CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
N.A. VE DİĞERLERİ- TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:37451/97)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
11 EKİM 2005  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 37451/97 başvuru no’lu davanın nedeni,  
Türk vatandaşı N.A., N.A., A.A., J.Ö. ve H.H.’nin (Başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AİHM) 30 Mayıs 1997 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel  
Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.  
Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından A.V. Şahin tarafından temsil  
edilmektedirler.  
OLAYLAR  
Başvuranlar, N.A., N.A., A.A., J.Ö. ve H.H. sırasıyla, 1926, 1956, 1954, 1949 ve 1950  
doğumlu olup Antalya’da ikamet etmektedirler.  
Tapu Kadastro’nun 1956 ve 1958 tarihleri arasında yaptığı çalışmalar sonucunda,  
Alanya’ya bağlı Çikcilli Köyü Karasaz denilen yerde -84 no’lu parsel- deniz kenarında  
bulunan gayrimenkul, tapu sicile R.A. adına kaydedilmiştir.  
R.A.’nın ölümünün ardından bu gayrimenkul başvuranlara miras kalınca, başvuranlar  
gayrimenkule ait veraset ve intikal vergisini ödemişlerdir.  
Başvuranlar, 25 Haziran 1986 tarihinde, sözkonusu gayrimenkul üzerinde otel inşa  
etmek için Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan turizm yatırım sertifikası almışlardır.  
9 Temmuz 1986 tarihinde Devlet Planlama Teşkilatı, başvuranlara yine otel inşaatı  
için, yatırıma teşvik sertifikası vermiştir. Bu sertifikanın “X” maddesi başvuranların yatırımı  
gerçekleştirdikleri andan itibaren turizm işletme sertifikası almalarının gerektiğini  
belirtmektedir.  
A. Başvuranlar Aleyhinde Alanya Asliye Hukuk Mahkemesi Önünde Gayrimenkulün  
Tapu Sicil Kaydının İptali İçin Başlatılan Usul İşlemleri  
28 Ekim 1986 tarihinde, başvuranlar otel inşaatına başladıktan sonra, Hazine  
Müsteşarlığı Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi önünde gayrimenkulün tapu sicilinden tapu  
senedinin iptali ve otelin yıkılması davası açmıştır.  
31 Ekim 1986 tarihli bilirkişi raporunda, 84 no’lu parselin deniz kıyısı olduğunu ve  
kazanım aracı olamayacağı belirtilmiştir.  
31 Ekim 1986 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesi otel inşaat çalışmalarının  
durdurulması hakkında seri muhakeme usulüne karar vermiştir.  
3 Mart 1987 tarihli bilirkişi raporunda, 84 no’lu parselin deniz kıyısı olduğu ve bir  
şahsa ait olamayacağı belirtilmiştir.  
16 Haziran 1987 tarihli kararla, Mahkeme, gayrimenkulün tapu sicil kaydını iptal  
etmiş ve inşa edilen otelin yıkılmasına karar vermiştir.  
9 Aralık 1987 tarihinde, Mahkeme, 31 Ekim 1987 tarihli seri muhakeme kararına karşı  
başvuranların yaptığı başvuruyu reddetmiştir.  
2
Yargıtay, 12 Şubat 1988 tarihli kararla, 16 Haziran 1987 tarihli kararı bozmuş ve  
davayı ilk derece mahkemesine geri göndermiştir.  
Mahkeme, 17 Şubat 1989 tarihli kararla, Yargıtay kararını reddederek daha önce  
verdiği kararı yinelemiştir.  
Yargıtay Genel Kurulu 18 Ekim 1989 tarihli kararla, kanunu doğru yorumlayıp  
uyguladıklarından dolayı esasa bakan hakimlerin verdiği kararı onamıştır.  
Belirtilmeyen bir tarihte verilen bir kararla, Mahkeme daha önce verdiği kararı  
benimsemiştir.  
Yargıtay 1 Mart 1990 tarihli kararla, ilk derece mahkemesinin verdiği kararı onamıştır.  
Yargıtay, 27 Eylül 1990 tarihli kararla kararın düzeltilmesi başvurusunu reddetmiştir.  
B. Alanya Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Tazminat İçin Başlatılan Usul İşlemleri  
Başvuranlar, 27 Eylül 1991 tarihinde, mülkiyet haklarını kaybetmelerinden ve inşaat  
halinde olan otelin yıkılmasından dolayı tazminat elde etmek için Alanya Asliye Hukuk  
Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuşlardır.  
