CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
NESİBE HARAN – TÜRKİYE  
(Başvuru no. 28299/95)  
KARAR  
STRAZBURG  
6 Ekim 2005  
Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle  
ilişkin değişiklik yapılabilir.  
Nesibe Haran – Türkiye davasında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),  
Başkan B.M. ZUPANCIC,  
Yargıçlar J. HEDIGAN,  
C. BIRSAN,  
M. TSATSA – NIKOLOVSKA,  
R. JAEGER,  
E. MYJER,  
Geçici yargıç F. GÖLCÜKLÜ ve  
Bölüm Sekreteri V. BERGER’in katılımı ile kapalı oturumda 15 Eylül 2005 tarihinde  
toplanmış ve anılan tarihte izleyen kararı vermiştir:  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) eski 25.  
maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Nesibe Haran  
(“başvuran”) tarafından, 22 Haziran 1995 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na  
(“Komisyon”) yapılan başvurudan (no. 28299/95) kaynaklanmaktadır.  
2. Başvuran, Londra’da Kürt İnsan Hakları Projesi (“KiHP”)’ne bağlı bir avukat olan  
A. Stock, Londra’da görev yapan avukatlar M. Muller, T. Otty, J. Gordon ve Diyarbakır  
Barosu’na bağlı avukatlar R. Yalçındağ ve C. Aydın tarafından temsil edilmiştir. Türk  
Hükümeti (“Hükümet”) Sözleşme kurumları huzurundaki işlemler için bir Ajan tayin  
etmemiştir.  
3. Başvuran, özellikle, 1994 tarihinde eşinin ortadan kayboluşundan Devlet  
yetkililerinin sorumlu olduğunu iddia etmiştir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi’nin 2., 3., 5., 13., 14. ve 18. maddelerine atıfta bulunmuştur.  
4. Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi’nin 11 No.’lu Protokol’ünün yürürlüğe girdiği tarih olan, 1 Kasım 1998’de  
iletilmiştir (11 No.’lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).  
5. Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Birinci Daire’sine tevzi edilmiştir  
(Mahkeme İç Tüzüğü’nün 52 § 1. maddesi). Bu Daire içinde davaya bakacak olan Bölüm  
(AİHS’nin 27 § 1. maddesi), İç Tüzük’ün 26 § 1. maddesinin gerektirdiği gibi  
oluşturulmuştur.  
6. Türkiye adına seçilen hakim Rıza Türmen, dava heyetinden çekilmiştir (İç Tüzük  
28. madde). Hükümet, dolayısıyla, heyette ad hoc hakim olarak yer almak üzere, Feyyaz  
Gölcüklü’yü tayin etmiştir ( AİHS’nin 27 § 2. maddesi ve İç Tüzük 29 § 1. madde).  
7. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 22 Haziran 1999 tarihli bir karar ile başvurunun  
kabuledilebilir olduğunu açıklamıştır.  
8. 1 Kasım 2004 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Daire’lerinin yapısını  
değiştirmiştir ( İç Tüzük 25 § 1. madde). Bu dava, yeni oluşturulmuş Üçüncü Daire’ye  
verilmiştir (İç Tüzük 52 § 1. madde).  
9. Başvuran ve Hükümet, esaslara ilişkin görüş bildirmişlerdir (İç Tüzük 59 § 1.  
madde).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
10. Başvuran 1971 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
A. Giriş  
11. İhsan Haran’ın ortadan kayboluşu sırasında mevcut olan olaylar taraflar arasında  
ihtilaf halindedir. Başvuran tarafından sunulduğu şekliyle olaylar aşağıda yer alan B  
Kısmı’nda ortaya konmaktadır(bkz. 13-22. paragraflar). Hükümet’in olaylara ilişkin görüşleri  
aşağıda yer alan C Kısmı’nda özetlenmiştir (bkz. 23-26. paragraflar).  
12. Taraflarca sunulan ilgili belgelerin özetleri ayrı ayrı sırasıyla D (bkz. 27-29.  
paragraflar) ve E (bkz. 30-53. paragraflar) Kısımları’nda ortaya konmuştur. Avrupa İnsan  
Hakları Mahkemesi, taraflarca sunulan belgeleri özetlerken, kişilerin adlarını bu belgelerde  
belirtildiği gibi kullanmıştır. Bunlar, bu kişilerin adlarının doğru yazımını yansıtmayabilirler.  
B. Başvuranın olaylara ilişkin görüşleri  
13. Belirsiz bir tarihte, başvuranın erkek kardeşlerinden biri ve baba tarafından olan  
bir kuzeni PKK’ya katılmışlardır. Sözkonusu zamanda, başvuran ve İhsan Haran, Lice  
Cumhuriyet Savcılığı’na gitmişler ve Cumhuriyet Savcısına, başvuranın erkek kardeşi ve  
kuzeninin yaptığı hiçbir şeyde en ufak bir sorumlulukları olmadıklarını ve erkek kardeşin ve  
kuzenin, başvuran ve İhsan Haran’ın bilgisi olmadan PKK’ya katılmış olduklarını  
söylemişlerdir. Cumhuriyet Savcısı, bu olaylardan dolayı İhsan Haran veya başvurana karşı  
herhangi türde bir dava açma niyetinde olmadığını söylemiştir. Her halükarda, İhsan Haran,  
ikamet ettikleri Arıklı köyüne askerler geldiği zaman ormana saklanacaktır.  
14. 12 Mayıs 1994 tarihinde, köylerinin güvenlik güçleri tarafından yıkılmasından  
sonra, başvuran ve eşi çocuklarıyla beraber köylerinden Diyarbakır’a taşınmışlardır.  
Yetkililere yeni adreslerini vermelerinin uygun olduğunu düşünmemişlerdir.  
15. 24 Aralık 1994 tarihinde, başvuranın eşi İhsan Haran, son sekiz gündür çalışmakta  
olduğu Diyarbakır yeraltı çarşısı inşaat alanından dönmemiştir. Başvuran ve diğer aile üyeleri  
bunu olağandışı bulmamışlardır çünkü ek iş olduğu zaman işte kalır ve eve dönmezdi.  
16. 27 Aralık 1994 tarihinde, aynı köyden olan Fahri Hazar, başvuranın evine gelmiş  
ve ona, 24 Aralık 1994 sabahında, İhsan Haran’ın çalışmakta olduğu inşaat alanında  
üniformalı polis memurları tarafından kimlik kontrolü yapıldığını ve onların İhsan Haran’ın  
kimlik belgelerini kontrol ederken kendi aralarında tartışmaya başladıklarını söylemiştir. Bu  
tartışma yaklaşık on dakika sürmüş ve sonra polis memurları İhsan Haran’ı götürmüşlerdir.  
17. 30 Aralık 1994 tarihinde, Fahri Hazar tutuklanmış ve gözaltına alınmıştır.  
18. Eşinin polis memurları tarafından tutuklandığını öğrendikten sonra, başvuran,  
onun yerini öğrenmek için Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na bir dilekçe  
sunmaya çalışmıştır. Ancak, dilekçesini sunması, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde duran  
polis memurları tarafından engellenmiştir. Başvuran ve diğer aile üyeleri, yaklaşık bir ay  
boyunca Cumhuriyet Savcısı’yla görüşmeye çalışmışlar ancak başarılı olamamışlardır.  
19. Başvuran, daha sonra, herhangi birinin eşini görüp görmediğini öğrenmek için  
birkaç hapishaneyi ziyaret etmeye başlamıştır. Başvuran, ondan isminin verilmemesini  
isteyen, Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde 31. Koğuş’ta kalan ve başvurana İhsan Haran’ı  
nezarette görmüş olduğunu söyleyen bir kişiyle tanışmıştır.  
20. 1 Şubat 1995 tarihinde, İhsan Haran’ın erkek kardeşleri gözaltına alınmıştır. Kendi  
yasal temsilcilerine verilen 7 Eylül 2004 tarihli bir ifadede, polis nezareti altında tutulurken  
polis memurları tarafından erkek kardeşleri İhsan Haran gibi kendilerinin de öldürüleceği  
şeklinde tehdit edildiklerini söylemişlerdir (bkz. aşağıda 27. paragraf).  
