CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÖZBEK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 35570/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
6 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (35570/02) no’lu davanın nedeni on altı  
T.C. vatandaı’nın (bavuranlar) 29 Ağustos 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Đhsan Yinal Özbek, Çiğdem Özbek, Đsmail Serinken, Vedat Özel, Semih Tanar, Emin  
Tufan ve Güney Onkun serbest meslekle uğramaktadır ve sırasıyla 1963, 1967, 1971,  
1972, 1964, 1965 ve 1970 doğumludur;  
Đbrahim Deveci ve afak Deveci yayıncıdır ve 1971 doğumludur;  
Baak Çelik tarihçidir ve 1977 doğumludur;  
Soner Tufan dil bilimcidir ve 1969 doğumludur;  
Angela Serinken, Semra Tanar, Güleser Ibi, Ilvina Albak ve Rabia Yılmaz Tufan ev  
hanımıdır ve sırasıyla 1974, 1969, 1959, 1944 ve 1976 doğumludur;  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu  
avukatlarından O. K. Cengiz tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar, 20 Aralık 2000 tarihli resmi akit belgesiyle merkezi Ankara’da olan ve  
KurtuluKiliseleri Vakfı adını verdikleri bir hayırsever vakfı kurmayı kararlatırmılardır.  
21 Aralık 2000 tarihinde bavuranlar, vakıf merkezinin bulunduğu ilin yetkili  
mahkemesi olarak Ankara birinci derece mahkemesine eski Medeni Kanun’un 74. maddesi  
gereğince vakfın tescilini talep etmilerdir.  
14 Mart 2001 tarihinde, mahkeme tarafından görübildirmesi istenen Vakıflar Genel  
Müdürğü, kurucu tüzükten vakfın temel amacının yalnızca protestan cemaati mensuplarının  
dini, kültürel ve sosyo-ekonomik çıkarlarını korumak olduğu anlaılması ve bunun sadece  
belirli bir cemaatin desteklenmesini yasaklayan eski Medeni Kanun’un 74. maddesinin 2.  
fıkrasına aykırılık tekil etmesi nedeniyle sözkonusu vakfın tescil edilmesine kesinlikle karı  
olduklarını beyan etmitir.  
Mahkeme, bavuranları dinledikten sonra 12 Haziran 2001 tarihinde aldığı kararda  
vakfın tüzükte tanımlanan amacının Medeni Kanun’un 74. maddesinin 2. fıkrasına  
uymağına hükmederek bavuranların talebini reddetmitir.  
Bavuranlar, 12 Temmuz 2001 tarihinde kararı temyize götürmülerdir. Bavuranlar,  
özellikle mahkeme kararının somut bir gerekçesi olmadığını, aksine hukuki temeli olmayan  
genel ve soyut değerlendirmelere dayandığını savunmulardır. Diğer taraftan bavuranlar,  
taleplerini Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 14 Mart 2001 tarihli görübildirisini esas alarak  
karara bağlayan mahkeme heyetinin bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine aykırı davrandıklarını  
ve böylece yargılama görevlerini dolaylı olarak gereği gibi yerine getirmediklerini iddia  
etmektedir.  
2
Halka açık bir duruma sonrasında 22 Kasım 2001 tarihinde alınan kararda Yargıtay,  
özellikle aağıdaki değerlendirmeleri yaparak, 12 Haziran 2001 tarihli kararda benimsenen  
çözümü onamıtır.  
22 Ocak 2002 tarihinde bavuranlar, vakıf tüzüğünün 3. maddesindeki hükümlerin  
hatalı bir ekilde kaleme alınarak karııklığa yol açtığını ve kurucu üyelerin gerçek niyetlerini  
yansıtmadığını, dolayısıyla mahkeme tarafından yanlıyorumlandığını ileri sürerek 22 Kasım  
2001 tarihli kararın düzeltilmesi istemiyle Yargıtay’a bavurmulardır. Bavuranlar,  
Yargıtay’ın kararı bozması halinde vakıf tüzüğünün 3. maddesini kurucu üyelerin gerçek  
niyetlerine uygun bir ekilde değitireceklerini bildirmilerdir. Özellikle, bavuranlar vakfın  
diğer bir amacının, imkânları el verdiğince, dini inançları ne olursa olsun, protestan olup  
olmadıklarına bakılmaksızın, yoksul ve doğal afet mağduru insanlara maddi ve manevi destek  
vermek olduğunu savunmaktadır.  
