COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÖZCAN VE DĐĞERLERĐ/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 18893/05)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Nisan 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın (no. 18893/05) nedeni on altı  
Türk vatandaının (“bavuranlar”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan  
Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 29 Nisan 2005  
tarihinde yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, Đstanbul Barosu avukatlarından Kadriye Doğru tarafından temsil  
edilmilerdir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
A. Giriꢁ  
26 Ekim 1999’da Koyulhisar Sulh Ceza Mahkemesi, kanuna aykırı olan kesilen agaç  
gövdelerinin bahçesinde bulunması nedeniyle Yılmaz Özcan’ı Orman Kanunu’nu ihlal  
etmekten suçlu bulmutur. Özcan altı ay hapis cezasına mahkum edilmitir. 13 Temmuz  
2000’de Koyulhisar Cumhuriyet Savcısı bavuran hakkında tutuklama emri çıkarmıtır.  
Özellikle 24 Eylül 2000’den sonra olanlar taraflar arasında ihtilaf konusudur.  
Bavuranların anlattığı ekliyle olaylar aağıda kaydedilen Kısım B’de görülmektedir.  
Hükümet’in olaylara ilikin görüleri aağıda kaydedilen Kısım C’de özetlenmitir. Bavuran  
ve Hükümet tarafından sunulan yazılı deliller aağıda kaydedilen Kısım D’de özetlenmitir.  
B. Bavuranların olaylara ilikin görüleri  
24 Eylül 2000 tarihinde sabahın erken saatlerinde Koyulhisar Jandarma Tabur  
Komutanı Üsteğmen Muhammet Sevinç, Onbaı Resul Askerden, Koyulhisar Cumhuriyet  
Savcısı Mehmet Çömük ve bir grup jandarma Yılmaz Özcan’ı yakalamak için bavuranların  
evine gelmitir. Daha sonra Yılmaz Özcan kelepçelenmi, evden dıarı bahçeye çıkarılmıtır.  
Evden ayrılmalarına izin verilmeyen diğer sakinler, dört ya da beel silah sesi iitmitir.  
Pencereden baktıklarında, üsteğmenin silahının dipçiği ile Yılmaz Özcan’ın kafasına  
vurduğunu görmülerdir. Yılmaz Özcan üsteğmenden durmasını istediğinde, dört ya da beꢀ  
asker kendisine tekme atmaya ve silahlarının dipçikleri ile vurmaya balamıtır. Üsteğmen  
daha sonra “öldürün onu” diye bağırmıtır. Askerlerden biri durmalarını aksi halde Yılmaz  
Özcan’ı “öldüreceklerini” söylediğinde, üsteğmen Yılmaz Özcan’ı yakın mesafeden  
boynunun arka kısmından vurmadan önce askere çenesini kapamasını söylemitir. Askerler  
daha sonra Yılmaz Özcan’ın cesedini bahçeyi çevreleyen çitin dıına atmıve yokuaağı  
bıraklardır. Olaydan sonra askerler bahçedeki kanı temizlemive bomermi kovanlarını  
yanlarında götürmülerdir.  
C. Hükümet’in olaylara ilikin görüleri  
23 Eylül 2000’de Üsteğmen Muhammet Sevinç, Yılmaz Özcan’ı yakalamak için bir  
plan gelitirmitir. Ertesi gün yanına askerlerini ve Koyulca Cumhuriyet Savcısı Mehmet  
Çömük’ü de alarak bavuranların köyüne doğru yola çıkmıtır. Köye yaklaık bir kilometre  
kala savcıyı taıyan arabanın tekerlerinden biri patlamıtır. Sonuç olarak, Cumhuriyet Savcısı  
ve arabanın sürücüsü orada kalmılardır. Grubun geri kalanı yollarına devam etmitir.  
Üsteğmen kapıyı çalmadan önce askerler Yılmaz Özcan’ın evinin etrafında daire  
halinde iki alan oluturmulardır. Yılmaz Özcan kapıyı açmı, evin içine kaçmıve  
pencereden atlayarak evin arkasındaki bahçeye kaçmıtır. Orada evin çevresindeki ilk daireyi  
oluturan askerlerden biri olan Uzman ÇavuÖmer Davut Akyol ile karılatır. Yılmaz  
Özcan, Ömer Davut’un elinden kaçtığında Uzman Çavuonu kovalamıancak  
yakalayamamıtır. Daha sonra havaya en az iki el ateetmitir.  
Yılmaz Özcan bahçeyi çevreleyen yokutan aağı yaklaık yetmialtı metre komuꢀ  
ancak evin etrafında oluturulan ikinci dairede bulunan ve ateseslerini duyarak tüfeğinin  
horozunu çeken er Fatih Yılmaz tarafından yakalanmıtır. Bunu üzerine Yılmaz ve Özcan  
boğumaya balamıve oldukça dik olan yokutan aağı yuvarlanmılardır. Yuvarlanma sona  
erdiğinde er Yılmaz sırtüstü yatarken, Yılmaz Özcan kaçmaya teebbüs etmitir. Bunun  
üzerine er Yılmaz iki el ateetmitir. Mermilerden biri Yılmaz Özcan’ın boynunun arka  
kısmından girip yüzünden çıkarak onu derhal öldürmütür. Hükümet, tıbbi raporlardan  
Yılmaz Özcan’la boğumaları sırasında, Uzman ÇavuÖmer Davut Akyol’un kendisini  
çalımaktan üç gün alıkoyacak ekilde ve ardından er Fatih Yılmaz’ın kendisini çalımaktan  
begün alıkoyacak ekilde yaralandığının anlaıldığını belirtmitir.  
D. Tarafların sundukları yazılı deliller  
Aağıda kaydedilen bilgiler tarafların sundukları belgelerden elde edilmitir.  
1. Yılmaz Özcan’ın öldürülmesine ilikin cezai soruturma hususundaki belgeler  
Jandarmalar tarafından hazırlanan iki olay tutanağına göre, askerler köye 24 Eylül  
2000’de sabah 5.30 sularında varmılardır. Yılmaz Özcan evin penceresinden atlamı,  
bahçede beklemekte olan Uzman ÇavuÖmer Davut Akyol’dan kaçmıve er Fatih Yılmaz  
tarafından durdurulana kadar bayır aağı komutur. Daha sonra Yılmaz Özcan ve er Yılmaz  
arasında boğuma balamıtır. Boğuma esnasında Yılmaz Özcan, er Yılmaz’ın silahını  
almaya çalıancak silah atealmıtır. Sonuç olarak Yılmaz Özcan boynundan vurulmuꢀ  
ve bulunduğu yerde vefat etmitir.  
Aynı gün 7.00’da Koyulhisar’da Cumhuriyet Savcısı olan Fuzuli Aydoğdu olay yerine  
gitmitir. Ölen kiinin yakınları Aydoğdu’ya, Yılmaz Özcan’ın evlerinin civarından  
öldürülğünü ve cesedinin askerler tarafından bayırdan aağı yuvarlandığına ilikin ikayette  
bulunmutur. Bavuranlar Cumhuriyet Savcısı’na bu ikayette bulunduklarında, operasyonda  
görev alan askerler ev ve cesedin bulunduğu mahal arasındaki alanı incelemiler ve  
Cumhuriyet Savcısı’na, cesedin sürüklendiğini gösteren kan izleri ya da baka izlerin  
bulunmadığını bildirmilerdir. Askerler alanı incelerken, Kalashnikov türü otomatik bir  
tüfekten çıkan mermi kovanları bulmulardır. Daha sonra mermilerin Uzman ÇavuÖmer  
Davut Akyol’un silahından çıktığı anlaılmıtır.  
