COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
NECDET BULUT – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:77092/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 77092/01 no’lu davanın nedeni, T.C.  
vatandaı Necdet Bulut’un (bavuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 9 Ağustos 2001  
tarihinde Đnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleme’nin (“Sözleme”) 34.  
Maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından G. Altay, Ü. Kuve H. Karakutarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1984 doğumludur ve Freiburg’da (Đsviçre) ikamet etmektedir.  
Bavuran, 15 Haziran 2000 tarihinde sabahın erken saatlerinde, yakalanma sırasında  
silah ateiyle yaralanmıtır. Sol bacağının alt kısmına bir mermi isabet etmitir. Bavuran bu  
sırada on altı yaındadır.  
Aynı gün sabah 4.30’da olaya karıan polis memurları tarafından bir olay raporu  
hazırlanmıve hastaneye götürülen bavuran haricinde bütün üpheliler tarafından bu rapor  
imzalantır. Rapora göre, polis memurları, gece 2.30 civarında Kartal ilçesi Tufan  
Caddesi’nde maskeli bir grubun duvarlara yazı yazdığı ve arabaları kurcaladığı yönünde bilgi  
almılardır. Polis memurları olay yerine geldiğinde, duvarlara yazı yazıldığını görmüler ve o  
sırada caddenin karısındaki karanlık bir sokaktan birisi kendilerine doğru ateetmeye  
balamıtır. Polis memurları ile bu arada olay yerine gelen takviye polis ekipleri yaklaık bir  
saat boyunca üphelileri kovalamıtır. Sonunda üpheliler Spor Caddesi 6 numaraya ait boꢀ  
bir arsada köeye sıkıtırılmılardır. üpheliler “teslim ol” emrine rağmen, ateetmeye devam  
etmive bir çadıra girmilerdir. Çatıma sonucunda bavuran yaralanmıve tedavi edilmek  
üzere hemen Kartal Hastanesi’ne götürülmütür. Diğer üpheliler yakalamaya karı  
koymutur. Olay raporunda, polis memurlarının çadırda maske, yasadıı belgeler, bıçak ve  
sprey boya buldukları belirtilmektedir. Raporda ayrıca, bavuranın eyaları arasında kurusıkı  
bir tabanca bulunduğu da kaydedilmitir.  
Bavuran, 15–17 Temmuz 2000 tarihleri arasında, Kartal Devlet Hastanesi’nde tıbbi  
tedavi görmütür. 17 Temmuz 2000 tarihli tıbbi rapora göre, bavuranın fibulasında bir kırığa  
rastlanmıtır. Merminin bacağın arkasından girip ön taraftan çıktığı saptanmıtır.  
17 Temmuz 2000 tarihinde, bavuran bir doktor tarafından muayene edilmive mermi  
yarası dıında bu kiinin kötü muamele gördüğüne dair hiçbir fiziksel bulguya rastlanmadığı  
kaydedilmitir.  
Bu arada, 16 Temmuz 2000 tarihinde, Đstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı, kurusıkı  
tabanca ile sekiz merminin balistik incelemesini yapmıtır. Uzmanlar, diğer bulguların yanı  
sıra, 99 mm.lik kurusıkı tabancanın ses ve gaz mermisi patlattığını ve incelenen mermilerin  
kurusıkı tabancaya uyduğunu saptamılardır. Uzmanlar, ayrıca, kurusıkı tabancanın yapılacak  
birkaç değiiklikle gerçek mermi ateleyebileceğini de ileri sürmütür. Sözkonusu kurusıkı  
2
tabancanın büyüklüğü ve mekanik yapısı bakımından gerçek silahtan bir farkı olmadığını ve  
silahlara aina olan kiiler için bile ilk bakıta bu silahı gerçek bir silahtan ayırt etmenin  
mümkün olmadığını belirtmilerdir.  
