CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
NĐSBET ÖZDEMĐR - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 23143/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
19 Ocak 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (23143/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Nisbet Özdemir’in (bavuran) 25 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi- AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
Yaar Aydın ve Ruhen Doğan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1946 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
15 ubat 2003 tarihinde Irak’a olası bir ABD askeri müdahalesine karı Kadıköy iskele  
meydanında (Đstanbul) bir protesto gösterisi düzenlenmitir.  
Olayla ilgili tutanağa göre, polis bu gösteriden basın yoluyla haberdar olmuve gösteriyi  
düzenleyen kurumları bunun yasaya aykırı olduğu konusunda uyarmıtır. Saat 12:30 ile 13:30  
arası, yaklaık 6 000 katılımcı farklı siyasi parti ve sendika kurulularının çağrısına uyarak  
olay yerinde toplanmıtır.  
Saat 14 sıralarında, bildiriler okunduktan sonra göstericiler dağılmaya balamılardır. PKK  
lehine slogan atan bir grup, yakında bulunan bir caddeye doğru ilerleyerek eylemlerine devam  
etmitir. Polis, yaptıkları eylemin yasadıı olduğunu belirterek göstericilerin dağılmalarını  
istemitir. Đlgili ahıslar polisin uyarısını dinlemeyerek, geçtikleri güzergâh üzerinde bulunan  
banka, iyeri, otobüs ve araçlara saldırmılardır. Göstericiler araba lastikleri yakmılar ve bir  
otobüse molotof kokteyli atmılardır. Polis, güç kullanarak göstericileri dağıtmıve içlerinden  
yirmi dört kiiyi gözaltına almıtır. Bavuran bu yirmi dört kii arasında bulunmamaktadır.  
15 ubat 2003 tarihinde düzenlenen nakil ve salıverme tutanağına göre, bavuran saat  
12’de gözaltına alınmıve saat 15’de serbest bırakılmıtır.  
Aynı gün bavuranın da aralarında bulunduğu dört kii hakkında düzenlenen tıbbi raporda  
ilgili ahısların vücudunda hiçbir yara ve darp izine rastlanmadığı belirtilmitir.  
20 ubat 2003 tarihinde, bavuran bir radyoloji merkezine gitmitir. Çekilen röntgen  
filmlerinde hiçbir anormallik belirlenmemitir.  
Bavuran, 25 ubat 2003 tarihinde bir tıbbi görüntüleme merkezinde servikal manyetik  
rezonans çektirmitir.  
28 ubat 2003 tarihinde, bavuran Kadıköy savcılığına bir suç duyurusunda bulunmutur.  
Bavuran, savcılığa verdiği ifadede gösterinin yapıldığı gün öğleye doğru aynı mahallede  
oturan bazı kiilerle birlikte kalabalığa katılmak üzere Kadıköy’e gittiklerini, gösterinin  
yapılacağı meydana gelmeden önce arabadan indiklerini ve meydana doğru yürüdüklerini  
belirtmitir. Bavurana göre, meydana varmadan önce polisler hiçbir uyarı yapmaksızın  
üzerlerine gelmitir. Polisler kalkan ve coplarıyla bavuranın kafasına ve ensesine vurmular,  
bacaklarına tekme atmılardır. Bavuran bacaklarındaki izlerin, özellikle sağ bacağındaki izin  
2
hâlâ fark edildiğini belirtmitir. Bavuran aldığı darbeler dolayısıyla yere düve  
bayıltır. Kendisine geldiğinde polislerin onu yerde sürüklediğini ve araca bindirmek üzere  
iteklediğini görmütür. Polisler daha sonra kendisine kötü muamele uygulamamılar ve  
göstericileri Fatih Emniyet Müdürlüğü’ne götürmülerdir.  