21. 1997 yılında, başvuranın görümcesi polis memurları tarafından rahatsız edilmiştir.  
22. 15 Aralık 1998 tarihinde, başvuranın yanına, polis olduğunu iddia eden bir adam  
gelmiştir. Adam ona yakındaki bir arabaya binmesini söylemiştir. Başvuran reddetmiştir.  
Adam başvuranın ailesi hakkında bilgi sahibidir ve başvurana bilgi karşılığında mali destek  
teklif etmiştir. 21 Aralık 1998 tarihinde, başvuran, avukatına, kendisine yeni bir kimlik kartı  
verilmemiş olduğunu ve evine yapılan baskınlar da dahil olmak üzere güvenlik güçlerinin  
verdiği rahatsızlıktan dolayı sık sık evini değiştirmeye mecbur bırakıldığını söylemiştir.  
C. Hükümet’in olaylara ilişkin görüşleri  
23. Başvurunun, 26 Şubat 1996 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu tarafından  
Hükümet’e iletilmesine müteakiben, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı başvuranın iddialarına  
yönelik bir soruşturma başlatmıştır.  
24. 21 Ocak 1998 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, İhsan Haran’ın polis  
nezaretinde ortadan kaybolduğunu gösteren bir delil olmaması dolayısıyla, ileri bir  
soruşturmaya gerek olmadığı kararını vermiştir (bkz. aşağıda 36. paragraf). Cumhuriyet  
Savcısı, 1994 yılından bu yana, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı ve Lice Cumhuriyet Savcılığı’na yapılan hiçbir şikayet  
kaydı olmadığını gözlemlemiştir. İhsan Haran’ın, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Terörle  
Mücadele Şubesi ve İl Jandarma Komutanı tarafından gözaltına alınmış olduğuna yönelik  
hiçbir kayıt bulunmamış olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, İhsan Haran’ın Diyarbakır Terörle  
Mücadele Şubesi tarafından aranmakta olduğunu gözlemlemiştir. Başvuran, bu karara itiraz  
etmemiştir.  
25. İhsan Haran’ın ortadan kayboluşu sırasında mevcut olan şartlara yönelik  
soruşturma halen, başarısızlıkla, devam etmektedir (bkz. aşağıda 38-47. paragraflar).  
26. 12 Nisan 2004 tarihinde, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, Adalet  
Bakanlığı’na, İhsan Haran’ın, bazı şüphelilerin ifadeleri üzerine, yasadışı bir örgütle  
ilişkisinden arandığını bildirmiştir. Aynı mektupta, Adalet Bakanlığına, Nesibe Haran ve  
İhsan Haran’ın evli olmadıkları bildirilmiştir (bkz. aşağıda 50. paragraf).  
D. Başvuran tarafından sunulan ilgili yazılı deliller  
1. İhsan Haran’ın erkek kardeşlerinin, avukatlarına verilmiş 7 Eylül 2004  
tarihli ifadeleri  
27. Seyithan Haran ve Abdullah Haran, ifadelerinde, polis memurları tarafından 1  
Şubat 1995 tarihinde Diyarbakır’da tutuklanmış olduklarını öne sürmüşlerdir. Polis nezareti  
altında tutulurken kötü muameleye maruz kalmış olduklarını ve kendilerine erkek kardeşleri  
İhsan’ın gördüğü muamelenin aynısını göreceklerinin söylenmiş olduğunu iddia etmişlerdir.  
Kendilerine, ayrıca, suçlarını itiraf etmezlerse ortadan kaldırılacaklarının ve erkek kardeşleri  
İhsan’la aynı kadere katlanacaklarının söylenmiş olduğunu ileri sürmüşlerdir.  
2. Türkiye İnsan Hakları Derneği’nin Mart 2004 tarihli Raporu  
28. Raporun ilgili kısmının alıntıları şöyledir:  
“Azad kod adlı İhsan Haran Lice’lidir. Ya bir militan ya da bir milistir. Şehrin dışına  
götürülmüş, sorgulanmış ve infaz edilmiştir. Davasına ilişkin bazı bilgiler: 28 Aralık 1994  
tarihinde, işyerine giderken tutuklanmıştır. Eşi Nesibe Haran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne  
tekrar tekrar gitmiş olduğunu, ancak bir yanıt almamış olduğunu belirtmiştir (Azadi, 12 Şubat  
1995). Mehmet Haran, (…) yeğeni İhsan Haran’ın “ortadan kaybolmuş” olduğunu belirtmiştir  
(Evrensel, 26 Aralık 1995). Basındaki haberlerden sonra, Nesibe Haran şunları belirtmiştir:  
“Eşimin köyden Hazro’ya götürüldüğü ilk sefer 1993 yılındaydı. On üç gün boyunca nezarette  
kaldı. Sonradan Diyarbakır’a taşındık. Dört ay sonra, sivil kişiler onu kaçırdı. Beş ayı aşkın bir  
süre, devamlı olarak Cumhuriyet Savcısı’ndan bilgi talep ettim, ancak Cumhuriyet Savcısı eşimin  
tutuklanmış olduğunu kabul etmedi. Bir gün, eve giderken, bir kişi beni durdurdu ve konuşmak  
istedi. Ben karşı çıkınca, bir polis memuru olduğunu söyledi. Bana eşimin öldürülmüş olduğunu  
söyledi; yerini bilmiyordu ancak kimin yaptığını biliyordu. Bana birçok kişi hakkında soru sordu ve  
ben onları tanımadığımı söyledim. Benim onlar için çalışmamı, bir bakıma onların ajanı olmamı,  
istedi. İHD’ye şikayette bulundum ve beni daha fazla rahatsız etmediler.”  
3. ROJTV’deki Rojname programında Abdulkadir Aygan tarafından verilen  
röportaja ait video kayıt bandı  
29. Eski bir PKK üyesi ve iddiaya göre eski JİTEM (Jandarma İstihbarat ve Terörle  
Mücadele) üyesi olan Abdulkadir Aygan, 4 Mayıs 2004 tarihinde, ROJTV’de bir röportaj  
vermiş ve bu röportajda, JİTEM’in, önde gelen Kürt aydınlarının yargısız infazını  
yürüttüğünü iddia etmiştir. Programın son kısmında, JİTEM tarafından öldürüldüğü iddia  
edilen diğer kişilerden oluşan bir isimler listesi sunmuştur. Abdulkadir Aygan tarafından  
İhsan Haran’ın adı da verilmiştir, Abdulkadir Aygan, herhangi bir detay vermeden, İhsan  
Haran’ın JİTEM tarafından sorgulandığını ve öldürüldüğünü belirtmiştir. Video kayıt  
bandının ilgili kısmının alıntıları şöyledir:  
“Azad kod adlı İhsan Haran Lice’lidir. Ya bir militan ya da bir milistir. Şehrin dışına  
götürülmüş, sorgulanmış ve infaz edilmiştir.”  
E. Hükümet tarafından sunulan ilgili yazılı deliller  
1. Gözaltı raporları  
30. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün 22 Ocak 1994 ve 31 Aralık 1995 tarihleri  
arasındaki döneme ait gözaltı raporları, İhsan Haran ismini içermemektedir.  
2. İhsan Haran’ın erkek kardeşlerinin polis nezaretindeki 20 Şubat 1995 tarihli  
İfadeleri  
31. 20 Şubat 1995 tarihinde, Abdullah Haran gözaltına alınmıştır. İfadesinin ilgili  
kısmının alıntısı şöyledir:  
“Abdullah Haran (Mehmet Sedat Gökmen adına sahte kimlik belgeleri): Biz dokuz kardeşiz,  
babam inşaat alanlarında bekçi olarak çalışır, annem temizlikçidir, kardeşlerim şöyledir; İhsan  
Haran: 1968 doğumlu. 1993 yılından beri kırsal kesimdeki PKK faaliyetleri ile ilişkilidir. Kod adı  
Azat (K)’tır. Lice bölgesinde halen aktiftir.”  
