suçladığım  
gözlemlemektedir. Fakat, savcı, astsubayları kovuşturma yetkisi olmadığı için  
görevsizlik kararı vererek dosyası Bismil İlçe İdare Kuruluna göndermiştir. Daha  
sonra, bir binbaşı İlçe İdare Kurulu tarafından soruşturmayı derinleştirmek üzere  
raportör olarak atanmıştır. Bu raportör 26 Ağustos 1995 tarihinde olay yerinde  
bulunan üç jandarmanın ifadelerini almıştır. Raporunu hazırlarken binbaşı sadece  
sanık jandarmalarını ifadelerine ve 26 Ağustos 1995 tarihli olay yeri raporuna  
dayanmış bilirkişi raporlarına ya da Cavit Özalp'in aile fertlerinin görüşlerine  
başvurmamıştır. Raportör köy muhtarı Kütbettin Altunç'un ifadesine de  
başvurmamıştır. 28 Şubat 1996 tarihinde Bismil İlçe İdare Kurulu raportörün raporunu  
kabul ederek üç sanık jandarma hakkında men-i muhakeme kararı vermiştir. Dosya  
daha sonra kendiliğinden Diyarbakır İl İdare Kuruluna sevk olunmuş anılan kurul da 2  
Nisan 1996 tarihinde kararı onamıştır.  
Üsttekilerin ışığında Mahkeme iç hukuk makamlarının sanık jandarmaların ifadelerini  
kayıtsız şartsız doğru kabul ettiklerini ve başka tanıkları dinlemediklerini  
gözlemlemektedir.  
Mahkeme yetkililerin Cavit Özalp'in ölümünü çevreleyen koşulları araştırmak üzere  
etkili bir soruşturma yürütmediği sonucuna varmıştır.  
Dolayısıyla Mahkeme Sözleşmenin 2. maddesinin bu bakımdan ihlal edildiğini  
şünmektedir.  
2. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali iddiası  
Başvuranlar Cavit Özalp'in ölmeden önce kötü muameleye maruz kaldığını iddia  
etmişlerdir.  
Hükümet başvuranların iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir. Bu  
bağlamda Hükümet, Cavit Özalp'in vücudunda herhangi bir kötü muamele emaresine  
rastlanmadığını belirten 24 Ağustos 1995 tarihli rapor sunmuştur.  
Mahkeme, başvuranların sundukları ilk görüşlerde Cavit Özalp'in gözaltındayken  
işkenceye maruz kaldığını belirttiklerini gözlemlemektedir. Fakat başvuranlar bu  
iddialarını destekleyecek herhangi bir kanıt sunamamışlardır. Başvuranlardan biri  
olan Hacı Özalp Mahkemeye sunduğu yazılı bir ifadede babasını gözaltında gördüğü  
fakat kötü muameleye uğramış gibi durmadığını belirtmiştir.  
Mahkeme ayrıca, 24 Ağustos 1995 tarihli rapora göre, Cavit Özalp'in cesedi üzerinde  
kötü muameleye ilişkin iz yoktur.  
Bu nedenle Mahkeme'yi Cavit Özalp'in gözaltında iken işkence gördüğüne ikna  
edebilecek kanıt yoktur.  
Yukarıda anlatılanların ışığında 3. maddenin ihlali sözkonusu değildir.  
III. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar ayrıca Cavit Özalp'in ölümü hakkında etkili bir soruşturma yapılmadığı  
ve mahkemeye başvurmaları mümkün olmadığı için, Sözleşmenin 6/1 maddesinin  
ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.  
Mahkeme başvuranların 6/1 maddesi bağlamındaki şikayetlerinin esaslarını etkili bir  
soruşturma yapılmamasına dayandırdıklarını gözlemlemiştir. Mahkemenin görüşüne  
göre bu şikayetin 13. madde çerçevesinde değerlendirilmesi çok daha uygundur.  
Bu nedenle 6/1 maddesinin ihlali konusunda karar vermek gerekli değildir.  
IV. 13. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar etkili bir soruşturma yapılmadığından ve soruşturma prosesine  
katılamadıklarından şikayetçi olmuşlardır.  
Hükümet, Cavit Özalp'in öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturmada eksikliklerin  
bulunduğunu reddetmiştir.  
Mahkemenin daha önce verdiği kararlarda 13. maddenin ulusal düzeyde bir iç hukuk  
yolunun Sözleşme hak ve özgürlüklerini koruması gerektiğini belirtmiştir. Sözleşmeci  
Devletlerin bu sorumlulukları yerine getirişleri konusunda takdir yetkisine sahip  
olmalarına rağmen, 13. madde sözkonusu şikayetlerle ilgilenmek ve uygun çözümler  
bulmak için bir iç hukuk yolunun varlığını gerektirir. 13. maddeden kaynaklanan  
sorumluluğun alam şikayetin türüne bağlı olarak değişir. 13. maddenin gerektirdiği iç  
hukuk yolu uygulamada ve hukuki açıdan etkili olmalı ve devlet görevlilerinin fiil ve  
davranışları sebebiyle engellenmemelidir.  