Saat 14 ya da 14:30 sıralarında, polisler onları bir otobüse bindirmive Haseki  
hastanesinin bahçesine kadar götürmütür. Bir doktor otobüse binmive içerdekilere bir  
ikâyeti olan var mı diye sormutur. Bavuran oradaki polislerden korktuğu için bir ey  
söylememitir. Otobüstekilerin çoğu hafta sonunu gözaltında geçirmemek için ikâyetlerini  
söylememitir.  
Saat 15 sıralarında serbest bırakılan bavuran, komularının yardımıyla kendi evine  
gitmitir. Bavuran, ien bacakları ve sol bacağındaki iddetli ağrı yüzünden üç gün boyunca  
yatakta kalarak evden dıarı çıkamamıve tıbbi görüntüleme merkezine ancak daha sonra  
gidebilmitir.  
Hükümete göre, bavuran 4 Mart 2003 tarihinde bir suç duyurusunda bulunmuve aynı  
gün Cumhuriyet savcısının talimatıyla muayene edilmek üzere Adli Tıp Kurumu’na sevk  
edilmitir.  
Çekilen röntgen filmlerinden sonra doktor hastada sağ bacağın ön iç kısmından balayıp  
topuğa kadar yayılan ve yer yer emilip dağılmısarımsı renkte bir hematom tehis etmitir.  
Doktor kemikte bir patoloji bulunmadığı sonucuna varmıve hastaya on gün igöremez  
raporu vermitir.  
17 Mart 2003 tarihinde, Cumhuriyet savcısı, bavuranın suç duyurusu ile çatımalar  
sırasında polis tarafından gözaltına alınan diğer on göstericinin suç duyurusunun  
birletirilmesini kararlatırmıtır (yukarıdaki ilgili paragraf in fine).  
20 Mart 2003 tarihinde, Cumhuriyet savcısı takipsizlik kararı vermitir. Bunun sonucu  
olarak bavuran dinlenmemitir.  
Cumhuriyet savcısı grubun PKK lehine slogan attığını, polisin uyarılarına uymadığını,  
direndiğini ve bankalara, iyerlerine ve otobüslere saldırarak iddet uyguladığını  
kaydetmitir. Cumhuriyet savcısı ayrıca polisin gözaltına almak için güç kullanmak zorunda  
kaldığını ve bunun yasaların onlara verdiği yetkiler çerçevesinde gerçekletirildiğini  
eklemitir.  
30 Nisan 2003 tarihinde, bavuran takipsizlik kararına itiraz etmi, kendisinin saat 12  
civarında yani henüz gösteriye katılmaya fırsat bulamadan gözaltına alındığını, oysa savcının  
bahsettiği takınlıkların saat 14’ten sonra meydana geldiğini savunmutur. Bavuran, böylece  
savcığın takipsizlik kararını kendisi gözaltındayken meydana gelen olaylara dayanarak  
aldığını belirtmitir. Bavuran, yapılan soruturmanın yetersiz olduğunu ileri sürmütür.  
5 Haziran 2003 tarihinde, Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın itirazını reddetmive  
takipsizlik kararının yasaya uygun olduğu kanaatine varmıtır. Mahkeme bu kararın  
bavurana tebliğ edilmesine hükmetmitir.  
Hükümete göre, tebligat yapılmamıtır. Bavuran ise, tebligatı 25 Kasım 2003 tarihinde  
aldığını belirtmektedir.  
3
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, gösterinin yapılacağı meydana doğru yürürken polislerin kötü muamelesine  
maruz kaldığından ikâyetçi olmaktadır. Bavuran, Cumhuriyet savcısının yeterli ve etkili bir  
soruturma yapmadan takipsizlik kararı verdiğini savunmaktadır. Bavuran, hem savcılığın ve  
hem de ağır ceza mahkemesinin duruma yapmadan davayı sadece dosyadan incelediklerini  
belirtmektedir. Bavuran ayrıca, savcılığın kiisel durumunu ve iddialarını hiçbir zaman  
dikkate almadığını gözlemlemektedir. Son olarak bavuran iç hukukta etkili bir itiraz  
yolundan yararlanamadığını ileri sürmekte ve bütün bu ikâyetler için AĐHS’nin 3, 6 ve 13.  
maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, bu ikâyetlerin sadece AĐHS’nin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun  
olacağı kanaatindedir.  