32. 20 Şubat 1995 tarihinde, Seyithan Haran gözaltına alınmıştır. İfadesinin ilgili  
kısmının alıntısı şöyledir:  
“Seyithan Haran (kod adı Behzan, Refik Manay adına sahte kimlik belgeleri): Biz dokuz  
kardeşiz, babam inşaat alanlarında bekçi olarak çalışır, annem ev kadınıdır, kardeşlerim şöyledir;  
İhsan Haran: 1968 doğumlu. 1993 yılında PKK’nın kırsal kesim koluna katıldı. Kırsal kesimlerde  
halen aktiftir. Kod adı Azat (K)’tır.”  
3. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nden Dışişleri Bakanlığı’na 22  
Mayıs 1996 tarihli mektup  
33. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, Dışişleri Bakanlığı’na, başvuranın  
Avrupa İnsan Hakları Komisyonu huzurundaki iddialarına yönelik bir soruşturma yürütülmüş  
olduğunu bildirmiştir. İhsan Haran’ın 24 Aralık 1994 ve 1 Şubat 1995 tarihleri arasında  
gözaltına alınmış olduğuna dair bir kayıt bulmamıştır. Ayrıca, İhsan Haran’ın arşivlerden  
hiçbirinde çıkmadığını bildirmiştir.  
4. Başvuran ve İhsan Haran’ın Nüfus Kayıtları  
34. Başvuranın nüfus kağıdına göre, başvuran bekardır ve kızlık soyadı Haran’dır. On  
bir kardeşi vardır ve Medeni Kanun’un 290. maddesi uyarınca, 2 Ağustos 1996 tarihinde  
nüfusa kaydettirilen üç çocuğu vardır. Çocuklarının babasının adı İhsan olarak  
belirtilmektedir.  
35. İhsan Haran’ın nüfus kağıdına göre, o bekardır ve sekiz kardeşi vardır.  
5. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nın 21 Ocak 1998 tarihli kararı  
36. 21 Ocak 1998 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, delil yetersizliğinden  
dolayı ileri soruşturmaya hiçbir gerek olmadığı kararını vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, 1994  
yılından bu yana, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcılığı ve Lice Cumhuriyet Savcılığı’na yapılan hiçbir şikayet kaydı  
olmadığını gözlemlemiştir. İhsan Haran’ın, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Terörle  
Mücadele Şubesi ve İl Jandarma Komutanı tarafından gözaltına alınmış olduğuna yönelik  
hiçbir kayıt bulunmamış olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, İhsan Haran’ın Diyarbakır Terörle  
Mücadele Şubesi tarafından arandığını gözlemlemiştir.  
6. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’ndan Diyarbakır  
Cumhuriyet Savcılığı’na 3 Nisan 2000 tarihli mektup  
37. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır  
Cumhuriyet Savcılığı’na, İhsan Haran’ın, N.Z.’nin Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurundaki  
ifadeleri üzerine, PKK adındaki yasadışı örgüte üye olma şüphesi üzerine arandığını  
bildirmiştir. İhsan Haran’ın ortadan kaybolmuş veya gözaltına alınmış olduğunu gösteren  
hiçbir bilgi veya belgenin olmadığını ileri sürmüştür.  
7. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma  
38. 16 Ekim 2000 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Belediyesi’nden, 1994  
tarihinde Diyarbakır yeraltı çarşısının inşaatıyla ilişkili şirketlerin isimlerini kendisi için  
bulmasını talep etmiştir. 30 Ekim 2000 tarihinde, Diyarbakır Belediyesi, talep edilen bilgiyi  
göndermiştir.  
39. 27 Ekim 2000 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Cumhuriyet  
Başsavcılığı’na, İhsan Haran’ın ortadan kayboluşuna yönelik soruşturmanın devam etmekte  
olduğunu bildirmiştir.  
40. 23 Mart 2000 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 1994-1995 yıllarına ait  
gözaltı kayıtlarını sunmuştur.  
41. 29 Şubat 2000 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Nesibe Haran’ın,  
Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na, eşinin polis nezaretinde ortadan kaybolmuş olduğunu,  
iki görgü tanığı olduğunu ve Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunmasının polis tarafından  
engellenmiş olduğunu iddia eden bir başvuru yapmış olduğunu belirtmiştir. Buna göre, Lice  
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, aşağıda belirtilen soruşturmaları yürütmesini emretmiştir:  
(a) Eşinin ortadan kayboluşuna ait şikayeti hakkında Nesibe Haran’ın ifadesini  
almak;  
(b) Başvurandan, görgü tanıklarının adlarını vermesini ve tanıkların kimliklerini ve  
ık adreslerini belirlemesini talep etmek;  
(c) Polisin, Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunmasına engel olmuş olduğuna  
ilişkin şikayeti hakkında Nesibe Haran’ın ifadesini almak;  
(d) Başvurandan, yukarıda belirtilen olayın muhtemel görgü tanıklarının adlarını  
vermesini talep etmek;  
(e) Başvurandan, nereye şikayette bulunmaya çalışmış olduğunu ve bunu yapmasının  
engellendiğini aydınlatmasını talep etmek.  
42. 21 Aralık 2001 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Lice Nüfus  
Müdürlüğü’nden, Nesibe Haran’ın nüfus kayıtlarını talep etmiştir.  
43. 15 Mayıs 2001 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Lice Cumhuriyet  
Savcılığı’ndan, eşinin ortadan kayboluşu hakkında ifadelerini almak için, başvuranın yerini  
tespit etmesini talep etmiştir. Ayrıca, başvuranın köyünde bulunmaması durumunda, yeni  
adresinin yetkililere kaydedilip edilmediği üzerine bir araştırma talep etmiştir. Son olarak,  
Lice Cumhuriyet Savcılığı’ndan, başvuranın yakın akrabalarının adreslerini tespit etmesini  
istemiştir.  
44. 21 Kasım 2002 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Emniyet  
Müdürlüğü’nden, 1994 ve 1995 tarihleri arasında üç inşaat şirketi tarafından çalıştırılan  
işçilerin isimlerini bulmasını talep etmiştir.  
45. 29 Ocak 2003 ve 25 Eylül 2003 tarihlerinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı,  
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na, İhsan Haran’ın ortadan kayboluşuna ilişkin  
soruşturmanın devam etmekte olduğunu bildirmiştir.  
46. 1 Aralık 2003 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Cumhuriyet  
Başsavcılığı’na, Diyarbakır Trafik Tescil Şubesi, Devlet Hastanesi, Diyarbakır Tapu  
Müdürlüğü, ve Diyarbakır Nüfus Müdürlüğü, Lice Nüfus Müdürlüğü ve Lice Tapu  
Müdürlüğü’nün İhsan Haran’ın 1 Aralık 1994’ten beri herhangi bir eylem gerçekleştirip  
gerçekleştirmediğine dair yanıtını hala beklediklerini bildirmiştir.  
47.3 Ocak 2004 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Cumhuriyet  
Başsavcılığı’na, İhsan Haran’ın idari merciler huzurunda 1 Şubat’tan önce herhangi bir idari  
eylem gerçekleştirip gerçekleştirmediğine dair Lice Tapu Müdürlüğü’nden halen yanıt  
beklediklerini bildirmiştir.  
8. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Lice Jandarma Komutanlığı’na yazdığı 21  
Haziran 2001 tarihli yazı  
48.Cumhuriyet Savcısı, Lice Jandarma Komutanlığı’na, en kısa sürede, ifadesi  
alınmak üzere müşteki Nesibe Haran’ı Cumhuriyet Savcılığı’na getirmesini talep etmiştir.  
ık adresi “Arıklı Köyü” olarak belirtilmiştir.  
9.Mehmet Ali Kızıl ve Bünyamin Keskin’in Cumhuriyet Savcılığı huzurunda 13 Aralık 2002  
tarihinde verdikleri ifade  
49. Her iki tanık, 15 Aralık 1994 ve 2 Ocak 1995 tarihleri arasında, Emniyet  
Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltında tutulduklarını ve o sırada İhsan Baran  
adlı bir şahsı görmediklerini ve tanımadıklarını teyit etmişlerdir.  
10. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 12 Nisan 2004 tarihli yazısı  
50. Emniyet Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı’na, PKK/KONTRA-GEL’ yönelik  
bir operasyon sırasında yakalanan on yedi şüphelinin ifadesinde İhsan Haran’ın adının  
geçtiğini ve dolayısıyla, o sırada arandığını bildirmiştir.Ayrıca, İhsan Haran’ın gözaltında  
görünmesine karşın, erkek kardeşlerinin 20 Şubat 1995 tarihinde Diyarbakır Emniyet  
Müdürlüğü’nde verdikleri ifadelerde, kendisinin 1993 yılında PKK’ya katıldığını ve Azad kod  
adıyla faaliyetlerine devam ettiğini belirtmişlerdir.Son olarak, Diyarbakır Nüfus Müdürlüğü  
Doğum Kayıtlarına göre, İhsan Haran ve Nesime Haran’ın evli olmadığını ifade etmişlerdir.  
11. İhsan Haran’ın erkek kardeşlerine yönelik cezai yargılama dahilinde Diyarbakır  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 20 Mart 1995 ve 16 Haziran 1996 tarihleri arasında  
yapılan duruşmaların tutanakları  
51. Seyithan Haran, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde, gözaltındayken  
zorla ifadesinin alındığını, Abdullah Haran ise, kendisine mahkemede okunan ifadenin polis  
gözaltında verdiği ifade olmadığını iddia etmiştir.  
52. İhsan Haran’ın erkek kardeşleri, Arıklı Köyü’nden Fahri Hazar isimli bir şahıs  
dahil olmak üzere, diğer sekiz sanıkla birlikte Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde  
yargılanmışlardır. Seyithan Haran ve Abdullah Haran, 16 Haziran 1996 tarihinde hüküm  
giymiş ve üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırılmıştır.  
12. Eylül 1994 ile Nisan 1995 tarihleri arasında RE-HA İnşaat Şirketi’nde çalışan  
işçilerin listesi  
53. RE-HA İnşaat Şirketi’nde çalışan işçilerin listesinde İhsan Haran’ın ismi  
bulunmamaktadır.  
II.İLGİLİ İÇ HUKUK  
54. İlgili iç hukuk ve uygulaması için, AİHM, Ülkü Ekinci – Türkiye (no. 27602/95, §§  
111-118, 16 Temmuz 2002) ve Tepe – Türkiye (no. 27244/95, §§ 115-122, 9 Mayıs 2003)  
davalarına atıfta bulunur.  
HUKUK  
I.HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI  
A.Ulusal hukuk yollarının tüketilmemesi  
55.Kabuledilebilirlik kararından sonra, Hükümet’in AİHM’ye ilettiği ek görüşlerde,  
Hükümet, başvuranın ulusal hukuk yollarını tüketmediği üzerinde durmuştur. Bu bağlamda,  
Hükümet, bilhassa medeni hukuk yolları olmak üzere, faydalanılabilecek hukuk yollarına  
değinmiştir. Hükümet, başvuranın İhsan Haran’ın kaybolmasını yetkililere hiç bildirmediğine  
ve yine başvuranın Cumhuriyet Savcısı’nın 21 Ocak 1998 tarihli kararına itiraz etmediğine  
işaret etmiştir.  
56. AİHM, bu konunun kabuledilebilirlik kararında ele alındığını not ederek tekrar  
incelenmesinin gerekli olmadığı kanısına varmıştır. Dolayısıyla, Hükümet’in ön itirazını  
reddeder.  
B.Mağdur statüsünün bulunmaması  
57. 11 Ağustos 2004 tarihinde başvuran tarafından gönderilen yazıya cevaben (bkz.  
62. paragraf), Hükümet, 26 Kasım 2004 tarihli yazısında şunu belirtmiştir:  
“Başvuran, kendi adının ve İhsan Haran’ın adının aile kayıtlarında aynı sayfada olması  
gerektiğini ifade etmiştir. Hükümet, başvuranın ve İhsan Haran’ın adının evli olmadıkları için  
ayrı sayfalarda yer aldığını AİHM’nin dikkatine sunar.”  
58. AİHM, bu olgunun, başvuranın mağdur statüsünü kendisinden almadığına işaret  
eder (bkz. örneğin, Ceyhan Demir ve Diğerleri – Türkiye, no. 34491/97, §§ 81-85, 13 Ocak  
2005). Taraflarca yapılan herhangi bir açıklama olmadığından, AİHM, başvuranın İhsan  
Haran’la olan ilişkisinin niteliği hakkında spekülasyon yapamaz. Ancak, Hükümet aksi  
doğrultuda herhangi bir argüman sunmadığından, AİHM, başvuranın en azından İhsan  
Haran’ın partneri ve kendisinden üç çocuğu olduğunu göz ardı edemez (bkz 34. paragraf).  
59. Buna göre, AİHM, İhsan Haran’ın partneri olarak başvuranın, partnerinin  
kaybolması gibi trajik bir olayın mağduru olduğunu meşru olarak iddia edebileceği  
kanısındadır. Dolayısıyla, Hükümet’in itirazının reddedilmesi gereklidir.  
II.AİHS’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
60.Başvuran, kocasının, hayatı tehdit eden şartlarda, Devlet görevlileri tarafından  
gizlice tutuklu bulundurulduğu ve ulusal hukukun yaşam hakkına ilişkin yeterince koruma  
sağlamadığı şeklinde temel bir risk bulunduğunu iddia etmiştir. AİHS’nin 2. maddesine atıfta  
bulunmuştur; sözkonusu madde şöyledir:  
“1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı  
bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç  
kimse kasten öldürülemez.  
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline  
gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:  
a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;  
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir  
kişinin kaçmasını önlemek için;  
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”  
A.Tarafların görüşleri  
1.Başvuran  
61. Başvuran, kocasının kaybolmasından Devlet’in sorumlu olduğunu, zira köyden bir  
şahsın kocasının polisler tarafından gözaltına alındığını kendisine söylediğini ifade etmiştir.  
Ayrıca, kendisi ve ailesinin hapishaneye ziyarete gitmeye başladığında başka bir görgü  
tanığının, kocasının tutuklu olduğunu söylediğini iddia etmiştir. Bir şahsı tutuklamış olmanın  
inkar edilmesinin kaybolmanın bir parçası olduğunu ve buna ilişkin şikayetin, kapsamlı, etkili  
ve objektif bir soruşturma yapılmasını gerektirdiğini belirtmiştir. Başvuran, kocasına ilişkin  
olarak bunun yapılmadığını iddia etmiştir. Bu açıdan, AİHM’nin, kaybolan şahısların, aksi  
iddialara rağmen, Devlet tarafından tutuklandığına dair güçlü kanıtlar bulduğu içtihadına  
atıfta bulunmuştur.  
62. Başvuran, 11 Ağustos 2004 tarihli yazısında, Hükümet’in, kocasının kaybolmasına  
yönelik herhangi bir anlamlı soruşturma yapmadığını ve davaya ilişkin belgelerin, çoğunlukla  
Devlet makamları ve ilgili birimler arasındaki yazışmalar olduğunu tekrarlamıştır. Ayrıca,  
doğum kayıtlarının kendisini ve İhsan Haran’ın birlikte bir sayfa üzerinde göstermediğini ve  
bunun doğru olmadığını, zira kendisi ve kaybolan kocasının evli olduklarını ifade etmiştir.  
2.Hükümet  
63. Hükümet, başvuranın iddialarını ilgili makamların dikkatine sunmadığını ve  
makamların İhsan Haran’ın kaybolmasından ancak 5 Mart 1996 tarihli başvurunun  
kendilerine bildirilmesinden, yani iddia edilen kaybolma olayından iki yıl sonra, haberdar  
olduklarını öne sürmüştür. Hükümet, iddia edilen tanıkların varlığından haberdar  
olmadıklarını ve kimliklerinin kendilerine bildirilmediğini ileri sürmüştür. Hükümet,  
başvuranın Cumhuriyet Savcısı’nın 21 Ocak 1998 tarihli kararına itiraz etmemesinin, bir kez  
daha, başvuranın faydalanabileceği iç hukuk yollarını tüketme isteğinin olmadığını  
gösterdiğine işaret etmiştir. Hükümet, başvuranın bu başlık altında iddialarına ilişkin olarak  
herhangi bir kanıt sunmadığını ve Hükümet’in, başvuranın adresini bilmemesinden dolayı,  
kocasının halen kayıp olup olmadığını doğrulamanın imkansız olduğunu öne sürmüştür.  
