CONSEIL  
A V R U PA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÖZERMAN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 3197/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (3197/05) no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Sevil Özerman, Aye Pınar Kayahan (Özerman) ve Adil Ahmet Özerman’ın  
(bavuranlar) 27 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Đnsan Hakları ve  
Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme ’ ni n ( Av r up a Đnsan Hakları Sözleme s i -  
A ĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu  
avukatlarından T. Asma tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1931, 1960 ve 1961 doğum l u d u r . Đlk bavuran Ankara’da diğer iki  
bavuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuranlardan birinin ei ve diğerlerinin babası olan Mustafa Özerman, 21 Mart 1981  
tarihinde vefat etmitir. 28 Mayıs 1981 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Mustafa  
Özerman’ın mirasının bavuranlara kaldığını belirten bir veraset belgesi vermitir.  
Bavuranlar AĐHM’ne toplam 9 455 m2 yü z ö lç ü ml ü d ö r t ar s a t ap u s un u n f o t o ko p i le r i n i  
sunmutur.  
A. Bavuranlara ait tapunun iptali ve Devlet Hazinesi adına tescil edilmesiyle ilgili  
yargılama süreci  
1955 yılında, Kepezaltı (Antalya) Duraliler köyünde yer alan 266 Nolu parsel üzerinde bir  
kadastro çalıma s ı ya p ı l mı tır. Kadastro, söz konusu parseli orman alanı olarak  
vasıflandırmıtır. 237 özel kiiden oluan bir grup, Orman Genel Müdürlüğü ve Vakıflar  
Genel Müdürlüğü bu parselin sahibi olduğunu iddia etmilerdir. Kadastro, bu parselin bir  
bölümünü tapu siciline, aralarında Mustafa Özerman’ın da bulunduğu 237 özel kii adına  
kaydetmitir.  
Belirtilmeyen bir tarihte, Orman Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve M.A.  
isimli bir kii bu kararın özel kiilerden oluan grup aleyhine iptali için Antalya Kadastro  
Mahkemesi önünde dava açmıtır.  
Antalya Kadastro Mahkemesi 6 Mart 1997 tarihli kararında, planda « X » olarak  
iaretlenen, 11 031 m2 yüzölçümüne sahip olan ve 40320 paya bölünmükısmını, 280 payı  
Mustafa Özerman adına olmak üzere söz konusu özel kiilerin adına tescil etmitir. Geriye  
kalan kısmın Vakıflar Genel Müdürlüğü adına kaydedilmesi gerekmektedir.  
Belirtilmeyen bir tarihte Yargıtay, kararın Mustafa Özerman’ın da aralarında bulunduğu  
özel kiiler adına tescil edilen parsellerle ilgili kısmını bozmuve geri kalan kısmını  
onamıtır.  
Đtiraz üzerine verdiği 21 ubat 2002 tarihli kararda, tapu siciline Mustafa Özerman adına  
kaydedilen parsellerin planda « X » olarak iaretlenen kısımda bulunduğunu ve bu kısmın  
2
ormanlık alan olarak vasıflandırıldığını tespit eden Antalya Kadastro Mahkemesi, tapu  
sicilinde « X » olarak iaretlenen bu kısmı orman vasıflı alan olarak Devlet Hazinesi adına  
tescil etmitir. Bu karar 27 Mart 2002 tarihinde ulusal bir gazetede yayınlanmıve bu ilan  
taraflara tebligat olarak kabul edilmitir. Taraflardan hiçbirinin temyize bavurmaması  
dolayısıyla, bu karar 11 Nisan 2002 tarihinde kesinlemi tir.  
B. Bavuranlara ait arazinin istimlak tazminatı ödenmeksizin kamulatırılmasıyla  
ilgili yargılama süreci  
Antalya belediyesi, 26 Nisan 1994 tarihinde Duraliler köyünde yer alan 1 446 064 m2  
yü z ö l ç ü mü n e s a h i p b i r a r a z i ni n i s t i ml a k b e d el i o lar a k 1 4 4 6 0 6 4 0 m i l yo n T ür k Li r a sı  
(« TRL ») değerindeki meblağı bir banka hesabına yatırmıtır.  
Sahibi olduğu taınmazların kamulatırılmasını ve tapu siciline kendi adına kaydedilmesini  
talep eden Antalya belediyesi, 14 Nisan 1995 tarihinde Orman Bölge Müdürlüğü, Vakıflar  
Bölge Müdürlüğü ve aralarında bavuranların da bulunduğu yüzlerce kii aleyhine dava  
açmıtır.  
Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi 3 Ağustos 1998 tarihli kararında, Antalya belediyesinin  
istimlak talebinin 114 909 m2 yüzölçümüne sahip bir bölümünü ormanlık alan olduğu  
gerekçesiyle reddetmive geriye kalan 1 331 155 m2 yü z ö lç ü m ü n e s a hi p k ı s mı n  
kamulatırılma talebini kabul etmitir. Mahkeme, kamulatırılması kabul edilen kısmın tapu  
siciline Antalya belediyesi adına kaydedilmesine hükmetmitir. Mahkeme, istimlak tazminatı  
için bir bedel belirlememive belediyenin herhangi bir ödeme yapmasını emretmemitir.  
Belediyenin istimlak konusu taınmazların tapu senediyle ilgili kadastro mahkemesi önünde  
bir davanın görülmeye devam ettiğini bildirmesi üzerine mahkeme, karar gerekçesinde,  
belediyenin kamulatırma uygulamasının ertelenmesi yönündeki talebin Danıtay tarafından  
reddedildiğini kaydetmitir. Mahkeme, Kamulatırma Kanunu’nun 16. maddesinin 3.  
fıkrasına göre, tapu senetleri üzerinde ihtilaf olsa bile belediyenin istimlak konusu  
taınmazların tapu siciline kendi adına kaydedilmesini talep edebileceğini kaydetmitir.  
Vakıflar Genel Müdürlüğü bu kararı temyize götürmütür.  
Yargıtay, 25 Ocak 2000 tarihli kararında Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını  
onamıtır.  
9 Nisan 2004 tarihinde Antalya belediyesi, bavuranların 5 Nisan 2004 tarihli taleplerine  
cevaben gönderdiği yazıda ihtilaflı arazinin Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi kararına  
uygun olarak tapu siciline kendi adına kaydedildiğini bildirmitir. Belediye, söz konusu  
arazinin dava konusu olduğunu ; istimlak tazminatı tutarının Vakıflar Bankası’nda açılan bir  
hesapta bloke edildiğini ; ve istimlak bedelinin ancak kadastro mahkemesi talimat verdiği  
takdirde ilgili kiilere ödenebileceğini belirtmitir.  
26 Nisan 2004 tarihinde bavuranlar, Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 3 Ağustos  
1998 tarihli kararına dayanarak belediyenin Vakıflar Bankası Antalya ubesinde açılan bir  
hesapta bloke edilen istimlak tazminatını ödemesini talep etmiler ve kadastro mahkemesinde  
bir davanın görülmekte olmasının ihtilaflı istimlak tazminatının ödenmemesi için bir bahane  
olamayacağını savunmulardır.  
27 Nisan 2004 tarihinde Antalya belediyesi, istimlak tazminatının Vakıflar Bankası  
tarafından ödenmesi için bavuranların kadastro mahkemesinin bu yönde talimat verdiğini  
kanıtlamaları gerektiğini bildirmitir.  
3
24 Haziran 2004 tarihinde, bavuranlar yine Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi’nin  
kararına dayanarak Vakıflar Bankası Antalya ubesinden arazileriyle ilgili istimlak  
tazminatını ödemesini talep etmilerdir. Bavuranlar, kadastro mahkemesinde açılan karı  
davayla ilgili iddialara karı çıkmılardır.  
14 Temmuz 2004 tarihinde Vakıflar Bankası, bavuranların 24 Haziran 2004 tarihli  
taleplerine cevaben gönderdiği yazıda Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında  
y a z ı l a n ı n a k s i n e i s t i m l a k t a z m i n a t ı n ı n ubelerinde açılan bir hesapta bloke edilmediğini  
bildirmitir. Antalya belediyesinin sadece bir teminat mektubu sunduğunu belirten banka, bu  
teminat mektubunun nakit ödemeye dönütürülebilmesi için bir mahkeme kararı gerektiğini,  
ancak mevcut durumda böyle bir kararın bulunmadığını bildirmitir.  
Bavuranlar, 4 Ekim 2004 tarihinde bir kez daha Antalya belediyesine bavurarak istimlak  
tazminatının ödenmesini talep etmilerdir. Aynı gün, bavuranlar Antalya Asliye Hukuk  
Mahkemesi’ne bir mektup göndererek teminat mektubunun nakit ödemeye çevrilmesi talimatı  
veren bir karar alıp almadıklarını sormulardır.  
Tarafların verdiği bilgilere göre, bavuranlar arazileriyle ilgili istimlak tazminatı ödemesini  
hâlâ alamamılardır.  