AĐHM, tarafların tüm argümanları ıığında, bu ikâyetin olgu ve hukuk bakımından ciddi  
sorunlar yarattığını, bu sorunların bavurunun incelenmesi safhasında çözülemeyeceğini ve  
dolayısıyla daha kapsamlı incelenmesi gerektiğini düünmektedir. Sonuç olarak, bu ikâyet  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olduğu  
gerekçesiyle reddedilemez. Bavurunun baka bir kabuledilemezlik gerekçesi de tespit  
edilmemitir.  
Bavuran, Hükümetin bahsettiği çatımalar meydana geldiği sırada kendisinin gözaltında  
bulunduğunu ve daha gösteriye katılamadan polisler tarafından saldırıya uğradığını  
tekrarlamaktadır. Soruturmayla ilgili olarak ise, bavuran savcılığın kendi suç duyurusunu  
kıran-döken göstericilerin suç duyurusuyla birletirdiğini ve davasını onların davasıyla  
birlikte değerlendirdiğini ; ağır ceza mahkemesinin de bu hatayı düzeltmediğini ileri  
sürmektedir.  
Hükümet, bu sava karı çıkmakta, bavuranın vücudunda tespit edilen yaraların gösteri  
sırasında kullanılan güçten kaynaklandığının kesin olmadığını savunmaktadır. Hükümete  
göre, bavuran gösteriden önce ya da gösterici grubunun eylemleri sırasında ya da polisle  
onların arasında arbede yaanırken yaralanmıolabilir. Hükümet, Cumhuriyet savcısının  
derhâl bir soruturma balattığını ve delilleri topladığını ; bavuranın da bu takipsizlik  
kararına itiraz etme imkânı olduğunu eklemektedir.  
1. Kötü muamele iddiaları hakkında  
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini  
hatırlatmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Almanya aleyhine Klaas davası, 22 Eylül 1993,  
prg. 30, seri A no 269). Đddia edilen olayların ortaya konulması için AĐHM, “her türlü makul  
üphenin ötesinde” delil ilkesinden yararlanmaktadır; böyle bir delil ancak bir dizi emare veya  
yeterince ciddi, kesin ve tutarlı çürütülemez karineler sonucunda ortaya çıkabilir (Birleik  
Krallık alyh,ne Irlanda davası, 18 Ocak 1978, prg. 161, seri A no 25).  
Mevcut davada AĐHM, bavuranın daha gösteriye giderken kötü muameleye maruz  
kaldığını belirttiğini not etmektedir.  
AĐHM, 15 ubat 2003 tarihinde düzenlenen nakil ve salıverme tutanağına göre, bavuranın  
saat 12’de gözaltına alınmıve saat 15’de serbest bırakılmıolduğunu gözlemlemektedir.  
4
Aynı gün gözaltı sonrasında düzenlenen tıbbi raporda ilgili ahısın vücudunda hiçbir yara ve  
darp izine rastlanmadığı belirtilmektedir.  
Bavuran her ne kadar bu tıbbi raporun güvenirliği hakkında üphe duysa da, bavuranın  
vücudunda yara ve darp izi tespit eden yegâne tıbbi raporun 4 Mart 2003 tarihinde  
düzenlendiğini kabul etmek gerekir. Oysa, AĐHM bu raporun bavuranın olaylarla ilgili  
ikâyetinden on yedi gün sonra düzenlendiğini ve bu rapora bakarak yara izlerinin ne zaman  
olutuğunu kesin olarak saptamanın mümkün olmadığını gözlemlemektedir.  