Yargıtay, 1 Mart 2002 tarihinde bavuranlara tebliğ edilen, 14 ubat 2002 tarihli  
kararında bavuranların karar düzeltme taleplerini reddetmitir.  
28 Haziran 2007 tarihinde Hükümet, AĐHM’ye verdiği bilgide bavuranlar Đhsan Yinal  
Özbek, Đbrahim Deveci, Soner Tufan, Güney Onkun, Necmi Çaka, Özcan Püsküllü ve Güney  
Yılmaz’ın 2 Aralık 2004 tarihinde vakıfla aynı amacı güden bir dernek kurduklarını  
bildirmitir. Bavuranlar bu derneğin adını KurtuluKiliseleri Derneği koymulardır.  
Tüzüğün 2. maddesi derneğin amacının özellikle Türk ya da yabancı uyruklu protestan  
cemaati mensuplarının dini çıkarlarını korumayı öngörmektedir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, AĐHS’nin 11. maddesinin 9 ve 14. maddelerle bağlantılı olarak ihlal  
edildiğini ileri sürmektedirler. Bavuranlar vakfın tescilinin ulusal mahkemeler tarafından  
reddedilmesi sonucu dernek kurma özgürlüklerinin çiğnendiğini ileri sürdüklerinden, AĐHM  
öncelikle AĐHS’nin 9 ve 14. maddeler bağlamındaki ikâyetlerin 11. maddeye dayandırılan  
ana ikâyet bağı altında değerlendirilebileceğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM, bu  
ikâyetleri yalnızca ilgili bölümü aağıdaki gibi kaleme alınan 11. madde bakımından  
incelemeyi uygun görmektedir:  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini öne sürerek bavurunun kabuledilemez  
olduğunu savunmaktadır. Hükümet, bavuranların vakıf tüzüğünün ihtilaflı maddesini  
değitirme imkânına sahip olduklarını ileri sürmekte ve bu duruma örnek olarak Đstanbul  
Süryani Katolik Kilisesi Vakfı’nın yasaya uygun hale getirmek için tüzüğünü değitirdiğini  
hatırlatmaktadır. Hükümet, 22 Ocak 2002 tarihli itirazlarında bavuranların vakıf tüzüğünün  
3. maddesinin gerçek amaçlarına uygun olarak kaleme alınmadığını kabul ettiklerini  
kaydetmektedir. Hükümete göre, ilgili ahıslar tüzüğün ihtilaflı maddesini her zaman ve halen  
düzeltme veya değitirme, daha sonra da yetkili mahkeme tarafından vakfın tescilini talep  
etme imkânına sahip olduklarını savunmaktadır.  
Hükümet, AĐHM’ne Vakıflar Müdürlüğü’nden gelen ve 2001 yılında vakıf kurmak için  
1
sosyal ve kültürel amaçlı bir vakıf için en az 21 milyar Türk Lirası (TRL), eğitim ve sağlık  
3
2
3
amaçlı bir vakıf için en az 43 milyar TRL ve baka amaçlı vakıflar için en az 86 milyar TRL  
fon karılığı toplamak zorunda olduğunu belirten bir belgeyi sunmaktadır. 2002 yılında ise,  
4
5
6
aynı vakıfları kurmak için sırasıyla 200 milyar TRL, 300 milyar TRL et 86 milyar TRL fon  
toplamak gerekmekteydi. Hükümet, ayrıca bu tutarların ulusal mahkemeler tarafından  
azaltılabileceğini kaydetmektedir.  