Cumhuriyet Savcısı, bir doktor eliğinde, cesedi incelemive cesette çok sayıda yara  
ve boynun arka kısmında bir mermi girii tespit etmitir. Ceset daha sonra tam otopsi  
yapılması için Sivas Hastanesi’ne götürülmütür.  
Aynı gün Cumhuriyet Savcısı Aydoğdu operasyonda görev alan askerleri sorgulamaya  
balamıtır.  
Er Fatih Yılmaz, 24 Eylül 2000 tarihli ifadesinde, yukarıda kaydedilen olay mahalli  
raporlarında kaydedilen olaylara ilikin görüleri doğrulamıve silahın nasıl atelendiğini  
bilmediğini belirtmitir. Er Yılmaz daha sonra “suçun niteliğinin” ve er Yılmaz’ın “askerlik  
görevini yerine getirmekte olduğu” gerçeğinin, tutuklu yargılanmasını gerektirmediği kanısına  
varan bir hakim tarafından serbest bırakılmıtır.  
Aynı gün Uzman ÇavuÖmer Davut Akyol, Cumhuriyet Savcısı’na Yılmaz Özcan’ın  
kendisinden kaçtığını, bayır aağı komaya baladığını ve kendisinin de havaya iki el ateꢀ  
ettiğini söylemitir. Daha sonra Yılmaz Özcan’ın peine düve bayırın aağısından bir ya  
da iki el atesesi geldiğini duymutur. Olay mahalline ulağında, Yılmaz Özcan çoktan  
ölmütür.  
Aynı gün Onbaı Resul Askerden Cumhuriyet Savcısı’na Uzman Çavu’un havaya iki  
ya da üç el ateettiğini duyduğunu söylemitir. Daha sonra Yılmaz Özcan’ın ardından  
komaya balamıve bayırın aağısından üç ya da dört el atesesi geldiğini duymutur. Olay  
mahalline ulağında Yılmaz Özcan çoktan ölmütür.  
Aynı gün er Fatih Yılmaz ve Uzman ÇavuÖmer Davut Akyol Koyulhisar Devlet  
Hastanesi’nde muayene edilmiler ve doktorlar vücutlarında çürükler gözlemlemitir.  
Cumhuriyet Savcısı 27 Eylül 2000’de Üsteğmen Muhammet Sevinç’i sorgulamıtır.  
Üsteğmen Cumhuriyet Savcısı’na evine vardıklarında Yılmaz Özcan’ın dıarıda olduğunu ve  
kendisinin Yılmaz Özcan olmadığını ve Yılmaz Özcan’ın babası olduğunu ileri sürerek yalan  
söylediğini bildirmitir. Daha sonra babasını çağırmak için evin içine girmitir. Üsteğmen  
daha sonra evin arkasından gelen gürültüler, ardından silah sesleri duymuancak olaya ahit  
olmamıtır.  
27 Eylül 2000’de Cumhuriyet Savcısı’nın sorguladığı dört jandarma er, olay mahalline  
vardıklarında Yılmaz Özcan’ın evin dıında olduğunu belirtmilerdir. Askerlerden biri  
Cumhuriyet Savcısına bayırın aağısından gelen bir el atesesi duyduğunu söylerken diğeri,  
aynı yönden gelen üç el atesesi duyduğunu söylemitir. Diğer iki asker kaç el atesesi  
duyduklarından emin değillerdir.  
3 ve 4 Mart 2000’de Cumhuriyet Savcısı vefat eden Yılmaz Özcan’ın kızları olan iki  
bavuranı sorgulamıtır. Bir grup askerin evlerine geldiğini ve babalarını bahçeye  
çıkardıklarını belirtmilerdir. Daha sonra babalarının askerlere kendisini serbest bırakmaları  
için yalvardığını duymular ancak askerler, ateederek onu öldürmülerdir.  
Bu süre zarfında, 25 Eylül 2000’de Sivas Hastanesi’nde Yılmaz Özcan’ın cesedi  
üzerinde otopsi yapılmıtır. Özcan’ın cesedi üzerindeki yaraların, ölümünden önce olutuğu  
tespit edilmitir.  
13 Ekim 2000’de ebinkarahisar Cumhuriyet Savcısı, ebinkarahisar Ağır Ceza  
Mahkemesi önünde bir iddianame sunmuve er Fatih Yılmaz’ı adam öldürmekle suçlamıtır.  
22 Kasım 2000’de ebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesi mensupları ve bir bilirkii  
olayın gerçekletiği alanı ziyaret etmitir. Yılmaz Özcan öldürüldüğü sırada er Fatih  
Yılmaz’ın yanında durduğunu iddia eden er enel Selcan bilirkiiye, ateedildiği sırada  
Yılmaz Özcan’ın arkasının o sırada dizlerinin üzerine çökmüolan er Fatih Yılmaz’a dönük  
olduğunu söylemitir. Ancak er Fatih Yılmaz bilirkiiye ateedildiği sırada sırtüstü yatmakta  
olduğunu ve Yılmaz Özcan’ı itmeye çalığını söylemitir. Er Yılmaz ayrıca boğuma  
sırasında kendisinin ve Yılmaz Özcan’ın bayır aağı yaklaık kırk bekilometre  
sürüklendiklerini eklemitir.  
Bilirkii, hazırladığı raporda ölen kiinin einin, annesinin ve dört kızının kendisine  
Yılmaz Özcan’ın bahçelerinde vurulduğu ve öldürüldüğü yeri gösterirken birbirleriyle tutarlı  
olduklarını kaydetmitir. Er enel Sercan ve er Fatih Yılmaz’ın verdikleri çelikili bilgileri  
göz önüne alan bilirkii, merminin Yılmaz Özcan’ın baında izlediği yolun er Fatih Yılmaz’ın  
olaylara ilikin anlattıklarıyla tutarlı olup olmadığının tespit edilmesi için Adli Tıp  
Kurumu’nun görüünün alınmasını öngörmütür.  
6 ubat 2001’de Cumhuriyet Savcısı Aydoğdu, adam öldürmeye dahil olduklarını  
gösteren deliller bulunmaması nedeniyle er Fatih Yılmaz ya da er Çömük haricindeki  
jandarma personeli aleyhinde takibat balamamaya karar vermitir.  
2 Mart 2001’de ebinkarahisar Cumhuriyet Savcısı, ebinkarahisar Ağır Ceza  
Mahkemesi önünde yeni bir iddianame sunmuve Üsteğmen Muhamet Sevinç haricindeki  
jandarma personelini adam öldürmekle suçlamıtır.  
Adalet Bakanlığı’nın talimatlarına uygun olarak 2 Mart 2001’de hazırlanan rapordan,  
bavuranların Bakanlığa resmi ikayetlerde bulundukları anlaılmaktadır. Raporu hazırlayan  
ve Adalet Bakanlığı’nda müfettilik yapan Đzzet Sandal raporunda 11 Temmuz 2000’de  
Koyulhisar Cumhuriyet Savcısı Mehmet Çömük’ün Yılmaz Özcan’a hitaben bir yazı  
hazırlağını ve onu hapis cezasını çekmek üzere teslim olmaya çağırdığını kaydetmitir.  
