COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 8610/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
14 Haziran 2007  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır.  
Ancak, ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Özden Bilgin (“bavuran”) adlı Türk vatandaı  
tarafından, 12 Kasım 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan bavurudan  
(no. 8610/02) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Bavuran 1959 doğumludur ve Đstanbul’da yaamaktadır. Yasadıı silahlı bir örgüte üye  
olduğu üphesiyle 17 Eylül 1993 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polisler  
tarafından bir dükkanda dört baka ahısla birlikte yakalanıp gözaltına alınmıtır. Polis olay  
yerinde yasadıı doküman, bir Kalanikof tüfek, iki otomatik tüfek ve beadet baka silah ele  
geçirmitir.  
Bavuran 1 Ekim 1993 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde Hakim  
önüne çıkarılmı, Hakim tutuklama emri vermitir.  
31 Aralık 1993 tarihinde Đstanbul DGM Savcısı bavuran hakkında bir iddianame  
sunmu, TCK’nın 146 § 1 ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca cezalandırılmasını  
talep etmitir. Bavuran, dükkan ve araçların bombalanması, ağır hırsızlık ve yaralanmaya  
sebebiyet vermek gibi birtakım eylemlerde yer almakla suçlanmıtır.  
21 Mart 1994 tarihinde Đstanbul DGM, 23 baka sanıkla birlikte bavuranın  
kovuturmasını balatmıtır.  
Bu sırada bavuran hakkında Đstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nde açılmıbaka bir  
dava devam etmekteydi.  
Yargılama devam ederken her duruma sonunda Đstanbul DGM, re’sen veya bavuranın  
talebi ile yargılamaya tutuksuz devam edilmesini değerlendirmi, ancak suçun niteliği,  
delillerin durumu ve dava dosyası içeriğini göz önüne alarak bavuranın tutukluluk halinin  
devamına karar vermitir.  
17 Kasım 2000 tarihinde bavuranın avukatı, müvekkilinin devam eden tutukluluk  
haline bölge mahkemesine itirazda bulunmutur. Müvekkilinin yedi yıl iki aydır tutuklu  
olduğunu ve delilleri yok etmesi veya kaçması gibi bir tehlikenin bulunmadığını ifade  
etmitir. Bölge Mahkemesi talebi 20 Kasım 2000 tarihinde yine aynı gerekçeyle; “suçun  
niteliği, delillerin durumu ve dava dosyası içeriğini dikkate alarak” reddetmitir.  
17 Aralık 2003 tarihinde Đstanbul DGM bavuranı atılı suçlardan mahkum etmive  
ömür boyu hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuran kararı temyiz etmi, Yargıtay 1 Nisan 2005 tarihinde birinci derece  
mahkemesinin kararını bozmutur.  
1
ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI  
Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldıran 5190 sayılı Kanun’un 16 Haziran 2004  
tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte davayı Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi devralmıtır.  
Dava halen anılan mahkemede devam etmektedir.  
19 Temmuz 2005 tarihinde bavuranın avukatı, müvekkilinin devam eden tutukluluk  
haline Bölge Mahkemesine itirazda bulunmutur. Mahkeme, talebi 22 Temmuz 2005  
tarihinde benzer bir gerekçeyle; “suçun niteliği, delillerin durumu ve dava dosyası içeriğini  
dikkate alarak” reddetmitir.  
21 Aralık 2005 tarihinden itibaren bavuranın yargılanmasına tutuksuz olarak devam  
edilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5 § 3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, polis nezareti ve sonrasındaki tutukluluk süresinin, aağıda verilen AĐHS’nin  
5 § 3 maddesinde öngörülen “makul süre” artını aolmasından ikâyetçi olmutur:  
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan  
herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıdiğer bir görevli önüne çıkarılır;  
kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı  
vardır. Salıverilme, ilgilinin durumada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AĐHS’nin 35 § 1 maddesi uyarınca bavurunun ya iç hukuk yollarının  
tüketilmemiolması ya da altı ay süresi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini savunmutur.  