17 Temmuz 2000 tarihinde, Đstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı’nda görevli adli tıp  
uzmanları, bavuran ile diğer üphelilerin ellerinden ve avuç içlerinden alınan örnekleri  
incelemilerdir. Bu örneklerde barut izine rastlanmamıtır. Ancak, uzmanlar, kullanılan silah  
ve barutun tipine, silahın tutuluꢀ ꢀekline ve üphelilerin ellerinin önceden yıkanmıolup  
olmadığına göre, el ve avuç içindeki barut izlerinin bazı durumlarda belirlenemeyebileceğini  
kaydetmilerdir.  
Aynı gün, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, diğer üphelileri  
tanıdığını ve duvar yazılarını yazdığını inkar eden bavuranın ifadesini dinlemitir. Bavuran,  
yanında silah atıldığını duyduktan sonra korkudan kaçmaya baladığını ve yakalandıktan  
sonra polis memurları tarafından dövüldüğünü iddia etmitir. Bavuran, vurulduğu zaman,  
polisin havaya mı yoksa yere doğru mu ateaçtığını bilmediğini ifade etmitir.  
Bu arada, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranla aynı zamanda yakalanan  
üphelilerin ifadelerini de dinlemitir. 15 ve 18 Temmuz 2000 tarihinde dinlenen sanıkların  
hepsi (A.U, M.B ve D..A) duvarlara slogan yazdıklarını itiraf etmilerdir. Ancak, bavuran  
dahil olmak üzere hiçbirinin polise ateetmediğini iddia etmilerdir. Ayrıca, bavuranın  
çadırdan çıktıktan ve yere yatmaları söylendikten sonra yaralandığını belirtmilerdir.  
Sanıklardan bazıları, yakınlardaki bir düğünden silah atıları duyduklarını ifade etmilerdir.  
Belirsiz bir tarihte, Kartal Cumhuriyet Savcısı olayla ilgili soruturma balatmıtır.  
Cumhuriyet Savcısı, 23 Mart 2001 tarihinde, üphelilerin yakalandıkları sırada kötü muamele  
gördükleri yönündeki iddialarını destekleyen herhangi bir kanıt bulunmadığı gerekçesiyle,  
olayda yer alan sekiz polis memurunu kovuturmama kararı almıtır. Cumhuriyet Savcısı,  
ayrıca, polisin teslim ol emrine üphelilerin çadırdan ateaçarak karılık vermesinden sonra,  
polisle üpheliler arasında yaanan çatıma sonucunda bavuranın yaralandığını dikkate  
almıtır. Bavuranın bu karara karılık yapmıolduğu itiraz, 17 Mayıs 2001 tarihinde  
Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3, 5 ve 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, yakalanması sırasında polis tarafından uygulanan gücün orantısız olduğu ve  
bu nedenle ciddi ekilde yaralandığı konusunda ikayetçi olmutur. Bavuran, ayrıca, olayın  
gerçekletiği sırada mevcut artlarla ilgili yeterli veya etkili bir soruturma yapılmadığı  
konusunda ikayetçi olmuve ikayetini AĐHS’nin 3. maddesine dayandırmıtır.  
Bavuran, ayrıca, yakalanması sırasında yaralandığını ve dolayısıyla AĐHS’nin 5/1 (c)  
maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmütür.  
AĐHM, bu ikayetlerin yalnızca 3. madde bağlamında incelenmesi gerektiği  
görüündedir.  
3
Bavuran, ayrıca, etkili iç hukuk yolu hakkından mahrum bırakıldığı konusunda  
ikayetçi olmuve bu ikayetini AĐHS’nin 13. maddesine dayandırmıtır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Tarafların ifadeleri  
Hükümet, polisin ön hazırlık yapmaksızın karı koymak zorunda kaldığı umulmadık  
gelimelere yol açan sıradan bir operasyon sırasında bavuranın yakalandığını ileri sürmütür.  
Hükümet, olay yerindeki polis memurlarının üphelilerden sayıca fazla olduğunu ifade  
etmitir. Ancak, bavuranın ilk bakıta gerçek bir silahtan ayırt edilemeyecek nitelikte bir  
kurusıkı tabancası olduğunu belirtmitir. Polis memurlarının ancak kesinlikle gerekli  
olduğunda silahlarını kullandıklarını ve ateaçan kiiyi hedef aldıklarını ifade etmitir.  