B.AİHM’nin değerlendirmesi  
1.İhsan Haran’ın kaybolması  
64.AİHM, AİHS’nin yaşam hakkını teminat altına alan 2. maddesinin, AİHS’nin en  
temel maddelerinden birisini teşkil ettiğini ve AİHS’nin 3. maddesi ile birlikte, Avrupa  
Konseyi’ni oluşturan demokratik toplumların en temel değerlerinden birini muhafaza ettiğini  
tekrarlar (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Çakıcı – Türkiye [BD], no. 23657/94, § 86, AİHM, 1999-  
IV ve Finacune – İngiltere, no. 29178/95, § 67-71, AİHM 2003-VIII). 2. madde ile teminat  
altına alınan yaşam hakkının korunmasının ehemmiyeti çerçevesinde, AİHM’nin, yalnızca  
Devlet görevlilerinin davranışlarını değil aynı zamanda bütün koşulları dikkate alarak, yaşam  
hakkının elden alınmasını azami titizliğe tabi tutması gereklidir (bkz diğerlerinin yanı sıra  
Orhan – Türkiye, no. 25656/94, § 326, 18 Haziran 2002).  
65. AİHM, bu davada sunulan yazılı kanıtlar çerçevesinde, özellikle Hükümet’in bu  
davada yapılan adli soruşturmalara ilişkin sunduğu belgeler ve tarafların yazılı görüşleri  
olmak üzere, ortaya çıkan konuları inceleyecektir. Ayrıca, AİHM, AİHS’nin amacı  
çerçevesinde gerekli olan kanıt standardının, “hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde” ilke  
olduğunu ve bu tür bir kanıtın, yeterince güçlü, ık ve birbiriyle uyumlu çıkarımlardan veya  
benzeri çürütülmemiş maddi karinelerden elde edilebileceğini tekrarlar (bkz, mutatis  
mutandis, İrlanda – İngiltere, 18 Ocak 1978 kararı, Seri A no. 25, ss. 64-65, §§ 160-161 ve  
yukarıda anılan Ülkü Ekinci, §§ 141-142).  
66. AİHM, başvuranın, İhsan Haran’ın kaybolmasına sebep olan koşullara ilişkin  
iddialarının, görgü tanığı olduğu ileri sürülen Fahri Hazar’ın anlattıklarına dayandığını  
gözlemler. Ancak, başvuran, Hazar’ın ifadesini AİHM’ye iletmemiştir. Kocasının gözaltında  
görüldüğüne ilişkin iddiayla ilgili olarak, başvuran, kimliği AİHM’ye bildirilmeyen tanığın  
ifadesini de iletmemiştir. Bunun ötesinde, AİHM, İhsan Haran’ın erkek kardeşlerinin  
ifadelerini güvenilir bulmamaktadır (bkz. 27. paragraf), zira bu bilgi, 27 Eylül 2004’e kadar  
ne yerel makamlara ne de AİHM’ye sunulmuştur. Buna göre, başvuranın, İhsan Haran’ın  
kaybolmasının Devlet görevlileri tarafından organize edildiği iddiası, somut kanıtlara değil,  
söylentilere dayanmaktadır.  
67. Aygan’ın ROJTV’de, 24 Mayıs 2004 tarihinde, JITEM’in yargısız infazlara  
karıştığından ve İhsan Haran’ın da kurbanlardan birisi olduğundan bahsettiği açıklamalarına  
ilişkin olarak, AİHM, sözkonusu açıklamanın, İhsan Haran hakkında yukarıda anlatılanların  
dışında (29. paragraf) herhangi bir detay veya tarih içermediğini not eder. Dolayısıyla, AİHM,  
sınanmamış ve ikinci derecede kanıt olduğundan, buna herhangi belirleyici bir önem  
atfetmeyecektir (bkz. Issa ve Diğerleri – Türkiye, no. 31821/96, § 79, 16 Kasım 2004).  
68. Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, İhsan Haran’ın kaybolduğu gerçek  
koşulların bir spekülasyon konusu olduğunu ve buna göre, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak  
şekilde, İhsan Haran’ın, başvuranın iddia ettiği gibi, Devlet görevlilerinin suç ortaklığı ile  
gizlice tutuklandığı ve öldürüldüğü sonucuna varmak için yeterli kanıtsal temel bulunmadığı  
kanısındadır.  
69. Dolayısıyla, AİHS’nin 2. maddesi bu bağlamda ihlal edilmemiştir.  
2.Soruşturmanın yetersizliği iddiası  
70. AİHM, 2. madde bağlamında yaşam hakkının korunması yükümlülüğünün,  
Devlet’in 1. madde çerçevesinde “yetkisi dahilindeki herkese AİHS’de tanımlanan hak ve  
özgürlükleri tanıma” şeklindeki genel görevinin, bireyler güç kullanımı sebebiyle  
öldürüldüklerinde etkili bir resmi soruşturma yapılmasını gerektirdiğini hatırlatır (bkz mutatis  
mutandis, McCann ve Diğerleri – İngiltere, 27 Eylül 1995 kararı, Seri A, 324, s. 49, § 161).  
Bu yükümlülük, öldürmenin bir Devlet görevlisi tarafından yapıldığının belirlendiği davalarda  
sınırlı değildir. Aynı şekilde, merhumun ailesinden bireylerin ya da başkalarının öldürmeyle  
ilgili olarak yetkili merciye resmi şikayette bulunup bulunmaması da belirleyici değildir.  
Mercilere yalnızca başvuranın kocasının öldürüldüğünün haber verilmesi gerçeği, ipso facto,  
2. madde kapsamında ölümü çevreleyen koşullara yönelik etkili bir soruşturma yapma  
yükümlülüğü doğurmuştur (bkz. Tanrıkulu – Türkiye [BD], no. 23763/94, §§ 101 ve 103,  
AİHM 1999-IV).  
71.AİHM, ayrıca, Sözleşmeci Devletlere 2 § 1. madde ile getirilen kesin  
yükümlülüğün, yaşam hakkının kanunla korunmasını gerektirdiğine işaret eder. Bu,  
Devletlerin, en azından, yaşamın elden alınmasını yasaklayan bir hukuk çerçevesi sağlamak  
ve bu yasakları yürürlüğe koymak için gerekli yapıyı sunmak, buna dahil olarak ihlalleri  
soruşturma ve önlemek sorumluluğu olan bir polis gücü bulundurma yükümlülüğü vardır  
(bkz. Osman – İngiltere, 28 Ekim 1998 kararı, Reports of Judgments and Decisions 1998-  
VIII, s. 3159, § 115). Ancak, bu kesin yükümlülük, bir Devlet’e, ölümcül saldırıların faillerini  
saptamak ve kovuşturmakta mutlaka başarılı olması şartını yüklemez.  
72. Bu bağlamda, AİHM, bir soruşturmanın etkinliğinin asgari sınırını karşılayan  
titizliğin niteliği ve derecesinin, her davanın kendi koşullarına bağlı olduğunu tekrarlar.  
Bunun, ilgili tüm kanıtlar temelinde ve soruşturmaya ilişkin uygulama realiteleri dikkate  
alınarak değerlendirilmesi gereklidir (bkz. Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98, § 80, AİHM  
2000-VI ve yukarıda anılan Ülkü Ekinci, § 144).  
73. Bu bağlamda, bir ivedilik ve makul süratlilik gerekliliği de bulunmaktadır (Yaşa –  
Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VI, §§ 102-04; yukarıda anılan Çakıcı, §§ 80-87  
ve 106, yukarıda anılan Tanrıkulu, § 109, ve Mahmut Kaya – Türkiye, no. 22535/93, §§ 106-  
07, AİHM 2000-III). Belirli bir durumda, bir soruşturmada ilerlemeyi engelleyebilecek  
zorlukların olabileceği kabul edilmelidir. Ancak, yetkililerin, bir ölümcül güç kullanımını  
veya bir kaybolma olayını soruşturmadaki süratliliği, genel olarak, kamunun hukukun  
üstünlüğüne olan güvenini muhafaza etmede ve kanunsuz fiillere karışma veya bu tür fiillere  
tolerans gösterme görüntüsünü önlemede esas olduğu düşünülebilir (bkz, genel olarak McKerr  
İngiltere, no. 28883/95, §§ 108-15, AİHM 2001-III, ve Avşar – Türkiye, no. 25657/94, §§  
390-395, AİHM 2001-VII (bölümler)).  
