COUNCIL  
AVRUPA  
OF E U R O P E  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÖZCAN ÇOLAK – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 30235/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
6 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir.  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 30235/03 no’lu davanın nedeni, Özcan Çolak  
(“bavuran”) adlı T.C. vatandaının, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 1 Ağustos 2003  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (“Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi’nin - AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Đstanbul Barosu avukatlarından F.N. Ertekin ve T. Ayçık tarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN OLAYLARI  
1974 doğumlu bavuran Tekirdağ’da ikamet etmektedir.  
A. Gözaltında tutulma ve bavuranın kötü muameleye uğradığına ilikin tıbbi  
raporlar  
Bavuran 5 Kasım 1999 tarihinde sabah saat 10 sularında, yasadıı silahlı MLKP  
(Marksist-Leninist Komünist Partisi) örgütü üyesi olduğu üphesiyle Tekirdağ’da gözaltına  
alınmıtır.  
Aynı gün saat 14 sularında bavuranı muayene eden doktor bavuranın vücudunda kötü  
muamele izine rastlamamıtır.  
Aynı gün bavuran saat 14.10’da Erzincan Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis  
memurlarına teslim edilmi, buradan araçla Erzincan’a nakledilmitir.  
Bavuran 6 Kasım ve 7 Kasım 1999 tarihlerinde silahları nereye gömdüğünü göstermesi  
için dağda iki kez yer göstermeye götürülmütür.  
Erzincan Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde görevli iki polis memuru 7  
Kasım 1999 tarihinde bavuranı sorgulamıtır. Bavuran MLKP’de katıldığı etkinlikleri  
ayrıntılı olarak anlatmıtır.  
Bavuran belirlenemeyen bir tarihte, önceden hazırlanmı, diğer hususlar meyanında,  
sessiz kalma hakkının bulunduğunu belirten bir belge imzalamıtır.  
Bavuran 9 Kasım 1999 tarihinde Erzincan Devlet Hastanesi’nde muayene edilmi,  
vücudunda kötü muamele izine rastlanmamıtır.  
Aynı gün bavuran, baronun atadığı avukatıyla beraber Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi  
huzuruna çıkarılmıtır. Bavuran gözaltında kötü muameleye uğradığından, ifade verebilecek  
durumda olmadığını belirtmitir. Bavuran muayenesinin yapılması için bir hastaneye sevkini  
istemitir. Hakim bavuranın sol gözünde morarma ve kızarıklık gözlemlemi, ayağa  
kalkmakta ve konumakta güçlük çektiğini tespit etmitir. Muayene edilmesi için Devlet  
1
Hastanesi Adli Tabipliğine sevk edilmesine karar vermitir. Mahkeme aynı gün bavuranın  
tutukluluk durumunun devamına karar vermitir.  
Bavuran 9 Kasım 1999 tarihinde Erzincan Devlet Hastanesi’nde muayene edilmitir.  
Muayenede, vücudunda kötü muamele izine rastlanmamıtır.  
Bavuran 12 Kasım 1999 tarihinde tutukluluk kararına itiraz etmitir. Hem Tekirdağ hem  
de Erzincan Emniyet Müdürlüklerindeki polis memurlarının kötü muamelesine maruz  
kaldığını belirtmitir. Yapılan muameleye ilikin olarak, dövüldüğünü, asıldığını, cinsel  
organının sıkıldığını ifade etmi, bunların ne zaman gerçekletiğine dair ayrıntılı bilgi  
vermitir. Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi bavuranın tutukluluk halinin devamına yaptığı  
itirazı aynı gün reddetmitir.  
Bu esnada, bavuran, 10 Kasım 1999 tarihinde, cezaevi tabipliğinde muayene edilme  
talebinde bulunmutur.  
Bavuran aynı gün saat 17.35’te cezaevi tabibi tarafından muayene edilmitir. Cezaevi  
tabibi, bavuranın sol gözünün altında yok olmakta olan 1 ila 3 cm uzunluğunda açık yeil  
renkte, ekimoz veyahut hiperpigmentasyona benzeyen ve tahminen yedi ila on gün önce  
olumubir iz kaydetmitir. Tabip baka bir dövülme veya iddet emaresi kaydetmemitir.  
B. Bavuranın kötü muamele iddialarına ilikin cezai soruturma  
Erzincan Cumhuriyet Basavcısı kötü muamele iddialarına ilikin soruturma balatmıtır.  