Mahkeme 1 Nisan 1994 tarihli kararla, ihtilaflı gayrimenkulün tapu sicil kaydının  
iptalinden doğan zarardan Devlet’in sorumlu olmadığı gerekçesiyle, başvuranların talebini  
reddetmiştir. Bu gerekçelerde Mahkeme, kadastroya yapılan kayıtlara dayanarak  
başvuranların sözkonusu arsa üzerinde yatırım yaptıklarını ve Hazine Müsteşarlığı’nın yaptığı  
iptal talebi davası sonucunda, zarara uğradıklarını ileri sürdüklerini belirtmiştir. Mahkeme,  
başvuranların ve mirasçılarının arsanın kumsalda olduğunu ve devletin kendilerini yanılttığını  
ve bu davada kusursuz sorumluluk prensibini uyguladıklarını tespit etme durumunda  
olduklarını ileri sürerek kararını gerekçelendirmiştir. Mahkeme, tapu sicilden kaynaklanan  
herhangi bir zararın bulunmadığı, en baştan kaydın yasal olmadığı ve sonuç olarak  
başvuranların uğranılan zararın üstünde bir tazminat istemek için Devlet’e karşı gelme  
durumunda olamayacağı sonucuna varmıştır.  
Yargıtay 28 Kasım 1995 tarihli kararla ilk derece mahkemesinin verdiği kararı  
onamıştır.  
9 Aralık 1996 tarihli kararla, Yargıtay kararın düzeltilmesi kararını reddetmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, inşaat halinde olan otelin yıkılmasından ve mallarını tapu sicil kaydının  
silinmesinden dolayı uğradıkları zararın tazminini elde edemediklerini ileri sürmektedirler.  
Başvuranlar Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesini öne sürmektedirler.  
3
A. Tarafların Argümanları  
1. Başvuranlar  
Başvuranlar, 25 Ocak 1958 tarihinde devletin yetkili birimi tarafından düzenlenen ve  
sözkonusu malın başvuranların usullarının adına kayıtlı olduğuna yer veren tapu sicil kaydının  
bir kopyasını mahkemeye sunmuşlardır. Başvuranlar, yetkili makamlar kendilerine verilen  
süre zarfında kayıtlara itiraz etmediğinden dolayı kaydın kurallara uygun olduğunu ileri  
sürmektedirler. Bu bakımdan başvuranlar, Hükümet’in usulları adına olan kayda itiraz etme  
olanağı olduğu halde, bu mala ait bütün veraset ve intikal vergilerini ödemeye devam  
ettiklerini vurgulamaktadırlar. Başvuranlar, ayrıca arsa üzerinde otel inşa etmek amacıyla  
özellikle Alanya Belediyesi tarafından 17 Haziran 1986 tarihinde verilen inşaat izni gibi yerel  
ve ulusal düzeyde gerekli bütün izinleri ve yardımları aldıklarını eklemektedirler. Yetkili  
mahkemeler önünde dava açmış olsalar da, tapu senetlerinin iptali ve yapılan çalışmaların  
yıkılması nedeniyle uğradıkları zararın tazminini elde edemediklerinden şikayetçi  
olmaktadırlar. Başvuranlar mallarından mahrum bırakılmış ve uğradıkları kayıp için adil  
tazmin elde edemeden otel inşaat şantiyesi yıkılmıştır.  
2. Hükümet  
Hükümet, davanın Devlet tarafından bir malın kamulaştırılması veya el konulmasıyla  
ilgili olmadığını ıklamaktadır. Başvuranların da kabul ettiği gibi deniz kenarında yer alan ve  
25 Ocak 1958 tarihinde yanlışlıkla başvuranların usullarının adına tapu siciline kaydedilen bir  
arsanın sahibinin kim olabileceğini öğrenmek sözkonusudur. Hükümet, böyle bir hatadan  
devlet sorumlu tutulamayacağından dolayı, başvuranların usullarının mülkiyet hakkını  
kanıtlayabilecek herhangi bir açıklama görmemektedir. 26.645 m2 yüzölçümüne sahip olan  
mal, 6 Temmuz 1984 tarihinde başvuranlara miras kalmıştır. İhtilaflı adli usul işlemleri, yerel  
bir gazetenin sahilde otel inşa edilmesini eleştiren bir makaleyi yayınladıktan sonra  
başlamıştır.  
Arsanın fotoğraflarını, bilirkişi raporlarını ve yürürlükte olan kanunların uygun  
hükümlerini gözönüne alan ulusal mahkemeler, dava konusu malın sahilde olduğu ve sahilin  
şahıslara ait olamayacağı sonucuna varmışlardır. Başvuranlara ait tapu senedi idare yararına  
iptal edilmiş ve otel yıkılmıştır. Alanya Asliye Hukuk Mahkemesi otel yıkımından dolayı  
başvuranların yaptığı tazminat başvurusunu reddetmiştir.  