Bununla birlikte, bu yazı gönderilmeden önce bile, aynı savcı 13 Temmuz 2000 tarihli bir  
tutuklama emri çıkarmıve daha sonra Yılmaz Özcan’ın yakalanmasına yönelik operasyonda  
görev almıtır. Bavuranların müfettie sağladıkları bilgiden, Yılmaz Özcan Üsteğmen  
tarafından bahçede vurulup öldürüldüğü sırada Savcı Mehmet Çömük’ün orada olduğu  
anlaılmaktadır. Müfettiin hazırladığı rapordan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Çömük’ün  
müfettie, operasyonda görev almak isteme nedeninin daha önce görmeye fırsat bulmadığı  
köyü ziyaret etmek olduğunu söyleyerek kendini savunduğu anlaılmaktadır. Ancak Yılmaz  
Özcan’ın evine gitmemive araçta kalmıtır.  
Müfetti, Savcı Çömük’ün reddetmesine rağmen operasyonda hazır bulunduğu ve  
olayı engelleyemeyerek ve bu ekilde Yılmaz Özcan’ın ölümüne katkıda bulunarak  
görevlerini ihmal ettiği sonucuna varmıtır.  
Müfettiayrıca Koyulhisar’daki diğer Savcı Fuzuli Aydoğdu’nun, inanılır oldukları ve  
daha fazla soruturulmayı hak ettikleri kanaatinde olduğu delilleri ve tanık ifadelerini  
incelemeden Üsteğmen Muhammet Sevinç ya da Cumhuriyet Savcısı Çömük aleyhinde  
takibat yapılmamasına karar verdiğini kaydetmitir.  
Bu rapordan ayrıca ebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesi mensupları 22 Kasım  
2000’de köyü ziyaret ettiklerinde, Yılmaz Özcan’ın öldürüldüğü operasyonda görev alan  
askerlerin kendilerine yardım ettikleri anlaılmaktadır. Müteveffa Yılmaz Özcan’ın babası, ei  
ve üç çocuğu – bavuranlar Hacı Đbrahim Özcan, Kadriye Özcan, Zeynep Özcan, Ziynet  
Özcan ve Ömer Özcan – Savcı Fuzuli Aydoğdu’ya Yılmaz Özcan’ın öldürülmesine dahil olan  
askerlerin soruturmada yer almalarını istemediklerini söylediklerinde, görevlileri görevlerini  
yerine getirmekten alıkoymaları nedeniyle aleyhlerinde cezai takibat balatılmıtır. Bir ay  
sonra sözkonusu bavuranlar aleyhlerindeki suçlamalara ilikin ifade vermeye gittiklerinde,  
hakim cezaevinde tutuklu yargılanmalarına hükmetmitir. Müteakiben kefaletle serbest  
bırakıllardır.  
Müfettiayrıca daha önce savcılar tarafından sorgulanmayan görgü tanıklarını  
dinlemitir. Bu tanıklar, ailenin Yılmaz Özcan’ın öldürüldüğünü iddia ettikleri bahçede kan  
izleri gördüklerini doğrulamılardır. Buna ek olarak, askerlerin Yılmaz Özcan’ın kazara  
öldürülğünü iddia ettikleri bayırın tabanına inen yolda da kan izleri gördüklerini  
kaydetmilerdir. Müfettiayrıca Üsteğmen Sevinç’in, Onbaı Askerden’in ve Uzman Çavuꢀ  
Akyol’un operasyon sırasındaki hareketlerine ilikin çelikili ifadeler verdiklerini  
kaydetmitir.  
Müfetti, Savcı Çömük ve Savcı Aydoğdu’nun Koyulhisar Köyü’ndeki görevlerine  
son verilmesini öngörmütür. Ayrıca, Yılmaz Özcan’ın öldürülmesi hususunda Üsteğmen  
Sevinç ve Savcı Çömük aleyhinde cezai takibat balatılmasını öngörmütür.  
30 Mayıs 2001’de Adli Tıp Kurumu’nda çalıan yedi adli tıp uzmanı, ebinkarahisar  
Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebi üzerine, Yılmaz Özcan’ın baındaki, göğsündeki, sırtındaki,  
kollarındaki ve bacaklarındaki yaraların pencereden atlayarak ya da kotuğu sırada düerek  
oluamayacak kadar büyük oldukları sonucuna varmıtır. Bu uzmanlara göre, bu yaralar ölüm  
zamanına yakın ve ölüm zamanından kısa bir süre önce ta, sopa ve askeri personelin taıdığı  
dipçik ve giydiği botlar gibi sert objelerle olumutur. Cesedin sırtındaki lezyonlarsa zemin  
üzerinde sürüklenmesi sonucu olumutur. Ayrıca Yılmaz Özcan’a iki ila on besantimetre  
mesafeden ateedildiği tespit edilmitir.  
4 Temmuz 2001’de ebinkarahisar Cumhuriyet Savcısı, ebinkarahisar Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde bir baka iddianame yayınlamıve operasyonda görev alan askerleri yalan  
ifade vermekle ve önemli delilleri yok etmekle suçlamıtır. Aynı gün ebinkarahisar Ağır  
Ceza Mahkemesi bu üç davayı birletirmitir.  
17 Temmuz 2001’de Giresun Cumhuriyet Savcısı, Giresun Ağır Ceza Mahkemesi’nde  
bir iddianame sunmuve Üsteğmen Muhammet Sevinç ile Koyulhisar Cumhuriyet Savcısı  
Mehmet Çömük’ü adam öldürmekle suçlamıtır. 2 Kasım 2001’de Giresun Ağır Ceza  
Mahkemesi, Savcı Çömük’ün kıdeminden dolayı kendisini yargılama yetkisinin Yargıtay  
Ceza Dairesi’ne ait olduğuna karar vermitir. Daha sonra yukarıda kaydedilen tüm davalar  
birletirilmive ilk derece mahkemesi olarak görev yapan Yargıtay Ceza Dairesi’ne  
gönderilmitir. Müteakiben, er Fatih Yılmaz haricindeki tüm subaylar beraat etmilerdir.  
2. Yargılamaya ilikin belgeler  
12 Haziran 2003’te Yargıtay 1. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesi olarak toplanmıꢀ  
ve davalılara ilikin karar vermitir. Kararda davalılar aleyhinde, kötü muamele ile  
suçlandıkları dördüncü bir iddianamenin de yayınlanmıolduğu kaydedilmektedir.  
Karardan, öldürmeden hemen sonra, köylülerden bazılarının Yılmaz Özcan’ın  
vurularak öldürüldüğünü iddia ettikleri bahçede kan izleri gördükleri anlaılmaktadır. Savcıya  
bilgi vermiler ancak Savcı raporunda bu hususa değinmemitir. Karardan ayrıca  
bavuranların soruturmadan sorumlu makamlara, vurulma ardından askerlerin bahçede kan  
izleri bulunan toprak parçalarını topladıklarını ve bunları bir kutuya koyduklarını belirttikleri  
anlaılmaktadır. Köylülerden biri, soruturmadan sorumlu makamlara içinde kan izleri taıyan  
toprak parçalarının bulunduğu kutuyu bulduğunu söylemitir. Bu kutu müteakiben parmak  
izlerinin tespiti için incelenmiancak eleen izler tespit edilmemitir.  
Đlk derece mahkemesi, bavuranların soruturmadan sorumlu makamlara ilk kez  
öldürülmeden 10 gün sonra ifade verdiklerini kaydetmitir. Đlk derece mahkemesi,  
bavuranların olaydan hemen sonra ifade vermemelerinin, öldürülmeye tanık olmadıklarını  
bununla birlikte, Devlet’i suçlamak için iddialarda bulunduklarını gösterdiği kanaatindedir.  