Savcı 28 Kasım 1999 tarihinde bavuranın kötü muamaleye ilikin iddialarını dinlemitir.  
Bavuran nerede, ne zaman ve hangi biçimlerde kötü muameleye maruz kaldığına ilikin  
ayrıntılar vermitir. Özellikle, gözündeki yaralanmanın, Erzincan’a nakledilirken, araç  
sürücüsünün darbeleri sonucu olutuğunu iddia etmitir. Ayrıca hem Tekirdağ’da hem de  
Erzincan’da sorgulanması sırasında ikenceye maruz kaldığını yinelemitir.  
Cumhuriyet Savcısı 22 Kasım 1999 tarihinde bavuranı muayene eden Erzincan Devlet  
Hastanesi doktorlarının ifadesini almıtır. Her iki doktor da muayeneyi yasalara uygun  
biçimde gerçekletirdiklerini, bavuranda herhangi bir kötü muamele izine rastlamadıklarını  
belirtmilerdir.  
Savcı 2 Aralık 1999 tarihinde, bavuranla aynı zamanda yakalanan sanıklardan Y.T.’yi  
dinlemitir. Y.T. gözleri sürekli bağlı kaldığından, bavurana kötü muamelede bulunan  
herhangi bir kii görmediğini belirtmitir. Polis memurlarının kendisine kötü muamelede  
bulunmadıklarını ve kötü muamele emaresi sesler duymadığını belirtmitir.  
Savcı 21 Aralık 1999 tarihinde sanık polis memuru D.A.’yı dinlemitir. D.A. bavuranı 7  
Kasım 1999 tarihinde sorguladığını, o tarihte bavuranın sol gözünün altında kaybolmakta  
olan ve birkaç günlük olduğu anlaılan bir bere olduğunu belirtmitir. Bunun nasıl meydana  
geldiğini bilmediğini, bavurana ne yalnızken ne de bakaları varken kötü muamelede  
bulunulmadığını ifade etmitir.  
22 Aralık tarihinde baka bir polis memuru dinlenmitir. Polis memuru kötü muamele  
iddialarını reddetmi, bavuranın gözündeki berenin, yirmi besaat boyunca yolculuk  
2
yapması, uzun süre sorgulanması ve olay yeri incelemeleri için iki kez dağa götürülmesine  
bağlı olarak meydana gelmibir ilik olabileceğini iddia etmitir.  
Savcı 18 Ocak 2000 tarihinde bavuranı cezaevinde muayene eden doktor E.Ç.’yi  
dinlemitir. Doktor muayeneyi yasalara uygun biçimde gerçekletirdiklerini teyit etmitir.  
Bavuranın vücudunda, ancak dikkatli bakıldığında gözlerinin altında görülebilen açık yeil  
alan haricinde  
kötü muamele izine rastlamamıtır. Bu bağlamda, bu alan büyük  
olmadığından, kötü muamele emaresi olduğunu düünmediğini,bunun uykusuzluk veyahut  
bölgesel enfeksiyon sonucu olumuolabileceği sonucuna vardığını ifade etmitir.  
Savcı 21 ubat 2000 tarihinde bavuranla aynı anda yakalanıp gözaltına alınan  
sanıklardan I.K.’yı dinlemitir. I.K., diğer hususlar meyanında, gözleri bağlandığından,  
bavurana kötü muamelede bulunan kimseyi görmediğini belirtmitir. Kötü muameleyi iaret  
eden herhangi bir gürültü duymadığını ileri sürmütür. Öte yandan, bavuranın nerede  
tutulduğunu bilmediğinden, bir ses duyduğundan emin olamadığını ifade etmitir.  
Erzincan Cumhuriyet Savcısı 24 Mart 2000 tarihinde Erzincan Emniyet Müdürlüğü  
Terörle Mücadele ubesi’nde görevli iki polis memuruyla ilgili olarak yetkisizlik kararı  
vermitir. Savcı kararında, doktorlar ve bavuranla aynı tarihte aynı sebeplerle gözaltına  
alınan diğer ahitlerin tanıklıklarını özellikle kaydetmitir.  
