C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÖZER - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 35721/04 ve 3832/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
5 Mayıs 2009  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaı Aziz Özer (bavuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 3 Eylül 2004  
ve 20 Eylül 2004 tarihlerinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan  
35721/04 ve 3832/05 numaralı bavuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu avukatlarından  
Ö. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran Aziz Özer 1964 doğumlu T.C. vatandaı olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuran merkezi Đstanbul’da bulunan yeni Dünya Đçin Çağdergisinin genel yayın  
yönetmeni ve sahibidir. Bavuran ayrıca yine merkezi Đstanbul’da bulunan Çağrı Basın Yayın  
Ltd. ti. yayınevinin sahibidir.  
Eski Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi uyarınca bavuran hakkında iki mahkumiyet kararı  
verilmitir. Đlk mahkumiyet kararı (A) dergide yayımlanan «Ulusal baskılara son» balıklı bir  
makale nedeniyledir. Đkinci mahkumiyet kararının (B) konusu ise bavuranın sahibi olduğu  
yayınevinde basılan «1 Mayıs’ta devrimci saflara» adlı bir kitapçıktır.  
Suç unsurunu oluturan yazılar ve bavuran hakkında balatılan kovuturmalar aağıda iki  
balık altında ele alınacaktır.  
A. Bavuranın ilk mahkumiyeti  
Mart 2001 tarihinde Yeni Dünya Đçin Çağdergisinin 42 numaralı nüshasının 17. sayfasında  
Ulusal Baskılara Son” balıklı bir makale yayımlanmıtır.  
5 Mart 2001 tarihinde Cumhuriyet savcısının talebi üzerine ve Anayasa’nın 28. maddesi, Eski  
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 86. maddesi ve 5680 sayılı yasanın 2/1 maddesinin  
uygulanmasına istinaden Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) nöbetçi hakimi sözü  
edilen makalenin yasaya aykırı görüler içerdiği gerekçesiyle derginin 42 numaralı sayısının  
toplatılmasına karar vermitir.  
Cumhuriyet savcısı 23 Mart 2001 tarihli bir iddianame ile sözkonusu makaleyi yayımlayan  
bavuranın eski TCK’nın 312. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince ırk ve bölge  
farklığı gözeterek halkı kin ve dümanlığa tahrik etmek suçundan mahkum edilmesini talep  
etmitir. Savcı aynı iddianamede, eski TCK’nın 36. maddesi uyarınca suç unsurunu tekil  
eden yayınlara da el konulmasını istemitir.  
DGM 3 Haziran 2002 tarihinde, eski TCK’nın 312. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına dayalı  
olarak bavuranı bir yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırmıtır. Bununla birlikte DGM,  
bavuranın genel yayın yönetmeni olduğunu ve yazarlık vasfını dikkate alarak 5680 sayılı  
Basın Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca hapis cezasının 2.871 (YTL) (yaklaık 1.600 Euro)  
para cezasına çevrilmesine karar vermitir. Mahkeme para cezasının yirmi taksitte  
ödenmesine hükmetmitir.  
2
Bavuran 6 Haziran 2002 tarihinde temyize gitmitir.  
Yargıtay 19 Kasım 2003 tarihinde bavuranın temyiz talebini reddetmive ilk derece  
mahkemesinin kararını onamıtır. Bu karar ilk derece mahkemesinin kalemine 5 ubat  
2004’te iletilmi, fakat ne bavurana ne avukatına tebliğ edilmitir. ili Cumhuriyet Savcısı  
24 Nisan 2004 tarihinde bavurana para cezası ödeme ilamını tebliğ etmitir.  
6 Temmuz 2004’te bavuran para cezasının ilk taksitini ödemitir.  
B. Bavuranın ikinci mahkumiyeti  
Bavuranın sahibi bulunduğu yayınevi Nisan 2001’de «1 Mayıs’ta Devrimci Saflara» balıklı  
bir bildiri yayımlamıtır.  
