69. Dolayısıyla, AİHS’nin 2. maddesi bu bağlamda ihlal edilmemiştir.
2.Soruşturmanın yetersizliği iddiası
70. AİHM, 2. madde bağlamında yaşam hakkının korunması yükümlülüğünün,
Devlet’in 1. madde çerçevesinde “yetkisi dahilindeki herkese AİHS’de tanımlanan hak ve
özgürlükleri tanıma” şeklindeki genel görevinin, bireyler güç kullanımı sebebiyle
öldürüldüklerinde etkili bir resmi soruşturma yapılmasını gerektirdiğini hatırlatır (bkz mutatis
mutandis, McCann ve Diğerleri – İngiltere, 27 Eylül 1995 kararı, Seri A, 324, s. 49, § 161).
Bu yükümlülük, öldürmenin bir Devlet görevlisi tarafından yapıldığının belirlendiği davalarda
sınırlı değildir. Aynı şekilde, merhumun ailesinden bireylerin ya da başkalarının öldürmeyle
ilgili olarak yetkili merciye resmi şikayette bulunup bulunmaması da belirleyici değildir.
Mercilere yalnızca başvuranın kocasının öldürüldüğünün haber verilmesi gerçeği, ipso facto,
2. madde kapsamında ölümü çevreleyen koşullara yönelik etkili bir soruşturma yapma
yükümlülüğü doğurmuştur (bkz. Tanrıkulu – Türkiye [BD], no. 23763/94, §§ 101 ve 103,
AİHM 1999-IV).
71.AİHM, ayrıca, Sözleşmeci Devletlere 2 § 1. madde ile getirilen kesin
yükümlülüğün, yaşam hakkının kanunla korunmasını gerektirdiğine işaret eder. Bu,
Devletlerin, en azından, yaşamın elden alınmasını yasaklayan bir hukuk çerçevesi sağlamak
ve bu yasakları yürürlüğe koymak için gerekli yapıyı sunmak, buna dahil olarak ihlalleri
soruşturma ve önlemek sorumluluğu olan bir polis gücü bulundurma yükümlülüğü vardır
(bkz. Osman – İngiltere, 28 Ekim 1998 kararı, Reports of Judgments and Decisions 1998-
VIII, s. 3159, § 115). Ancak, bu kesin yükümlülük, bir Devlet’e, ölümcül saldırıların faillerini
saptamak ve kovuşturmakta mutlaka başarılı olması şartını yüklemez.
72. Bu bağlamda, AİHM, bir soruşturmanın etkinliğinin asgari sınırını karşılayan
titizliğin niteliği ve derecesinin, her davanın kendi koşullarına bağlı olduğunu tekrarlar.
Bunun, ilgili tüm kanıtlar temelinde ve soruşturmaya ilişkin uygulama realiteleri dikkate
alınarak değerlendirilmesi gereklidir (bkz. Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98, § 80, AİHM
2000-VI ve yukarıda anılan Ülkü Ekinci, § 144).
73. Bu bağlamda, bir ivedilik ve makul süratlilik gerekliliği de bulunmaktadır (Yaşa –
Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VI, §§ 102-04; yukarıda anılan Çakıcı, §§ 80-87
ve 106, yukarıda anılan Tanrıkulu, § 109, ve Mahmut Kaya – Türkiye, no. 22535/93, §§ 106-
07, AİHM 2000-III). Belirli bir durumda, bir soruşturmada ilerlemeyi engelleyebilecek
zorlukların olabileceği kabul edilmelidir. Ancak, yetkililerin, bir ölümcül güç kullanımını
veya bir kaybolma olayını soruşturmadaki süratliliği, genel olarak, kamunun hukukun
üstünlüğüne olan güvenini muhafaza etmede ve kanunsuz fiillere karışma veya bu tür fiillere
tolerans gösterme görüntüsünü önlemede esas olduğu düşünülebilir (bkz, genel olarak McKerr
– İngiltere, no. 28883/95, §§ 108-15, AİHM 2001-III, ve Avşar – Türkiye, no. 25657/94, §§
390-395, AİHM 2001-VII (bölümler)).
74. Bu davada, AİHM, İhsan Haran’ın öldürüldüğüne dair hiçbir kanıt bulunmadığını
not eder. Ancak, yukarıda bahsedilen usuli yükümlülükler, Devlet görevlilerinin ölümcül güç
kullanmasından kaynaklanan kasti öldürme vakalarına kadar uzanır ancak bunlarla sınırlı
değildir. AİHM, bu yükümlülüklerin, bir bireyin, hayatı tehdit ettiği düşünülebilecek
koşullarda kaybolmasına ilişkin davalar için de geçerli olduğu kansındadır. Bu bağlamda,
yetkililerin, PKK ile ilişiği olduğunu düşündükleri bir bireyin kaybolmasının ve kayıtsız