COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
NEVRUZ KOÇ/TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 18207/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
12 Haziran 2007  
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ekle ilikin  
değiiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Davanın nedeni, Türk vatandaı Nevruz Koç’un (“bavuran”), 22 Mayıs 2003  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleme’nin (“Sözleme”)  
34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı  
bavurudur (bavuru no. 18207/03).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Bavuran, 1954 doğumludur ve Đstanbul’da yaamaktadır.  
30 Kasım 1997 tarihinde bir restoranda ahçı olarak çalıan bavuran, görev bitiminde  
alkol almıtır. Restorana terk ettikten sonra eve dönerken, Sarıyer’deki bir otobüs durağında  
bekleyen bir grup insanla tartımaya girmitir. Polis memuru H. Ö. Tarafından yakalandığını  
ve yakalandığı sırada kötü muameleye maruz bırakıldığını iddia etmektedir. Sarıyer Polis  
Karakolu’nda gözaltına alınan bavuran bir gün boyunca kötü muameleye maruz bırakıldığını  
ileri sürmütür.  
Aynı gün hazırlanan polis raporunda bavuranın H. Ö.’ye hakaret ettiği ve vurduğu  
belirtilmektedir. Olay mahallinde bulunan kiiler de H. Ö. Herkesi sakinletirmeye çalıırken  
bavuranın ona hakaret ettiğini doğrulamıtır. H.Ö. bavuranın kendisine hakaret ettiği ve  
fiziksel saldırıda bulunduğuna ilikin ikayette bulunmutur.  
3 Aralık 1997 tarihinde Sarıyer Cumhuriyet Savcısı, Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesi’ne  
bir iddianame sunarak bavuranı, görevde olan bir polis memuruna saldırmak ve hakaret  
etmekle suçlamıtır.  
9 ubat 1998 tarihinde bavuran Sarıyer Cumhuriyet Savcısı’na ikayette bulunarak  
Sarıyer Polis Karakolu’nda gözaltında tutulduğu sırada ikence gördüğünü ileri sürmütür.  
Đddiasını Adli Tıp Kurumu’nun 16 Aralık 1997 tarihli raporuna dayandırmıtır.  
10 ubat 1998 tarihinde Sarıyer Cumhuriyet Savcısı bavuranın ifadesini almıtır.  
Bavuran HADEP (Halkın Demokrasi Partisi) üyesi ve Kürt kökenli olması nedeniyle  
Sarıyer’de ikamet eden kiilerin kendisine karı olduklarını belirtmitir.  
24 Haziran 1998 tarihinde Đstanbul Đnsan Hakları Derneği doktorları, bavuranın polis  
tarafından gözaltında tutulduğu sırada baına gelenleri doğrulayan bir rapor yayınlamıtır.  
Bavuranın iddiasının ve tıbbi raporların biribiriyle uyumlu olduklarını belirtmitir.  
21 Aralık 2000 tarihinde artlı tahliyeye ilikin bir kanun çıkarılmıtır. Dolayısıyla, 16  
Mart 2001’de Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesi bavuranın yaralanmasından sorumlu tutulan  
failler aleyhindeki cezai takibatın askıya alınmasına ve aynı suç sözkonusu suçlularca beyıl  
içerisinde yeniden ilenmediği takdirde devam etmemesine karar vermitir.  
10 ubat 2002 tarihinde Yargıtay, bavuranın sözkonusu karara ilikin itirazını  
reddetmitir. Bavuran, 25 Kasım 2002’de haberdar edilmitir.  
2
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK  
Hükümet, bavuranın AĐHS’nin 35 § 1. maddesi bağlamında mevcut bulunan iç hukuk  
yollarını tüketmediğini ileri sürmütür. Bu bağlamda, polis tarafından gözaltında tutuldukları  
sırada kötü muamele mağdurları olduklarını iddia eden kiiler hususunda iç hukukun sağladığı  
çeitli hukuki, cezai ve idari iç hukuk yolları mevcut olduğunu ve bavuranın, maruz kaldığını  
iddia ettiği zararın tazmini için bavuruda bulunma ansı olduğu halde bulunmadığını  
belirtmitir.  