Hükümet, daha sonra bazı bavuranların sözkonusu vakıfla aynı amacı güden bir dernek  
kurdukların, bu nedenle mağdur sıfatı taımadıklarını, dolayısıyla da bavurunun  
kabuledilemez olduğunu savunmaktadır.  
Bavuranlar, Hükümetin mağdur sıfatı taımadıkları yönündeki iddiasına karı çıkmakta  
ve dernek kurmak için herhangi bir fon artı bulunmadığını buna karın vakıf kurmak için  
belirli bir fon toplamanın zaruri olduğunu belirtmektedir. Öte yandan bavuranlar, dernek  
yönetme kuralları ile vakıf yönetme kurallarının farklı olduğunu, zira bir vakfın amacını  
gerçekletirmek için fon toplayabileceğini savunmaktadır. Bavuranlar, vakıf kurmak için  
gerekli fon tutarının artması nedeniyle yeni bir vakıf kuramadıklarını ve bu fon tutarını  
toplayamadıklarını, vakıf kuramadıkları için de bazı bavuranların bir dernek kurduğunu,  
ancak bu derneğin mevcudiyetinin ulusal makamların Kiliselerinin tüzel kiiliğini tanıdığı  
anlamına gelmediğini ileri sürmektedir. Son olarak bavuranlar, AĐHM’ne kurulan bu  
derneğin kapatılması için Cumhuriyet savcısının dava açtığını hatırlatmaktadır.  
Bavuranlar, bir hukuk davası sürerken vakıf tüzüğünü değitirme imkânı veren bir  
yasal düzenleme bulunmadığını savunmaktadır. Hükümet gibi Yargıtay’ın 17 Ekim 1995  
tarihli içtihadına (E. 1995/10225, K. 1995/10312) atıfta bulunan bavuranlar, vakıf tüzüğünün  
ancak Yargıtay’ın vereceği bir ek süre kararıyla yasaya uygun bir ekilde değitirilebileceğini  
belirtmektedir. Bu konuyla ilgili olarak bavuranlar, vakıf tüzüğünü değitirme imkânı elde  
etmek için açılan hukuk davasında Đstanbul Süryani Katolik Kilisesi Vakfı kurucu üyeleri ile  
ulusal makamlar arasında bazı diyalogların geçtiğini hatırlatmaktadır. Bavuranlar, böyle bir  
fırsatın kendilerine verilmediğini ileri sürmektedir. Yargıtay’a sundukları karar düzeltme  
itirazına atıfta bulunan bavuranlar, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki  
iddialarına karı çıkmaktadır.  
AĐHM, Hükümetin kabuledilemezlik iddialarının bavuranların AĐHS’nin 11.  
maddesine dayandırdıkları ikâyetle yakından bağlantılı olduğunu not etmektedir. Bu itibarla  
AĐHM, bu karılıklı iddiaların esas üzerinden birletirilmesine hükmetmektedir.  
AĐHM, bavurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında  
açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını  
kaydetmektedir. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
1. Bir müdahale olup olmadığı  
Bavuranlar, ulusal mahkemelerin ihtilaflı vakıf tüzüğünün tescilini reddetmelerinin  
dernek kurma özgürlüğü haklarına müdahale tekil ettiğini ileri sürmektedir. Hükümet, buna  
itiraz etmemektedir. Bavuranlar gibi AĐHM de ihtilaflı tedbirin dernek kurma özgürlüğü  
haklarının bir ihlali olduğu kanaatindedir.  