Bu konuda AĐHM, bavuranın olaydan sonra birkaç gün yataktan kalkamadığı ve bir tıbbi  
görüntüleme merkezine gitmek için ancak 20 ubat 2003 tarihinde evden çıkabildiği  
yönündeki ifadesini not almaktadır. Ancak, bu vesileyle çekilen röntgen filmleri bavuranın  
bacağındaki yara izini kesin olarak ortaya koyamamıtır. Öte yandan, dosyadaki unsurlara  
bakıldığında ilgili ahısın bu yarayı tespit ettirmek için bir doktor muayenesine bavurmadığı  
anlaılmaktadır. Üstelik, bavuran 25 ubat 2003 tarihinde tıbbi görüntüleme merkezine  
gitmi, ancak yarasını bir doktora göstermemitir.  
AĐHM, ayrıca bavuranın sözkonusu ikâyetini ancak 28 ubat 2003 tarihinde yani on üç  
gün sonra dile getirdiğini ve bu gecikmenin nedeni hakkında bir açıklama yapmadığını  
gözlemlemektedir. AĐHM, gözaltına alındıktan bir kaç saat sonra serbest bırakıldığı göz  
önüne alındığında bu gecikmenin bavuranın hatası olduğu kanaatine varmakta ve ilgili  
ahısın bu yöndeki iddialarını reddetmektedir (bakınız, a contrario, Türkiye aleyhine  
Kelekçier davası, no 5387/02, prg. 31 in fine, 28 Nisan 2009).  
Bu nedene AĐHM, 4 Mart 2003 tarihli tıbbi raporda belirtilen yara izinin bavuran gözaltı  
sonrası serbest bırakıldığında mevcut olduğunun her türlü makul üphenin ötesinde  
söylenemeyeceği sonucuna varmaktadır (bakınız, aynı yönde, Polonya aleyhine Olszewski  
davası (karar), no 55264/00, 13 Kasım 2003). Dolayısıyla, AĐHS’nin 3. maddesi esas  
bakımından ihlal edilmemitir.  
2. Soruturmanın etkili olma niteliği hakkında  
AĐHM, bir kimse polis memurlarınca veya benzer hizmetlerdeki diğer devlet görevlilerince  
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını savunulabilir bir ekilde iddia  
ettiğinde, sözkonusu hükmün etkili resmi bir soruturmayı zorunlu kıldığı kanaatindedir  
(Bulgaristan aleyhine Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim 1998, prg. 102, Karar ve  
hükümlerin derlemesi 1998-VIII). Bu soruturma, sorumluların belirlenmesi ve  
cezalandırılması ile sonuçlanmalıdır. Đꢀkence ve cezaların veya insanlıkdıı ya da aağılayıcı  
muamelenin genel anlamda yasaklanmıolması çok önemli olmakla birlikte, bu tür bir  
soruturma gerçeklemediği takdirde bu yasak, uygulamada etkili olmayacak ve bazı  
durumlarda kamu görevlilerinin neredeyse müeyyidesiz bir ekilde kontrollerine tabi kiilerin  
haklarını çiğnemeleri mümkün olacaktır (Fransa aleyhine Caloc davası, no 33951/96, prg. 89,  
CEDH 2000-IX).  
Mevcut davada AĐHM, bavuranın suç duyurusunda bulunmasının ardından Kadıköy  
savcığının diğer on göstericinin suç duyurusuyla bavuranın suç duyurusunu birletirerek bir  
soruturma balattığını not etmektedir. 20 Mart 2003 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı güç  
kullanımının göstericilerin saldırgan tavırları karısında zorunlu hale geldiği kanaatine  
vararak, takipsizlik kararı almıtır. Cumhuriyet Savcısı böylece bavuranın davasıyla kırıp-  
döken göstericilerin davasını mütereken incelemitir. Oysa, diğer on gösterici polisin saat  
14’te balayan çatımalar sırasında tutukladığı kiiler olmasına karın bavuran saat 12’de  
5
tutuklantı ve takipsizlik kararında bahsedilen çatımalar sırasında o gözaltında  
bulunuyordu. AĐHM, soruturma yapan savcının bavuranın durumunu diğer ikâyet  
sahiplerinden hiçbir ekilde ayrı tutmadığını ; üstelik bavuranın itiraz davası sırasında  
hakimlerin dikkatini çekmesine rağmen ağır ceza mahkemesinin de bu hatayı düzeltmediğini  
gözlemlemektedir.  