Đtirazlarının ilk kısmına ilikin olarak bavuran hakkındaki kovuturmanın devam etmekte  
olduğuna iaret etmilerdir. Đkinci kısım hakkında ise Hükümet öncelikle bavuranın polis  
nezareti süresine ilikin ikâyetini tutukluluk kararının verildiği tarihten (1 Ekim 1993)  
itibaren altı ay içinde yapmıolması gerektiğini savunmutur. Đkinci olarak bavuranın  
yargılama sürecinde tutuklu bulundurulduğu süreye ilikin ikâyetini, bavuranın tahliye  
talebi üzerine Bölge Mahkemesinin karar verdiği 20 Kasım 2000 tarihinden itibaren altı ay  
içinde yapmıolması gerektiğini savunmulardır.  
Bavuran Hükümetin görülerine itiraz etmitir.  
Bavuranın tutukluluk süresine ilikin ikâyeti ile ilgili olarak Mahkeme daha önce  
benzer davalarda Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesiyle ilgili benzer itirazlarını  
reddetmiolduğunu hatırlatır (bkz. özellikle Tutar – Türkiye, no. 11798/03). Somut davada  
Mahkeme, yukarıda belirtilen davalardaki tespitlerinden sapmak için neden görmemektedir.  
Hükümetin bavuranın altı ay kuralına uymadığını öne sürmesi itibariyle Mahkeme,  
bavuranın halen tutuklu haldeyken ikâyetlerini Mahkemeye iletmesi durumunda davanın  
zamanaımı nedeniyle reddedilemeyeceğini anımsar (bkz. özellikle Ječius – Litvanya, no.  
34578/97). Somut davada Mahkemeye bavuru yaptığı sırada bavuranın halen tutuklu olduğu  
görülmektedir. Sonuç olarak Mahkeme Hükümetin bu balık altındaki itirazlarını reddeder.  
2
ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI  
Ayrıca mahkeme bavurunun bu kısmının AĐHS’nin 35 § 3 maddesi bağlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Kabuledilmezliğe dair baka gerekçe  
bulunmamaktadır. O halde bavurunun bu kısmı kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.  
Bavuranın polis nezaretinde geçirdiği süreye ilikin olarak ise Mahkeme Sözleme  
kurulularının yerlemiiçtihadına göre iç hukuk yollarının bulunmadığı durumlarda altı aylık  
sürenin AĐHS’nin ihlaline neden olduğu iddia edilen olayın gerçekletiği tarihten baladığını,  
ancak olay devam eden bir durumla ilgiliyse bahse konu durumun bitimiyle baladığını  
hatırlatır (bkz. diğer içtihatlar yanında Ege – Türkiye, no. 47117/99).  
Mahkeme bavuranın polis nezaretinin tutukluluk kararının verildiği 1 Ekim 1993  
tarihinde sona erdiğini, ancak bu ikâyetin Mahkemeye 12 Kasım 2002 tarihinde, yani altı  
aydan fazla bir süre sonra getirildiğini kaydeder. O halde Mahkeme, Hükümetin altı ay  
kuralına uyulmadığı yönündeki itirazını kabul eder. Bavurunun bu kısmı AĐHS’nin 35 §§ 1  
ve 4. maddelerine göre reddedilmelidir.  
B. Esas  
Hükümet, yerel makamların bavuranın tutuksuz yargılanma taleplerini değerlendirirken  
özen gösterdiklerini savunmutur. Ayrıca suçun ciddiyeti ve davanın özel koullarının  
tutukluluk halini haklı çıkardığını iddia etmilerdir.  
Bavuran iddialarını sürdürmütür.  