2. Müdahalenin meruiyeti hakkında  
4
Böyle bir müdahalenin 11. maddeyle uyumlu olması için, “yasayla öngörülmesi”,  
maddenin 2. paragrafında yer alan meru amaçlara hizmet etmesi ve bu amaçlara ulamak için  
“demokratik bir toplumda gerekli ” görülmesi arttır.  
a) « Yasayla öngörülme »  
AĐHM, Medeni Kanun’un 74. maddesinin 2. fıkrasına ve 7/1006 sayılı yönetmeliğin 6.  
maddesine dayandığına göre ihtilaflı müdahalenin « yasayla öngörüldüğüne » itiraz  
edilemeyeceğini kaydetmektedir.  
b) Meru amaç  
Hükümet, müdahalenin güvenlik ve kamu düzenini sağlamayı ve bakalarının  
özgürlüklerini korumayı amaçladığını savunmaktadır. Bavuranlar, bu konuda görüꢀ  
bildirmemektedir.  
AĐHM’nin kanaatine göre, müdahale 11. madde bakımından meru amaç yani  
« düzenin sağlanması » ve « bakalarının haklarının korunması » olarak kabul edilebilir.  
Dolayısıyla bundan sonra AĐHM’nin yapması gereken bu ihtilaflı müdahalenin « demokratik  
bir toplumda gerekli » olup olmadığını belirlemektir.  
c) « Demokratik bir toplumda gereklilik »  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki argümanlarına atıfta bulunarak,  
müdahalenin izlenen amaçla orantısız olmadığını ileri sürmektedir.  
Bavuranlar, iddialarını tekrarlamakta ve ilk derece mahkemesinin vakıflarının tüm  
amaçlarını yasaya aykırı olarak değerlendirmesi sonucu ulusal mahkemelerin vakfı tescil  
etmediklerini savunmaktadır. Bavuranlar, ilk derece mahkemesinin tüzüğün hangi  
maddesinin özellikle değitirilmesi gerektiğini belirtmediğini ileri sürmektedirler.  
Bavuranlara göre, tüzükteki hangi maddenin yasaya aykırı olduğunu kesin bir ekilde  
öğrenmek için Yargıtay kararının beklenmesi gerekirdi. Yine bavuranların iddiasına göre,  
vakıf sadece protestanlara değil herkese yardım edecekti ve bunun içindir ki karar düzeltme  
itirazlarında vakıf tüzüğünün 3. maddesini üyelerin gerçek niyetlerine uygun olacak bir  
ekilde değitireceklerini, özellikle, vakfın diğer bir amacının, imkânları el verdiğince, dini  
inançları ne olursa olsun protestan olup olmadıklarına bakılmaksızın yoksul ve doğal afet  
mağduru insanlara maddi ve manevi destek vermek olduğunu belirtmilerdi.  
Dernek kurma özgürlüğüyle ilgili yerleik içtihadına atıfta bulunan (Polonya aleyhine  
Gorzelik ve diğerleri [GC], no 44158/98, prg. 92-93, CEDH 2004-I ve aktarılan içtihat)  
AĐHM, AĐHS’nin 11. maddesinde benimsenen dernek kurma hakkının, vatandalara ortak  
çıkarlarının bulunduğu bir alanda kolektif olarak hareket etme amacıyla tüzel kiilik  
oluturma olanağına yer verdiğini, aksi halde bu hakkın anlamını yitireceğini belirtmektedir  
(Yunanistan aleyhine Sidiropoulos ve diğerleri, 10 Temmuz 1998, prg. 40, Karar ve  
hükümlerin derlemesi 1998-IV).  
AĐHM, mevcut davada Türk mahkemelerinin bavuranların kurduğu vakfın tescilini  
reddetmek suretiyle ilgili ahısların bireysel veya kolektif olarak vakıf tüzüğünde belirlenen  
amacı izleme ve aynı ekilde dernek kurma özgürlüğü haklarını kullanma imkânını ellerinden  
aldığı görüündedir.  
5
Bu bağlamda, kukusuz Sözlemeci Devletler, vakıfların açıkladıkları amaçları  
gerçekletirebilmelerini, kamu düzenini ve üyelerinin çıkarlarını korumalarını sağlamak için  
kamu yararına uygun bir ekilde gerekli tüm önlemleri almalıdırlar (Türkiye aleyhine Fener  
Rum Erkek Lisesi Vakfı kararı, ilgili bölüm, prg. 52).  