HUKUK  
I. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar, tapu siciline kayıtlı tapu senetlerinin iptal edilerek Devlet adına tescil  
edilmesinden ve kaybettikleri mülk karılığında 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin  
öngördüğü gibi herhangi bir tazminat almadıklarından ikâyetçi olmaktadır :  
Hükümet, bu sava itiraz etmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, ilk önce altı aylık süreye uyulmadığı (AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı)  
gerekçesiyle bavurunun kabuledilemez olduğunu iddia etmektedir. Hükümet, kadastro  
ma hke me s i ni n ba vuranların tapularının iptal edilmesi ve ihtilaflı taınmazın tapu siciline  
Devlet Hazinesi adına kaydedilmesi yönündeki 21 ubat 2002 tarihli kararının kesinletiğini  
belirtmektedir. Oysa, bavuranlar bavuru dilekçelerini AĐHM’ne 27 Aralık 2004 tarihinde,  
y a n i k a r a r t a r i h i ü z e r i n d e n a l t ı a y d a n f a z l a b i r s ü r e g e ç t i k t e n s o n r a v e r m i lerdir.  
Hükümet, daha sonra bavuranların mağdur sıfatı olmayıına dayalı bir kabuledilemezlik  
iddiası dile getirmektedir. Bir taraftan, kadastro mahkemesinin kararına bakıldığında Mustafa  
Özerman’ın artık tapu senedinin bulunmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan ise,  
Mustafa Özerman ile bavuranlar arasındaki akrabalık bağı kurulmamıtır. Hükümet, böyle  
bir durumda bavuranların bir veraset belgesi sunmaları gerektiğini kaydetmektedir.  
Hükümet, ayrıca 3 Ağustos 1998 tarihli Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi kararında,  
bavuranların iddia ettiğinin aksine, bir istimlak tazminatı ödenmesi hükmü bulunmadığı  
4
hususuna AĐHM’nin dikkatini çekmektedir. Mahkeme sadece, tapu senedi hakkı kadastro  
ma hke me s i t a ra f ı nda n he nü z be l i r le n me d i ği için bavuranlara ait olduğu ileri sürülen  
taınmazın tapu siciline Devlet Hazinesi adına kaydedilmesine hükmetmitir.  
Bavuranlar, Hükümetin iddialarına karı çıkmaktadır. Bavuranlar, bu bağlamda Ankara  
A s l i y e H u k u k M a h k e m e s i ’ n i n k e n d i l e r i n i M u s t a f a Ö z e r m a n ’ ı n m i r a s ç ı l a r ı o l a r a k i l a n e d e n v e  
bu yönde veraset belgesi veren 28 Mayıs 1981 tarihli kararına atıfta bulunmaktadır.  
Bavuranlar, ulusal mahkemeler önünde Mustafa Özerman’ın mirasçısı sıfatıyla hareket  
ettiklerini belirtmektedir. Öte yandan tapu senetlerinin fotokopisini sunan bavuranlar,  
bavuru konusunun Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi’nin tapularını iptal ederek söz konusu  
arazinin kendi mülkiyet hakları iptal edilerek Antalya belediyesi adına kaydedilmesine  
hükmeden 3 Ağustos 1998 tarihli kararından sonra kendilerine kaybettikleri bu taınmaz  
karılığında herhangi bir istimlak tazminatı ödenmemesi olduğunu hatırlatmaktadır.  
Bavuranlar, kesinleen bu kararın yerine getirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kadastro  
ma hke me s i ö nün de a çı l a n d a va yl a i l g i l i o la r a k i se ba vuranlar, 21 ubat 2002 tarihli kararın  
kendilerine hiçbir zaman tebliğ edilmediğini savunmaktadır.  
Hükümetin altı aylık süreye uyulmadığı yönündeki iddiasına gelince, AĐHM, kadastro  
ma hke me s i ni n b a vuranların tapu senetlerini iptal ederek arazinin tapu siciline Devlet  
Hazinesi adına kaydedilmesine hükmeden 21 ubat 2002 tarihli kararının 11 Nisan 2002  
tarihinde kesinletiğini tespit etmektedir. Kadastro mahkemesi kalemi, kararın altına düğü  
notta bu kararın 27 Mart 2002 tarihinde tebliğ yerine geçmek üzere ulusal gazetelerden  
birinde ilan edildiğini kaydetmektedir. AĐHM, bu kararın bavuranlara hiçbir zaman tebliğ  
edilmediği sonucunu çıkarmaktadır. Hükümet bu kararın bavuranlara doğrudan tebliğ  
edilemediğini kanıtlamadığı için ileri sürdüğü bu argümanın reddedilmesi uygun olacaktır.  
