kabuledilemezlik unsuru içermediğine itibar etmektedir. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir
niteliktedir.
III. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran eski TCK’nın 312. maddesine dayanılarak verilen iki mahkumiyet kararının
AĐHS’nin 10. maddesinin ihlaline yol açtığını ileri sürmektedir.
AĐHM’ye göre mahkumiyet kararları ifade özgürlüğüne yönelik aleni bir müdahale teꢀkil
etmektedir ve buna Hükümetin de itirazı yoktur. Öte yandan TCK’nın 312. maddesi uyarınca
yapılan müdahalenin meꢀru bir dayanağının bulunduğu ve AĐHS’nin 10/2 maddesi uyarınca
«yasa ile öngörüldüğü» ihtilaf konusu edilmemektedir. AĐHM farklı bir sonuca varılmasını
gerektirecek hiçbir gerekçe görmemektedir. AĐHM terörle mücadele konusunun hassas
niteliği ve yetkililerin bu türden eylemler karꢀısında temkinli davranmaları gerektiği dikkate
alındığında, baꢀvuranın mahkumiyet kararının 10/2 maddesinde yer alan kamu düzeninin
sağlanması ve suçun önlenmesi gibi iki meꢀru amacı izlediğini kabul etmektedir.
Yapılan müdahalenin gerekli olup olamdığı konusunda AĐHM, dava konusu olayları yerleꢀik
içtihadı ıꢀığında inceleyecektir (Bkz. diğerleri arasında Seher Karataꢀ kararı).
AĐHM suç unsuru metinlerde kullanılan ifadelere ve bunların halka açık hale gelmesi
koꢀullarına özel bir ihtimam gösterecektir. AĐHM bu bağlamda mevcut baꢀvurudaki olayları
çevreleyen, özellikle terörle mücadele sırasında karꢀılaꢀılan güçlükleri göz önünde
bulundurmaktadır (Bkz. sözü edilen Aksoy kararı).
AĐHM «Ulusal baskılara son» baꢀlıklı makalenin içeriğinde olduğu kadar kullanılan terimler
itibarıyla da siyasi içerilikli bir yazı olduğunu tespit eder. Mahkeme AĐHS’nin 10/2
maddesinin siyasi ve/veya toplumun genel menfaatlerini içeren konularda ifade özgürlüğüne
bir kısıtlama getirilmesini öngörmediğini vurgular. AĐHM öte yandan, Kızılyaprak-Türkiye
(no: 27528/95, 2 Ekim 2003) kararı ıꢀığında, «Türk Devleti ulusal kurtuluꢀ mücadelesi
üzerinde baskı oluꢀturuyor» ifadesinden yazarın PKK’yı desteklediği ve/veya bu örgütün
Türkiye’nin güneydoğusunda sivillere yönelik düzenlediği cinayetleri haklı göstermeye
çalıꢀtığı gibi bir çıkarımın yapılamayacağını not etmektedir. Bütün olarak
değerlendirildiğinde, yazar öncelikle Kürt halkına verdiği desteği vurgulamaktadır.
ikinci mahkumiyete konu olan bildiri için de aynı durum sözkonusudur. «Kürt halkının ulusal
ve demokratik hakları için verdiği haklı mücadele desteklenmelidir» veya «[bu] bağlamda,
iꢀçilerin ve her milletten çalıꢀanların öncelikli olarak Türk iꢀçilerinin ve çalıꢀanlarının ortak
sloganı: Halkların kardeꢀliği için tek yol devrim» gibi ifadeler AĐHM’ye göre ꢀiddet çağrısı
niteliğini taꢀımamaktadır. AĐHM Marksist siyasi bir söylemin sözkonusu olduğunu, “haklı
mücadele” söyleminin «savaꢀ» anlamına gelmediğini, yazarın bu ifadeyi hakların kabul
edilmesini sağlamak için yürütülen mücadeleye atfen kullandığı gözlemlemektedir.
AĐHM’ye göre bu tür siyasi söylemlerin baskıcı Türk yasalarına aykırı olmaları demokratik
kurallara aykırı oldukları anlamına gelmez. Bu açıdan ele alındığında, sözü edilen ifadeler
Avrupa Konseyi’ne üye diğer ülkelerde faaliyet gösteren siyasi hareketlerin söylemlerinden
farklılık göstermemektedir. AĐHM için önemli olan Hükümetin mezkur yazılı ifadelerin
ꢀiddeti körüklediğini, kanlı bir eyleme çağrı yaptığını veyahut hedeflenen amaçlara ulaꢀmak
için terörist eylemleri meꢀru kıldığını belirtir herhangi bir alıntıyı yapmamıꢀ olduğunu
saptamaktadır (Bkz. a contrario, Zana-Türkiye kararı, 25 Kasım 1997; bkz. aynı zamanda
Gerger-Türkiye kararı, no: 24919/94, 8 Temmuz 1999). Bu ifadeler belli baꢀlı kiꢀilere karꢀı
6