28 Nisan 2001 tarihinde Đstanbul DGM, cumhuriyet savcısının talebi üzerine ve Anayasa’nın  
28. maddesi, Eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 86. maddesi ve 5680 sayılı yasanın  
2/1 maddesinin uygulanmasına istinaden yasaya aykırı görüler içerdiği gerekçesiyle, bahse  
konu bildirinin toplatılmasına karar vermitir.  
Cumhuriyet savcısı 11 Mayıs 2001 tarihli bir iddianame ile sözü edilen kitapçığı basan  
bavuranın eski TCK’nın 312. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince ırk ve bölge  
farklığı gözeterek halkı kin ve dümanlığa tahrik etmek suçundan mahkum edilmesini talep  
etmitir. Savcı aynı iddianamede, eski TCK’nın 36. maddesi uyarınca suç unsuru ile ilintili  
malzemelere de el konulmasını istemitir.  
DGM 19 Eylül 2002 tarihinde, eski TCK’nın 312. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına dayalı  
olarak bavuranı bir yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırmıtır. Bununla birlikte DGM,  
bavuranın genel yayın yönetmeni oluunu dikkate alarak 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 16.  
maddesi uyarınca hapis cezasının 2.871 YTL (yaklaık 1.600 Euro) para cezasına  
çevrilmesine karar vermitir. Mahkeme para cezasının yirmi taksitte ödenmesine  
hükmetmitir.  
Bavuran aynı gün temyize bavurmutur.  
26 Nisan 2004 tarihinde Yargıtay bavuranın temyiz bavurusunu reddetmive ilk derece  
mahkemesinin kararını onamıtır. Yargıtay’ın bu kararı tebliğ edilmemitir, fakat  
belirtilmeyen bir tarihte, bavurana Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na giderek hükmedilen  
para cezasını ödemesi gerektiği bildirilmitir.  
HUKUK  
I. DAVALARIN BĐRLETĐRĐLMESĐ  
Bavuruların olaylar ve esas bakımından ortaya koydukları sorunlar açısından benzer  
olularını dikkate alan AĐHM, bavuruların birletirilerek incelenmesini uygun görmektedir.  
II. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
AĐHM davanın temel olarak AĐHS’nin 10. ve 6/1 maddesi alanına giren sorunları ortaya  
koyduğunu, fakat aynı zamanda AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3)d fıkraları, 7., 13., ve 14.  
3
maddeleri ila Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde irdelenmesi gerektiğini  
gözlemlemektedir.  
A. 6. maddesinin 1. ve 3)d fıkraları, 7., 13. ve 14. maddesi çerçevesindeki ikayetlerin  
kabuledilebilirliği hakkında  
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3)d fıkraları ile bağlantılı olarak 14. maddesine atıfta bulunan  
bavuran, DGM tarafından mahkum edildiğinden ikayetçi olmakta, 5680 sayılı Basın  
Kanununa göre bu tür davaların sulh ceza ya da ağır ceza mahkemelerinin yargı yetkisine  
girdiğini ileri sürmektedir. Bavuran kendisini yargılayıp mahkum eden DGM’nin  
bağımsızlığı ve tarafsızlığını sorgulamaktadır. Bavuran ayrıca üçüncü bir ahıs tarafından  
ilenen bir fiil nedeniyle cezaya çarptırılmasının AĐHS’nin 7. maddesinin ihlaline yol açtığını  
ileri sürmektedir. Bavuran AĐHS’nin 13. maddesine atıfla iç hukukta etkili bavuru yollarının  
bulunmadığından ikayetçidir. Bavuran son olarak AĐHS’nin 10. maddesiyle bağlantılı  
olarak 14. maddesini hatırlatarak ifade ve iletiim kurma haklarının ihlal edildiğini iddia  
etmektedir.  
AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki ikayetler ile  
ilgili olarak bu mahkemenin bünyesinde hiçbir askeri hakimin yer almadığını, dolayısıyla  
DGM’nin bağımsızlık ve tarafsızlığının bir ihtilafa yol açamayacağını hatırlatır. Kaldı ki bu  
mahkeme statüsünde bulunan yargıçlar anayasal ve yasal güvencelerden yararlanmaktadırlar  
(Bkz. mutatis mutandis, Đmrek-Türkiye kararı no: 57175/00, 28 Ocak 2003). Dayanaktan  
yoksun bulunan bu ikayetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak  
reddedilmesi gerekir.  
AĐHS’nin 7. maddesinin ihlal edildiğine ilikin ikayet konusunda AĐHM, AĐHS’nin 10/2  
maddesinde yer alan öngörülebilirlik koulu konusunda aağıda vardığı sonuç dikkate  
alındığında , AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca bu ikayetin temelden  
yoksun olduğuna itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Erdoğdu ve Đnce-Türkiye kararı no:  
25067/94 ve 25068/94).  
AĐHM bavuranın diğer ikayetlerinin genel ifadelerle yapıldığını ve iddialarının  
gerekçelendirilmediğini saptamaktadır. Öte yandan, ihtilaflı tedbirlerin AĐHS’nin 14.  
maddesi anlamında muamele farkından kaynaklandığını düündürecek bir durum tespit  
edilmemitir (Bkz. Đbrahim Aksoy-Türkiye kararı no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10  
Ekim 2000). Aynı ekilde ihtilaflı davanın da ayrımcı niteliği olduğuna ilikin bir tespit  
bulunmamaktadır (Bkz. diğer birçokları arasında, Demirta-Türkiye kararı, no: 37452/97, 31  
Ağustos 1999 ve mutatis mutandis, Gerger-Türkiye kararı no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).  
AĐHM bu ikayetlerin de aynı ekilde dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin  
3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerektiği kanısındadır.  
B. Kalan ikayetlerin kabuledilebilirliği hakkında  
Hükümet altı ay kuralına uymayan 35721/04 numaralı bavurunun reddedilmesi gerektiği  
itirazında bulunmaktadır. Đç hukukta nihai karar 19 Kasım 2003 tarihinde alınmıve ilk  
derece mahkemesinin kalemine 5 ubat 2004 tarihinde iletilmitir. Oysa iç hukukta alınan  
nihai kararın üzerinden altı aydan fazla geçen bir sürenin ardından AĐHM’ye bavuru 3 Eylül  
2004 tarihinde yapılmıtır.  
Bavuran Hükümetin savına karı çıkmakta ve Yargıtay’ın 19 Kasım 2003 tarihinde verdiği  
kararının kendisine hiçbir ekilde tebliğ edilmediğini ileri sürmektedir. Bavurana göre  
4
bavuru ilk derece mahkemesinin kendisine tebliğ etmiolduğu para cezası ilamının tarihi  
olan 24 Nisan 2004 tarihinden itibaren altı ay kuralına uygun olarak yapılmıtır.  
AĐHM, Türkiye aleyhine yapılan bavurulardaki altı ay kuralına ilikin yerleik içtihadını  
hatırlatmakta yarar görmektedir.  
AĐHM’nin bu yöndeki içtihadına göre, iç hukukta nihai kararın tebliğinin öngörülmediği  
durumlarda, kararın tarafların içeriğinden tamamen bilgi sahibi olacakları ekilde kendilerine  
sunulduğu andan itibaren altı ay kuralı ilemeye balar (sözü edilen Seher Karatakararı).  
AĐHM ayrıca bavuranın ve/veya avukatının mahkeme kalemine gönderilen kararın bir  
örneğini edinmek için yeterli ihtimamı göstermeleri gerektiğini hatırlatır (Bkz. Mıtlık Ölmez-  
Türkiye kararı, no: 39464/98, 1 ubat 2005).  
AĐHM bununla birlikte bu kurala yönelik istisnaların olduğunu vurgular. Sözü edilen Seher  
Karatakararında AĐHM, bavuranın ancak, Yargıtay’ın kararının ilk derece mahkemesi  
kalemine ulamasından ve/veya hükmedilen cezanın icrası için bir tebliğnamenin tebliğ  
edilmesin den sonra bilgi sahibi olabileceğine itibar etmitir.  