C. Bavuran hakkında açılan cezai dava  
Bu esnada, 13 Aralık 1999 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı bavuran hakkında bir iddianame sunmu, Türk Ceza Kanunu’nun 168/2 ile 264/6 ve  
264/8 maddeleri kapsamında bavuranı yasadıı silahlı MLKP örgütüne üye olmak ve halka  
açık yerde molotof kokteyli atmakla suçlamıtır.  
Adalet, Sağlık ve Đçileri Bakanları tarafından, avukatların cezaevine girilerine ilikin  
güvenlik tedbirleri çıkarmak için ortaklaa hazırlanan “üçlü protokol” 17 Ocak 2000 tarihinde  
yürürğe girmitir. Güvenlik tedbirleri değimezken, Türk Barolar Birliği, diğer hususlar  
meyanında, bu tür tedbirlerin savunma haklarını ihlal edeceğini göz önünde bulundurarak,  
avukatların cezaevlerine girmemeleri yönünde bir karar vermitir.  
Bu esnada, bavuran hakkında 27 Aralık 1999 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nde dava açılmıtır. Yargılama esnasında, bavuran MLKP’yle olan bağlantısını  
sürekli olarak reddetmi, polis sorgulaması sırasında ikenceye uğradığını ve kendi aleyhinde  
itiraflarda bulunmaya zorlandığını iddia etmitir. Dava dosyasında bulunan tıbbi raporlardaki  
tespitleri kabul etmemitir. Bavuran ayrıca, “üçlü protokol”ün çıkardığı katı tedbirler  
nedeniyle avukatına erimede zorluklarla karılağını belirtmitir. Bavuranın avukatı  
mahkemede ayrıca, bir kii dıında, bavuran aleyhinde ifade veren tüm sanıkların diğer  
mahkemelerce de beraat ettirildiklerini ileri sürmütür.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 4 Eylül 2002 tarihinde bavuranı yasadıı silahlı  
örgüt üyeliğinden suçlu bulmu, on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıtır. Bunu yaparken,  
bavuranın gözaltında verdiği ifadeleri, olay yerinde gerçekletirilen tatbikatın tam kayıtları  
ve diğer üpheli ve mahkumların polise ve diğer mahkemelere verilen ifadelerini içeren dava  
dosyasındaki delilleri göz önünde bulundurmutur. Mahkeme özellikle, tıp raporlarında kötü  
muamele emaresi bulunmadığı, bavuranın ifadelerinin samimi ve gerçeğe uygun olduğu  
kanısına varmıtır.  
3
Yargıtay 4 ubat 2003 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır. Bavuranın  
kararın düzeltilmesine ilikin talebi Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı tarafından 20 Mart 2003  
tarihinde reddedilmitir.  
D. Đzleyen gelimeler  
Yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından bavuranın cezasının infazı,  
Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 22 Ekim 2004 tarihinde ertelenmitir. Bavuran  
cezaevinden serbest bırakılmıtır.  
Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi 10 Nisan 2006 tarihinde, ek kararla, bavurana ilikin ilk  
cezayı altı yıl üç aylık hapis cezasına indirmitir. Bu karar 10 Mayıs 2006 tarihinde  
nihailemitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 (b) ve (c) maddesi uyarınca, Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin, ön soruturma sırasında avukata eriimi olmadığı bir zamanda ikence  
altında alınan ve bavuranın sonradan reddettiği ifadeleri kabul edip, bunlara dayanarak  
mahkumiyet kararı vermesi nedeniyle, adil yargılanma hakkından yoksun bırakıldığından;  
kendisini mahkum etmek için delil olarak alınan tanık ifadelerinin de baskı altında  
alındığından; ne kendisinin ne de kendisini yargılayan mahkemenin bu tanıkları  
sorguladığından; “üçlü protokolün” uygulanması nedeniyle çıkan güçlükler yüzünden  
yargılanması sırasında yerinde bir hukuki yardımdan yoksun bırakıldığından; Cumhuriyet  
Savcısının karar düzeltme bavurularını değerlendirmesinin kuvvetlerin eitliği ilkesini ihlal  
ettiğinden ve davanın görüldüğü mahkemenin kararının gerekçesiz olduğundan ikayetçi  
olmutur.  
Bavuran ayrıca, AĐHS’nin 6. ve 8. maddeleri uyarınca, avukatıyla olan yazımalarının,  
cezaevi yetkilileri tarafından açılıp incelenmek suretiyle sürekli olarak müdahaleye  
uğradığından ikayetçi olmutur.  
