C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
ÖZCAN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 2209/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
13 Aralık 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 2209/03 no’lu davanın nedeni T.C vatandaı  
Erol Özcan’ın (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması  
Sözlemesinin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 9 Aralık 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (“AĐHM”) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Ankara Barosu avukatlarından F. Babaoğlu tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
1960 doğumlu olan bavuran Amsterdam’da ikamet etmektedir. Bavuran, yasadıı Dev-Yol  
örgütüne üye oldukları iddia edilen kimselere karı polis tarafından düzenlenen geniçaplı bir  
operasyon neticesinde yakalanarak 27 Eylül-18 Kasım 1980 tarihleri arasında gözaltında  
tutulmutur.  
18 Kasım 1980 tarihinde Adana Sıkıyönetim Mahkemesi hakimi, hakkında cinayet ve silahlı  
soygun üphesi de bulunan bavuranın tutuklanması talimatını vermitir.  
Yürütülen hazırlık tahkikatı çerçevesinde bavuran ayrıca yasadıı THKP-C Devrimci Yol  
örgütüne mensup olduğu üphesiyle de yakalanmıtır.  
Adana 2 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen hazırlık  
soruturması çerçevesinde Mersin Asliye Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimi bavuranın  
yasaı Dev-Yol örgütüne mensup olduğu iddiasıyla tutuklanması talimatını vermitir.  
10 Haziran 1981 ve 30 Haziran 1983 tarihleri arasında bavuranla birlikte diğer yedi yüz  
yirmi üç sanık hakkında yasadıı bir örgüte mensup oldukları iddiasıyla iki ceza davası  
açılmıve 29 Aralık 1983 tarihinde bu davalar birletirilerek Adana Sıkıyönetim  
Mahkemesine sevkedilmitir.  
Đki sivil hakim, iki askeri hakim ve bir subaydan oluan Sıkıyönetim Mahkemesi eski Türk  
Ceza Kanunun’un 146. maddesi temelinde bavuranı idam cezasına çarptırmıtır.  
Bavuran tutuklu bulunduğu cezaevinden 17 Haziran 1989 tarihinde firar etmitir. Đnterpol’ün  
kırmızı listesinde bulunan bavuran 21 Aralık 1990 tarihinde Hollanda makamları tarafından  
Hollanda’da yakalanmıtır. Bavurana Hollanda’da önce mülteci statüsü tanınmıdaha sonra  
da Hollanda vatandağı verilmitir. Müteakiben Hollanda makamları bavuranı Türk  
makamlarına iade etmeyi reddetmitir.  
Askeri Yargıtay 20 Mart 1991 tarihinde aldığı bir kararla itiraz edilen kararı bozarak  
Sıkıyönetim Mahkemesine iade etmitir.  
Sıkıyönetim Mahkemelerinin yetkisini iptal eden 27 Aralık 1992 tarihli yasa uyarınca Ankara  
Ağır Ceza Mahkemesi davayı görmekle yetkili mahkeme haline gelmitir. Bunun ardından  
dava dosyası Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevkedilmitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 8 Haziran 2001 tarihinde verdiği bir kararla eski Türk Ceza  
Kanununun 146. maddesi temelinde bavuranı ölüm cezasına çarptırmıdaha sonra bu kararı  
ömür boyu hapse çevirmitir.  
30 Ekim 2003 tarihinde Yargıtay Ağır Ceza Mahkemesi tarından verilen kararı bozmutur.  
Bavuran aleyhinde açılan ceza davası çerçevesinde 6 ubat 2007’de güvenlik güçlerince  
Türkiye’de yakalanmıtır.  
Ağır Ceza Mahkemesi bavuran ve avukatının da hazır bulunduğu 14 Mart 2007 tarihli  
durumada tutukluluk gerekçelerinin artık mevcut olmaması ve bavuranın savunmasını  
sunmak için kendi rızasıyla durumaya gelmesi gibi unsurları göz önünde bulundurarak bir  
ara karar vermive bavuranın tutuksuz yargılanmasına hükmetmitir.  
Dosya unsurlarından, yargılamanın Ankara Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen devam ettiği  
ve 16 Mart 2007 tarihinde bir duruma yapıldığı anlaılmaktadır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran yargılanma süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngçrülen ‘makul süre’ ilkesini  
ihlal ettiği iddiasında bulunmaktadır.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM bu ikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
tepit etmektedir. AĐHM ayrıca sözkonu ikayetin bakaca herhangi bir kabuledilemezlik  
gerekçesinin bulunmadığını belirlemektedir.  
B. Esasa ilikin  
AĐHM bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının dava koularına, AĐHM’nin  
konuyla ilgili içtihadına ve bilhassa da davanın karmaıklığına, bavuranın ve yetkili  
makamların tutumlarına bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini anımsatır (bkz.i diğer  
birçokları arasında, Pelissier ve Sassi – Fransa, no: 25444/94, prg. 67).  
