CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÖZDEN- TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:42141/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
24 MAYIS 2005  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 42141/98 başvuru no’lu davanın nedeni,  
Türk vatandaşı Ahmet Özden’in (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 14 Mayıs  
1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25.  
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran adli yardımdan faydalanarak  
Diyarbakır Barosu’nda avukat olan Tahir Elçi tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVA KOŞULLARI  
1954 doğumlu başvuran Batman’da ikamet etmektedir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
PKK üyesi olmakla suçlanan başvuran 31 Mart 1993 tarihinde, yakalanarak Batman  
Jandarma Komutanlığı’nda gözaltına alınmıştır. Başvuran, PKK’ya mensup olduğunu kabul  
ettiği ifadesini imzaladığı 7 Nisan1993 tarihine kadar sorgulanmıştır.  
Başvuran, 8 Nisan 1993 tarihinde, Beşiri Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiş ve  
savcı önünde, Jandarma’ya verdiği ifadesini kısmen yinelemiştir.  
Aynı gün, başvuran Beşiri Sulh Hakimi önüne çıkarılmıştır. Başvuran, hakim önünde  
ifadesini gözleri kapalı bir şekilde imzaladığını bildirmiş ve PKK’ya mensup olduğuna ilişkin  
beyan verdiği kısmı inkar etmiştir. Ancak, başvuran, misilleme yapılmasından korktuğu için  
PKK’ya yardım ettiğini kabul etmiştir. Sulh Hakimi başvuranın tutuklanmasına karar  
vermiştir.  
Başvuran 9 Nisan 1993 tarihinde, bu karara itiraz etmiş ve itirazı kabul edilerek aynı  
gün serbest bırakılmıştır.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı, başvuran ve  
diğer dört kişiyi PKK’ya yardım ve yataklık yapma suçuyla itham etmiştir. Başsavcı Türk  
Ceza Kanunu’nun 168 ve 169 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddelerinin  
uygulanmasını istemiştir.  
Başvuran, 27 Mayıs 1993 tarihinde, Beşiri Asliye Hukuk Mahkemesi önünde istinabe  
heyeti tarafından dinlenmiştir. Başvuran PKK’ya mensup olmasına ilişkin suçlamalara itiraz  
etmiş ve işkence altında imzaladığını belirterek Jandarma’ya verdiği ifadesini geri almıştır.  
DGM, toplamda yirmi oturum gerçekleştirmiştir. Başvuran, bu oturumlardan hiçbirine  
katılmamıştır. Ayrıca, davanın esasına bakan hakimler, ifadelerini almak üzere I.B. ve K.T.  
adlı iki sanık aleyhine arama emri çıkarmışlardır. Bu kişiler yargılamanın sonuna kadar  
bulunamamışlardır.  
DGM, 29 Aralık 1995 tarihli kararla, I.B. davasını, diğer sanıkların yargılamasının  
uzamasını engellemek amacıyla ayrı bir dosya numarası altında kaydedilerek diğerlerinden  
ayrılmasına karar vermiştir. Ayrıca AİHM, başvuranı PKK’ya yardım yapmaktan suçlu  
bulmuş ve üç yıl dokuz ay hapis ve üç yıl kamu görevinden men edilme cezasına çarptırmıştır.  
Bunun için AİHM, başvuranın Beşiri Savcısı ve Sulh Hakimi önünde verdiği beyanlara ve 27  
Mayıs 1993 tarihinde alınan ifadelerine dayanmıştır. K.T. adlı sanık ise, suçluluğunu  
oluşturacak yeterli kanıt bulunamadığından dolayı beraat etmiştir.  
Başvuran, kararın açıklandığı gün mahkemede bulunmadığı için, ne bu tarihte ne de  
olağan yollardan, yetkililerde bulunan son adresinde bulunmadığından dolayı tebligat  
aracılığıyla haberdar olamamıştır. Başvuran, aleyhinde verilen karardan ancak beş ay sonra,  
bir televizyon programı konusu olduğu sırada haberdar olmuştur.  
Başvuran 21 Mayıs 1995 tarihinde, açık yargılama suretiyle bir duruşma talep ederek  
sözüedilen kararın temyizine gitmiştir.  