Hükümet, bu bağlamda, polis memurlarının bavuranın hayati organlarını hedef almadığını  
belirtmitir. Hükümet, sözkonusu davanın koulları dahilinde, güç kullanımının izlenen  
amaçla orantılı olduğunu ileri sürmütür.  
Bavuran, iddialarında ısrar etmitir. Özellikle, ne kendisinin ne de diğer üphelilerin  
yakalamaya karı koymadıklarını ve kesinlikle ateaçmadıklarını ifade etmitir. Polisle  
kendileri arasında çatıma yaandığını inkar etmive çadırdan çıkarıldıktan sonra kendisine  
ateedildiğini ileri sürmütür. Bavuran, polis memurlarının orantısız güç kullanımında  
bulunduğunu ve keyfi ateaçılması sonucu yaralandığını iddia etmitir.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM, 3. maddenin bazı iyi belirtilmikoullarda (örn, yakalama sırasında) güç  
kullanımını yasaklamadığını hatırlatmaktadır. Ancak, yalnızca zaruri olması durumunda ve  
aırı olmaması artıyla böylesi bir güç kullanılabilir (bkz, Ivan Vasilev / Bulgaristan, no.  
48130/99; Rehbock / Slovenya, no. 29462/95; Krastanov / Bulgaristan, no. 50222/99 ve  
Günaydın / Türkiye, no. 27526/95).  
Sözkonusu davada, bavuran sol dizine isabet eden bir mermi ile yaralanmıtır.  
AĐHM, bu yaralanmanın 3. madde kapsamına girecek ciddiyette olduğu görüündedir.  
Bavuranın bacağındaki yaranın polis memurlarının görevlerini yerine getirirken (bavuranın  
yakalanması sırasında) güç kullanmasından kaynaklandığı açıktır. Ancak, bavuranın aslında  
nasıl yaralandığı konusunda taraflarca farklı açıklamalar yapılmıtır.  
Đlk olarak, AĐHM, polisin balangıçta hazırlık yapmaksızın bir olaya müdahale etmek  
üzere çağırıldığı gerçeğini göz ardı edemez (bkz, a contrario, Rehbock / Slovenya, no.  
29462/95). AĐHM, ayrıca, olayın akamın geç saatlerinde silah atılarının duyulduğu bir  
yerleim alanında gerçekletiğini kaydetmektedir. Ayrıca, resmi belgelerde, bavuranın silah  
taıdığı izlenimine yol açabilecek bir kurusıkı tabanca taıdığı kaydedilmitir. Ancak, AĐHM,  
sayıca üphelilerden fazla olan polis memurlarının, bavuran ile diğer üphelileri bavuranın  
vurulup yakalandığı çadırda köeye sıtırmadan önce yaklaık bir saat boyunca kovaladığını  
4
da göz ardı edemez. Dolayısıyla, bu süre içerisinde, güvenlik güçlerinin durumu doğru bir  
ekilde değerlendirme ve çabalarını bu yönde düzenleme olanakları vardı. AĐHM, arka  
plandaki bu olayları ve özellikle güç kullanımının eklini (ateli silah) göz önüne aldığında,  
Hükümet’in bavuranın yaralanmasıyla sonuçlanan güç kullanımının aırı olmadığını  
doğrulamak üzere ikna edici deliller sunması gerektiğini düünmektedir (bkz, mutatis  
mutandis, Matko / Slovenya, no. 43393/98).  