Hükmedilen para cezasının ödenmesi için gönderilen tebliğname altı ay kuralını  
durdurmaktadır.  
Öte yandan, Yargıtay’ın bir duruma yapılmasına karar verdiğinde, duruma tarihini tebliğ  
etmektedir. Böyle bir durumda yargılanabilirler CMUK’un 304. maddesi gereğince temyiz  
kararının duruma sonunda veyahut durumayı takip eden hafta içinde verileceğini bilmek  
durumundadırlar. Sonuç itibarıyla, daha önce 4 Aralık 2003 tarih ve 45358/99 bavuru  
numaralı Okul-Türkiye kararında da dile getirildiği üzere, sanıklar Yargıtay’ın kararının  
tamamını aynı gün edinemedikleri takdirde, en geç karar metninin ilk derece mahkemesinin  
kaleminde tarafların bilgisine sunulduğu tarihte bir örneğini alabilmelidirler.  
Mevcut bavuruda, Yargıtay duruma yapmadan kararını 19 Kasım 2003 tarihinde vermitir.  
Bu karar ilk derece mahkemesinin kalemine 5 ubat 2004’te iletilmitir. Altı ay kuralı ilke  
olarak, bu tarihten itibaren balamaktadır. Ancak, bavuran ili Cumhuriyet Savcılığı  
tarafından tebliğ edilen para cezası ilamıyla bu karardan ancak 24 Nisan 2004 tarihinde  
haberdar olabilmitir. AĐHM bavuranın 3 Eylül 2004 tarihinde yani Yargıtay’ın kararından  
yaklaık on ay, kararın tamamının ilk derece mahkemesine tarafların bilgisine  
gönderilmesinden yedi ay ve para cezasının tebliğ edilmesinden yaklaık dört ay sonra  
bavurusunu yaptığını gözlemlemektedir.  
AĐHM, Seher Karata(sözü edilen karar) kararındaki içtihadını göz önünde bulundurarak  
35/1 maddesinin konusuna ve amacına uygun olarak altı ay kuralının, Yargıtay’ın bir duruma  
düzenlemediği dikkate alındığında, bavurana savcılık tarafından ödemesi gereken para cezası  
ilamının tebliğ edildiği tarihten itibaren balaması gerektiğine itibar etmektedir. Ayrıca, sözü  
edilen dönemlerin toplam süresi ıığında bavurana yüklenebilecek herhangi bir ihmalkârlık  
sözkonusu değildir.  
AĐHM bu nedenle, Hükümetin altı ay kuralına ilikin yapmıolduğu itirazını reddetmektedir.  
AĐHM bunun dıında, AĐHS’nin 10. maddesi (ifade özgürlüğü) ve 6/1 maddesi (savcının  
görüünün tebliğ edilmemesi) ve Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine yönelik ikayetlerin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafına istinaden dayanaktan yoksun olmadığı ve hiçbir  
5
kabuledilemezlik unsuru içermediğine itibar etmektedir. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
III. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran eski TCK’nın 312. maddesine dayanılarak verilen iki mahkumiyet kararının  
AĐHS’nin 10. maddesinin ihlaline yol açtığını ileri sürmektedir.  
AĐHM’ye göre mahkumiyet kararları ifade özgürlüğüne yönelik aleni bir müdahale tekil  
etmektedir ve buna Hükümetin de itirazı yoktur. Öte yandan TCK’nın 312. maddesi uyarınca  
yapılan müdahalenin meru bir dayanağının bulunduğu ve AĐHS’nin 10/2 maddesi uyarınca  
«yasa ile öngörüldüğü» ihtilaf konusu edilmemektedir. AĐHM farklı bir sonuca varılmasını  
gerektirecek hiçbir gerekçe görmemektedir. AĐHM terörle mücadele konusunun hassas  
niteliği ve yetkililerin bu türden eylemler karısında temkinli davranmaları gerektiği dikkate  
alındığında, bavuranın mahkumiyet kararının 10/2 maddesinde yer alan kamu düzeninin  
sağlanması ve suçun önlenmesi gibi iki meru amacı izlediğini kabul etmektedir.  