AĐHM, Cumhuriyet savcısının soruturma kapsamında bavuranı dinlemediğini not  
etmektedir.  
Bavuranın vücudunda rastlanan yara izlerinin kaynağını açıklayan bir ceza  
soruturmasının yapılmamasını göz önüne alan AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönüyle  
ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, daha sonra gösteriye katılması ve basın açıklaması yapması engellendiği için  
ifade özgürlüğü hakkı ile barıçıl gösteri yapma özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmekte  
ve AĐHS’nin 10 ve 11. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, bu ikâyetleri AĐHS’nin 11. maddesi açısından inceleyecektir (Türkiye aleyhine  
Serkan Yılmaz ve diğerleri davası, no 25499/04, prg. 28, 13 Ekim 2009).  
AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.  
Dolayısıyla, bu ikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
Bavuran, layihalarında daha gösteri yerine ulaamadan tutuklandığını ve bu nedenle  
iddet eylemlerinin hiçbirine katılmadığını savunmaktadır.  
Hükümet, bavuranın gösteri yapma özgürlüğüne müdahale edilmediğini, öyle olduğu  
kabul edilse bile, müdahalenin 11. maddenin 2. paragrafı bakımından haklı olduğunu iddia  
etmektedir. Hükümet, iç hukukun öngördüğü gibi yetkililere bildirilmediği için yasadıı olan  
bir gösterinin sözkonusu olduğunu ve bu nedenle güvenlik güçleri tarafından  
dağıtılabileceğini hatırlatmakta, müdahalenin kamu düzenini korumak amacını taıdığını ve  
dolayısıyla kargaa çıkarılmasını ve suç ilenmesini önlemeye yönelik olduğunu  
kaydetmektedir.  
Hükümet, daha sonra güvenlik güçlerinin kalabalığı gösterinin hemen baında  
dağıtmadığını ve yasadıı nitelikte olmasına rağmen düzenleyenlerin basın açıklaması  
yapmasına izin verdiğini belirtmektedir. Polis, bir grup göstericinin saldırgan tavırları  
karısında müdahale etmitir.  
AĐHM, bavuranın gösteriye giderken tutuklandığını belirttiğini kaydetmektedir. Hükümet  
ise bavuranın basın açıklamasından sonra aranan kiiler arasında yer alıp almadığının kontrol  
edilmesi amacıyla tutuklandığını savunmaktadır. Oysa, dosyadaki unsurlara bakıldığında  
bavuranın basın açıklamasından önce tutuklandığı anlaılmaktadır. AĐHM ayrıca ilgili  
ahısın gösteriye katılmasının engellenmesinin toplantı yapma hakkına müdahale tekil ettiği  
kanaatindedir. Bu müdahalenin, gösteri yapma ve toplantılara ilikin 2911 sayılı Kanun’un  
22. maddesi gibi yasal bir dayanağı bulunmaktadır. Ayrıca söz konusu müdahale, kamu  
düzenini sağlama, bakalarının hakkını koruma gibi - mevcut durumda halk arasında baskı  
görmeden dolama hakkı - AĐHS’nin 11. maddesinin 2. paragrafında öngörülen en az iki  
meru amaca yöneliktir (Oya Ataman, ilgili bölüm, prg. 32). Geriye müdahalenin demokratik  
bir toplumda gerekli olup olmadığı sorunu kalmaktadır.  
6
AĐHM öncelikle, 11. maddeye ilikin içtihadından çıkan temel ilkelere atıfta  
bulunmaktadır (Türkiye aleyhine Djavit An davası, no 20652/92, prg. 56-57, CEDH 2003-III,  
Fransa aleyhine Piermont davası, 27 Nisan 1995, prg. 76-77, seri A no 314, ve Avusturya  
aleyhine Plattform « Ärzte für das Leben » davası, 21 Haziran 1988, prg. 32, seri A no 139).  