Ancak, Hükümet, sözkonusu davada, yalnızca polis memurlarının bavuran  
kendilerine ateettikten sonra ateaçtığını ifade etmive bavuranın yakalanmasıyla ilgili  
koullara ıık tutabilecek herhangi bir açıklamada bulunmamıveya kanıt sunmamıtır. Bu  
bakımdan, AĐHM, polis operasyonunun yürütülme ekliyle ilgili dava dosyasında herhangi bir  
bilgi bulunmadığını gözlemlemektedir. Örneğin, bavuranın çapraz atesırasında mı yoksa  
bu yönde talimat alan bir polis memuru tarafından hedef alınarak mı vurulduğu konusu dava  
dosyasında netletirilmemitir. Tarafların kaç defa ateettikleriyle ilgili olarak herhangi bir  
bilgi bulunmamakta ve resmi belgeler bavuranın üzerinde bulunan kurusıkı tabancadan ateꢀ  
edilip edilmediği veya bölgede bokovan bulunup bulunmadığı konusunda bilgi  
vermemektedir. Son olarak, AĐHM, ayrıca, mermi yolunun bavuran vurulduğunda polislerle  
karı karıya olmadığını ve sonuç olarak Hükümet’in iddia ettiği gibi, en azından o sırada  
polis memurlarına ateedemeyeceğini gösterdiğini dikkate değer bulmaktadır. Bu koullar  
altında, AĐHM, Hükümet’in bavuranı yakalamak için kullanılan gücün derecesini ispat  
edebilecek ikna edici veya inandırıcı kanıtlar sunmadığını düünmektedir.  
Son olarak, bavuranın yaralanmasının (hayati önem taımayan bir organın tek mermi  
sonucu yara alması) sağğı için kalıcı sorunlara yol açmadığı görülse de, AĐHM, özellikle  
olayların yaandığı sırada bavuranın genç yata olması dikkate alındığında bu yaralanmanın  
ciddi acı ve sıkıntılara yol açmıolabileceği görüündedir.  
AĐHM, yukarıda anlatılanlar ıığında, bavuranın yakalanması sırasında aırı güç  
kullanımının sözkonusu olduğu ve bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca, o tarihte  
bavuranın yaralanmasından Hükümet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıtır. AĐHM,  
AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermitir.  
AĐHM, dava olaylarını, tarafların ifadelerini ve 3. maddenin ihlaline neden olarak  
yukarıda gösterdiği gerekçeleri göz önünde bulundurduğunda, bavuranın 3. ve 13. maddeler  
uyarınca yapmıolduğu diğer ikayetlerle ilgili olarak ayrı bir hüküm vermeye gerek  
olmadığı kanısına varmıtır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal  
edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen  
telafi edebiliyorsa, AĐHS, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın  
adil tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi tazminat olarak 5,000 Euro, manevi tazminat olarak ise 60,000 Euro  
talep etmitir.  
Hükümet, bu miktarlara itiraz etmitir.  
5
AĐHM, bavuranın uğramıolduğu maddi zarar iddiasıyla ilgili olarak, bu iddiasını  
gerektiği ekilde desteklemediği kanısındadır. Dolayısıyla, AĐHM bu talebi reddeder.  
Ancak, AĐHM, bavuranın yalnızca bir ihlalin saptanmasıyla telafi edilemeyecek acı  
ve sıkıntılara maruz kalmıolabileceğini kabul etmektedir. Adil temellere dayanarak  
değerlendirmede bulunan AĐHM, bavurana 5,000 Euro ödenmesine karar verir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Avrupa Konseyi’nden adli yardım olarak 701 Euro alan bavuran, ayrıca, AĐHM  
huzurunda yapılan yargılama masraf ve giderleri için 4,287 Euro talep etmitir. Bavuran,  
talebini desteklemek üzere avukatı tarafından hazırlanan bir maliyet dökümü sunmutur.  
Hükümet, bu miktara itiraz etmitir.  
Bavuran, AĐHM Đçtüzüğü’nün 60. maddesi gereğince yapmıolduğu talebi  
desteklemek üzere herhangi bir makbuz veya fatura sunmadığı ve Avrupa Konseyi’nden adli  
yardım olarak belli miktarda para almıolduğu için, AĐHM bu balık altında herhangi bir  
ödeme yapılmasını öngörmemektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,  
1. Oybirliği ile, bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Bire altı oyla, bavuranın yakalanması sırasında yaralanması nedeniyle AĐHS’nin 3.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Oybirliği ile, bavuranın AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca yapmıolduğu diğer  
ikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. Bire altı oyla,  
(a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından bavurana manevi tazminat olarak 5,000 Euro (bebin Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77/2. ve 3. maddeleri  
gereğince 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6