Mahkeme belli bir davada üphelinin yargılama süresince tutukluluk halinin makul bir  
süreyi amamasını sağlamanın ulusal yargının görevi olduğunu hatırlatır. Bu amaçla  
masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kiisel özgürlüğe saygı kuralına uymamayı haklı  
çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya çürüten delilleri  
incelemeli ve bunları, serbest bırakılma bavurularına ilikin kararlarında ortaya  
koymalıdırlar. Sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında bavuranlar tarafından  
ortaya konan saptanmıgerçekler temel alındığında AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal  
edilip edilmemiolduğu hususunda bir karara varmalıdır (bkz. Sevgin ve Đnce – Türkiye, no.  
46262/99).  
Yakalanan kiinin bir suç ilemiolduğuna ilikin makul üphenin bulunması, sürekli  
gözaltında tutma ileminin geçerliliği için ilk kouldur ancak, belirli bir süre sonra yeterli  
olmamaktadır; AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer gerekçelerin, kiinin  
özgürğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir  
(bkz., diğer içtihatlar arasında Ilijkov – Bulgaristan, no. 33977/96 ve Labita – Đtalya [BD],  
no. 26772/95).  
Mahkeme, somut davada iki tutukluluk dönemi olduğunu dikkate alır. Đlk dönem  
bavuranın yakalandığı 17 Eylül 1993 tarihinde balayıp Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin  
17 Aralık 2003 tarihinde verdiği kararla sona ermitir. Bu tarihten itibaren Yargıtay’ın 1  
Nisan 2005 tarihli kararına kadar geçen sürede bavuran, AĐHS’nin 5 § 1 (a) maddesi  
kapsamındaki “yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine” tutuklu  
bulundurulmutur. Đkinci dönem ise 1 Nisan 2005 tarihinden balayarak bavuranın tutukluluk  
halinin sona erdirildiği 21 Aralık 2005 tarihine kadar sürmütür. Bu nedenle toplam  
tutukluluk süresi yaklaık 11 yıldır (bkz. özellikle Solmaz – Türkiye, no. 27561/02). Süre  
boyunca, her durumanın sonunda birinci derece mahkemesi kendi gerek görmesi veya  
3
ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI  
bavuranın talebi üzerine bavuranın devam eden tutukluluk halini değerlendirmitir. Ancak  
dava dosyası içeriğinden mahkemenin bavuranın tutukluluk halinin devamına “suçun niteliği  
ve delillerin durumu” gibi değimeyen, basmakalıp ifadelerle karar vermiolduğu  
görülmektedir.  
Mahkeme, bavurana yüklenen suçun ciddiyetini ve buna ilikin cezanın ağırlığını  
dikkate alır. Ancak bir tutukluluk süresinin makul olup olmadığının teorik olarak  
değerlendirilemeyeceğini hatırlatır. Sanığın tutuklu kalmasının makul olup olmadığı her  
davanın özel niteliklerine göre değerlendirilmelidir. Devam eden tutukluluk durumu ancak  
davada masumiyet karinesine rağmen, kiisel özgürlüğe saygı kuralından daha önemli olarak  
ortaya çıkan gerçek bir kamu yararı gereğinin belirli göstergelerinin bulunması halinde haklı  
çıkarılabilir (bkz. Kulda – Polonya [BD], no. 30210/96). Bu bağlamda ayrıca Mahkeme AĐHS  
içtihadının kefaletle tahliyenin reddi için kabuledilebilir dört temel gerekçeyi belirlemiꢀ  
olduğunu hatırlatır: sanığın durumalara katılmama riski, tahliye edildiği takdirde adaletin  
ileyiini bozmak için giriimde bulunma riski, baka suçlar ileme veya toplum düzenini  
bozma tehlikesi (bkz. özellikle Smirnova – Rusya, no. 46133/99 ve 48183/99). Somut davada  
Mahkeme, ulusal mahkemelerin bavuranın tutukluluk halinin devamı kararlarında böyle  
gerekçelerin olmayıını dikkate alır. Yetkili makamların geçmisüreyi bavuranın lehinde bir  
ölçüt olarak dikkate aldıklarına dair kanıt da yoktur.  