74. Bu davada, AİHM, İhsan Haran’ın öldürüldüğüne dair hiçbir kanıt bulunmadığını  
not eder. Ancak, yukarıda bahsedilen usuli yükümlülükler, Devlet görevlilerinin ölümcül güç  
kullanmasından kaynaklanan kasti öldürme vakalarına kadar uzanır ancak bunlarla sınırlı  
değildir. AİHM, bu yükümlülüklerin, bir bireyin, hayatı tehdit ettiği düşünülebilecek  
koşullarda kaybolmasına ilişkin davalar için de geçerli olduğu kansındadır. Bu bağlamda,  
yetkililerin, PKK ile ilişiği olduğunu düşündükleri bir bireyin kaybolmasının ve kayıtsız  
tutuklanmasının, 1993’te Türkiye’nin güneydoğusundaki durumun genel koşullar  
çerçevesinde hayatı tehdit ettiği düşünülebilir (bkz Timurtaş – Türkiye, no. 23531/94, § 85,  
AİHM 2000-VI). İncelenmesine karar verdiği ve 1994’te meydana gelmiş olan kaybolma  
olaylarını içeren davaları dikkate alarak AİHM, bu genel koşulların sözkonusu yılda da devam  
ettiği sonucuna varmıştır (bkz. örneğin, Çiçek – Türkiye, no. 25704, 27 Şubat 2001; İrfan  
Bilgin – Türkiye, no. 25659/94, AİHM 2001-VIII; yukarıda anılan Orhan; İpek – Türkiye, no.  
25760/94, AİHM 2004-…). Ayrıca, kesin tarihin AİHM tarafından belirlenememesi gerçeğine  
rağmen, yetkililerin gerçekten İhsan Haran’ın PKK ile bağlantısı olduğundan süphelendiği  
görülmektedir (bkz 36-37 ve 50. paragraflar). Bu şartlarda, AİHM, İhsan Haran’ın  
kaybolmasının, hayatı tehdit ettiğinin düşünülebileceği kanısındadır. Bu bağlamda, kaybolan  
kişiye dair herhangi bir haberin alınmadığı ne kadar çok zaman geçerse, o kişinin öldüğü  
ihtimali o kadar artmaktadır (bkz. Tahsin Acar – Türkiye [BD], no. 26307/95, § 226, AİHM  
2004-…).  
75.AİHM, başvuranın iddialarına yönelik soruşturmanın, başvurunun Hükümet’e  
bildirilmesinden sonra, yani olaylardan iki yıl sonra, başladığını not eder. Ayrıca, AİHM, bu  
soruşturmanın, Cumhuriyet Savcısı’nın kanıt yetersizliğinden dolayı ileri soruşturma  
yapılmasının gerekli olmadığına dair 21 Ocak 1998 tarihli tespitinin yer aldığı kararıyla  
sonuçlandığını gözlemler. Ancak, dava dosyasından, İhsan Haran’ın kaybolmasına ilişkin  
resmi araştırmaların halen herhangi bir başarı elde edilmeksizin devam ettiği de  
görülmektedir.  
76. Bu bağlamda, AİHM, başvuranın veya İhsan Haran’ın ailesinden herhangi bir  
bireyin sürmekte olan soruşturmalara katılmak istememesi karşısında şaşkınlığa uğramıştır.  
İhsan Haran’ın 1994’te kaybolmasından bu yana, başvuran tarafından, kendisinin veya  
ailesinden başka bir ferdin, İhsan Haran’ın kaybolmasına ilişkin soruşturmanın durumunu  
sorgular nitelikte herhangi bir adım atıldığını gösteren hiçbir kanıt sunulmamıştır. Bu  
bağlamda, AİHM, başvuranın, Cumhuriyet Savcısı’nın 21 Ocak 1998 tarihli kararına itiraz  
etmediğini not eder. Aynı şekilde, soruşturma ile ilgili olarak, hiçbir yerel merciden bilgi  
talebinde bulunmamıştır. AİHM özellikle, Diyarbakır’daki yeni adresini yetkili makamlara  
bildirmeyen başvuranın, yerel makamların kendisini bulmasını ve dolayısıyla, olaylara ilişkin  
ifadesini almasını zorlaştırdığını gözlemlemiştir. AİHM, yerel makamların sözkonusu işbirliği  
eksikliğinin, İhsan Haran’ın ortadan kaybolmasına ilişkin koşulların soruşturulmasını olumsuz  
yönde etkilediğinin kabul edilmesi gerektiği kanısındadır.  
77. Ancak, başvuranın tutumu, yerel makamları, soruşturmanın uygulanabilir  
gerçeklerinin sınırı içerisinde ortadan kaybolmaya ilişkin koşulları soruşturma  
yükümlülüklerini yerine getirmekten alıkoymaz. Sözkonusu davada AİHM, soruşturmanın  
yürütülmesinde dikkat çekici ihmaller olduğu kanısındadır. Bu bağlamda AİHM, Diyarbakır  
Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen başlangıç soruşturmasının, Diyarbakır Emniyet  
Müdürlüğü’nün gözaltı kayıtlarını kontrol etmekten ibaret olduğunu gözlemlemiştir (bkz.  
paragraf 36) ve 29 Şubat 2000 ve 15 mayıs 2001 tarihlerinden önce Diyarbakır Cumhuriyet  
Savcılığı, başvuran ve diğer aile mensuplarının ifadelerini almaya çalışmamıştır (bkz.  
paragraflar 41 ve 43). AİHM sözkonusu tarihlerden önce almalarının, ortadan kaybolma  
iddiasına ilişkin bir soruşturmada makul bir başlangıç noktası olmuş olacağı kanısındadır.  
AİHM özellikle, Devlet’in tam yetkisi altında, 1996 senesinde İhsan Haran’ın hapis cezasına  
mahkum edilen erkek kardeşlerinin ifadelerinin ne sebeple alınmadığı hususunda bir sonuca  
varamamıştır (bkz. paragraf 52). Ayrıca AİHM, görgü tanıklarından birinin kimliği hiçbir  
zaman kendilerine açıklanmadığı halde, başvuranın ifadesine göre 24 Aralık 1994 tarihinde  
İhsan Haran’ın polis memurları tarafından yakalanmasına görgü tanıklığı ettiği iddia edilen  
Fahri Hazar’ın farkında olduklarını gözlemlemiştir. Hükümet tarafından sunulan dokümanlar,  
sözkonusu kişinin de hiçbir zaman yetkili makamlar tarafından dinlenmediğini  
göstermektedir.  
78. Yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM, yerel makamların İhsan Haran’ın ortadan  
kaybolmasına ilişkin koşullar hususunda yeterli ve etkin bir soruşturma yapmadıkları  
kanısındadır. Sonuç olarak, Devlet’in 2. madde uyarınca yaşam hakkını koruma yükümlülüğü  
ihlal edilmiştir.  
3.Yaşam hakkının korunmasının yerel hukukta ihmal edildiği iddiası  
79. Tarafların görüşlerini inceleyen AİHM, İhsan Haran’ın ortadan kaybolmasına  
ilişkin koşullar ışığında ulaştığı sonuçları ve yetkili makamların, etkin bir soruşturma  
yürütmeyerek AİHS’nin 2. maddesini ihlal etmiş olduklarını değerlendirmiş ve sözkonusu  
dava koşulları altında sözkonusu esasa ilişkin ayrı bir karar vermesinin gerekli olmadığı  
sonucuna varmıştır.  
III. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
80. Başvuran, eşinin akibetinin ortaya çıkarılmaması karşısındaki üzüntüsünün,  
insanlık dışı ve küçük düşürücü muamele ve aşağıda kaydedilen 3. maddenin ihlali anlamına  
geldiği hususunda şikayette bulunmuştur:  
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”  
81. Hükümet, başvuranın iddialarının olaylara dayanan temellerini yadsımanın  
ötesinde, 3. maddeye dayanarak yapılan şikayet ile özel olarak ilgilenmemiştir.  