Bu nedenle, bavuranların ve görgü tanıklarının verdikleri ifadelere güvenilememektedir.  
Diğer yandan, soruturmada görev alan askerlerin yürüttüğü soruturmanın sonuçlarını göz  
ardı etmek için hukuki bir gerekçe bulunmamaktadır. Askerlerin, er Fatih Yılmaz’ı suçlayarak  
üsteğmeni korumak amacıyla gizlice anlaolmaları “mümkün değildir”. Sözkonusu  
askerlerin yürüttüğü aratırmanın, bahçede kan izlerinin bulunmadığı sonucunu vermesi,  
Yılmaz Özcan’ın bavuranların iddia ettikleri gibi öldürülmediği kanaatine varmak için  
yeterlidir. Đlk derece mahkemesine göre, er Fatih Yılmaz’ın tüfeğinden çıkan mermi  
kovanlarının bulunmaması, gerçek failin baka biri olduğunu göstermemektedir.  
Đlk derece mahkemesi ayrıca Adli Tıp Kurumu’nun vardığı, yukarıda kaydedilen  
sonucun, bavuranların Yılmaz Özcan’ın üsteğmen tarafından bahçede öldürüldüğü ve  
cesedinin askerler tarafından sürüklendiği iddiasının geçerliliğini yitirmesine yol açtığı  
kanaatindedir. “Adli deneyimlere” göre, yaralara Yılmaz Özcan’ın kaçmaya çalığı sırada  
bayır aağı yuvarlanması ya da kendisini yakalamak için askerler neden olmuolabilir.  
Yılmaz Özcan’ın kendisini yakalamak isteyen askerlerle boğumaya girdiği, iki askerin de  
yaralanğını gösteren tıbbi raporlarca onaylanmıtır.  
Đlk derece mahkemesi adam öldürmekle suçlanan er Fatih Yılmaz haricinde, tüm  
davalıların – Savcı Mehmet Çömük, Üsteğmen Muhammet Sevin, Onbaı Resul Askerden,  
Uzman ÇavuÖmer Davut Akyol ve operasyonda görev alan erler – beraatına karar vermitir.  
Đlk derece mahkemes, er Yılmaz’ın öldürme maksadıyla hareket etmediği; Yılmaz Özcan’ı  
yakalamak amacıyla tetiği çektiği ve bunun, onu yalnızca yaralayacağını ve öldürmeyeceğini  
ündüğü sonucuna varmıtır. Đlk derece mahkemesi, er Fatih Yılmaz’ı on yıl hapis cezasına  
çarptırmıancak, er Yılmaz’ın Yılmaz Özcan’ı, bir asker olarak görevini ifa ettiği sırada  
öldürğü ve sonradan piman olduğu sonucuna vardığı için sözkonusu cezayı iki yıl bir aya  
indirmitir. Đlk derece mahkemesi ayrıca Yılmaz Özcan’ın kötü muameleye maruz kaldığını  
gösteren delillerin bulunmadığı kanısına vararak bu suçla itham edilen tüm davalıların  
beraatına karar vermitir.  
20 Nisan 2004’te Yargıtay Ceza Daireleri (“temyiz mahkemesi”), bavuranların  
itirazını reddetmitir. Đlk derece mahkemesi gibi temyiz mahkemesi de Adli Tıp Kurumu’nun  
vardığı sonuçların bavuranların iddialarının geçerliliğini yitirmesine neden olduğu  
kanısındadır.  
Bavuranlar tarafından mahkemeye sunulan belgeye göre, temyiz mahkemesinin  
kararı “Yargıtay Ceza Dairesi Bakanı’nın yazısına uygun olarak” birinci bavuran Hacı  
Đbrahim Özcan’a 11 Kasım 2004’te tebliğ edilmitir.  
3. Tazminat davasına ilikin belgeler  
2001’de bavuranlar Đçileri Bakanlığı aleyhinde dava açmılar ve Yılmaz Özcan’ın  
öldürülmesi karılığında tazminat talep etmilerdir. 12 Aralık 2003’te Sivas Đdare Mahkemesi,  
Özcan’ın bir asker tarafından öldürüldüğünü ve bu nedenle, adam öldürme ve tazminat talebi  
arasında bir bağlantı olduğunu gözlemlemitir. Bavuranlara maddi ve manevi tazminat olarak  
yaklaık 48,500 Euro tazminat ödenmesine karar vermitir. Bu karar, Danıtay’ın 29 Eylül  
2004’te bavuranların ve Đçileri Bakanlığı’nın itirazlarını reddetmesi ardından nihai hale  
gelmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, yakınları Yılmaz Özcan’ın AĐHS’nin 2. maddesini ihlal edecek ekilde  
jandarmalar tarafından kasten vurulduğundan ve öldürüldüğünden ikayetçi olmulardır.  
AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine dayanarak, yetkili makamların yakınlarının ölümü hususunda  
gerçek ve yeterli bir soruturma yürütmediklerini iddia etmilerdir.  
AĐHM, sözkonusu ikayetleri yalnızca AĐHS’nin 2. maddesi yönünden incelemenin  
uygun olduğu kanaatindedir.  
Hükümet bavuranın iddialarına itiraz etmitir.  
A. Kabuledilebilirlik  
1. Altı ay  
Hükümet bavuranların bavurularını, temyiz mahkemesinin kararını 25 Mayıs  
2004’te birinci derece mahkemesi sekretaryasına sunduğu tarihten itibaren altı ay içerisinde  
yapmamaları nedeniyle AĐHS’nin 35/1 maddesinde ortaya konan altı ay kuralına  
uymadıklarını iddia etmitir.  
AĐHM, bavuranın resen (ex officio) nihai yerel kararın yazılı bir nüshasının kendisine  
tebliğ edilmesi hakkına sahip olduğu durumlarda, AĐHS’nin 35/1 maddesinin kapsam ve  
amacının, en iyi ekilde, altı aylık sürenin yazılı kararın tebliğ tarihinden itibaren ilemeye  
baladığının kabul edilmesiyle yerine getirildiğini hatırlatmaktadır. 20 Nisan 2004’te Yargıtay  
Birleik Cezai Daireleri’nin verdiği karar bavurana 11 Kasım 2004’te tebliğ edilmitir.  
Bavuru bu nedenle altı aydan daha kısa bir süre içerisinde, 29 Nisan 2005’te yapılmıtır.  
Sonuç olarak, Hükümet’in bu husustaki ilk itirazı reddedilmelidir.  
2. Mağdur statüsü  
Hükümet, adam öldürmeden sorumlu askerin mahkum edilmesi ve bavuranların,  
yakınlarının ölümüne karılık tazminat talep etmeleri ve almaları nedeniyle bavuranların  
bundan böyle AĐHS’nin 34. maddesine dayanarak mağdur olduklarını iddia edemeyecekleri  
kanısındadır.  
AĐHM, bavuranın lehine olan bir karar ya da tedbirin, ulusal makamların AĐHS  
hükümlerinin ihlal edildiğini açıkça ya da özünde kabul etmemive ihlal nedeniyle telafi  
sağlamamıolmaları halinde sözkonusu ahsın “mağdur” statüsünden mahrum bırakılması  
için prensipte yeterli olmadığını hatırlatır (bkz. Nikolova ve Velichkova – Bulgaristan, no.  