Hükümet, ulusal makamların genel menfaate ve Savunmacı Devlet’in takdir marjına  
uygun olarak malların kullanımına ilişkin yönetmeliği değerlendirmek için yetkili oldukları  
görüşündedir. Sözkonusu iptal davasını, herkese açık kamusal alan olan sahilden yararlanma  
olanağının olmadığını ortaya koyacak Alanya’da oturan bütün vatandaşlar tarafından da  
ılabilirdi.  
Sırasıyla Turizm ve Kültür Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı tarafından verilen  
turizm yatırım sertifikası ve yatırım teşvik sertifikası konusunda ise, Hükümet bu  
sertifikaların davacıların , aksi sabit oluncaya kadar muteber olan kişisel beyanları üzerine  
verildiğini açıklamaktadır. İlgili makamlar benzeri beyanların doğruluğunu re’sen  
denetlememektedir.  
4
B. AİHM’nin Değerlendirmesi  
AİHM, içtihadına göre özü itibariyle mülkiyet hakkını güvence altına alan Ek 1 No’lu  
Protokol’ün 1. maddesinin üç farklı kural içerdiğini hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle 21 Şubat  
1986 tarihli James ve diğerleri-Birleşik Krallıklar kararı, A serisi no: 98-B, s. 29-30, § 37).  
Birinci paragrafın birinci bendinde açıklanan ve genel bir niteliği olan birinci kural, mülkiyet  
hakkına riayet edilmesi ilkesini belirtmektedir. Aynı bendin ikinci cümlesinde yer alan ikinci  
kural mülkiyet hakkının kısıtlanmasını amaçlamakta ve bu kısıtlamayı bazı koşullara  
bağlamaktadır. İkinci bentte yer alan üçüncüsü ise, Sözleşmeci Devletlere diğerlerinin  
yanısıra genel menfaate uygun olarak malların kullanımını düzenleme yetkisini tanımaktadır.  
Mülkiyet hakkına ihlallerin özel örneklerini oluşturan ikinci ve üçüncü kurallar, birincisi  
tarafından yer verilen ilke ışığında değerlendirilmelidir (Bkz. Bruncrona-Finlandiya, no:  
41673/98, § 65-69, 16 Kasım 2004 ve Broniowski-Polonya, no: 31443/96, § 134, 22 Haziran  
2004).  
AİHM, ikinci “kural” bağlamında mallardan yoksun bırakılıp bırakılmadığını tespit  
etmek için açık bir şekilde el konma veya kamulaştırma olup olmadığını incelemekle birlikte,  
görünürün ötesindekine bakmak ve ihtilaflı durumun gerçeklerini analiz etmek gerektiğini  
hatırlatmaktadır. AİHS “somut ve etkin” hakların korunmasını amaçlarken, sözüedilen  
durumun maddi kamulaştırmaya denk olup olmadığını araştırmak gerekir (Bkz. Brumarescu-  
Romanya, no: 28342/95, § 76, 1999-VII, 23 Eylül 1982 tarihli Sporrong ve Lönnroth-İsveç  
kararı, A serisi no: 52, s. 24-28, § 63 ve 69-74 ve 22 Mayıs 1998 tarihli Vasilescu-Romanya,  
1998-III, s. 1075-1076, 1 39-41).  
Buna karşın, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendindeki ikinci paragraf  
gereğince, mülkiyetten “yoksun bırakılma” olarak değerlendirilen başvuranların mallarına  
saygı hakkına müdahale olmuştur.  
AİHM, sözkonusu malın edinimindeki başvuranların iyi niyetinin bunun aksi yönde  
olmadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, devlet lehine malın iptal tarihine kadar, başvuranlar  
miras yoluyla malın sahibiydiler ve mala ait veraset ve intikal vergilerini ödemişlerdir.  
Başvuranlar sakin bir şekilde mallarından faydalanmış ve yasal malik olarak ve bu amaçla  
inşaat ruhsatı aldıktan sonra otel inşaatına başlamışlardır.  
Daha sonra AİHM, adli kararla başvuranların mallarından yoksun bırakıldıklarını  
tespit etmektedir. AİHM, burada hiçbir keyfiyetin bulunmadığını belirtmektedir. Ulusal  
mahkemelerin ileri sürdüğü gerekçeler gözönünde bulundurulduğunda, “kamu yararı  
nedeniyle” başvuranların mülkiyet haklarından mahrum bırakılmaları aksi yönde değildir.  
AİHM, ihtilaflı arsanın deniz kenarında olduğuna ve herkese açık kamusal alan olan sahilde  
bulunduğuna tarafların itiraz etmediğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, bu nokta Alanya Asliye  
Hukuk Mahkemesi tarafından vurgulanmıştır. Bu mülkiyetten yoksun bırakılma yasal amaç  
gütmektedir.  
