Dikkate alınması gereken sürenin sona erdiği tarihe iliꢀkin olarak ise AĐHM, bir sanığın
hukukun üstünlüğü prensibini benimseyen bir devletten kaçması durumunda, kaçmasını
müteakip devam eden yargılamanın süresinin makul olmadığından ꢀikayet edememesi gibi bir
karinenin mevcut olacağını hatırlatır. Ancak yeterli gerekçeler olması durumunda bu karine
gözardı edilebilir (bkz. diğerleri arasında, Vayiç – Türkiye, no: 18078/02, prg. 44, ve Teslim
Töre – Türkiye (no:2), no: 13244/02, prg. 39, 11 Temmuz 2006). Ancak mevcut davada bunu
gerektirecek bir durum sözkonusu değildir. Bu itibarla AĐHM, mevcut dava koꢀullarında
dikkate alınması gereken dönemin baꢀvuranın firar ettiği 17 Eylül 1989 tarihinde sona erdiği
kanaatine varmaktadır (bkz., mutatis mutandis, X – Đrlanda, no: 9429/81, 2 Mart 1983 tarihli
Komisyon kararı). AĐHM bireysel baꢀvuru hakkının tanınmasından bu tarihe kadar
yargılamanın iki yıl yedi ay yirmi gün sürdüğünü tespit etmektedir.
Bununla birlikte AĐHM baꢀvuranın 6 ꢁubat 2007 tarihinde Türk topraklarında yakalandığını
dolayısıyla bu tarihten itibaren baꢀvuranın artık firari olmadığını kaydeder. Bu nedenle AĐHM
bu tarihten sonraki dönemin yargılama süresi hesaplanırken dikkate alınması gerektiğini
değerlendirmektedir. Bu çerçevede AĐHM, yargılamanın ulusal mahkemeler önünde halen
devam ettiğini ve baꢀvuranın yakalanmasından bu yana yaklaꢀık sekiz aydır sürmekte
olduğunu tespit etmektedir. Netice itibarıyla baꢀvuranın firari olarak geçirdiği dönemin ve
bireysel baꢀvuru hakkının Türkiye tarafından tanınmasından önceki sürenin dikkate
alınmamıꢀ olmasına rağmen yargılama yaklaꢀık dört yıl sürmüꢀtür.
Mevcut davada AĐHM baꢀvuranın sorumlu olduğu firar dönemi ve bireysel baꢀvuru hakkının
Türkiye tarafından tanınmasından önceki süre hesaba katılmadığı takdirde sözkonusu
yargılamanın süresinin AĐHM’nin içtihadından doğan mezkur kıstaslara göre bilhassa aꢀırı
olmadığını tespit etmektedir. Bununla birlikte AĐHM Türkiye’nin bireysel baꢀvuru hakkını
tanıdığı dönemde yapılan yargılamanın seyrinin dikkate alınması gerektiği kanaatindedir
(Mitap ve Müftüoğlu – Türkiye, 25 Mart 1996 tarihli karar, prg. 31). Sözkonusu yargılama 28
Ocak 1987 tarihine kadar altı yıl dört ay iki gün sürmüꢀtü. AĐHM ayrıca, tamamına
bakıldığında baꢀvuran aleyhinde görülen ceza davasının ulusal mahkemeler önünde yirmi
sekiz yıldan fazla sürdüğünü ve halen devam ettiğini tespit etmektedir.
Müteaddit defalar buna benzer meseleleri gündeme getiren davaları incelemiꢀ olan AĐHM,
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal eddildiği sonucuna varmıꢀtı (bkz. Pelissier ve Sassi – Fransa,
adıgeçen, prg. 46 ve 48, Teslim Töre (no:2), adıgeçen, prg. 41 ve 42).
Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyen AĐHM, mevcut durumda farklı bir sonuca
varabilmesi için Hükümet tarafından ikna edici herhangi bir olay ya da argüman
sunulmadığını tespit etmektedir. Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM
ihtilaf konusu yargılama süresinin aꢀırı olduğu ve ‘makul süre’ gerekliliğine cevap
vermediğini tespit etmektedir.
Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran ayrıca, yargılanma süresinin uzunluğundan ꢀikayet edebilmek için Türkiye’de
baꢀvuruda bulunulabilecek bir mahkeme olmamasından yakınmaktadır. Baꢀvuran bu hususta
AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.