AĐHM daha önce benzeri davalarda Hükümet’in ilk itirazlarını incelemive reddetmiꢀ  
olduğunu yinelemektedir. AĐHM sözkonusu davada yukarıda anılan davada vardığı sonuçtan  
farklı bir sonuca varmasını gerektirecek özel bir durum görememektedir. Bu nedenle,  
Hükümet’in ilk itirazını reddetmektedir.  
AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun olmadığını  
belirtmektedir. Kabuledilmez olduğuna karar vermek için de gerekçe bulunmamaktadır. Bu  
nedenle kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.  
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’nin aağıda kaydedilen 3. maddesinin ihlali yönünde kötü  
muameleye maruz bırakıldığı hususunda ikayette bulunmutur:  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi  
tutulamaz.”  
A. Tarafların görüleri  
1. Bavuran  
Bavuran gözetim altında tutulduğu sırada polis memurları tarafından gözlerinin  
bağlandığını, dövüldüğünü, kendisine vurulduğunu, tekme atıldığını, bacaklarına sopayla ve  
copla vurulduğunu ileri sürmütür. Ayaklarına vurduklarını ve onları ezdiklerini belirtmitir.  
Bu nedenle ve sol bacağına darbe aldığı için gözardı edilemeyecek bir süre yürüyemediğini  
iddia etmitir. Đddialarını desteklemek için tıbbi raporlardaki bulgulara değinmitir.  
2. Hükümet  
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmitir. Bavuranın aırı derecede sarhoolması,  
küfür etmesi, bağırması ve etrafındaki kiilere saldırgan tavırlara sergilemesi nedeniyle  
yakalanğını ileri sürmütür. Ayrıca bavuranın, kendisini bir kiiye saldırmaktan alıkoyan  
polis memuruna saldırmaya baladığını ileri sürmütür. Polis memuru bavuranı  
sakinletirmeye çalıve kendisine karakola kadar elik etmesi gerektiğini söylemitir.  
Polis arabasına giderlerken bavuran, polis memurunun yakasını tutarak onu sertçe itmitir.  
Bunun üzerine polis memuru, bavuranın sağ kolunu geriye doğru kıvırmıve sağ eline  
kelepçe takmıtır. Sol eline kelepçe takarken bavuran küfrederek polis memurunun yüzüne  
3
vurmutur. Polis memuru olay yerinde diğer kiilerin yardımı ile bavuranı arabaya binmeye  
zorlamıve polis karakoluna götürmütür. Hükümet aynı gün, burnunda çürükler olduğunu ve  
dört gün boyunca çalımasının uygun olmadığını belirten bir tıbbi raporda polis memuruna  
değinildiğini belirtmitir. Olay mahallindeki kiilerden alınan ifadelerin, görülerini  
desteklediğini de eklemilerdir.  
Hükümet, bavurana ilikin tıbbi raporlardaki bulguları kabul etmitir. 30 Ekim 2000  
tarihinde Adli Tıp Kurumu tarafından yayınlanan tıbbi rapora göre bavuranın aldığı yaraların  
1 ve 9 Aralık 1997 tarihleri arasında ortaya çıkmıolduğunu vurgulamıtır. Ancak bavuranın  
polis tarafından gözaltında tutulma periodu 1 Aralıkta sona ermive aynı tarihte yayınlanan  
tıbbi raporda hiçbir yaralanma kaydedilmemitir. Bununla birlikte sözkonusu tarihte  
bavuranla birlikte gözaltında tutulan kiilerin hepsi polis memurlarının hiçbirinin bavuranı  
kötü muameleye maruz bırakmadıklarını belirtmitir.  
Hükümet ayrıca dikkatleri, bavuranın polis karakolunda sergilediği tutuma çekmitir.  
