ÖZDEN BĐLGĐN – TÜRKĐYE KARARI
Ayrıca mahkeme baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35 § 3 maddesi bağlamında açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Kabuledilmezliğe dair baꢀka gerekçe
bulunmamaktadır. O halde baꢀvurunun bu kısmı kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.
Baꢀvuranın polis nezaretinde geçirdiği süreye iliꢀkin olarak ise Mahkeme Sözleꢀme
kuruluꢀlarının yerleꢀmiꢀ içtihadına göre iç hukuk yollarının bulunmadığı durumlarda altı aylık
sürenin AĐHS’nin ihlaline neden olduğu iddia edilen olayın gerçekleꢀtiği tarihten baꢀladığını,
ancak olay devam eden bir durumla ilgiliyse bahse konu durumun bitimiyle baꢀladığını
hatırlatır (bkz. diğer içtihatlar yanında Ege – Türkiye, no. 47117/99).
Mahkeme baꢀvuranın polis nezaretinin tutukluluk kararının verildiği 1 Ekim 1993
tarihinde sona erdiğini, ancak bu ꢀikâyetin Mahkemeye 12 Kasım 2002 tarihinde, yani altı
aydan fazla bir süre sonra getirildiğini kaydeder. O halde Mahkeme, Hükümetin altı ay
kuralına uyulmadığı yönündeki itirazını kabul eder. Baꢀvurunun bu kısmı AĐHS’nin 35 §§ 1
ve 4. maddelerine göre reddedilmelidir.
B. Esas
Hükümet, yerel makamların baꢀvuranın tutuksuz yargılanma taleplerini değerlendirirken
özen gösterdiklerini savunmuꢀtur. Ayrıca suçun ciddiyeti ve davanın özel koꢀullarının
tutukluluk halini haklı çıkardığını iddia etmiꢀlerdir.
Baꢀvuran iddialarını sürdürmüꢀtür.
Mahkeme belli bir davada ꢀüphelinin yargılama süresince tutukluluk halinin makul bir
süreyi aꢀmamasını sağlamanın ulusal yargının görevi olduğunu hatırlatır. Bu amaçla
masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kiꢀisel özgürlüğe saygı kuralına uymamayı haklı
çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya çürüten delilleri
incelemeli ve bunları, serbest bırakılma baꢀvurularına iliꢀkin kararlarında ortaya
koymalıdırlar. Sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında baꢀvuranlar tarafından
ortaya konan saptanmıꢀ gerçekler temel alındığında AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal
edilip edilmemiꢀ olduğu hususunda bir karara varmalıdır (bkz. Sevgin ve Đnce – Türkiye, no.
46262/99).
Yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna iliꢀkin makul ꢀüphenin bulunması, sürekli
gözaltında tutma iꢀleminin geçerliliği için ilk koꢀuldur ancak, belirli bir süre sonra yeterli
olmamaktadır; AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer gerekçelerin, kiꢀinin
özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir
(bkz., diğer içtihatlar arasında Ilijkov – Bulgaristan, no. 33977/96 ve Labita – Đtalya [BD],
no. 26772/95).
Mahkeme, somut davada iki tutukluluk dönemi olduğunu dikkate alır. Đlk dönem
baꢀvuranın yakalandığı 17 Eylül 1993 tarihinde baꢀlayıp Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin
17 Aralık 2003 tarihinde verdiği kararla sona ermiꢀtir. Bu tarihten itibaren Yargıtay’ın 1
Nisan 2005 tarihli kararına kadar geçen sürede baꢀvuran, AĐHS’nin 5 § 1 (a) maddesi
kapsamındaki “yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine” tutuklu
bulundurulmuꢀtur. Đkinci dönem ise 1 Nisan 2005 tarihinden baꢀlayarak baꢀvuranın tutukluluk
halinin sona erdirildiği 21 Aralık 2005 tarihine kadar sürmüꢀtür. Bu nedenle toplam
tutukluluk süresi yaklaꢀık 11 yıldır (bkz. özellikle Solmaz – Türkiye, no. 27561/02). Süre
boyunca, her duruꢀmanın sonunda birinci derece mahkemesi kendi gerek görmesi veya
3