Mevcut davada AĐHM, ilk önce bavurunun amacının bavuranların kurduğu vakfın  
tescilinin reddedilmesi olduğunu kaydetmektedir. AĐHM, daha sonra bavuranların ulusal  
mahkemeler önünde görülen davada vakıf tüzüğünün 3. maddesinin yanlıkaleme alındığını  
ve kurucu üyelerin gerçek niyetlerini yansıtmadığını kabul ettiklerini saptamaktadır. Bu  
konuyla ilgili olarak AĐHM, ilgili ahısların davaya bakan ulusal mahkemelere ve özellikle  
Yargıtay’a davayı sonuçlandırmadan önce kendilerine ihtilaflı tüzük maddesini değitirmek  
için imkân tanımalarını talep ettiklerini hatırlatmaktadır. Tarafların dile getirdiği ve aynı  
zamanda bir vakfın tesciliyle ilgili bir ihtilafı konu alan Yargıtay kararını inceledikten sonra  
AĐHM, Yargıtay’ın bu vakfa mevcut davadakine benzer ekilde yasaya uygun olmayan  
tüzüğünü değitirmesi için ek bir süre tanıdığını ve daha sonra tüzüğünü değitiren bu vakfın  
tescil edildiğini kaydetmektedir. Anlaıldığı üzere mevcut davada Yargıtay, bavuranlara  
vakıf tüzüğünü değitirmeleri için ek süre tanımamıtır. Yargıtay bu nihai kararı vererek  
bavuranların vakıf kurarak tüzel kiilik elde etmelerini engellemitir. Öte yandan, AĐHM  
ilgili ahısların yasaya uygun yeni bir vakıf kurmak için eskisinden daha fazla bir fon  
toplamak zorunda kaldığını tespit etmektedir.  
Diğer taraftan, bu vakfın tescili reddedildikten sonra bazı bavuranların bir dernek  
kurabildikleri de ayrı bir gerçektir. AĐHM, tüzüğe bakıldığında dernek amacının Yargıtay  
kararının ıığında kaleme alındığını ve belirli bir cemaate ayrıcalıklı olarak destek  
verileceğinden bahsedilmediğini tespit etmektedir. AĐHM, mevcut bavuru konusunun  
bavuranların vakfının ulusal mahkemeler tarafından tescil edilmemesi olduğunu  
hatırlatmaktadır. AĐHM, ulusal hukuk sisteminde bir vakıf ile bir derneğin yasal durumlarının  
değiik hak ve yükümlülükler içermesi dolayısıyla birbirinden farklı olduğunu not etmektedir.  
Bu itibarla, bazı bavuranların dernek kurmaları onların mağdur sıfatını ortadan kaldırmaz  
(bakınız, diğer birçoğu arasından, Đtalya aleyhine G.M. kararı, no 56293/00, prg. 23, 5  
Temmuz 2007). Dolayısıyla, mevcut davada AĐHM, ulusal mahkemelerin vakfın tescilini art  
arda reddetmek suretiyle bavuranlara verdiği zararı Yargıtay’ın ne kabul ne de telafi ettiğini  
kaydetmektedir. Bu durumun kabul edilmemesi dolayısıyla, Hükümetin « mağdur » sıfatının  
yokluğuna dayandırdığı kabuledilemezlik iddiası haklı bulunamaz.  
Daha sonra AĐHM, bavuranların AĐHM’ne sundukları ikâyeti ulusal mahkemeler  
önünde de dile getirdiklerini tespit etmektedir (aksi yönde, Kıbrıs aleyhine Azinas kararı  
[GC], no 56679/00, prg. 41, CEDH 2004-III). Dolayısıyla, Hükümetin iç hukuk yollarının  
tüketilmediğine dayandırdığı kabuledilemezlik iddiası da haklı bulunamaz.  