Dikkate alınacak süreye ilikin olarak Hükümet, bavuranın gözaltına alındığı 27 Eylül 1980  
tarihinden Türkiye’nin AĐHM’ye bireysel bavuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihine  
kadar geçen süreye ilikin olarak AĐHM’nin bir hüküm tesis edemeyeceğine dikkat  
çekmektedir.  
Hükümet gibi AĐHM de dikkate alınması gereken sürenin Türkiye tarafından AĐHM’ye  
bireysel bavuru hakkının tanınmasının yürürlüğe girdiği 28 Ocak 1987 tarihinden itibaren  
baladığı kanaatindedir. Bununla birlikte, bu tarihten itibaren geçen sürenin makul olup  
olmadığını değerlendirebilmek için davanın sözkonusu dönemde hangi durumda olduğunun  
dikkate alınması gerekir. Mevcut durumda dava 28 Ocak 1987 tarihine kadar ilk derece  
mahkemesi önünde altı yıl dört ay iki gün sürmütü.  
Dikkate alınması gereken sürenin sona erdiği tarihe ilikin olarak ise AĐHM, bir sanığın  
hukukun üstünlüğü prensibini benimseyen bir devletten kaçması durumunda, kaçmasını  
müteakip devam eden yargılamanın süresinin makul olmadığından ikayet edememesi gibi bir  
karinenin mevcut olacağını hatırlatır. Ancak yeterli gerekçeler olması durumunda bu karine  
gözardı edilebilir (bkz. diğerleri arasında, Vayiç – Türkiye, no: 18078/02, prg. 44, ve Teslim  
Töre – Türkiye (no:2), no: 13244/02, prg. 39, 11 Temmuz 2006). Ancak mevcut davada bunu  
gerektirecek bir durum sözkonusu değildir. Bu itibarla AĐHM, mevcut dava koullarında  
dikkate alınması gereken dönemin bavuranın firar ettiği 17 Eylül 1989 tarihinde sona erdiği  
kanaatine varmaktadır (bkz., mutatis mutandis, X – Đrlanda, no: 9429/81, 2 Mart 1983 tarihli  
Komisyon kararı). AĐHM bireysel bavuru hakkının tanınmasından bu tarihe kadar  
yargılamanın iki yıl yedi ay yirmi gün sürdüğünü tespit etmektedir.  
Bununla birlikte AĐHM bavuranın 6 ubat 2007 tarihinde Türk topraklarında yakalandığını  
dolayısıyla bu tarihten itibaren bavuranın artık firari olmadığını kaydeder. Bu nedenle AĐHM  
bu tarihten sonraki dönemin yargılama süresi hesaplanırken dikkate alınması gerektiğini  
değerlendirmektedir. Bu çerçevede AĐHM, yargılamanın ulusal mahkemeler önünde halen  
devam ettiğini ve bavuranın yakalanmasından bu yana yaklaık sekiz aydır sürmekte  
olduğunu tespit etmektedir. Netice itibarıyla bavuranın firari olarak geçirdiği dönemin ve  
bireysel bavuru hakkının Türkiye tarafından tanınmasından önceki sürenin dikkate  
alınmaolmasına rağmen yargılama yaklaık dört yıl sürmütür.  
Mevcut davada AĐHM bavuranın sorumlu olduğu firar dönemi ve bireysel bavuru hakkının  
Türkiye tarafından tanınmasından önceki süre hesaba katılmadığı takdirde sözkonusu  
yargılamanın süresinin AĐHM’nin içtihadından doğan mezkur kıstaslara göre bilhassa aırı  
olmadığını tespit etmektedir. Bununla birlikte AĐHM Türkiye’nin bireysel bavuru hakkını  
tanıdığı dönemde yapılan yargılamanın seyrinin dikkate alınması gerektiği kanaatindedir  
(Mitap ve Müftüoğlu – Türkiye, 25 Mart 1996 tarihli karar, prg. 31). Sözkonusu yargılama 28  
Ocak 1987 tarihine kadar altı yıl dört ay iki gün sürmütü. AĐHM ayrıca, tamamına  
bakıldığında bavuran aleyhinde görülen ceza davasının ulusal mahkemeler önünde yirmi  
sekiz yıldan fazla sürdüğünü ve halen devam ettiğini tespit etmektedir.  
Müteaddit defalar buna benzer meseleleri gündeme getiren davaları incelemiolan AĐHM,  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal eddildiği sonucuna varmıtı (bkz. Pelissier ve Sassi – Fransa,  
adıgeçen, prg. 46 ve 48, Teslim Töre (no:2), adıgeçen, prg. 41 ve 42).  
Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyen AĐHM, mevcut durumda farklı bir sonuca  
varabilmesi için Hükümet tarafından ikna edici herhangi bir olay ya da argüman  
sunulmağını tespit etmektedir. Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM  
ihtilaf konusu yargılama süresinin aırı olduğu ve ‘makul süre’ gerekliliğine cevap  
vermediğini tespit etmektedir.  
Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran ayrıca, yargılanma süresinin uzunluğundan ikayet edebilmek için Türkiye’de  
bavuruda bulunulabilecek bir mahkeme olmamasından yakınmaktadır. Bavuran bu hususta  
AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu sava itiraz etmektedir. Hükümet, bavuranın sözkonusu yargılamanın yapıldığı  
dönemde herhangi bir mahkemeye bu talebiyle ilgili olarak bir bavuruda bulunmadığı cihetle  
AĐHS’nin 35/1 maddesine uygun surette iç hukuktaki bavuru yollarını tüketmediğine dikkat  
çekmektedir. Hükümet ayrıca ikayetin geç yapıldığını ve bavuranın etkili bir bavuru yolu  
kalmağını anladığı tarihten itibaren bavuruda bulunması gerektiğini öne sürmektedir.  
Đhtilaf konusu yargılamanın ulusal mahkemeler önünde devam ettiği gerçeğini göz önünde  
bulunduran AĐHM Hükümetin altı ay süresi kuralına riayet edilmediği yönündeki itirazını  
derhal reddeder. Đç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itiraza ilikin olarak ise AĐHM  
bu meselenin bavuranın AĐHS’nin 13. maddesi çerçevesinde yaptığı ikayetin esasına ilikin  
olduğu cihetle esasa eklenmesine hükmeder.  
AĐHM bu ikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
tespit etmektedir. AĐHM bavurunun baka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi  
bulunmadığını da belirlemitir.  
13. madde, AĐHS’nin 6/1 maddesiyle getirilen davaların makul bir süre içinde görülmesi  
yükümlülüğüne yönelik bir ihlal hakkında ulusal bir mahkeme önünde ikayette  
bulunulabilmeye imkan tanıyan etkili bir bavuruyu güvence altına alır (bkz. Kudla –  
Polonya, no: 30210/96, prg. 156). Hükümet tarafından dile getirilen itiraz ve argümanların  
baka davalarda reddedildiğini tespit eden AĐHM bu davada farklı bir neticeye varmak için bir  
gerekçe görmemektedir.  
Bu itibarla iç hukuk yollarının tüketilmediği yönünden yapılan itiraz kabul edilmeyecektir,  
buna ilaveten AĐHS’nin 6/1 maddesi anlamında bavuranın davasının makul bir süre içinde  
görülmesini temin edebilmesi için iç hukukta bir bavuru yolu bulunmaması sebebiyle  
AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran maruz kaldığını iddia ettiği maddi ve manevi zararların tazmini için 10.000 Euro  
talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
Tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı görmeyen AĐHM bu  
talebi reddeder. Buna karın AĐHM, uzun yargılama süresi ve iç hukukta etkili bir bavuru  
yolu bulunmaması nedeniyle bavuranın manevi bir zarara maruz kaldığını ve bunun telafisi  
için ihlal tespitinin yeterli olmayacağını düünmektedir (bkz., bilhassa, Kudla – Polonya,  
adıgeçen, ve Acunbay – Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00, prg. 70, 31 Mayıs 2005 tarihli  
karar). Hakkaniyete uygun bir karara varan AĐHM, manevi tazminat olarak bavurana 1.000  
Euro ödenmesine hükmeder.  
AĐHM ayrıca, taraflarca verilen bilgilere göre üzerinden yirmi sekiz yıldan fazla bir zaman  
geçmiolmasına rağmen davanın ulusal mahkemeler önünde halen devam ettiğini  
kaydetmektedir. ayet durum halen böyle ise, AĐHM, tespit edilen ihlale bir son vermek için  
en uygun yolun adaletin iyi idaresinin gereklerini göz önünde bulundurarak AĐHS’nin 6/1  
maddesine uygun bir ekilde davayı mümkün olan en kısa süre içerisinde bitirmek olduğu  
kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için  
3.500 Euro talep etmektedir. Bavuran bu talebiyle ilgili olarak herhangi bir belge  
sunmatır.  
Hükümet bu talebe itiraz etmeketedir.  
AĐHM içtihadına göre bir bavuran, yargılama masraf ve giderlerinin iadesini ancak bu  
masraf ve giderlerin gerçekliğini, gerekliliğini ve de makul oranda olduğunu ortaya koyduğu  
müddetçe temin edebilir. Konuyla ilgili olarak AĐHM bavuranın talebine ilikin olarak  
herhangi bir belge sunmadığını kaydetmektedir. Bu itibarla AĐHM yargılama masraf ve  
giderleri bağı altında bavurana bir meblağ ödenmesine yer olmadığı kanaatine  
varmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna ;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine ;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat  
bağı altında bavurana 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına ;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine ;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 13 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.