Yargıtay 26 Ocak 1998 tarihinde, oturum gerçekleştirdikten sonra bütün hükümleri ile  
kararı onamıştır. Böylece karar nihaileşmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, kendilerini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim  
bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve  
bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir.  
Başvuran, bu mahkeme önündeki yargılamanın adil olmadığını belirtmektedir. Bu  
ıdan ilk olarak yargılama süresinin aşırı uzun olmasından şikayetçi olmaktadır. Daha sonra,  
usule dair işlemler boyunca ne avukat ne de tercüman yardımından faydalanamadığından  
dolayı savunma hakkının tanınmadığını belirterek AİHS’nin 6§1 ve 3 c) maddesi hükümlerini  
ileri sürmektedir.  
A. Kabul edilebilirlik hakkında  
AİHM, içtihadından çıkan kriterler ışığında (Bkz. Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998  
tarihli karar, 1998-VII) ve elinde bulunan unsurların tümü gözönünde bulundurarak,  
başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Ayrıca başvurunun hiçbir  
kabul edilemezlik gerekçesine aykırı şmediğini saptamaktadır.  
B. Esasa ilişkin  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında  
AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş  
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. sözü edilen Özel kararı, §§33-  
34 ve Özdemir kararı, §§35-36).  
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumda farklı bir sonuca  
ulaşabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat getirmektedir. TCK’nın  
öngördüğü ve cezalandırdığı suçlar hakkında DGM’ye çıkarılan başvuran, aralarında askeri  
hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla  
karşılanacağını belirtmektedir. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara  
ters düşen değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak  
çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran  
tarafından duyulan şüpheler objektif olarak kanıtlanmaktadır. (Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998  
tarihli karar, 1998- IV, S.1573, §72 in fine).  
AİHM, başvuranı yargılayarak ve mahkum ettiği sırada Diyarbakır DGM’nin  
AİHS’nin 6§1 maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna  
varmaktadır.  
2. Cezai usul işlemlerinin süresi hakkında  
Hükümet, dava koşulları gözönünde bulundurulduğunda, usul işlemlerinin süresinin  
makul olmadığının düşünülemeyeceğini ileri sürmektedir.  
Bu bakımdan, Hükümet, özellikle sanık sayısından ötürü, toplam beş sanık, davanın  
karmaşık olduğunun altını çizmektedir. Ayrıca, Hükümet, eleştirilen gecikmenin, yerel  
mercilerin kendilerini bulmak ve savunmalarını dinlemek için gösterdiği bütün çabalara  
rağmen adaletten kaçan ve bulunamayan I.B. ve K.T. adlı sanıklardan kaynaklandığı  
kanaatindedir.  
Başvuran Hükümet’in argümanlarına itiraz etmektedir.  
Bu durumda, ele alınacak olan usul işlemi 31 Mart 1993 tarihinde, başvuranın  
yakalanmasıyla başlamış ve Yargıtay’ın hakkında verilen hüküm kararını onadığı tarih olan  
26 Ocak 1998 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla usul işlemi, mahkemelerin iki derecesi için  
yaklaşık olarak, dört yıl dokuz ay sürmüştür.  
AİHM, usul işleminin süresinin makul yönünün, içtihadının yer verdiği kriterler,  
özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu gözönünde  
bulundurularak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Pelissier ve  
Sassi-Fransa, no: 25444/94, § 67, 1999-II).  
AİHM, ilk olarak, ulusal mahkemelerin ikisi kaçak beş sanığı kapsayan bir  
yargılamayı yürütmek zorunda olduklarından dolayı, başvuranın davasının bir bakıma  
karmaşık olduğu konusunda Hükümet’le aynı kanıdadır. Ancak, başvuranın, öyle ya da böyle,  
9 Nisan 1993 tarihinde serbest bırakılmasından sonraki yargılama aşamaları sırasında geçen  
süreden dolayı zarar gördüğünü kanıtlayacak durumda olmadığının altını çizmek önem arz  
etmektedir. Buna karşın sözüedilen aşamalar, başvuranın davasına gösterdiği ilgisizliği ortaya  
koymaktadır.  