Yapılan müdahalenin gerekli olup olamdığı konusunda AĐHM, dava konusu olayları yerleik  
içtihadı ıığında inceleyecektir (Bkz. diğerleri arasında Seher Karatakararı).  
AĐHM suç unsuru metinlerde kullanılan ifadelere ve bunların halka açık hale gelmesi  
koullarına özel bir ihtimam gösterecektir. AĐHM bu bağlamda mevcut bavurudaki olayları  
çevreleyen, özellikle terörle mücadele sırasında karılaılan güçlükleri göz önünde  
bulundurmaktadır (Bkz. sözü edilen Aksoy kararı).  
AĐHM «Ulusal baskılara son» balıklı makalenin içeriğinde olduğu kadar kullanılan terimler  
itibarıyla da siyasi içerilikli bir yazı olduğunu tespit eder. Mahkeme AĐHS’nin 10/2  
maddesinin siyasi ve/veya toplumun genel menfaatlerini içeren konularda ifade özgürlüğüne  
bir kısıtlama getirilmesini öngörmediğini vurgular. AĐHM öte yandan, Kızılyaprak-Türkiye  
(no: 27528/95, 2 Ekim 2003) kararı ıığında, «Türk Devleti ulusal kurtulumücadelesi  
üzerinde baskı oluturuyor» ifadesinden yazarın PKK’yı desteklediği ve/veya bu örgütün  
Türkiye’nin güneydoğusunda sivillere yönelik düzenlediği cinayetleri haklı göstermeye  
çalığı gibi bir çıkarımın yapılamayacağını not etmektedir. Bütün olarak  
değerlendirildiğinde, yazar öncelikle Kürt halkına verdiği desteği vurgulamaktadır.  
ikinci mahkumiyete konu olan bildiri için de aynı durum sözkonusudur. «Kürt halkının ulusal  
ve demokratik hakları için verdiği haklı mücadele desteklenmelidir» veya «[bu] bağlamda,  
içilerin ve her milletten çalıanların öncelikli olarak Türk içilerinin ve çalıanlarının ortak  
sloganı: Halkların kardeliği için tek yol devrim» gibi ifadeler AĐHM’ye göre iddet çağrısı  
niteliğini taımamaktadır. AĐHM Marksist siyasi bir söylemin sözkonusu olduğunu, “haklı  
mücadele” söyleminin «sava» anlamına gelmediğini, yazarın bu ifadeyi hakların kabul  
edilmesini sağlamak için yürütülen mücadeleye atfen kullandığı gözlemlemektedir.  
AĐHM’ye göre bu tür siyasi söylemlerin baskıcı Türk yasalarına aykırı olmaları demokratik  
kurallara aykırı oldukları anlamına gelmez. Bu açıdan ele alındığında, sözü edilen ifadeler  
Avrupa Konseyi’ne üye diğer ülkelerde faaliyet gösteren siyasi hareketlerin söylemlerinden  
farklılık göstermemektedir. AĐHM için önemli olan Hükümetin mezkur yazılı ifadelerin  
iddeti körüklediğini, kanlı bir eyleme çağrı yaptığını veyahut hedeflenen amaçlara ulamak  
için terörist eylemleri meru kıldığını belirtir herhangi bir alıntıyı yapmamıolduğunu  
saptamaktadır (Bkz. a contrario, Zana-Türkiye kararı, 25 Kasım 1997; bkz. aynı zamanda  
Gerger-Türkiye kararı, no: 24919/94, 8 Temmuz 1999). Bu ifadeler belli balı kiilere karı  
6
derin ve akıldıı bir kini körükleyerek iddeti tevik de etmemektedirler (Bkz. a contario,  
Sürek-Türkiye 8no1), no: 26682/95, bkz. aynı zamanda, Đsak tepe-Türkiye kararı, no:  
17129/02, 21 Ekim 2008).  