AĐHM’nin nezdinde göstericilerin iddete bavurmadıkları durumlarda, AĐHS’nin 11.  
maddesi ile garanti altına alınan toplantı özgürlüğü kavramının içeriğinin boaltılmaması  
bakımından kamu erkinin barıçıl gösterilere belli ölçüde hogörü göstermesi önem arz  
etmektedir (bakınız, bu anlamda, Türkiye aleyhine Karatepe ve diğerleri davası, no 33112/04,  
36110/04, 40190/04, 41469/04 ve 41471/04, prg. 48-49, 7 Nisan 2009 ve, daha yakın bir  
tarihte, Türkiye aleyhine Serkan Yılmaz ve diğerleri davası, no 25499/04, prg. 34, 13 Ekim  
2009).  
Mevcut davada AĐHM, gösterinin iç hukuk bakımından yasadıı niteliğine rağmen,  
yetkililerin toplanan kalabalığa karı barıçıl ölçülerde kaldığı sürece yeteri kadar hogörülü  
davranğını kaydetmektedir.  
Ancak, bavuranla ilgili olarak aynı eyi söylemek mümkün değildir ; zira bavuran daha  
gösteri yerine ulaamadan ve gösteri balamadan tutuklanmıtır. Kapsamlı bir incelemeden  
sonra AĐHM, dosyada bavuranın kamu düzeni için tehlike yarattığını ya da saldırgan tavırlar  
sergilediğini gösteren hiçbir unsur bulunmadığını tespit etmektedir. Hükümetin atıfta  
bulunduğu çatımalarla ilgili olarak ise AĐHM, bu olayların saat 14’ten sonra baladığını ve  
takınlıklar meydana geldiği sırada bavuranın gözaltında bulunduğunu not etmektedir.  
Bavuranın iddet eylemlerine katılmaması dolayısıyla AĐHM, sadece önlem amaçlı olarak  
ilgili ahısın gösteriye katılmasının engellenmesi ve tutuklanmasının AĐHS’nin 11.  
maddesinin ikinci paragrafı anlamında gereklilik arzetmediği kanaatine varmaktadır.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin bu hükmü ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, son olarak tutuklanma ve gözaltına alınmasının kurallara ve 5. maddenin  
gereksinimlerine uygun olmadığını savunmaktadır.  
AĐHM, bavuranın gözaltı süresinin 15 ubat 2003 tarihinde sona ermesine karın  
bavurunun 25 Mayıs 2004 tarihinde sunulması, yani aradan altı aydan fazla bir süre geçmesi  
dolayısıyla, bu ikâyetin gecikmiolarak sunulduğu kanaatine varmaktadır (Türkiye aleyhine  
Erol davası (karar), no 15323/03, 26 ubat 2008). Bu nedenle, ikâyet AĐHS’nin 35.  
maddesinin 1 ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmelidir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi tazminat olarak 3 000 Türk Lirası (TRY) ve manevi tazminat olarak  
10 000 TRY talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
7
AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı  
görememekte ve bu talebi reddetmektedir.  
Buna karın AĐHM, bavurana manevi tazminat olarak 5 000 Euro (EUR) ödenmesi  
gerektiği kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca yargılama masraf ve giderleri karılığında 3 500 TRY talep etmektedir.  
Bu talebine destek olarak, bavuran sadece Đstanbul Barosu’nun ücret baremine atıfta  
bulunmakla yetinmektedir.  
Hükümet, bu talebe itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı  
makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir.  
AĐHM mevcut davada sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar ıığında, yargılama masraf  
ve giderleri için yapılan talebi reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana  
üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 3. ve 11. maddesi hakkındaki ikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıında  
kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine;  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından bavurana 5.000 (bebin) Euro manevi tazminat  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
8
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 19 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9