AĐHM, ikayetleri AĐHS’nin 6/1 ve 3 (b) ve (c) maddesi kapsamında inceleyecektir.  
A. Adli yardım sağlanmaksızın, ikence altında alındığı iddia edilen ifadelerin  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kullanılması  
1. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AĐHM’den, bavuranın gözaltındayken adli yardım verilmemesine ilikin  
ikayetini, bavuranın bavurusunu gözaltı süresinin bititarihinden itibaren altı ay içinde  
yapmayarak altı ay kuralına uymadığı gerekçesiyle reddetmesini talep etmitir (AĐHS’nin  
35/1 maddesi).  
4
AĐHM, benzer davalarda Hükümet’in ön itirazlarını inceleyip reddettiğini yineler  
(özellikle bkz. Çimen – Türkiye, 19582/02). AĐHM, mevcut davada yukarıda belirtilen  
bavurulara ilikin içtihadın dıına çıkılmasını gerektirecek özel bir koul tespit edememitir.  
Sonuç olarak, AĐHM Hükümet’in ön itirazını reddeder.  
Ayrıca, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun bu kısmının  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle kabuledilebilir niteliktedir.  
2. Esas  
AĐHM, AĐHS’nin 19. maddesi uyarınca görevinin, Sözlemeye Taraf Devletler’in AĐHS  
kapsamında kabul ettikleri yükümlülüklere uymalarını sağlamak olduğunu yineler. Özellikle,  
AĐHS’nin güvence altına aldığı hak ve özgürlükleri ihlal etmedikleri sürece, yerel  
mahkemeler yüzünden meydana geldiği iddia edilen maddi ve hukuki hataları incelemek  
AĐHM’nin görevi değildir. 6. madde, adil yargılanma hakkını güvence altına almakta olup,  
benzer kanıtların kabuledilebilirliğiyle ilgili hükme varmaz. Bu öncelikle ulusal kanunlar  
uyarınca düzenlenecek bir meseledir (bkz. Schenk - Đsviçre).  
Bu nedenle, ilke olarak, belirli kanıt türlerinin - örneğin, ulusal kanunlar açısından  
kanunsuz biçimde elde edilmikanıtlar - kabuledilebilir olup olmadığını veyahut esasında  
bavuranın suçlu olup olmadığını belirlemek AĐHM’nin görevi değildir. Yanıtlanması  
gereken soru, yargılama sürecinin, kanıtın elde edildiği yöntem de dahil olmak üzere bütün  
olarak, adil olup olmadığıdır. Bu durum, sözkonusu “kanunsuzluk” ile baka bir AĐHS  
hakkının sözkonusu olduğu durumlarda tespit edilen ihlalin mahiyetinin incelenmesini kapsar  
(diğerlerinin yanı sıra bkz. Jalloh – Almanya [BD], 54810/00).  
AĐHM, 3. madde ihlal edilerek elde edilen kanıtın cezai davada kullanılmasının, delilin  
kabul edilmesi mahkumiyet kararı verilmesinde belirleyici olmasa bile, bu davanın adilliğini  
ihlal edebileceği hükmüne varmıtır (Söylemez – Türkiye, 46661/99). Ayrıca 3. maddeye  
ilikin bir ikayetin bulunmayıı, 6. maddenin teminatlarıyla örtümesi bakımından, AĐHM’yi,  
bavuranın kötü muamele iddialarını göz önünde bulundurmaktan alıkoymamaktadır (bkz.  
Örs ve Diğerleri – Türkiye, 46213/99 ve Kolu – Türkiye, 35811/97).  
Ayrıca, AĐHM, kiinin kendi aleyhine tanıklık yapmaktan çekinmesi veyahut sessiz  
kalma hakkının genel olarak adil yargılamanın özünü tekil eden uluslararası standart olarak  
kabul edildiğini yineler. Bu hakların amacı sanık için, yetkili makamların uyguladığı  
uygunsuz baskıya karı koruma sağlamak, dolayısıyla adli hatalardan kaçınmak ve 6.  
maddenin hedeflerini teminat altına almaktır (bkz. John Murray - Đngiltere). Bu hak, bir ceza  
davasındaki davacı tarafın, sanığın rızası olmadan baskı veya zorlama yoluyla elde edilen  
kanıtlara bavurmadan sanığa karı davasını ispat etme yoluna gittiğini varsaymaktadır (bkz.  