Belirtilerin ilk önce bavuranın cezaevinde muayene edildiği 9 Aralık 1997 tarihinde ortaya  
çıktığını belirtmitir. Bavuranın saldırgan tutumu gözönüne alındığında, belirtilerin daha  
fazla gözaltında tutulmasını engellemek için polis gözetimi bittikten sonra kendi kendine  
oluturulduğunun yüksek olasılık taıdığını belirtmitir.  
Bavuranın, Cumhuriyet Savcısı’na veya tetkik hakimine, polis gözetimi ardından  
karılağı ilk makamlar olmaları nedeniyle kötü muamele iddialarını bildirmesi gerektiğini  
ileri sürmütür. Ancak bavuran bildirmemitir. Bunun yerine, 10 ubat 1998 tarihinde  
Sarıyer Cumhuriyet Savcısı’na bir dilekçe sunmutur ve bu, iyi niyetle yaklağı görüünü  
sarsmaktadır. Cumhuriyet Savcısı’na sunduğu dilekçede bavuranın Sarıyer’de ikamet eden  
bazı insanların Kürt kökenli olması nedeniyle kendisine karı olduklarını ve polisin olaya  
müdahele etme nedeninin de aynı olduğunu – sözkonusu ahıslar ve kendisi arasında meydana  
gelen çatıma – belirttiğini de eklemitir. Ancak Hükümet’e göre, bu tamamen bavuranın  
uydurmasıdır. Dava dosyasındaki tanık ifadelerinin çürüttüğü popüler ancak aldatıcı bir  
iddiadır.  
Son olarak Hükümet, aynı dilekçede bavuranın, sol ayağının polis memurları  
kendisine vurduğu ve tekme attığı sırada zarar gördüğünü belirttiğini ileri sürmütür. Bununla  
birlikte, bu kadar ciddi bir yaralanma geçiren bir kiinin muayene ve tedavi edilmek için on  
gün beklemesi mantıklı değildir. Sekiz gün, bu kadar ciddi bir yaralanma için çok uzun bir  
süredir. Bilinç kaybına veya ağır sağlık problemlerine yol açabilmektedir. Fazla sarhoolması  
nedeniyle 30 Kasım’daki olaya ilikin hiçbir ey hatırlayamayan bavuranın nasıl olup da  
kötü muameleye maruz kaldığını hatırladığını merak etmektedir.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM, kiinin sağlık durumu iyi olduğu halde gözaltına alındığı ancak salıverildiği  
sırada sağlık durumunun bozulduğu durumlarda Devlet’in, sözkonusu yaralanmanın nasıl  
olutuğuna ilikin inandırıcı bir açıklama ve bavuranın özellikle tıbbi raporlarla desteklenen  
iddialarına üphe düürecek deliller sunmakla yükümlü olduğunu yinelemektedir. Aksi  
takdirde AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca ciddi bir konu açığa çıkmaktadır.  
AĐHM delilleri değerlendirirken genel olarak “makul üphenin ötesinde” kanıt  
standartını uygulamaktadır. Ancak bu tür bir kanıt, yeterli derecede güçlü, net ve uygun  
4
çıkarımların veya benzeri çürütülmemimaddi karinelerin birarada mevcut olmasından  
kaynaklanabilmektedir. Sözkonusu olayların, gözaltında tuttukları sırada kontrolleri altında  
bulunan kiilerde olduğu gibi tümüyle veya kısmen yetkili makamların bilgisi dahilinde  
olduğu durumlarda, gözaltı sırasında meydana gelen yaralanmalar hususunda kuvvetli maddi  
karineler ortaya çıkacaktır. Đspat külfetinin, yetkili makamların tatmin ve ikna edici bir  
açıklamada bulunmasına bağlı olduğu kabul edilebilmektedir.  