7888/03 ve kararda belirtilen dava).  
Hükümetin tazminat meselesine dayanarak bavuranların mağdur statüsüne itirazına  
ilikin olarak AĐHM, yaam hakkından yoksun bırakmayla ilgili davalarda savunmacı  
devletlerin AĐHS'nin 2. maddesi bağlamında, sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını  
sağlayacak etkili bir soruturma yürütme yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatır. Sözkonusu  
yükümlülük, AĐHS'nin 2. maddesine ilikin ikayetlerde, bavuranın mağdur statüsünün  
sadece tazminat ödenmesi ile telafi edilmesi halinde aldatıcı olacaktır (bkz. mutatis mutandis,  
Yaa – Türkiye, Raporlar 1998-VI; daha güncel olarak Nikolova ve Velichkova, yukarıda  
anılan ve kararda belirtilen davalar). Yetkili makamların yaam hakkından mahrum bırakma  
olaylarında izlenmesi gereken yolu tazminat ödemeye indirgemeleri, bazı durumlarda devlet  
görevlilerinin, fiili dokunulmazlıkla, denetimlerindeki kiilerin haklarını istismar etmelerini  
mümkün kılacak, bu durumda öldürmeye ilikin genel hukuki yasaklar, temel önemine  
rağmen uygulamada etkisiz kalacaktır (bkz. Leonidis – Yunanistan, no. 43326/05).  
Dolayısıyla AĐHM, Hükümetin itirazını, tazminata ilikin olduğu kadarıyla reddeder.  
Hükümetin, er Fatih Yılmaz’ın mahkûm edilmesine dayanarak bavuranların mağdur  
statüsüne itirazına ilikin olarak AĐHM, sözkonusu itirazın soruturmanın etkililiği ve telafi  
hususu ile yakından ilikisi olan sorunları ortaya çıkardığını gözlemler. Dolayısıyla AĐHM, bu  
hususun bavuranların AĐHS'nin 2. maddesine dayalı ikâyetinin esas incelemesinde ele  
alınmasını uygun bulmaktadır.  
B. Esas  
Hükümet, kaçmaya teebbüs etmesi ve askerlere saldırması nedeniyle jandarmaların  
Yılmaz Özcan’a karı güce bavurmalarının kesin zorunluluk taıdığını ifade etmitir. Er  
Fatih Yılmaz tüfeğini Yılmaz Özcan’ı öldürmek için değil, yakalamak amacıyla yaralamak  
için atelemitir.  
Hükümet ayrıca Adli Tıp Kurumu’nun raporuna dayanarak Özcan’ın vücudundaki  
yaraların ölümünden önce meydana geldiğini savunmutur. Hükümete göre bu sonuç,  
bavuranların Yılmaz Özcan’ın cesedinin sürüklendiği yönündeki iddiasının temelsiz  
olduğunu göstermektedir.  
AĐHM, 2. madde metninin, bir bütün olarak okunduğunda maddenin 2. paragrafının  
öncelikli olarak bir bireyin kasten öldürülmesine izin verilen durumları tanımlamadığını,  
ancak istenmeyen bir sonuç olan öldürmeyi ortaya çıkarabilecek, “güç kullanma”ya izin  
verilen durumları açıkladığını ortaya koymaktadır. Ne var ki güç kullanma (a), (b) ve (c)  
bentlerinde belirtilen amaçlara ulamak için “mutlak zorunluluğu” amamalıdır. Bu bağlamda  
2/2. maddede “mutlak zorunluluk” ifadesinin kullanımı, bu maddeye ilikin olarak, AĐHS’nin  
8-11. maddelerinin 2. paragrafları kapsamında, devlet görevlilerinin hareketinin “demokratik  
bir toplumda gerekli” olup olmadığını belirlerken, normalde uygulanan gereklilik testinden  
daha katı ve zorlayıcı bir test uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Özellikle,  
kullanılan güç, maddenin bentlerinde belirtilen amaçlara ulamakla kesin olarak orantılı  
olmalıdır (bkz. McCann vd. – Đngiltere, A Serisi no. 324).  
Somut davada AĐHM, tarafların Yılmaz Özcan’ın jandarma tarafından öldürüldüğü  
konusunda hemfikir olduğunu kaydeder. Ancak taraflar öldürme olayına giden olaylar ve  
öldüren ahsın kimliği konusunda ayrılmaktadır. Bavuranlar maktulün Üsteğmen Muhammet  
Sevinç tarafından bahçede dövüldüğünü, vurulduğunu ve kasten öldürüldüğünü ve daha sonra  
cesedinin tepeden aağıya yuvarlandığını ileri sürmütür. Diğer taraftan Hükümet, er  
Yılmaz’la Yılmaz Özcan arasındaki mücadeleden sonra ikisinin de tepeden aağıya  
yuvarlandığını, er Yılmaz’ın en az iki el ateettiğini ve mermilerden birinin Özcan’ın  
boynunun arka tarafından girip yüzünden çıkarak anında ölümüne yol açtığını belirtmitir.  
Dolayısıyla AĐHM'ye olayların iki çelien anlatımı sunulmutur. Ne var ki askerlerin  
Yılmaz Özcan’ı yakalamak amacıyla bavuranların köyüne gittiği ve maktulün askerlerin  
ziyareti sırasında vurularak öldürüldüğü taraflar arasında ihtilaf konusu değildir. Öldürme  
olayının özellikle iki yönü AĐHM'nin incelemesinde önem arz etmektedir. Đlk olarak maktul  
bir silahlı kuvvetler mensubunun açtığı atele öldürülmütür. Đkinci olarak öldürme olayı  
planlı bir askeri operasyon sırasında meydana gelmi, operasyonun baında maktulun evinin  
etrafı askerler tarafından iki çember oluturacak ekilde sarılmıtır. Dolayısıyla öldürme olayı  
tamamen yetkililerin bilgisi dahilinde gerçeklemitir ve dolayısıyla savunmacı Hükümet  
öldürme olayının nasıl meydana geldiğine tatmin ve ikna edici bir açıklama getirme  
yükümlülüğü altındadır. Aksi takdirde AĐHS'nin 2. maddesi bağlamında bir sorun ortaya  
çıkacaktır (bkz. Akkum vd. – Türkiye, no. 21894/93; Yasin Ate– Türkiye, no. 30949/96).  
Bu nedenle AĐHM, Hükümetin öldürme olayının meruiyetini ispat yükünden kurtulup  
kurtulmadığını inceleyecektir. Bunun için, iç hukukta yürütülen soruturmayı; ölüm nedeninin  
ve kullanılan gücün dava koullarında meru olup olmadığının tespitini ve sorumluların  
belirlenip cezalandırılmasını sağlar nitelikte olup olmadığının tespiti amacıyla özellikle  
dikkate alacaktır.  
Bu bağlamda AĐHM, görevinin ikincil niteliklerine karı duyarlıdır ve belli bir davanın  
koullarında kaçınılmaz olmadığı durumlarda olayın birinci derece mahkemesi rolünü  
üstlenmede dikkatli olması gerektiğini kabul eder (bkz. örneğin McKerr – Đngiltere,  
28883/95). Ulusal yargılamanın yapılmıolduğu durumlarda Mahkemenin görevi kendisinin  
olaylar hakkındaki değerlendirmesini ulusal mahkemelerinkinin yerine koymak değildir ve  
genel bir kural olarak sunulan delilleri değerlendirmek o mahkemelerin görevidir. Mahkeme  
ulusal mercilerin bulgularına tâbi olmamakla birlikte normal koullarda bu mercilerin olaylara  
dayalı bulgularından sapmak için ikna edici ögelere ihtiyaç duyar (bkz. mutatis mutandis,  
Klaas – Almanya, A Serisi no. 269).  