82. AİHM, bir aile mensubunun mağdur olup olmamasının, kendisine ve  
akrabalarına sıkıntı veren ve insan haklarını ciddi şekilde ihlal eden özel unsurların varlığına  
bağlı olduğunu hatırlatır (bkz. Çakıcı, yukarıda kaydedilen, § 98). İlgili unsurlar, aile  
bağlarının güçlülüğünü, aile mensubunun sözkonusu olaylara tanık olma derecesini, aile  
mensuplarının ortadan kaybolan kişi hakkında bilgi edinme çabalarına dahil oluşunu ve yetkili  
makamların, sözkonusu soruşturmalara cevap verme biçimini kapsayacaktır. AİHM ayrıca, bu  
tür bir ihlalin esasının, aile mensubunun ortadan kaybolmasına dayanmaktan çok duruma  
dikkatleri çekildiğinde yetkili makamların tepki ve tutumlarıyla ilgili olduğunu vurgulamıştır  
(bkz. Orhan, § 358).  
83. Sözkonusu davada AİHM, başvuranın mevcut olmadığını ve İhsan Haran’ın  
ortadan kaybolmasına yol açtığı iddia edilen olaylara tanıklık etmediğini gözlemlemiştir.  
Ayrıca, İhsan Haran’ın akibetini öğrenmek için de soruşturmalarda bulunmamış ya da  
dilekçeler vermemiştir (bkz. Akdeniz ve Diğerleri/Türkiye, no. 23954/94, § 102, 31 Mayıs  
2001, Çakıcı, § 99, a contrario, Orhan, § 359). Bu bağlamda AİHM, başvuranın İhsan  
Haran’ın ortadan kaybolmasına ilişkin devam etmekte olan soruşturmalara dahil olduğunu  
kanıtlayamadığını hatırlatır.  
84. Yukarıda kaydedilenleri gözönüne alan AİHM, devam etmekte olan ve uzayan  
süre boyunca başvuranın yaşadığı belirsizlik, sıkıntı çekmesine neden olmuş olsa da,  
sözkonusu dava koşulları altında ve dava dosyası ışığında, çektiği sıkıntının, mağdurun  
yakınlarının ciddi bir insan hakları ihlaline maruz bırakılmasına neden olduğu kabul edilen  
duygusal sıkıntıdan farklı bir boyuta ve karaktere ulaştığı sonucuna varılamayacağı  
kanısındadır. Dolayısıyla, AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmemiş olduğu  
kanısındadır.  
III. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
85. İddialarını AİHS’nin 5. maddesine dayandıran başvuran, eşinin, özgürlük ve  
güvenlik hakkını teminat altına alan sözkonusu maddenin 1. ila 5. paragraflarında öngörülen  
ihtiyatların tamamen gözardı edilerek tutuklandığını ileri sürmüştür. 5. madde aşağıda  
kaydedilmiştir:  
“1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada  
belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz,  
a) Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak  
hapsedilmesi;  
b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya  
yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya  
tutulu durumda bulundurulması,  
c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra  
kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin  
yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması,  
d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulu  
durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne uygun olarak tutulu  
durumda bulundurulması,  
e) Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu madde  
bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması,  
f) Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alı konmasını veya kendisi hakkında sınır dışı  
etme ya da geriverme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu  
durumda bulundurulması,  
2. Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa  
zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.  
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan  
herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır;  
kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır.  
Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.  
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes,  
özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı  
görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.  
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutulu kalma işleminin mağduru  
olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.”  
86. Hükümet, başvuranın iddialarının olaylara dayanan temelini yadsımanın  
ötesinde, 5. maddeye dayanan şikayet ile özel olarak ilgilenmemiştir.  
87. AİHM, herhangi bir Devlet yetkilisi ya da Devlet adına görev yapmakta olan bir  
kişinin, İhsan Haran’ın iddia edilen kaçırılması ile ilgisi bulunduğunun, makul şüphenin  
ötesinde, tespit edilmiş olmadığına ilişkin yukarıda kaydedilen bulgusuna değinmektedir (bkz.  
paragraf 69). Sonuç olarak, başvuran tarafından iddia edildiği gibi sözkonusu maddenin ihlal  
edildiği sonucuna varmak için olaylara dayanan bir gerekçe bulunmamaktadır.  
88. Dolayısıyla AİHM, AİHS’nin 5. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.  
V. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
89. Başvuran, huzurunda başarıya ulaşması umudu ile yukarıda kaydedilen  
şikayetlerde bulunulabilecek bağımsız bir makam hususunda şikayette bulunmuştur. Bu  
şikayetini, AİHS’nin aşağıda kaydedilen 13. maddesine dayandırmıştır:  
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme  
hakkına sahiptir.”  
90. Her iki taraf da AİHS’nin 13. maddesine dayanarak belirli bir görüş  
belirtmemiştir. Ancak, iç hukuk yollarının etkinliğine ilişkin uzun iddialarda bulunmuşlardır.  
Bu bakımdan, başvuran özellikle, DGM Cumhuriyet Savcısı’na dilekçe sunma çabasında  
bulunduğunu, ancak polisin, kendisinin Cumhuriyet Savcısı’nı görmesini engellediğini iddia  
etmiştir. Ayrıca, ailesinin bir ay boyunca dilekçe sunmaya çalışmaya devam ettiğini ve  
sunamayınca, bilgi edinip edinemeyeceklerini görmek için hapishane ziyaretlerine  
başladıklarını ileri sürmüştür. Buna ilaveten, Cumhuriyet Savcısı’na sunulan bir şikayetin,  
kendi şikayetinin niteliği gereği tüketilmesi uygun bir iç hukuk yolu olduğunu ve kendisinin  
tüketmesi için mevcut bir etkin iç hukuk yolu olduğuna dair delil olmadığını iddia etmiştir.  
91. Sözkonusu davada başvuranın sunduğu görüşleri ve usule ait esasına ilişkin 2.  
maddenin ihlal edildiğinin tespitini dayandırdığı gerekçeyi gözönüne alan AİHM (bkz.  
paragraflar 75-78), AİHS’nin 13. maddesi uyarınca ayrı bir meselenin açığa çıkmadığı  
kanısındadır.  
VI. AİHS’NİN 2, 3 VE 5. MADDELERİ BAĞLANTILI OLAN 14. MADDENİN İHLAL  
EDİLDİĞİ İDDİASI  
92. Başvuran, etnik köken gerekçesine dayalı ayrımcılığa ilişkin bir idari uygulama  
olduğunu ileri sürmüştür. Bu iddiasını, AİHS’nin 14. maddesine dayandırmıştır:  
“Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya  
diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir  
durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”  
93. İlk başvuru formunda başvuranın temsilcileri, Akkum ve Diğerleri/Türkiye  
davasındaki görüşlerine değinmiştir (no. 21894/93, ECHR 2005-… (özetler)). Daha sonraki  
görüşlerinde, 14. maddeye dayanan belirli hiçbir görüş sunmamışlardır.  
94. Hükümet, AİHS’nin 14. maddesine dayanan şikayet ile özel olarak  
ilgilenmemiştir.  
95. AİHM, kendisine sunulan deliller ışığında başvuranın iddialarını incelemiş,  
ancak iddiaların kanıtlanamadığı sonucuna varmıştır. Özellikle başvuran, İhsan Haran’ın etnik  
kökeni hususunda zoraki bir ortadan kaybolmanın kasıtlı hedefi olduğuna ilişkin iddialarını  
destekleyecek hiçbir delil sunmamıştır. Sonuç olarak, AİHS’nin 14. maddesi ihlal  
edilmemiştir.  
VII. AİHS’NİN 18. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
96. Başvuran, kendisinin ve eşinin AİHS’de öngörülen hakları ve özgürlükleri  
üzerindeki kısıtlamaların, AİHS uyarınca müsaade edilmeyen amaçlar için getirildiğini ileri  
sürmüştür. Bu iddiasını, AİHS’nin 18. maddesine dayandırmıştır:  
“Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak  
öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”  
97. AİHM, kendisine sunulan deliller ışığında, başvuranın sözkonusu başlık  
altındaki iddialarının kanıtlanamadığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla AİHM, AİHS’nin 18.  
maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.  