Sözkonusu davada AĐHM, bavuranın polis gözetimine alınmadan önceki gözaltı  
döneminin balangıcında tıbbi olarak muayene edilmediğini belirtmektedir. Polis tarafından  
gözaltında tutulması sona erdikten sonra, 1 Aralık 1997 tarihinde, vücudunda hiçbir kötü  
muamele izi bulunmadığını belirten Sarıyer Devlet Hastanesi doktoru tarafından muayene  
edilmitir. Ancak, 9, 10, 14, 15 ve 16 Aralık 1997 tarihli müteakip muayene ve raporlar,  
ayağına ve bileklerine darbe aldığını göstermektedir. Bavuranın operasyon geçirmesi  
gerektiği kesindir. Sözkonusu raporlarda görülen bulgular AĐHM’nin kanaatine göre  
bavuranın, dövüldüğüne, bacaklarına tekme atıldığına ve ayaklarına vurulduğuna ilikin  
iddiaları ile tutarlılık göstermektedir.  
AĐHM 1 ve 9 Aralık 1997 tarihli raporların içerdiği bilgilerin çeliik olduğunu  
belirtmektedir. Hükümet’in 9 Aralık 1997 tarihli rapordaki tıbbi bulgulara itiraz etmediğini  
ancak yaralanmaların nedenine ilikin farklı bir görüileri sürdüğünü belirtmektedir.  
Hükümet öncelikle daha fazla gözaltında kalmamak için aynı gün sergilediği saldırgan tutumu  
gözönüne alarak yaraların bavuranın kendisi tarafından oluturulmuolabileceğini  
açıklatır. Yaraların, polis memuruna bavuranın arabaya götürülmesinde yardımcı olan  
kiilerden kaynaklanmıolabileceğini ileri sürmütür. Bununla birlikte bavuranın  
yakalanabilmesi için polis memurunun uyguladığı kuvvetin, bavuranın etrafındaki kiilere  
tehditlerde bulunması nedeniyle gerekli olduğunu iddia etmitir.  
AĐHM özgürlüğünden mahrum bırakılan bir kii hususunda bu kiinin tutumunun  
gerektirmediği ekilde fiziksel kuvvete bavurmanın, insanlık onuru ile bağdamadığını ve  
ilke olarak 3. maddede ortaya konan hakkı ihlal ettiğini yinelemektedir. Ancak yakalanma  
bağlamında kuvvet kullanımı, özellikle bavuranın kendi tutumundan kaynaklanan  
durumlarda yaralanmaya neden olsa bile, 3. maddenin kapsamı dıında kalabilmektedir.  
Bu bağlamda AĐHM bavuranın olay günü sergilediği sorumsuz ve saldırgan  
tavırlarını ve sarholuğunu gözönüne almaktadır. Yakalanması sırasında dört gün boyunca  
çalımasının uygun olmadığı rapor edilen polis memurunu yaralayarak karı koyduğunu  
gözlemlemektedir. Ancak bavuran yakalanması ardından tıbbi olarak muayene edilmemitir.  
AĐHM, Hükümet’in görüüne göre bu tür bir muayene özellikle görevlilerinden birinin  
bavuranın yakalanması sırasında kuvvet kullanmak durumunda kalması nedeniyle yetkili  
makamların atacağı en uygun adım olacağını belirtmitir. Bu tür bir rapor, bavuranın  
durumuna katkısı olabilecek üçüncü ahısların hareketlerinin netlemesini sağlayacaktır.  
Bununla birlikte alınan yararların ağırlığını ve niteliğini gözönüne alan AĐHM  
(özellikle bavuranın operasyon gerektirecek ve 15 gün boyunca çalımasını engelleyecek  
ekilde sol ayağına aldığı yara), yaraların bavuranın kendisi tarafından oluturulduğunu  
inandırıcı bulmamaktadır. Bu nedenle, bavurana hiçbir iddet uygulanmadığı anlaılan 1  
Aralık 1997 tarihli ilk tıbbi raporun bulgularına önem vermemektedir. Sonuç olarak AĐHM  
Hükümet’in, gözaltı döneminde ortaya çıkan yaralara bavuranın neden olduğuna ilikin  
açıklamaları tatmin edici bulmamaktadır.  