Sonuç olarak genellikle “delillerin durumu” ifadesi, suça iaret eden ciddi göstergelerin  
varlığı ve devamıyla ilgili bir etken olabilmesine rağmen, bu ifade sözkonusu davada,  
bavuranın ikayetçi olduğu tutukluluk süresini yalnız baına haklı çıkaramamaktadır (bkz.  
Letellier - Fransa, A Serisi no. 207, Tomasi – Fransa, A Serisi no. 241-A ve Mansur –  
Türkiye, A Serisi no. 319-B).  
Yukarıdaki değerlendirmeler, bavuranın tutukluluğu için sunulan gerekçelerin onu  
yaklaık 11 yıl tutuklu bulundurmak için “yeterli” ve “yerinde” olmadığına karar vermesi için  
Mahkemece yeterlidir.  
Buna göre AĐHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’YE ĐLĐꢁKĐN DĐĞER ĐHLAL ĐDDĐALARI  
19 Ocak 2006 tarihli görülerinde bavuran, polis nezaretinde bulunduğu sürede  
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak kötü muameleye tâbi tutulduğunu iddia etmitir.  
Mahkeme, bavuranın bu balık altındaki iddiasını ayrıntılı olarak ortaya koyamadığını  
ve destekleyici belgeler sunmamıolduğunu dikkate alır. Bu nedenle bavurunun bu kısmı  
AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında dayanaktan yoksundur ve 35 § 4 maddesi uyarınca  
reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
4
ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI  
A. Tazminat  
Bavuran, 65,000 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaık 40,236 Euro) maddi ve 40,000 YTL  
(yaklaık 24,760 Euro) manevi tazminat talep etmitir. Maddi tazminat talebine ilikin olarak  
bavuran, yargılama süresinin aırı oluu ve çalıamadığı tutukluluk süresine atıfta  
bulunmutur.  
Hükümet miktarlara itiraz etmitir.  
Mahkeme, tespit edilen ihlaller ve talep edilen maddi tazminat arasında sebep-sonuç  
ilikisi kuramamaktadır. Bu nedenle talebi reddeder. Ancak bavuranın sadece ihlalin  
tespitiyle yeterli olarak tazmin edilemeyecek bir miktar manevi zarara uğramıolması  
gerektiğini kabul eder. Dava koulları ve içtihadını dikkate alarak Mahkeme, bavurana 9,000  
Euro manevi tazminat verilmesine hükmeder.  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuran ayrıca yerel mahkemeler ve AĐHM önündeki masraflara karılık olarak  
toplamda 45,500 YTL (yaklaık 28,165 Euro) talep etmitir. Bavuranın ailesi ve yasal  
temsilcilerinin seyahat masrafları da miktara dahildir. Bavuran, talebine dayanak olarak  
temsilcileri tarafından hazırlanan bir harcama cetveli ve Đstanbul Barosu’nun 2005 yılı için  
tavsiye edilen ücret tarife listesini sunmutur. Ancak konuyla ilgili baka belge sunmamıtır.  
Hükümet miktara itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Mahkeme, sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde  
bulundurarak yerel mahkemeler önündeki masraflara ilikin talepleri reddeder ve AĐHM  
önündeki masraflar için 1,000 Euro ödenmesini uygun bulur.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuranın tutukluluk süresine ilikin ikâyetinin kabuledilebilir, bavurunun kalan  
kısmının ise kabuledilmez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a) Sorumlu Devlet’in bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde aağıdaki miktarları ödeme gününde geçerli olan kur  
üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek:  
5
ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI  
(i) 9,000 Euro (dokuz bin Euro) manevi tazminat,  
(ii) mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro);  
(iii) bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;  
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek  
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
4. Bavuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 14  
Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Santiago QUESADA  
Kâtip  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan  
6