2. madde ile sağlanan güvencenin temel önemi Mahkemenin bu hükmün ihlal edildiği  
iddialarını sadece gücü fiilen yöneten devlet görevlilerinin eylemlerini değil, aynı zamanda  
ulusal yargılama ve soruturmalar tamamlanmıolsa bile tetkik kapsamındaki eylemlerin  
planlaması ve kontrolü gibi çevreleyen hususları da dikkate alarak en dikkatli incelemeye tabi  
tutmaya zorunlu olmasıdır (bkz. Erdoğan vd – Türkiye, no. 19807/92).  
Operasyonun planlanmasına ilikin olarak AĐHM, Yılmaz Özcan’ın iddet içermeyen bir  
suçla bağlantılı olarak yetkililerce arandığını gözlemler. Maktulün silahlı olacağı ya da  
kendisini yakalamak amacıyla köyüne gelen askerler dahil kimsenin hayatına veya bedensel  
bütünlüğüne tehlike oluturacağına yönelik bir düünce sözkonusu olmamıtır. Gerçekte savcı  
maktule öncelikle teslim olma çağrısı yapmadan yakalama kararı çıkarmıolması nedeniyle  
maktulün yakalanması kararı ve operasyon, maktule yetkililere teslim olma imkanı vermeden  
planlanıp uygulanmıtır. Dolayısıyla AĐHM maktulün yetkililere teslim olması beklenmeden  
ve maktulü sözkonusu küçük suçtan yakalamak amacıyla baka, hayati tehlike yaratmayacak  
yollar denenmeden, yakalanması için bu denli büyük bir askeri operasyonun gerçekten gerekli  
olduğu konusunda ciddi üpheleri bulunmaktadır.  
Öldürme olayı hakkında yapılan soruturmaya ilikin olarak AĐHM, öncelikle  
soruturmanın ilk ve kritik safhalarının maktulün ölümünden sorumlu askeri birlik mensupları  
tarafından yürütüldüğünü gözlemler. Bölgede bulunan bokovanlar gibi son derece önemli  
deliller de aynı askerler tarafından toplanmıtır. Bavuranlar savcıya maktulün bahçede  
öldürülğü ve cesedinin tepeden aağıya doğru sürüklendiğini söylediklerinde aynı askerler  
sözkonusu bölgeyi aramılar ve savcıya iddialarının temelsiz olduğunu söylemilerdir.  
Askerler tarafından yapılan soruturmanın dikkate alınmamasını gerektiren hukuki gerekçe  
bulunmadığını değerlendiren ilk derece mahkemesi, maktulün bavuranların iddia ettiği  
ekilde öldürülmediği kararını verirken sözkonusu soruturmayı dikkate almıtır.  
Ayrıca, olaydan yaklaık iki ay sonra, ceza mahkemesi üyeleri sözkonusu bölgeyi  
ziyaret ettiklerinde, kendilerine yine aynı ceza mahkemesinde maktulün öldürülmesi  
davasında sanık sıfatıyla yargılanan aynı askerler elik etmitir. Bavuranlardan bazılarının  
soruturma makamının dikkatini askerlerin soruturmada yer almalarının uygunsuzluğuna  
çekmesine karın yetkililerin sözkonusu bavuranlara cevabı onları yakalayarak tutuklamak  
olmutur. AĐHM, ölümcül yakalama operasyonunda yer alan askerlerin soruturmada bu denli  
aktif bir rol üstlenmelerine izin verilmesinin bir bütün olarak ceza yargılamasının  
bağımsızlığını üpheli hale getirmesi açısından son derece ciddi bir husus olmasının yanı sıra  
(bkz. Ramsahai vd. – Hollanda [BD], no. 52391/99) öldürme olayında askerlerin suçuna  
iaret eden kritik delillerin tahrip edilmesi ya da göz ardı edilmesi riskini taıdığı  
kanaatindedir.  
Đkinci olarak bavuranlar tarafından maktulü öldürmekle suçlanan Üsteğmen Muhammet  
Sevinç, savcının olaydan birkaç saat sonra iddialardan haberdar edilmesine rağmen  
operasyondan ancak üç gün sonra sorgulanmıtır. AĐHM'ye göre öldürme olayı hakkında  
yapılan bir soruturmada balıca üphelilerden birinin sorgusunda yaanan üç günlük  
gecikmenin AĐHS'nin 2. maddesinin gerektirdiği zorunlu titizliğe uymamaktadır. Üsteğmen  
Sevinç’in ivedilikle sorgulanmaması, yargı makamları ile ordu arasında gizli bir anlama  
yapıldığı görüntüsü yaratmanın yanı sıra, maktulün yakınları ve genel olarak halk nezdinde  
güvenlik güçleri mensuplarının, eylemleri nedeniyle yargı makamlarına hesap vermedikleri  
bir boluk içerisinde görev yaptıkları görüünün olumasına neden olmutur. Ayrıca  
görevlinin ivedilikle sorgulanmamasının, bu arada biriminde komutan olarak görev yapmaya  
devam ettiği gerçeğiyle birlikte üsteğmen ile komutası altındaki askerler arasında gizli  
anlama tehlikesi yarattığı göz ardı edilemez (bkz. Ramsahai vd., yukarıda anılan).  
Bu bağlamda AĐHM, soruturma makamları olaylara tanıklık etmive iddialarını  
savcıya olayı müteakip birkaç saat içerisinde bildirmiolan bavuranları öldürme olayından  
dokuz gün geçene kadar sorgulamazken, ilk derece mahkemesinin bu gecikmeyi,  
bavuranların öldürme olayına bizzat tanıklık etmedikleri ve sözkonusu iddiaları devleti  
suçlamak amacıyla yaptıkları hükmünü desteklemek için kullandığını gözlemler. Ulusal  
makamların yol açtığı bu ihmal, aynı zamanda görgü tanıklarının öldürme olayına ilikin,  
bavuranların ifadesini destekler beyanlarının ilk derece mahkemesi tarafından kanıt olarak  
dayanak alınamayacağı kararını vermesine yol açmıtır. Buna karın öldürme olayından üç  
gün sonra üsteğmenden alınan ifade mahkemece inandırıcı görülmütür.  
Üçüncü olarak AĐHM, Adli Tıp Kurumu tarafından ulaılan sonucun bavuranların  
maktulün üsteğmen tarafından bahçede öldürüldüğü ve cesedinin askerler tarafından  
sürüklendiği iddiasını inandırıcı olmaktan çıkardığı konusunda ilk derece mahkemesine  
katılmamaktadır. Mahkemenin ulağı sonucun aksine AĐHM, Adli Tıp Kurumu  
uzmanlarının hazırladığı ve maktulün vücudundaki yaralara ölüme yakın veya ölümden önce,  
ta, sopa, dipçik ve askeri personelce giyilen postal gibi sert cisimlerin neden olduğu ve  
sırttaki bir kısım lezyonların maktulün yerde sürüklenmesi ile meydana gelmiolduğunun  
belirtildiği ayrıntılı raporun bavuranların beyan ve iddialarını net bir ekilde desteklediği  
kanaatindedir.  