5
Bu koullar altında ve Hükümet’in inandırıcı bir açıklamada bulunmaması nedeniyle  
AĐHM 9 Aralık 1997 tarihli raporda ortaya konan ve diğer tıbbi raporlarla desteklenen  
belirtilerin, sorumluluğu Devlet’e ait olan muamelenin sonucu olduğu kanısındadır.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 6. ve 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran yetkili makamların, kötü muameleye uğradığına ilikin iddiaları hususunda  
etkin bir soruturma yürütmediğine ve polis memurları aleyhinde balatılan cezai takibatın  
daha sonra 4616 No.lu Kanun (artlı tahliye, adli kovuturmanın askıya alınması veya  
mahkeme kararının ifası hakkında kanun) bağlamında askıya alındığına dair ikayette  
bulunmutur. ikayetini, AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine dayandırmıtır.  
AĐHM, sözkonusu ikayetlerin yalnızca aağıda kaydedilen 13. madde bağlamında  
incelenmesi gerektiği kanısındadır:  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili bir bavuru  
yapabilme hakkına sahiptir.”  
Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmitir. Mevcut davada yerel makamların,  
bavuranın kötü muamele iddiaları hususunda etkin bir soruturma yürüttüklerini belirtmitir.  
Sarıyer Cumhuriyet Savcısı, ivedilikle bir hazırlık soruturma balatmıve konuya ıık  
tutmak için gerekli adımları atmıtır. Bavuranın, sanıkların ve tanıkların ifadelerini dinlemiꢀ  
ve bavurana ilikin tıbbi raporları incelemitir. Müteakiben Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesi’ne  
bir iddianame sunarak sözkonusu bepolis memurunu Türk Ceza Kanunu’nun 245. maddesi  
uyarınca bavurana kötü muamelede bulunmakla suçlamıtır. Hükümet polis memurları  
aleyhindeki cezai takibatın, 4616 No.lu Kanun’un uygulanmasına bağlı olarak askıya  
alınmasının, yerel mahkemenin kapsamlı ve yeterli bir soruturma yürtümemesi nedeniyle  
bavurabileceği etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığını göstermediğini ileri sürmütür.  
AĐHM 3. madde bağlamında teminat altına alınan hakkın niteliğinin, 13. maddeye  
ilikin çıkarımları bulunduğunu yinelemektedir. Kiinin, devlet makamlarınca kötü  
muameleye maruz bırakıldığına ilikin itiraz edilebilir bir iddiasını bulunduğu durumlarda,  
“etkin iç hukuk yolu” kavramı, uygun olduğu hallerde tazminatın ödenmesi ile birlikte ikayet  
sahibinin, soruturma usulüne eriimini içine alacak ekilde sorumlu olanların tehis edilmesi  
ve cezalandırılmasına yol açan kapsamlı ve etkin bir soruturmayı gerekli kılmaktadır.  
Sözkonusu davada sunulan deliller temel alındığında AĐHM sorumlu Devlet’in,  
AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca bavuranın gözaltında tutulduğu sırada maruz bırakıldığı kötü  
muameleden sorumlu olduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda bavuranın ikayetlerine, 3.  
madde ile bağlantılı olarak AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında “itiraz edilebilir”.  
AĐHM bavuranın Sarıyer Cumhuriyet Savcısı’na maruz bırakıldığı kötü muamele  
hususunda ikayette bulunduğunu belirtmektedir. Öncelikle Cumhuriyet Savcısı, suçlanan  
polis memurları aleyhinde Sarıyer Ağır Ceza Mahkemesi’ne bir iddianame sunmutur. Savcı  
iddianameyi, bavuranın aldığı yaraların tarif edildiği tıbbi raporlara dayandırmıtır. 16 Mart  
2001’de Ağır Ceza Mahkemesi, 4616 No.lu Kanun bağlamında cezai takibatı askıya almıtır.  