Böylece, AİHM, ulusal mercilere atfedilecek önemli hiçbir faaliyetsizlik dönemini  
ortaya koymamış olsa da, buna karşın, serbest bırakıldıktan sonraki başvuranın tutumunun  
eleştiriden uzak tutulamayacağını tespit etmektedir; başvuran DGM’deki hiçbir oturuma  
katılmamış ve bu durum da, başvuranı dinlemek gerektiğinde esasa bakan hakimlerin işini  
kolaylaştırmamıştır. Buna ek olarak kendisini ilgilendiren kararın açıklandığı sırada  
gerekçelendirilmeyen yokluğundan dolayı, başvuranın medyada hakkında yayın yapılana  
kadar yargılamadan haberdar olmak ve sonuç olarak karardan beş ay sonra temyize  
başvurmak için beklediğinin altını çizmek gerekir.  
AİHM, bu durumda, iki mahkeme önünde geçen sözkonusu usul işleminin süresinin  
aşırı olmadığı sonucuna varmaktadır.  
Dolayısıyla AİHS’nin 6§1 maddesi ihlal edilmemiştir.  
3. 6§3 c) ve e) maddesinin yer verdiği başvuranın savunma haklarına saygı gösterilmesi  
hakkında  
AİHM, benzer davalarda tarafsız ve bağımsız olmadığı ortaya konulan bir  
mahkemenin yargısına tabi kişilere adil yargılanmayı garanti edemeyeceğine hükmettiğini  
hatırlatmaktadır.  
AİHM, bu noktada varılan ihlal sonucunu gözönünde bulundurarak, başvuranın  
savunma haklarının ihlal edilmesine ilişkin şikayetlerini ayrı ayrı incelemeye gerek  
olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998  
tarihli karar, 1998-VII, s. 3074, § 44-45).  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesi gereğince,  
A. Maddi ve manevi tazminat  
Başvuran, toplamda 30.000 Euro tutarında maddi ve manevi zarara uğradığını iddia  
etmektedir.  
Hükümet, bu talebin aşırı ve haksız olduğu kanaatindedir.  
Maddi zarar konusunda ise, AİHM, AİHS’ye aykırı bir suç bulunmadığı durumda  
DGM önündeki yargılamada varılan sonuç üzerinde düşünmez. Dolayısıyla başvurana bu  
ıdan bir tazminat ödemek için haklı bir neden bulunmamaktadır (Findlay-İngiltere, 25  
Şubat 1997 tarihli karar, 1997-I, s. 284, § 85).  
Manevi tazminat için ise AİHM, dava koşullarında varılan ihlal sonucunun kendi  
içinde yeterli adil tazmini oluşturduğuna kanaat getirmektedir (sözüedilen Çıraklar kararı, s.  
3074, § 49).  
AİHM, başvuran hakkındaki mahkumiyet kararının, 6§1 maddesi bağlamında tarafsız  
ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak  
en uygun tazminin, başvuranı zamanında tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından  
yeniden yargılamak olacağı kanaatindedir (Gençel-Türkiye, no: 53431/99, §27, 23 Ekim  
2003).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran ayrıca, Komisyon ve AİHM’de yapılan masraf ve harcamalar için 2.668  
Euro talep etmektedir. Başvuran bazı faturalar sunmakta ve Diyarbakır Barosu fiyat  
çizelgesini ileri sürmektedir.  
Hükümet, bu iddialara ve delil olarak sunulan belgelerin hukuki değerine itiraz  
etmektedir.  
AİHM, elinde bulunan unsurları ve konu hakkındaki içtihadını gözönünde  
bulundurarak AİHM önündeki usul işlemleri için 1.500 Euro’nun verilmesinin makul olduğu  
kanaatinde olup, bu tutarın başvurana ödenmesine karar vermiştir.  
C. Temerrüt faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit  
faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;  
2. Diyarbakır DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle  
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. İhtilaf teşkil eden cezai usul işleminin süresi bakımından AİHS’nin 6§1 maddesinin  
ihlalinin bulunmadığına;  
4. AİHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesinin gerekli  
olmadığına;  
5. Mevcut kararın tek başına manevi tazminat için yeterli olduğuna;  
6. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, miktara yansıtılabilecek vergilerle birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden  
T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in başvurana masraf ve harcamalar için 1.500  
(bin beş yüz) Euro ödemesine ;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,  
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit  
oranda basit faizi uygulamasına;  
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine ;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2  
ve 3. paragraflarına uygun olarak 24 Mayıs 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.