Hükümetin bavuranların mağdur sıfatı bulunmadığı yönündeki itirazıyla ilgili olarak ise  
bavuranlar AĐHM’ne Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 28 Mayıs 1981 tarihinde  
düzenlenen bir veraset belgesi sunmaktadır. Ayrıca AĐHM, ulusal mahkemelerin  
bavuranların Mustafa Özerman’ın mirasçıları olduğuna itiraz etmediklerini kaydetmektedir.  
Bu bakımdan, AĐHM’nin kanaatine göre bu itiraz da reddedilmelidir.  
AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
y o k s u n o l m a d ı ğını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.  
Bu itibarla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet, bavuranların iddialarına itiraz etmektedir. Hükümet, Antalya belediyesi  
tarafından baka taınmazlarla birlikte, tapu siciline Mustafa Özerman’ın adına kayıtlı  
taınmaz için kamulatırma kararı alındığında, kadastro mahkemesi önünde açılan davanın  
halen görülmekte olduğun u b e l i r t me k t ed i r .  
Bavuranlar, kendi iddialarını yinelemektedir.  
AĐHM, mevcut davanın özünde yatan konunun, bavuranların taınmazıyla ilgili olarak  
A n t a l y a b e l e d i y e s i t a r a f ı n d a n a ç ı l a n k a m u l a tırma davasının, bavuranların tapu senetlerine  
y a p ı l a n i t i r a z l a i l g i l i o l a r a k k a d a s t r o m a h k e m e s i ö n ü n d e g ö r ü l e n v e 2 1 ubat 2002 tarihinde  
sonuçlanan davayı beklenmeden 25 Ocak 2000 tarihinde neticelendirilmesi olduğunu not  
etmektedir.  
5
AĐHM, daha önce de 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine dayalı bir ikâyeti inceleme  
fırsatı bulduğunu ve tazminat verilmeden kamu yararına bir kamulatırma yapılması  
durumunda bu hükmün ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlatmaktadır (Gaganuve diğerleri  
ilgili bölüm, prg. 26). AĐHM ayrıca, bir bavuranın sahil güzergahı üzerinde (N.A. ve diğerleri  
ilgili bölüm, prg. 40-41) veya Devlete ait bir ormanlık alanda (Turgut ve diğerleri ilgili  
bölüm, prg. 91-92) bulunan taınmazına ait tapu senedinin iptal edilip, herhangi bir tazminat  
ödenmeksizin Hazine adına tescil edilmesinde de aynı maddenin ihlal edildiğine  
hükmetmitir. Tazminat düzeyinde ise AĐHM, taınmazın değerine göre makul bir tazminat  
ödenmeksizin bir mülkiyetin elden alınmasının genellikle 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi  
bağlamında kabul edilemeyecek orantısız bir ihlal oluturduğunu kaydetmektedir (Türkiye  
aleyhine Aka davası, 23 Eylül 1998, prg. 50, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VI).  
Mevcut davada AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün birinci bendinin ikinci cümlesi anlamında  
bavuranların mülkiyet haklarına yönelik mülkten ‘yoksun bırakma’ olarak değerlendirilmesi  
gereken bir müdahalenin var olduğunu tespit etmektedir (Turgut ve diğerleri, ilgili bölüm,  
prg. 86-88, ve N.A. ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 36-38).  
AĐHM, daha sonra bavu r u ko n u s u t a ınmazın bavuranlara miras yoluyla geçtiğini not  
etmektedir. Diğer taraftan, kadastronun 1955 yılında yaptığı çalıma s o nra s ı nd a i ht il a flı  
taınmazın tapu siciline bavuranların mirasçısı olduğu Mustafa Özerman adına kaydedildiği  
görülmektedir. Bu nedenle, AĐHM, Devlet Hazinesi adına tescil edilmeden önce tapu sicilinde  
kendi adlarına kayıtlı olan söz konusu taınmaza ait tapunun edinimi ve geçerliliği konusunda  
bavuranların iyi niyetli olduğundan kuku duymamaktadır.  