Bu artlar altında AĐHM, ulusal makamların ve özellikle ulusal mahkemelerin  
bavuranlara vakfın ihtilaflı tüzüğünü değitirmeleri için ek süre tanımayarak ve bu yüzden  
vakfın tescilini reddederek takdir haklarını atıkları sonucuna varmaktadır. AĐHM’nin  
kanaatine göre, tescilin bu ekilde reddedilmesi izlenen amaca göre orantısız olup,  
«demokratik bir toplumda gerekli» değildir.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
6
A. Tazminat  
Bavuranların her biri uğradıkları manevi zarar için 2.000 Euro talep etmektedir.  
Bavuranlar ayrıca aağıda belirtilen rakamlarda maddi tazminat talep etmektedir:  
1
Vakfın kurulutesciline yönelik yapılan noter masrafları için 1.225.309.940 TL.  
(kanıtlayıcı belge ile birlikte);  
Yeni bir vakıf kurmak için gerekli finansal kaynaklara karılık gelen 609.000 Euro  
(kanıtlayıcı belge bulunmamaktadır).  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM öne sürülen maddi tazminat talepleri ile ilgili olarak, AĐHS’nin 11. maddesinin  
ihlal edildiği tespitinden hareketle noter masrafı olan 2.000 Euro’nun ödenmesini uygun  
görmektedir. Buna karılık, AĐHM bavuranların yeni bir vakıf kurmaları gerektiğinde ne  
kadar mali kaynağa ihtiyaçları olabileceği hususunda spekülasyon yapamayacağını vurgular.  
Bu nedenle bavuranların bu talebini reddetmektedir.  
Bavuranlar tarafından yapılan manevi tazminat taleplerinde ise AĐHM, bavuranların  
vakıf kurma hakkının ihlal edilmesi ile birlikte belirli bir manevi zarara uğradıklarını kabul  
etmekte ve bavuranların her birine 500 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun görmektedir  
(Bkz. Stankov ve Organisation macédonienne unie Ilinden-Bulgaristan nos 29221/95 ve  
29225/95 ve Radko Yurttalar Derneği ve Paunkowski « Eski Yugoslavya Makedonya», no  
74651/01)  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar izleyen u rakamları talep etmektedir:  
– yargılama giderleri için 15 526 000 TL (kanıtlayıcı belge bulunmamaktadır) ve iç  
hukuktaki mahkemelerde yapılan avukat masrafları için 1 500 000 000 TL (kanıtlayıcı belge  
bulunmamaktadır);  
7
– AĐHM nezdinde yapılan temsil giderleri için 3 000 000 000 TL (kanıtlayıcı belge ile  
birlikte).  
Hükümet bavuranlar tarafından öne sürülen bu miktarlara itirazda bulunmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı  
makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM bu bavuruda, mahkemeye sunulan  
deliller ve sözü edilen kıstaslar ıığında ulusal yargı sürecine ilikin yargılama gideri  
taleplerini reddetmektedir. AĐHM, AĐHM nezdindeki yargılama giderleri için bavuranlara  
ortaklaa toplam 5.200 Euro ödenmesini uygun görmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
7
2. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından:  
i. vakfın bakanı olan ve bu sıfatla vakfın kurulutescili için üstlendiği noter  
giderleri için bavuran Đhsan Yinal Özbek’e 2 000 (iki bin) Euro maddi tazminat  
ödenmesine;  
ii. bavuranların her birine 500 (beyüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
iii. bavuranlara yargılama masraf ve harcamaları için ortaklaa 5 200 (bebin iki  
yüz) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2.  
ve 3. paragraflarına uygun olarak 6 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8
1. Yaklaık 33 297 EURO  
9
2. Yaklaık 68 180 EURO  
10  
3. Yaklaık 136 360 EURO  
11  
4. Yaklaık 158 254 EURO  
12  
5. Yaklaık 237 382 EURO  
13  
6. Yaklaık 68 049 EURO  
14  
11 . Yaklaık 2.000 Euro  
15  
7
16  
. Yaklaık 5 200 EURO  
17