Jalloh ve Kolu). AĐHM özellikle göz önünde bulundurduğu usul tedbirlerinden birisi ilk  
aamalarda avukat eriiminin sağlanmasıdır (bkz. Salduz).  
Mevcut davada, bavuran 5 Kasım 1999 tarihinde Tekirdağ’da yakalanmıtır. Aynı  
tarihte araçla Erzincan’a nakledilmitir. Burada 9 Kasım 1999 tarihine kadar tutuklu kalmıtır.  
Bavuran bu süre zarfında sorgulanmı, yer gösterme için iki kez dağa götürülmü, burada  
suçlayıcı ifadeler vermitir.  
5
Bu bağlamda, AĐHM, bavuranın, bu ifadeleri, avukata eriiminin bulunmadığı  
koullarda verdiğini gözlemler. AĐHM ayrıca bavuranın daha sonra yerel mahkemelerdeki  
davalarda, ikenceye ve kötü muameleye uğradığını iddia ederek, bu ifadelerin doğru  
olmadığını ifade ettiğini gözlemler. Bu bağlamda AĐHM, o aamada bavuranın avukata  
eriim hakkı üzerinde uygulanan kısıtlamanın sistemli olduğunu ve devlet güvenlik  
mahkemelerinin yetki alanına giren suçlarla bağlantılı olarak tutuklu bulunan herkese  
uygulandığını gözlemler (bkz. Salduz). Salduz kararında AĐHM, bunun balı baına AĐHS’nin  
6. maddesinin koullarını yerine getirmediğini tespit etmitir.  
Üstelik AĐHM, dava dosyasında bulunan ve bavuranın sessiz kalma hakkından uygun bir  
biçimde haberdar edildiğini açıkça göstermek için önceden çıktısı alınıp imzalanmı, tarihi  
bulunmayan belgeden ikna olmamıtır. Son olarak, bavuranın iddialarına ilikin cezai  
soruturmanın, savcıyı delil yetersizliği nedeniyle hiçbir polis memurunu mahkemeye sevk  
etmeme kararı vermeye itmesine ve bavuranın bu karara ağır ceza mahkemelerinde itiraz  
etmemesine karın, polis memurlarının bavuranın sorgulanması sırasındaki tavırları  
konusunda AĐHM’nin ciddi üpheleri devam etmektedir. Bu bağlamda, AĐHM, bavuranın  
olaylara ilikin tutarlı ve ayrıntılı ifadesini, bavuranın “yirmi besaat boyunca araba  
yolculuğu yapması, uzun süre sorgulanması ve iki kez dağa götürülmesi” sonucu yorgun  
olabileceğini ima eden bir polis memurunun tanık ifadesini, gözaltında tutuldukları  
sırada gözlerinin bağlandığı yolunda ifade veren I.K. ve Y.T. adlarındaki tutukluların tanık  
ifadelerini, bavuranın, gözaltı süresi bitiminde hem baronun atadığı avukat hem de sulh ceza  
mahkemesi hakimi tarafından, durumalara sık çıkmadığının gözlenmesini ve cezaevi  
tabibinin, gözaltı süresi bitiminden sonraki gün bavuranın sol gözünde kaydettiği eziği  
kaydeder.  
Bununla beraber, AĐHM, bavuranın davayı gören mahkemede, ikence ve kötü muamele  
altında alındığını iddia ederek ifadesini geri çekmesine karın, ilk derece mahkemesinin,  
bavuranın polise verdiği ifadesinin samimi ve gerçek olduğuna karar verdiğini ve Türk  
yasalarının genel olarak bavuranın savunması açısından belirleyici olan, sorgulama sırasında  
elde edilen ancak mahkemede reddedilen hiçbir itirafa ehemmiyet göstermemesine karın,  
bavuranı mahkum ederken bu ifadelere önem atfettiğini gözlemler.  
Bu koullarda, AĐHM, bavuranın ön soruturma sırasında ikence ve kötü muamele  
altında avukatı olmaksızın alındığı varsayılan ifadelerinin kendisine açılan dava sırasında  
mahkemede kullanılmasının, davayı adil olmaktan tamamıyla uzak kıldığı kanısındadır.  
