AĐHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AĐHS’nin 10/1 maddesinin güvence altına aldığı
baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluꢀturmasının taraflar arasında ihtilafa neden
olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesi
uyarınca yasa ile öngörüldüğüne ve baꢀkalarının haklarının ve kamu düzeninin korunması gibi
iki meꢀru amaç izlediğine itiraz etmemektedir. AĐHM, sözkonusu değerlendirmeyi
benimsemektedir. Uyuꢀmazlık sözkonusu tedbirin “demokratik bir toplumda gerekli” olup
olmadığının tespit edilmesine dayanmaktadır.
AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan çok sayıda dava incelemiꢀ ve
AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz, özellikle, Đbrahim Aksoy-
Türkiye, baꢀvuru numaraları: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, Kürkçü-
Türkiye, baꢀvuru no: 43996/98, 27 Temmuz 2004; Ayꢀe Öztürk-Türkiye, baꢀvuru no:
24914/94, 15 Ekim 2002). AĐHM, iꢀbu davayı içtihadı ıꢀığında inceleyecektir.
AĐHM, baꢀvuranın, 2000 yılının Aralık ayında Türkiye’deki cezaevlerinde güvenlik güçleri
tarafından, yürütülen bir operasyon ile ilgili makaleler yayımlamaktan mahkum edildiğini
belirtmektedir. Sözkonusu operasyon güvenlik güçlerinden iki kiꢀinin ve otuz tutuklunun
hayatını kaybetmesine neden olmuꢀtur. Sözkonusu operasyona yönelik sert eleꢀtiriler içeren
bu makaleler, kamuoyu için büyük önem taꢀıyan olayları duygusal ve satirik bir biçimde ele
almıꢀtır. Bu durumda Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu makalelerin, Devlet’in tasarrufuna
yönelik tahkir ve tezyif niyetini belirtiklerine kanaat getirmiꢀtir.
AĐHM, Hükümet’e yönelik olarak yapılan eleꢀtirinin kabuledilebilirlik sınırının bir ꢀahsa
yapılandan daha geniꢀ olduğunun her zaman altını çizdiğini hatırlatmaktadır. Demokratik bir
sistemde, bir Hükümet’in faaliyetlerinin veya ihmallerinin, yalnızca yasama ve yargı
erklerinin değil aynı zamanda medya ve kamuoyunun ihtimamlı denetimi altında olması
gerekmektedir. Nitekim özellikle, muhalif veya medyanın haksız suçlama ve eleꢀtirilerine
cevap vermek için baꢀka yollara sahipse, Devlet’in sahip olduğu baskın pozisyon, cezai yola
baꢀvurmada kendilerini tutmalarını gerekli kılmaktadır (Castells-Đspanya, 23 Nisan 1992).
Demokratik bir Devlet’in yetkililerinin, provokatör veya aꢀağılayıcı nitelik taꢀıdığına kanaat
getirildiğinde bile eleꢀtiriyi hoꢀ görmeleri gerekmektedir (Özgür Gündem-Türkiye, baꢀvuru
no: 23114/93).
AĐHM’ye göre temel unsur, mevcut davada Hükümet’in, ihtilaflı yazıların ꢀiddetin devamına
teꢀvik ettiği, silahlı direniꢀ çağrısı yaptığı veya amaçlarına ulaꢀmak için terör eylemlerini
haklı kıldıklarını gösteren hiçbir bölümü alıntı yapmamasıdır (bkz, a contrario, Zana-Türkiye,
25 Kasım 1997; bkz, ayrıca, Gerger-Türkiye, baꢀvuru no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).
Mevcut davada, sözkonusu yazıların, belirli kiꢀilere karꢀı derin ve mantık dıꢀı kin telkin
ederek ꢀiddeti destekleyen bir niteliği bulunmamaktadır (bkz, a contrario, Sürek-Türkiye no:1,
baꢀvuru no: 26682/95; bkz özellikle, Đsak Tepe-Türkiye, baꢀvuru no: 17129/02, 21 Ekim
2008).
Bu itibarla, ihtilaflı mahkumiyet, AĐHS’nin 10/2 maddesi uyarınca “demokratik bir toplumda
gerekli” değildi.
Dolayısıyla, sözkonusu hüküm reddedilmiꢀtir.
4