Ayrıca aynı raporun, yaralanmaların pencereden atlama ya da kaçarken dümekle  
oluamayacağı konusunda net bir sonuca vardığı görülmektedir. Ne var ki AĐHM, ilk derece  
mahkemesinin ayrıntılı bilimsel incelemeye dayanan bu önemli kanıtı ne yazık ki dikkate  
almağını belirtir. Mahkeme, bunun yerine yaralara, maktulün kaçmaya çalıırken tepeden  
aağıya dümesinin ve onu yakalamaya çalıan askerlerin yol açtığı sonucuna varırken “adli  
deneyimler”e dayanmayı tercih etmitir.  
Bu bağlamda AĐHM, Hükümetin vücuttaki yaralanmaların ölümden “önce” meydana  
geldiği görüünü dikkate alır. Hükümete göre bu tespit, bavuranların, maktulün bahçede  
öldürüldükten sonra cesedinin tepeden aağıya sürüklendiği yönündeki iddiasını inandırıcı  
olmaktan çıkarmaktadır. AĐHM, bu görüü kabul etmemektedir. AĐHM, sözkonusu adli tıp  
raporuna göre ve Hükümet tarafından öne sürülenin aksine, ceset üzerindeki yaraların ölüm  
anından önce ya da “ölüme yakın” meydana geldiğini belirttiğini, bunun da Adli Tıp  
Kurumu’nun yaralanmaların vücudun sürüklenmesi nedeniyle olutuğu kanaatine vardığı,  
cesedin sırtındaki lezyonların, bavuranlarca iddia edildiği gibi, ölümden kısa bir süre sonra  
meydana gelmiolabileceği anlamına geldiğini kaydeder.  
AĐHM, bir Adalet Bakanlığı müfettii tarafından hazırlanan ve soruturmadaki birtakım  
ciddi noksanların detaylı bir ekilde belirtildiği raporun ilk derece mahkemesini davanın  
incelemesinde ilave adımlar atmaya sevk etmemiolmasını aynı ekilde esefle  
karılamaktadır. Özellikle, askerlerin yetkililere verdiği çelikili bilgileri gidermek için  
giriimde bulunulmadığı görülmektedir. AĐHM ayrıca müfettiin, bavuranlar ve bazı  
köylülerin tanık ifadeleri dikkate alındığında, bavuranların maktulün öldürülmesine ilikin  
iddialarının inandırıcı olduğu ve daha fazla ve ayrıntılı inceleme gerektirdiği görüüne  
katılmaktadır. ebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından atanan bilirkii de  
soruturmadaki noksanlara dikkat çekmive bavuranların maktulün öldürüldüğünü iddia  
ettikleri yeri gösterirken tutarlı olduklarını belirtmitir. Ne var ki, yukarıda belirtildiği üzere  
bavuranların iddiaları, ulusal makamların kendi hatası olan, bavuranların zamanında  
sorgulanmaması gerekçe gösterilerek alelacele reddedilmitir.  
Yukarıda belirtilenler ıığında AĐHM, iç hukukta yürütülen soruturma ve  
kovuturmanın açıkça yetersiz olduğu kanaatindedir. Yargılamada o kadar fazla bariz soru  
cevapsız bırakılmıtır ki AĐHM, Yılmaz Özcan’ın ilk derece mahkemesince verilen kararda  
tarif edildiği ekilde öldürüldüğü sonucuna güvenmemektedir. Nitekim, soruturma ve  
yargılamanın ölüm nedeninin doğru bir ekilde tespitini ve kullanılan gücün dava artlarında  
haklı olup olmadığının belirlenmesini sağlayamadığının ortaya çıkması nedeniyle AĐHM,  
Fatih Yılmaz’ın mahkumiyetinin, Hükümetçe belirtildiği gibi, bavuranların mağdur  
statüsünü ortadan kaldırdığı sonucuna varamaz. Kabuledilebilirliğe baka bir engel  
bulunmadığını kaydederek, ikâyeti kabuledilebilir olarak ilan eder ve Hükümetin öldürme  
olayının meru olduğunu kanıtlama yükünden kurtulamaması nedeniyle AĐHS'nin 2.  
maddesinin ihlal edildiğini tespit eder.  
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, maktul Yılmaz Özcan’ın öldürülmeden önce, AĐHS'nin 3. maddesine  
aykırı olarak ağır bir ekilde dövüldüğünü öne sürmüler, Hükümet iddiaya karı çıkmıtır.  
AĐHM, sözkonusu ikâyetin yukarıda incelenen ikâyetle bağlantılı olması nedeniyle  
benzer ekilde kabuledilebilir olarak ilan edilmesi gerektiğini kaydeder.  
Hükümet, maktulün vücudundaki yaraların yalın ayak kaçmaya çalıırken ve Uzman  
ÇavuAkyol ve er Yılmaz ile yaadığı kavga sırasında meydana geldiği görüündedir.  
AĐHM, öncelikle maktulün vücudundaki yaraların askerlerin elinde iken meydana  
geldiğinin ihtilafsız olduğunu gözlemler. Bu nedenle sözkonusu yaraların nedenine ilikin  
olarak inandırıcı bir açıklama getirme yükü Hükümete ait olmalıdır (bkz. Selmouni – Fransa  
[BD], no. 25803/94).  
AĐHM, Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan rapora göre maktulün vücudundaki  
yaralara ta, sopa, dipçik ve askeri personelce giyilen postal gibi sert cisimlerin yol açtığını  
gözlemler. AĐHM ayrıca yaraların yoğun ve ciddi olduğunu kaydeder. Nitelikleri ve yerleri  
(ba, göğüs, sırt, kollar ve bacaklar) itibariyle AĐHM, bunların kaza ile meydana gelmiolma  
ihtimalinin düük olduğu kanaatindedir.  
Bu bağlamda AĐHM, Hükümetin yaralara ilikin açıklamasının ne yukarıda belirtilen  
adli tıp raporu ne de iç hukuktaki soruturma ve yargılama sonunda ulaılan sonuçlarla  
desteklendiğini gözlemler. Sözkonusu adli tıp raporu, maktulün vücudunda bulunan yaraların  
yere dümekten kaynaklandığı görüünü kesin olarak bertaraf etmektedir. Ayrıca, yukarıda  
ayrıntılı olarak belirtilen noksanlar ve tutarsızlıklar dikkate alındığında AĐHM, yaralara ilikin  
olarak soruturma ve yargılamada ulaılan sonuçları kabul etmemektedir.  
Yukarıda belirtilen hususlar ıığında ve Hükümetten makul bir açıklama gelmemesi göz  
önünde bulundurulduğunda AĐHM, Hükümetin maktulün vücudundaki yaraların yalın ayak  
kaçmaya çalıırken ve askerlerle yaadığı kavga sırasında meydana geldiğini  
kanıtlayamadığına karar vermitir. AĐHM, Hükümetin kanıt yükünden kurtulamadığını  
dikkate alarak sözkonusu yaralardan yetkililerin sorumlu olduğu bir tür kötü muamelenin  
sonucu olduğu kanaatindedir (bkz. Süheyla Aydın – Türkiye, no. 25660/94). Bu nedenle  
Hükümet AĐHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermitir.  
III.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar 500,000 Euro maddi, 750,000 Euro manevi tazminat ödenmesini talep  
etmitir. Bavuranlar, ölümünden sonra ailenin Yılmaz Özcan’ın maddi desteğinden mahrum  
kaldığını öne sürmütür. Bavuranlar tarafından sunulan bilgilere göre maktul marangoz ve  
tüfek ustası olarak çalımaktaydı.  