2. ve 3. maddelerle korunan haklar, 13. madde ile bağlantılıdır. Bir kimsenin devlet  
görevlileri tarafından işkence veya kötü muamele gördüğünü iddia ettiği durumlarda  
13. madde tazminata ek olarak sorumluların tespit edilip cezalandırılmalarını  
sağlayacak bir soruşturmanın yapılmasını ve şikayetçinin soruşturma prosedürüne  
katılımını gerekli kılar.  
Mahkeme, Cavit Özalp'in gözaltında iken ölmesi hususunda Hükümet'in sorumlu  
olduğuna ve 2. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu nedenle başvuranların bu  
konudaki şikayetleri 13. maddenin amacı doğrultusunda tartışılabilir.  
Yukarıdaki nedenlerden dolayı, gereklilikleri 2. ve 3. maddeden daha geniş kapsamlı  
olan 13. madde uyarınca etkili bir soruşturma yürütüldüğü söylenemez.  
Mahkeme ayrıca, Diyarbakır DGM Savcısının tutuklama ve otopsi raporlarının  
kopyalarını başvuranların temsilcisine vermeyi reddettiğini ve soruşturma sırasında  
Özalp ailesi fertlerinin ifadelerini almadığına atıfta bulunmuştur.  
Mahkeme, bu nedenle başvuranların tazminat talebi dahil etkili bir iç hukuk yolundan  
faydalanamadıklan sonucuna varmıştır.  
Yukarıdakilerin ışığından Mahkeme 13. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.  
V. 41. MADDENİN UYGULANMASI  
A. Maddi Zarar  
Başvuranlar maddi zararla ilgili olarak 136,269 ABD Dolan talepte bulunmuştur.  
Hükümet bu talepler hakkında yorumda bulunmamıştır.  
Mahkeme, başvuranların iddia ettiği zararla Sözleşme ihlali arasında nedensel bir  
bağ olması gerektiğini ve bunun da uygun olursa gelir kaybı hususunda tazminat  
kapsayacağını hatırlatmıştır. Mahkeme, yetkililerin Sözleşmenin 2. maddesi  
bağlamında sorumlu olduklarına karar vermiştir. Bu şartlar altında 2. maddenin ihlali  
ile merhumun eşi ve çocuklarına sağladığı maddi destek bağlamındaki gelir kaybı  
arasında doğrudan bir bağlantı olduğu tespit edilmiştir. Mahkeme Cavit Özalp'in  
hayatta olması halinde ailesinin geçimini sağlayacağını kabul etmektedir.  
Mahkeme bu nedenle hakkaniyete uygun bir karar vererek maddi tazminat için  
30,000 Euro'ya hükmetmiştir; bu meblağ ödeme günündeki kur üzerinden Türk  
Lirasına çevrilecek ve başvuranların Türkiye'deki banka hesabına yatırılacaktır.  
B. Manevi Zarar  
Cavit Özalp'in eşi ve çocukları manevi tazminat için 55,000 Dolar talep etmişlerdir.  
Hükümet talep hakkında yorum yapmamıştır.  
Mahkeme, adil bir karar vererek 25,000 Euro ödenmesine ve miktarın ödeme  
günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek başvuranların Türkiye'deki banka  
hesaplarına yatırılmasına karar vermiştir.  
Mahkeme Masrafları  
Başvuranlar avukatın 78 saatlik çalışması karşılığında ve avukat tarafından yapılan  
diğer harcamamalar için 7,800 ABD Doları taleple bulunmuştur.  
Hükümet yorum yapmamıştır. Mahkeme öncelikle başvuranların harcamalara ilişkin  
herhangi bir fatura veya belge sunmadıklarını belirtmiştir. İç Tüzüğün 60/2 maddesi  
uyarınca Mahkeme böyle bir talebi kabul edemez. Mahkeme adil bir karar vererek bu  
başlık altında 6,000 Euro ödenmesine karar vermiştir. Bu miktar ödeme günündeki  
kur üzerinden Türk Lirasına çevrilecek ve bütün vergi ve harçlardan muaf olacaktır.  
D. Gecikme Faizi  
Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç  
puan ekleyerek elde edilecek oranın uygulanmasına karar vermiştir.  
YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE  
1. Cavit Özalp'in ölümü ile ilgili olarak 2. maddenin ihlal edildiğine,  
2. Yetkililerin Cavit Özalp'in ölümü hakkında etkili bir soruşturma yapmaması  
nedeniyle Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğine,  
3. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğine,  
4. Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğine dair karar vermenin gerekli olmadığına,  
5. 13. maddenin ihlal edildiğine,  
6. a) Sorumlu Devletin Sözleşmenin 44/2 maddesi uyarınca başvuranlara kararın  
kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde aşağıdaki meblağların ödeme günündeki kur  
üzerinden Türk Lirasına çevrilerek bütün vergi ve harçlardan muaf olarak ödemesine  
i) Maddi zarar için 30,000 Euro,  
ii) Manevi tazminat için 25,000 Euro,  
iii) Mahkeme masrafları için 6,000 Euro  
b) Yukarıda değinilen üç aylık sürenin dolmasından itibaren, ödeme gününe kadar  
geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek  
suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasına  
7. Başvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanının reddedilmesine  
KARAR VERİLMİŞTİR.  
Karar İngilizce olarak hazırlanmış olup Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve  
3. bentleri uyarınca 8 Nisan 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.