AİHM, bir kimsenin gözaltındayken, tamamen polis memurlarının denetimi altında
olduğu halde yaralanması durumunda, bu süre içinde meydana gelen her türlü yaralanmanın
güçlü maddi karinelere yol açtığını hatırlatır (Bkz. Salman-Türkiye [GC], no: 21986/93, §
100, CEDH 2000-VII). Dolayısıyla Hükümet sözkonusu yaralanmaların nedeni hakkında
makul bir açıklama sağlamalı ve başvuranın iddiaları, özellikle de sağlık raporları hakkında
şüphe uyandıracak olayları tespit eden kanıtlar üretmelidir (Bkz., diğerleri arasında, Selmouni-
Fransa [GC], no 25803/94, § 87, CEDH 1999-V, Altay -Türkiye, no 22279/93, § 50, 22 Mayıs
2001).
Esasında dosyada yer alan verilerden, başvuranın 14 Haziran 1996 tarihinde
yakalandığını ve dört gün sonra yani 18 Haziran 1996 tarihinde doktor tarafından muayene
edildiği anlaşılmaktadır. Muayene sonucunda hazırlanan sağlık belgesinde, başvuranın
vücudunda herhangi bir darp izine rastlanılmadığı ifade edilmekteydi. Bununla birlikte, 26
Haziran 1996 tarihinde yani yakalandığı tarihten on iki gün sonra yapılan muayenede
başvuranın sol gözünde ve gözkapağında ekimoz tespit edilmiştir. Bu nedenle adli tıp doktoru
başvurana üç gün iş göremez raporu vermiştir.
AİHM, muhtemelen başvuranın gözaltında bulunduğu süre zarfından meydana gelen
bu ekimozun, nasıl meydana gelmiş olabileceği ile ilgili herhangi bir açıklamada
bulunmadığını not etmektedir. Bu ekimozun, başvuranın şikayetçi olduğu kötü muamele
şekillerinden kaynaklanabilecek ekimozlara benzemediği bir gerçektir. Bununla birlikte
Hükümet’in buna makul bir açıklama getirmemiş olmasından dolayı, AİHM adli tıp doktoru
tarafından hazırlanan raporda belirtilen ekimozun, Savunmacı Devlet’in sorumlusu bulunduğu
insanlık dışı muamele teşkil ettiği kanaatindedir.
Sonuç olarak AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak, yetkili makamların etkili bir şekilde
hareket etmediğini iddia etmektedir.
Kendisine sunulan delillerden hareketle, AİHM Savunmacı Devlet’in 3. madde
uyarınca sorumlu olduğuna kanaat getirmiştir. İlgili tarafından dile getirilen şikayet 13. madde
uyarınca “savunulabilir” olmaktadır. Bu nedenle yetkili makamların, bu maddenin
gerekliliklerini yerine getirebilecek etkili bir soruşturma başlatma ve yürütme zorunluluğu
bulunmaktaydı (Batı ve diğerleri-Türkiye, no: 33097/96 ve 57834/00, §§ 133–137, CEDH
2004-(kesit)).
AİHM, başvuranın şikayetini dile getirmesinden sonra iki kurum tarafından aynı anda
idari ve cezai soruşturma yürütülmüş olduğunu gözlemlemektedir.
İlk önce, Ankara Valiliği davanın soruşturulmasından sorumlu kişi olarak T. Erdemir’i
atamıştır. Bu kişi soruşturma kapsamında bulunan memurlarla aynı mevkide bulunuyordu;
bununla birlikte yalnızca bu kişilerin beyanlarını kaydetmekle yetinmiştir. Daha sonra,
Ankara İl İdare Kurulu yetkisizlik kararı vermiş, bu karar Danıştay tarafından onanmıştır.
Danıştay soruşturma dosyasını derinlemesine soruşturma yapılması amacıyla yetkili Savcılığa
sevk etmiştir, soruşturmanın hiçbir ilerleme kaydetmediği anlaşılmaktadır.
5