Sözkonusu kanun aynı zamanda suçluların, askıya alma kararından itibaren beyıl içerisinde  
6
aynı türde suçları ilememeleri kaydıyla cezai takibatın devam etmemesini öngörebilmektedir.  
Bavuran Yargıtay huzurunda karara itiraz etmitir ancak baarılı olamamıtır.  
AĐHM, AĐHS’de öngörülen hakların teorik ve yanıltıcı değil pratik ve etkin olduğunu  
yinelemektedir. Bu nedenle mevcut soruturma türündeki soruturmalar, sorumlu olanların  
tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayabilmelidir. Ancak, sözkonusu cezai takibat,  
aleyhlerindeki delillere rağmen iddet içeren suçların failleri için filli dokunulmazlık sağlayan  
4616 No.lu Kanun’un uygulanmasına ilikin bir sonuç sağlamamaktadır.  
Sonuç olarak AĐHM, bavuranın davasında uygulandığı ekliyle ceza hukuku  
sisteminin katı olmadığı ve ikayette bulunduğu türdeki kanuna aykırı fiilerin etkin ekilde  
önlenmesini temin etmede caydırıcı bir etkisinin bulunmadığı kanısındadır.  
Yukarıda anılanlar ıığında AĐHM, yine yukarıda kaydedilen cezai takibatın,  
AĐHS’nin 13. maddesinin gereklerini karılaması bakımından kapsamlı ve etkin olarak kabul  
edilebileceği kanısında değildir.  
Bu nedenle sözkonusu madde ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi zarar için 10,000 Yeni Türk Lirası (YTL), yaklaık 5,429 Euro ve  
manevi zarar için 50,000 YTL (27,146 Euro) tazminat talep etmitir.  
Hükümet sözkonusu taleplere itiraz etmitir. Bavuranın ilkine ilikin gerekçe  
gösteremediğini ve ikinci talebin de haddinden fazla ve kabuledilmez olduğunu ileri  
sürmütür.  
AĐHM tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında nedensel bir bağ  
kuramamaktadır. Bu nedenle talebi reddetmektedir. Bununla birlikte, tespit edilen ihlalleri  
değerlendiren ve eit temellere dayanarak değerlendirmede bulunan AĐHM bavurana  
uğradığı manevi zarar için 10,000 Euro ödenmesine karar vermektedir.  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuran aynı zamanda temsil edilmesine ilikin masraflar için 7,500 YTL (4,086  
Euro) talep etmitir. Talebini desteklemek için Đstanbul Barosu’na 2006 yılı tavsiye edilen  
ücret tarifesini sunmutur. Mahkeme masrafları hususunda baka bir tazminat talep  
etmemitir.  
Hükümet sözkonusu miktara itiraz etmitir.  
7
AĐHM içtihatına göre, gerekli olduğu için yapıldığının ve miktarının makul olduğunun  
gösterilmesi halinde bavuran mahkeme masraflarının tazminine hak kazanmaktadır. Mevcut  
davada elinde bulunan bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri gözönüne alan AĐHM  
bavurana yasal masraflar için Avrupa Konseyi’nden alınan 850 Euro hariç tutularak 1,500  
Euro tazminat ödenmesinin makul olduğu kanısındadır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna,  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine,  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine,  
4. (a) sorumlu Devletin bavurana, kararın AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içerisinde, kararın verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden Yeni Türk  
Lirası’na çevrilmek üzere, aağıda kaydedilen miktarları ödemesi gerektiğine:  
(i) Manevi tazminat için 10,000 Euro (on bin Euro);  
(ii) Mahkeme masrafları için yasal yardım yoluyla edinilen 850 Euro (sekiz yüz elli Euro)  
hariç 1,500 Euro (bin beyüz Euro);  
(iii) Yukarıda kaydedilen meblağlara uygulanabilecek her tür vergi;  
(b) Yukarıda kaydedilmiolan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,  
Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
oluacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle  
yükümlü olduğuna karar vermi,  
5. Bavuranın adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmitir.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 12 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
8
9