B. AİHM’nin Değerlendirmesi
AİHM, içtihadına göre özü itibariyle mülkiyet hakkını güvence altına alan Ek 1 No’lu
Protokol’ün 1. maddesinin üç farklı kural içerdiğini hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle 21 Şubat
1986 tarihli James ve diğerleri-Birleşik Krallıklar kararı, A serisi no: 98-B, s. 29-30, § 37).
Birinci paragrafın birinci bendinde açıklanan ve genel bir niteliği olan birinci kural, mülkiyet
hakkına riayet edilmesi ilkesini belirtmektedir. Aynı bendin ikinci cümlesinde yer alan ikinci
kural mülkiyet hakkının kısıtlanmasını amaçlamakta ve bu kısıtlamayı bazı koşullara
bağlamaktadır. İkinci bentte yer alan üçüncüsü ise, Sözleşmeci Devletlere diğerlerinin
yanısıra genel menfaate uygun olarak malların kullanımını düzenleme yetkisini tanımaktadır.
Mülkiyet hakkına ihlallerin özel örneklerini oluşturan ikinci ve üçüncü kurallar, birincisi
tarafından yer verilen ilke ışığında değerlendirilmelidir (Bkz. Bruncrona-Finlandiya, no:
41673/98, § 65-69, 16 Kasım 2004 ve Broniowski-Polonya, no: 31443/96, § 134, 22 Haziran
2004).
AİHM, ikinci “kural” bağlamında mallardan yoksun bırakılıp bırakılmadığını tespit
etmek için açık bir şekilde el konma veya kamulaştırma olup olmadığını incelemekle birlikte,
görünürün ötesindekine bakmak ve ihtilaflı durumun gerçeklerini analiz etmek gerektiğini
hatırlatmaktadır. AİHS “somut ve etkin” hakların korunmasını amaçlarken, sözüedilen
durumun maddi kamulaştırmaya denk olup olmadığını araştırmak gerekir (Bkz. Brumarescu-
Romanya, no: 28342/95, § 76, 1999-VII, 23 Eylül 1982 tarihli Sporrong ve Lönnroth-İsveç
kararı, A serisi no: 52, s. 24-28, § 63 ve 69-74 ve 22 Mayıs 1998 tarihli Vasilescu-Romanya,
1998-III, s. 1075-1076, 1 39-41).
Buna karşın, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendindeki ikinci paragraf
gereğince, mülkiyetten “yoksun bırakılma” olarak değerlendirilen başvuranların mallarına
saygı hakkına müdahale olmuştur.
AİHM, sözkonusu malın edinimindeki başvuranların iyi niyetinin bunun aksi yönde
olmadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, devlet lehine malın iptal tarihine kadar, başvuranlar
miras yoluyla malın sahibiydiler ve mala ait veraset ve intikal vergilerini ödemişlerdir.
Başvuranlar sakin bir şekilde mallarından faydalanmış ve yasal malik olarak ve bu amaçla
inşaat ruhsatı aldıktan sonra otel inşaatına başlamışlardır.
Daha sonra AİHM, adli kararla başvuranların mallarından yoksun bırakıldıklarını
tespit etmektedir. AİHM, burada hiçbir keyfiyetin bulunmadığını belirtmektedir. Ulusal
mahkemelerin ileri sürdüğü gerekçeler gözönünde bulundurulduğunda, “kamu yararı
nedeniyle” başvuranların mülkiyet haklarından mahrum bırakılmaları aksi yönde değildir.
AİHM, ihtilaflı arsanın deniz kenarında olduğuna ve herkese açık kamusal alan olan sahilde
bulunduğuna tarafların itiraz etmediğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, bu nokta Alanya Asliye
Hukuk Mahkemesi tarafından vurgulanmıştır. Bu mülkiyetten yoksun bırakılma yasal amaç
gütmektedir.
İhtilaflı tedbirin istenilen adil dengeyi koruyup korumadığını ve başvuranlara orantılı
olmayan bir yükümlülük getirip getirmediğini tespit etmek amacıyla, ulusal mevzuatın
öngördüğü kamulaştırma biçimlerini gözönünde bulundurmak gerekir. Bu bakımdan, AİHM,
malın değeriyle ilintili olarak makul bir miktarı ödemeden mülkiyet hakkından mahrum
bırakılmanın aşırı bir ihlal olacağını ve hiçbir kamulaştırmanın bulunmayışının ne Ek 1 No’lu
Protokol’ün 1. maddesi alanında ne de özel koşullarda haklı gösterilemeyeceğini daha önce
söylemişti (Bkz. Nastou-Yunanistan (no:2), no: 16163/02, § 33, 15 Temmuz 2005, Jahn ve
5