AĐHM ihtilaf konusu tedbirin AĐHS’nin 10/2 maddesi uyarınca «demokratik bir toplum için  
gereklilik» oluturmadığını sonucuna varmaktadır. Bu nedenle bu hüküm ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran 35721/04 numaralı bavuru çerçevesinde Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın  
görüünün tebliğ edilmediğini, bundan dolayı AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri  
sürmektedir.  
AĐHM bavuranın sunduğu ikayete benzer bir ikayeti daha önce incelediğini ve Yargıtay  
Basavcısı’nın gözlemlerinin niteliğini ve yargılanan kiinin yazılı olarak bunlara cevap  
verme imkanından mahrum kalmasını göz önüne alarak, Yargıtay Basavcısı’nın görüünün  
tebliğ edilmemesinden dolayı AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulağını  
hatırlatır (Bkz. Göç kararı, no: 36590/97). AĐHM, Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı  
bir sonuca ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmitir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi bu bakımdan ihlal edilmitir.  
V. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran DGM tarafından ödenmesine hükmedilen para cezasının AĐHS’ye Ek 1 no’lu  
Protokol’ün 1. maddesinin ihlaline yol açtığını öne sürmektedir.  
AĐHM, sözü edilen bu tedbirin, bavuranın, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlalini oluturan,  
mahkumiyetinin ikinci dereceden sonucu olduğunu tespit etmektedir (Bkz. yukarıda sözü  
edilen Öztürk-Türkiye kararı no: 22479/93). AĐHM bu nedenle bu ikayetin esastan ayrıca  
incelenmesini gerekli görmemektedir.  
VI. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran ödemiolduğu para cezasına karılık olarak 10.000 Euro maddi tazminat ve 6.000  
Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM bavurana ödemesi hükmedilen para cezasının AĐHS’nin 10. maddesinin ihlalinin  
doğrudan bir sonucu olduğunu anımsatır. Bu nedenle bavuranın ödemiolduğu para  
cezasının tamamının geri verilmesi gerekir. Edinilen bilgilerin tamamı ıığında, özellikle sözü  
edilen para cezasının ödendiği sıradaki kur değiim oranı dikkate alındığında AĐHM  
7
bavurana 3.600 Euro maddi tazminat ödenmesini uygun görmektedir. AĐHM manevi  
tazminat konusunda ise bavuranın bu bavuruya konu olaylar nedeniyle birtakım sıkıntılar  
çektiğini göz önünde bulundurmakta ve AĐHS’nin 41. maddesi gereğince hakkaniyet uygun  
olarak bavurana 2.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran yargılama masraf ve giderleri için 4.380 Euro talep etmektedir. Bavuran bu  
doğrultuda avukatı tarafından hazırlanan ve iç hukukta ve AĐHM nezdinde yapılan  
çalımalara ve çalıma saatlerine dair ayrıntıları vermektedir.  
Hükümet bu miktarların dayanaksız ve aırı olduğuna itibar etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve yerleik içtihat  
ıığında bavurana yargılama giderlerine karılık 2.000 Euro ödenmesine karar vermektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuruların birletirilmesine;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesi (Yargıtay cumhuriyet basavcısının görüünün tebliğ edilmemesi),  
10. maddesi ve AĐHS’ye Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkındaki ikayetlerin  
kabuledilebilir olduğuna;  
3. Kalan bavuruların kabuledilemez olduğuna;  
4. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısının görüünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiğine;  
6. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yapılan ikayetin ayrıca incelenmesine  
gerek olmadığına;  
7. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana;  
i.  
ii.  
iii.  
maddi tazminat olarak 3.600 (üç bin altı yüz) Euro ödenmesine;  
manevi tazminat olarak 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;  
yargılama masraf ve giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;  
8
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
8. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 5 Mayıs 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9