Hükümet, maddi tazminat talebinin belgelere dayalı kanıtlarla desteklenmediğini  
savunmutur. Ayrıca, manevi tazminat talebini aırı olarak değerlendirmive kabul edildiği  
takdirde haksız zenginlemeye yol açacağını ifade etmitir.  
AĐHM içtihadı, bavuranın talep ettiği tazminat ile AĐHS’nin ihlali arasında açık bir  
illiyet bağı bulunması gerektiğini ve bunun, uygun davalarda gelir kaybına karılık olarak  
tazminat içerebileceğini tespit etmitir (bkz. diğer içtihatların yanı sıra Barberà, Messegué ve  
Japardo – Đspanya, A Serisi no. 285-C). AĐHM, yetkililerin, bavuranların yakın akrabasının  
ölümünden, AĐHS'nin 2. maddesi bağlamında sorumlu olduğunu tespit etmitir. Ayrıca  
bavuranların maktulün ailenin geçimini sağladığı beyanına Hükümetin itiraz etmediğini  
kaydeder. Bu artlar altında, AĐHS'nin 2. maddesinin ihlali ile bavuranların maktul tarafından  
sağlanan maddi desteği kaybetmeleri arasında doğrudan bir illiyet bağı bulunmaktadır.  
AĐHM, maktulün öldürüldüğünde 42 yaında, evli ve yaları 3 ile 24 arasında değien  
sekiz çocuk babası olduğunu belirtir.  
AĐHM, ayrıca bavuranların uğradıkları maddi kayba ilikin maddeler halinde bir  
talepname sunmadığını kaydeder. Bununla birlikte maktulün ailesinin geçimini sağladığına  
Hükümetin herhangi bir itirazı olmadığı bir gerçektir. AĐHM, maktulün ailevi durumu, yaı ve  
ei ve sekiz çocuğunun geçimini sağladığı mesleki faaliyetlerini ve ulusal mahkemede  
hükmedilen tazminatı dikkate alarak maktulün dul kalan eine, ahsi yetkisinde bulunmak ve  
geçimini sağladığı çocukları için tarafından tutulmak üzere 40,000 Euro maddi tazminat  
ödenmesine karar vermitir.  
AĐHM, yetkililerin Yılmaz Özcan’ın ölümünden ve ölümünden önce maruz kaldığı kötü  
muameleden sorumlu olduğunu tespit ettiğini gözlemler. Dolayısıyla bavuranların manevi  
zarara uğradığını kabul etmektedir. AĐHM, ulusal yargıda verilen tazminatı dikkate alarak ve  
hakkaniyet temelinde karar vererek bavuranlara, aralarında aağıda belirtilen ekilde  
bölünmek üzere toplam 81,000 Euro ödenmesine karar vermitir:  
(a) Maktul Yılmaz Özcan’ın ebeveyni olan birinci ve ikinci bavuranların her birine  
2,500 Euro;  
(b) Yılmaz Özcan’ın dul kalan ei olan üçüncü bavurana 10,000 Euro;  
(c) Yılmaz Özcan’ın çocukları olan dördüncü ila on birinci bavuranların her birine  
7,000 Euro;  
(d) Yılmaz Özcan’ın kardeleri olan on ikinci ila on altıncı bavuranların her birine  
2,000 Euro.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar, AĐHM önünde tahakkuk eden masraf ve harcamalara karılık olarak  
20,000 Euro talep etmilerdir. Bu miktara, Đstanbul Barosu’nun ücret çizelgesini dayanak  
olarak gösterdikleri 10,000 Euro avukatlık ücreti dahildir.  
Hükümet, uygun kanıtlarla desteklenmedikleri görüünü savunarak AĐHM’yi talepleri  
reddetmeye davet etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada bavuranlar, talep ettikleri miktarların gerçekten tahakkuk ettiğini  
kanıtlayamamıtır. Özellikle, avukatlık ücretine ilikin taleplerinde sözleme, ücret anlaması  
ya da avukatın dava üzerinde harcadığı zamanın dökümü gibi belgeye dayalı kanıtlar  
sunmalardır. Dolayısıyla AĐHM avukatlık ücretine ilikin olarak ödeme yapılmamasına  
karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Bavuranların akrabası Yılmaz Özcan’ın ölümüne ilikin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin  
ihlal edildiğine;  
3. Yılmaz Özcan’ın ölümünden önce uğradığı kötü muamele nedeniyle AĐHS'nin 3.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
4. (a) Savunmacı devletin, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek  
ve uygulanabilecek her tür vergiden muaf tutulmak üzere:  
(i) üçüncü bavuran Kadriye Özcan’a, kendisi ve geçimini sağladığı çocuklar için,  
tarafında tutulmak üzere 40,000 (kırk bin) Euro maddi tazminat;  
(ii) birinci ve ikinci bavuranlar Hacı Đbrahim Özcan ve Fatma Özcan’ın her birine  
2,500 (iki bin beyüz) Euro manevi tazminat;  
(iii) üçüncü bavuran Kadriye Özcan’a 10,000 (on bin) Euro manevi tazminat;  
(iv) dördüncü ila on birinci bavuranlar olan Ömer Özcan, Nermin Doğan, Zeynep Er,  
Ali Özcan, Ziynet Ate, Davut Özcan, Niğmet Özcan ve Kader Özcan’ın her birine,  
7,000 (yedi bin) Euro manevi tazminat;  
(v) on ikinci ila on altıncı bavuranlar olan Sunay Doğanay, Cengiz Özcan, Mustafa  
Özcan, Arife Özcan ve Susan Yayla’nın her birine, 2,000 (iki bin) Euro manevi  
tazminat ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 20 Nisan 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
EK  
Bavuranlar listesi  
1. Hacı Đbrahim Özcan, 1932 doğumlu olup Đstanbul’da yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın  
babasıdır.  
2. Fatma Özcan, 1932 doğumlu olup Đstanbul’da yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın  
annesidir.  
3. Kadriye Özcan, 1958 doğumlu olup Sivas’ta yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın eidir.  
4. Ömer Özcan, 1976 doğumlu olup Sivas’ta yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın oğludur.  
5. Nermin Doğan, 1978 doğumlu olup Đstanbul’da yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın  
kızıdır.  
6. Zeynep Er, 1980 doğumlu olup Đstanbul’da yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın kızıdır.  
7. Ali Özcan, 1982 doğumlu olup Sivas’ta yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın oğludur.  
8. Ziynet Ate, 1983 doğumlu olup Sivas’ta yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın kızıdır.  
9. Davut Özcan, 1984 doğumlu olup Sivas’ta yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın oğludur.  
10. Niğmet Özcan, 1988 doğumlu olup Sivas’ta yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın kızıdır.  
11. Kader Özcan, 1997 doğumlu olup Sivas’ta yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın kızıdır.  
12. Sunay Doğanay, 1964 doğumlu olup Đstanbul’da yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın kız  
kardeidir.  
13. Cengiz Özcan, 1962 doğumlu olup Đstanbul’da yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın erkek  
kardeidir.  
14. Mustafa Özcan, 1976 doğumlu olup Đstanbul’da yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın erkek  
kardeidir.  
15. Arife Özcan, 1974 doğumlu olup Đstanbul’da yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın kız  
kardeidir.  
16. Susan Yayla, 1962 doğumlu olup Đstanbul’da yaamaktadır ve Yılmaz Özcan’ın kız  
kardeidir.