Öte yandan AĐHM, Antalya belediyesi tarafından açılan kamulatırma davasının 25 Ocak  
2000 tarihli Yargıtay kararıyla sona erdiğini hatırlatmaktadır. Bu tarihte, kadastro mahkemesi  
önünde açılan dava görülmeye devam ederken, bavuranlar kesinlemi kararın yerine  
getirilmesini talep etmilerdir. Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi, Kamulatırma Kanunu’nun  
16. maddesine uygun olarak, kadastro mahkemesi önünde görülen davanın sonuçlanmasını  
beklemeden içerisinde bavuranlara ait taınmazın da bulunduğu mülklerin  
kamulatırılmasına hükmetmitir.  
Bilahare AĐHM, bavuranların mülklerinden bir yargı kararıyla yoksun bırakıldıklarını  
tespit etmektedir. Bu çerçevede AĐHM, daha önce, mülkün değerine karılık gelen makul bir  
me b l a ğın ödenmemesi durumunda mülkten mahrum etmenin aırı bir müdahale tekil  
edeceğini ve hiçbir tazminat ödenmemesi durumunun ise 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi  
anlamında ancak istisnai koullarda meruiyet kazanabileceğini ifade etmitir (N.A. ve  
diğerleri, ilgili bölüm, prg. 41 ve Turgut ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 91, 8 Temmuz 2008).  
Mevcut davada, bavuranlar mülklerinin Hazine adına tescil edilmesi sonrasında hiçbir  
tazminat alamamılardır. AĐHM, Hükümetin hiçbir tazminat ödenmemesini haklı gösterecek  
herhangi bir istisnai koul ö n e s ür me d i ğini kaydetmektedir.  
Bu nedenle AĐHM, bavuranlara tazminat ödenmemesinin, kamu yararının gerekleri ile  
kiinin haklarının korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bavuranlar  
aleyhine bozduğu kanaatindedir.  
Bu durumda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
6
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, ulusal mahkemeler önünde 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine dayalı  
ikâyetlerini dile getirebilecekleri etkin bir itiraz yolu bulunmadığını ileri sürmektedir.  
Bavuranlar, AĐHS’nin ilgili bölümü aağıdaki gibi kaleme alınan 13. maddesine atıfta  
bulunmaktadır:  
Hükümet, bu sava karı çıkmaktadır.  
AĐHM, bu ikâyetin yukarıda incelenen ikâyetle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle  
kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.  
Bununla birlikte AĐHM, Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesiyle ilgili tespit bakımından,  
me vc u t d a vad a , AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesine yer  
olmadığı kanaatine varmaktadır (Gaganuve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 32).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuranlar, maddi tazminat olarak kaybettikleri mal karılığında 9 300 000 Euro (EUR)  
ve kazanç kaybı karılığında 7 500 000 Euro talep etmektedir. Bavuranlar ayrıca, uğradıkları  
ma ne v i z ar a r k ar ılığı olarak her biri için 10 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
Bu durumda AĐHM, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi açısından tespit edilen ihlalin  
temelinde bavuranlara ait tapu senetlerinin iptali değil, uygun bir tazminat ödenmemesi  
y a t t ı ğını kaydetmektedir (Đtalya aleyhine Scordino davası (no 1) [GC], no 36813/97, prg. 255  
ve devamı, CEDH 2006-V ve Türkiye aleyhine N.A. ve diğerleri davası (adil tatmin), no  
37451/97, prg. 17-19, 9 Ocak 2007).  
Yukarıdaki tespiti, elindeki bilgileri, söz konusu taınmazın yüzölçümünü ve adil karar  
verme yükümlülüğünü dikkate alan AĐHM, bavuranların hepsine birlikte, 170 000 Euro  
tutarında maddi tazminat ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varmaktadır.  
Mevcut dava koullarında AĐHM, bir ihlalin tespit edilmiolmasının bavuranların maruz  
kaldıkları manevi zarar için balı baına adil bir tatmin oluturduğu kanaatindedir.  
Bavuranlar, yargılama masraf ve gideri olarak herhangi bir talepte bulunmamaktadır.  
Dolayısıyla AĐHM, bu anlamda kendilerine ödeme yapılmasına yer olmadığını  
kaydetmektedir.  
AĐHM gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uyguladığı orana üç puanlık bir artıeklenerek belirleneceğini ifade etmektedir.  
7
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine ;  
3. AĐHS’nin 13. maddesine yönelik ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. Đhlal tespitinin kendisinin bavuranların uğradığı manevi zararı gidermesi bakımından adil  
bir tatmini oluturduğuna;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
mu a f t u t ul a r a k Sa vun ma c ı D e vle t t ar a f ı nd a n b a vu r a nl a r a o r ta k l a a 170.000 (yüz yetmibin)  
Euro maddi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8