İhtilaflı tedbirin istenilen adil dengeyi koruyup korumadığını ve başvuranlara orantılı  
olmayan bir yükümlülük getirip getirmediğini tespit etmek amacıyla, ulusal mevzuatın  
öngördüğü kamulaştırma biçimlerini gözönünde bulundurmak gerekir. Bu bakımdan, AİHM,  
malın değeriyle ilintili olarak makul bir miktarı ödemeden mülkiyet hakkından mahrum  
bırakılmanın aşırı bir ihlal olacağını ve hiçbir kamulaştırmanın bulunmayışının ne Ek 1 No’lu  
Protokol’ün 1. maddesi alanında ne de özel koşullarda haklı gösterilemeyeceğini daha önce  
söylemişti (Bkz. Nastou-Yunanistan (no:2), no: 16163/02, § 33, 15 Temmuz 2005, Jahn ve  
5
diğerleri-Almanya, no: 46720/99, 72203/01 ve 72552/01, § 111, 2005-..., ve 9 Aralık 1994  
tarihli Manastır Azizleri-Yunanistan kararı, A serisi no: 301-A, s. 35, § 71). Bu davada  
başvuranlar, ne mallarının Hazine Müsteşarlığı’na nakli nedeniyle ne de ulusal mahkemeler  
önünde bu yönde dava açmalarına rağmen otellerinin yıkılması nedeniyle hiçbir tazminat elde  
edememişlerdir. AİHM, Hükümet’in hiçbir tazminatın bulunmayışını haklı gösterecek özel bir  
durumu ileri sürmediğini not etmektedir.  
AİHM, sonuç olarak, başvuranlara tazminat ödenmediği durumda, mülkiyetin  
korunması ve kamu yararı gereklilikleri arasında kurulması gereken adil dengeyi başvuranlar  
aleyhinde bozduğuna kanaat getirmektedir.  
Dolayısıyla Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
Başvuranlar uğradıkları maddi zarar için arsanın değerine denk düşen 15.987.000.000  
TL ve 1986-1990 yılları için arsa vergisini ödemek adına 5.388.000 TL istemiştir. Bu  
bakımdan başvuranlar, Alanya Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulan bilirkişi raporuna  
dayanmaktadırlar. Başvuranlar, malın yatırım değerinin 1.484.000.000 TL olduğunu ileri  
sürmektedirler. Başvuranlar ayrıca vergi adı altında 4.048.000.000.000 TL ve faiz adı altında  
2.260.000.000.000 TL istemektedirler.  
Başvuranlar manevi tazminat adı altında 10.000.000 Amerikan Doları (Dolar)  
istemektedirler.  
Hükümet başvuranların zararının tazmin edilmesi konusunda, AİHM’ye, sözkonusu  
malın şahıslara satılamayacağından dolayı ticari değeri olmadığı sürece iddia edilen kayıpları  
gözönüne alındığında yapılan spekülatif talebin reddedilmesini önermektedir.  
Başvuranlar, masraf ve harcamalar için 10.000 Dolar talep etmektedir. Başvuranlar  
avukatları arasındaki adli yardım sözleşmesinin bir kopyasını vermişler ve kararı AİHM’nin  
takdirine bırakmışlardır.  
Hükümet, adli yardım sözleşmesinin başvuranları ve avukatlarını bağladığını ve  
ilgililerin açıkladığı gibi masrafların kanıtı olmayacağını savunmaktadır. Hükümet AİHM’ye  
Strazburg mahkemeleri önündeki davaların asgari ve azami ücret tarifesini öngören İstanbul  
Barosu’nun fiyat listesi sistemini uygulamayı önermektedir.  
AİHM, dava koşullarında, 41. maddenin uygulanması durumunun ortaya çıkmadığına,  
öyle ki Savunmacı Devlet ile başvuranlar arasında olabilecek uzlaşmayı gözönünde  
bulundurarak bu hakkı saklı tutmak gerektiğine kanaat getirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması durumunun ortaya çıkmadığına;  
buna uygun olarak,  
6
a) bu hakkı saklı tutmaya;  
b) Hükümet ve başvuranları, işbu kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren altı ay içinde  
kendisine yazılı olarak bu konu hakkında görüşlerini bildirmeye ve özellikle  
varabilecekleri her türlü uzlaşmadan haberdar edilmesine davet etmeye;  
c) Daha sonra olabilecek yargılamayı saklı tutmaya ve ihtiyaç olduğu takdirde  
yargılamanın olup olmayacağını belirleme görevini Daire başkanına vermeye;  
Karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77§§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 11 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
7