Bu bağlamda, kuꢀkusuz Sözleꢀmeci Devletler, vakıfların açıkladıkları amaçları
gerçekleꢀtirebilmelerini, kamu düzenini ve üyelerinin çıkarlarını korumalarını sağlamak için
kamu yararına uygun bir ꢀekilde gerekli tüm önlemleri almalıdırlar (Türkiye aleyhine Fener
Rum Erkek Lisesi Vakfı kararı, ilgili bölüm, prg. 52).
Mevcut davada AĐHM, ilk önce baꢀvurunun amacının baꢀvuranların kurduğu vakfın
tescilinin reddedilmesi olduğunu kaydetmektedir. AĐHM, daha sonra baꢀvuranların ulusal
mahkemeler önünde görülen davada vakıf tüzüğünün 3. maddesinin yanlıꢀ kaleme alındığını
ve kurucu üyelerin gerçek niyetlerini yansıtmadığını kabul ettiklerini saptamaktadır. Bu
konuyla ilgili olarak AĐHM, ilgili ꢀahısların davaya bakan ulusal mahkemelere ve özellikle
Yargıtay’a davayı sonuçlandırmadan önce kendilerine ihtilaflı tüzük maddesini değiꢀtirmek
için imkân tanımalarını talep ettiklerini hatırlatmaktadır. Tarafların dile getirdiği ve aynı
zamanda bir vakfın tesciliyle ilgili bir ihtilafı konu alan Yargıtay kararını inceledikten sonra
AĐHM, Yargıtay’ın bu vakfa mevcut davadakine benzer ꢀekilde yasaya uygun olmayan
tüzüğünü değiꢀtirmesi için ek bir süre tanıdığını ve daha sonra tüzüğünü değiꢀtiren bu vakfın
tescil edildiğini kaydetmektedir. Anlaꢀıldığı üzere mevcut davada Yargıtay, baꢀvuranlara
vakıf tüzüğünü değiꢀtirmeleri için ek süre tanımamıꢀtır. Yargıtay bu nihai kararı vererek
baꢀvuranların vakıf kurarak tüzel kiꢀilik elde etmelerini engellemiꢀtir. Öte yandan, AĐHM
ilgili ꢀahısların yasaya uygun yeni bir vakıf kurmak için eskisinden daha fazla bir fon
toplamak zorunda kaldığını tespit etmektedir.
Diğer taraftan, bu vakfın tescili reddedildikten sonra bazı baꢀvuranların bir dernek
kurabildikleri de ayrı bir gerçektir. AĐHM, tüzüğe bakıldığında dernek amacının Yargıtay
kararının ıꢀığında kaleme alındığını ve belirli bir cemaate ayrıcalıklı olarak destek
verileceğinden bahsedilmediğini tespit etmektedir. AĐHM, mevcut baꢀvuru konusunun
baꢀvuranların vakfının ulusal mahkemeler tarafından tescil edilmemesi olduğunu
hatırlatmaktadır. AĐHM, ulusal hukuk sisteminde bir vakıf ile bir derneğin yasal durumlarının
değiꢀik hak ve yükümlülükler içermesi dolayısıyla birbirinden farklı olduğunu not etmektedir.
Bu itibarla, bazı baꢀvuranların dernek kurmaları onların mağdur sıfatını ortadan kaldırmaz
(bakınız, diğer birçoğu arasından, Đtalya aleyhine G.M. kararı, no 56293/00, prg. 23, 5
Temmuz 2007). Dolayısıyla, mevcut davada AĐHM, ulusal mahkemelerin vakfın tescilini art
arda reddetmek suretiyle baꢀvuranlara verdiği zararı Yargıtay’ın ne kabul ne de telafi ettiğini
kaydetmektedir. Bu durumun kabul edilmemesi dolayısıyla, Hükümetin « mağdur » sıfatının
yokluğuna dayandırdığı kabuledilemezlik iddiası haklı bulunamaz.
Daha sonra AĐHM, baꢀvuranların AĐHM’ne sundukları ꢀikâyeti ulusal mahkemeler
önünde de dile getirdiklerini tespit etmektedir (aksi yönde, Kıbrıs aleyhine Azinas kararı
[GC], no 56679/00, prg. 41, CEDH 2004-III). Dolayısıyla, Hükümetin iç hukuk yollarının
tüketilmediğine dayandırdığı kabuledilemezlik iddiası da haklı bulunamaz.
Bu ꢀartlar altında AĐHM, ulusal makamların ve özellikle ulusal mahkemelerin
baꢀvuranlara vakfın ihtilaflı tüzüğünü değiꢀtirmeleri için ek süre tanımayarak ve bu yüzden
vakfın tescilini reddederek takdir haklarını aꢀtıkları sonucuna varmaktadır. AĐHM’nin
kanaatine göre, tescilin bu ꢀekilde reddedilmesi izlenen amaca göre orantısız olup,
«demokratik bir toplumda gerekli» değildir.
Bu nedenle, AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
6