Buna göre AĐHS’nin 6/3(c) maddesinin 6/1 maddeyle bağlantılı olarak ihlal edildiği  
kanısındadır.  
B. Davanın adilliğine ilikin meydana geldiği iddia edilen diğer ihlaller  
Hükümet, AĐHM’den, bavuranın, tanıkları sorgulayamadığı veya sorgulatamadığı  
iddialarıyla ilgili ikayetini, davayı gören mahkemeden bunları incelemesini veya  
inceletmesini istemediği için, iç hukuk yollarının tüketilmesi koulunu yerine getirmediği  
gerekçesiyle reddetmesini talep etmitir.  
AĐHM, yukarıda belirtilen Hükümet’in itirazının, bavuranın bu balık altındaki  
ikayetlerinin özüyle yakından ilintili olduğu ve ayrı tutulamayacağı kanısındadır. Sözkonusu  
ikayetin esasına önyargı uygulanmasının önlenmesi için, bu sorular beraber incelenmelidir.  
Bavuranın ikayetleri diğer bakımlardan da kabuledilebilir ilan edilmelidir.  
6
AĐHM, davanın olayları, tarafların savları ve AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 (c) maddesinin ihlal  
edildiği tespitini göz önünde bulundurarak, AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında ortaya sürülen  
ana hukuki soruyu incelemitir. Bu nedenle, bavuranın bu hüküm kapsamındaki ikayetlerine  
ilikin ayrı bir karar verilmesine gerek bulunmadığı sonunca varmıtır (örn. bkz. Juhnke –  
Türkiye, 52515/99 ve Getiren – Türkiye, 10301/03).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, 20.650 Euro maddi, 15.000 Euro manevi tazminat talep etmitir.  
Hükümet meblağlara itiraz etmitir.  
Maddi tazminat ilikin olarak AĐHM, 6/1 ve 6/3 (c) maddeyle uyumlu davanın sonucunun  
ne olacağına ilikin tahminde bulunamayacağı kanısındadır. Bu nedenle maddi tazminat  
ödenmemesine hükmeder.  
AĐHM, manevi tazminata ilikin olarak, hakkaniyete uygun surette, 2000 Euro ödenmesine  
hükmeder.  
AĐHM ayrıca en uygun telafi biçiminin, bavuranın, talep etmesi halinde, AĐHS’nin 6.  
maddesinin artlarıyla uyumlu olarak yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (bkz.  
Salduz).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca ulusal takibatlardan doğan masraflar için 744 Euro, AĐHM önünde  
meydana gelen masraflar içinse 8247 Euro talep etmitir. Taleplerini desteklemek amacıyla,  
çeitli masraflar ve avukatlık masraflarına ilikin faturalarla Đstanbul Barosu’nun ücret  
çizelgesine dayanarak hazırlanmıbir ücret sözlemesi sunmutur.  
Hükümet bu meblağlara itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı  
ve makul bir meblağ olduğu takdirde bavurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM, sahip olduğu  
belgeler ve yukarıda belirtilen ölçütler ıığında, bavurana tüm balıklar altında 3700 Euro  
ödenmesine hükmeder.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermitir.  
7
AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin, bavuranın avukatı olmaksızın ikence altında  
alındığı iddia edilen ifadelerini kullanması nedeniyle AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 (c) maddesinin  
ihlal edildiğine;  
3. Bavuranın AĐHS’nin 6. maddesi kapsamındaki diğer ikayetlerini ayrı olarak incelemenin  
gerekli olmadığına;  
4. (a) Savunmacı Devlet’in, bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın  
kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her tür vergiyle beraber,  
ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirası’na çevirerek izleyen meblağları  
ödemesine,  
(i) Uygulanabilecek her türlü vergi ile beraber 2000 Euro (iki bin Euro) manevi  
tazminat,  
(ii) Bavurana uygulanabilecek her türlü vergi ile beraber yargılama gideri olarak 3700  
Euro ödenmesine (üç bin yedi yüz Euro),  
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine,  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 6 Ekim  
2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Sally Dollé  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Bakan  
AĐHS’nin 45/2 maddesiyle Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 74/2 maddesi uyarınca, Hakim  
Andras Sajó’nun mutabık görüü bu karara eklidir.  
S.D.  
F.T.  
8