VIII. AİHS’NİN 34. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
98. 8 Ekim 1999 tarihinde sunulan esaslara ilişkin nihai görüşlerinde başvuranın  
İngiltere’de bulunan temsilcisi, AİHM’ye başvuran ile temasa geçemediklerini bildirmiş ve  
AİHM’den başvuranın şikayetlerinin AİHM tarafından değerlendirilmesi hakkına kabul  
edilemeyecek şekilde müdahale olarak değerlendirdikleri üç olayı (bkz. paragraflar 21-22)  
gözönüne almasını istemişlerdir.  
99. AİHM, sözkonusu şikayeti AİHS’nin aşağıda kaydedilen 34. maddesi  
bağlamında incelemeyi uygun görmüştür:  
İşbu Sözleşme ve Protokollarında tanınan hakların Yüksek Sözleşmeci Taraflardan biri tarafından  
ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, hükümet dışı her kuruluş veya kişi  
grupları Mahkeme’ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde  
kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı taahhüt ederler.”  
100. AİHM, sözkonusu şikayetin, taraflar arasında sözkonusu mesele hususunda  
görüş alışverişinde bulunulmasına izin verecek kadar erken belirtilmediğini veya  
hazırlanmadığını belirtmektedir. Dava koşulları altında, konuyu şu aşamada yargılamalar  
sırasında incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır (bkz. Nuray Şen/Türkiye (no. 2), no.  
25354/94, §§ 199-200, 30 Mart 2004).  
IX. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
101. AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Maddi Zarar  
102. Aksoy/Türkiye (18 Aralık 1996 tarihli karar, Raporlar 1996-VI), Kurt/Türkiye (25  
Mayıs 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-III), ve Kaya/Türkiye (19 Şubat 1998 tarihli karar,  
Raporlar 1998-I) davalarında verilen tazminatlara değinen başvuran, eşinin yararına, uğramış  
olduğu maddi zararlar için ödenen meblağı kabul edeceğini ileri sürmüştür. Sözkonusu başlık  
altında bir meblağ belirtmemiştir.  
103. Hükümet, görüş belirtmemiştir.  
104. AİHM başvuranın, belirli bir meblağ belirtmediğini veya iddiasını desteklemek  
için hiçbir görüş ya da doküman sunmadığını belirtir. Dolayısıyla, sözkonusu iddiayı  
reddetmiştir.  
B. Manevi Zarar  
105. Başvuran, AİHS’nin 3. maddesinin ihlaline ilişkin olarak eşinin uğradığı zarar  
için 40,000 Sterlin, kendisinin uğradığı zarar için 10,000 Sterlin tazminat talep etmiştir.  
Benzer davalarda, özellikle de Kurt ve Kaya davalarında verilen tazminatlara değinmiştir.  
106. Hükümet, başvuranın iddiaları hususunda görüş belirtmemiştir.  
107. AİHM, AİHS’nin 2. maddesinin öngördüğü usule ilişkin yükümlülük aksine  
yetkili makamların, İhsan Haran’ın ortadan kaybolmasına ilişkin olaylara dair etkin bir  
soruşturma yapmadıklarını tespit etmiş olduğunu hatırlatır. Benzer davalardaki (bkz. Tahsin  
Acar, § 264) yerleşmiş içtihatlar ışığında dava olaylarını gözönüne alan AİHM, başvurana  
sözkonusu başlık altında 10,000 Euro (EUR) tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
C. Mahkeme Masrafları  
108. Son olarak başvuran, AİHS organları huzurunda davasının hazırlanması ve  
sunumuna ilişkin ücretler ve masraflar için 6,704 Sterlin tazminat talep etmiştir. Bu meblağa,  
İngiliz temsilcilerinin yaptıkları yasal çalışma ve idari masraflar (sırasıyla 2,250 Sterlin ve  
89,50 Sterlin), Türk temsilcilerinin yaptıkları yasal çalışma ve idari masraflar (sırasıyla 1,800  
Sterlin ve 560 Sterlin), ve telefon görüşmeleri, posta ücreti, fotokopi ve İngilizce’den  
Türkçe’ye – Türkçe’den İngilizce’ye çevirileri ve özetleri (725 Sterlin) de dahil olmak üzere  
KHRP’nin kırtasiye masrafları da (sırasıyla 1,000 Sterlin ve 280 Sterlin) dahildir.  
109. Hükümet, görüş belirtmemiştir.  
110. AİHM, gerekli olarak yapıldığı ve meblağlar makul olduğu sürece tazminat  
ödenmesine karar verecektir (bkz. Sawicka/Polonya, no. 37645/97, § 54, 1 Ekim 2002).  
AİHM, sözkonusu davada tüm masraf ve harcamaların gerekli olduğu için yapıldığı  
hususunda tatmin olmamıştır. Özellikle, altı ayrı avukat tarafından yapılan yasal işlerin  
saatlerinin toplam sayısının da dahil olduğu tüm bu yasal masrafların, gerektiği için yapılmış  
olduğunun kanıtlanamadığı kanısındadır. Diğer taraftan AİHM, çeviriler, özetler ve idari  
masraflara ilişkin iddiaların, gerekli olduğu için yapıldığı ve meblağlarının makul olduğu  
kanısındadır. Ancak AİHM, başvuranın sözkonusu masraflar hususunda makbuz sunmadığını  
gözlemlemiştir. Tarafsız şekilde karar veren ve başvuran tarafından öne sürülen iddiaların  
detaylarını gözönünde bulunduran AİHM, ödeme gününde Sterlin’e çevrilmek ve başvuran  
tarafından belirtilen İngiltere’deki banka hesabına yatırılmak üzere iddia edilen ücretler ve  
masraflar için 4,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
D. Gecikme Faizi  
111. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz  
oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesinin uygun olduğu  
kanısındadır.  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM  
1. Hükümet’in ilk itirazlarını reddetmiş,  
2. İhsan Haran’ın Devlet yetkililerince veya Devlet adına görev yapmakta olan kişilerce  
kaçırıldığı ve öldürüldüğüne ilişkin başvuranın iddialarına ilişkin AİHS’nin 2. maddesinin  
ihlal edilmemiş olduğuna,  
3. İhsan Haran’ın ortadan kaybolmasına ilişkin koşullar hususunda yerel makamların yeterli  
ve etkin bir soruşturma gerçekleştirmemesine ilişkin AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmiş  
olduğuna,  
4. Başvuranın, yerel hukukta yaşam hakkının korunmasının ihmal edildiği iddiasına ilişkin  
şikayetini, AİHS’nin 2. maddesi uyarınca değerlendirmenin gerekli olmadığına,  
5. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine,  
6. AİHS’nin 5. maddesinin ihlal edilmediğine,  
7. AİHS’nin 13. maddesi uyarınca ayrı bir meselenin ortaya çıkmadığına,  
8. 2, 3 ve 5. maddelerle bağlantılı olan 14. maddenin ihlal edilmediğine,  
9. AİHS’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine,  
10. AİHS’nin 34. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesinin gerekli  
olmadığına,  
11. (a) Sorumlu Devlet’in, başvurana, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği  
tarihten itibaren üç ay içerisinde aşağıda kaydedilen miktarları ödemesi gerektiğine:  
(i) Ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere,  
manevi zarar için 10,000 Euro (on bin Euro),  
(ii) Masraf ve harcamalar için ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Sterlin’e  
çevrilecek ve başvuran tarafından belirtilen İngiltere’deki bir banka hesabına  
yatırılacak 4,000 Euro (dört bin Euro),  
(iii) Yukarıda kaydedilen miktarlara uygulanabilecek her tür vergi,  
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar basit faizin,  
Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme süresince uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oran üzerinden yukarıda kaydedilen miktarlara  
uygulanmasına karar vermiş,  
12. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmını reddetmiştir.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2. ve 3.  
maddeleri uyarınca 6 Ekim 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Vincent BERGER  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Sekreter  
Başkan