Aynı gün gözaltı sonrasında düzenlenen tıbbi raporda ilgili ꢀahısın vücudunda hiçbir yara ve
darp izine rastlanmadığı belirtilmektedir.
Baꢀvuran her ne kadar bu tıbbi raporun güvenirliği hakkında ꢀüphe duysa da, baꢀvuranın
vücudunda yara ve darp izi tespit eden yegâne tıbbi raporun 4 Mart 2003 tarihinde
düzenlendiğini kabul etmek gerekir. Oysa, AĐHM bu raporun baꢀvuranın olaylarla ilgili
ꢀikâyetinden on yedi gün sonra düzenlendiğini ve bu rapora bakarak yara izlerinin ne zaman
oluꢀtuğunu kesin olarak saptamanın mümkün olmadığını gözlemlemektedir.
Bu konuda AĐHM, baꢀvuranın olaydan sonra birkaç gün yataktan kalkamadığı ve bir tıbbi
görüntüleme merkezine gitmek için ancak 20 ꢁubat 2003 tarihinde evden çıkabildiği
yönündeki ifadesini not almaktadır. Ancak, bu vesileyle çekilen röntgen filmleri baꢀvuranın
bacağındaki yara izini kesin olarak ortaya koyamamıꢀtır. Öte yandan, dosyadaki unsurlara
bakıldığında ilgili ꢀahısın bu yarayı tespit ettirmek için bir doktor muayenesine baꢀvurmadığı
anlaꢀılmaktadır. Üstelik, baꢀvuran 25 ꢁubat 2003 tarihinde tıbbi görüntüleme merkezine
gitmiꢀ, ancak yarasını bir doktora göstermemiꢀtir.
AĐHM, ayrıca baꢀvuranın sözkonusu ꢀikâyetini ancak 28 ꢁubat 2003 tarihinde yani on üç
gün sonra dile getirdiğini ve bu gecikmenin nedeni hakkında bir açıklama yapmadığını
gözlemlemektedir. AĐHM, gözaltına alındıktan bir kaç saat sonra serbest bırakıldığı göz
önüne alındığında bu gecikmenin baꢀvuranın hatası olduğu kanaatine varmakta ve ilgili
ꢀahısın bu yöndeki iddialarını reddetmektedir (bakınız, a contrario, Türkiye aleyhine
Kelekçier davası, no 5387/02, prg. 31 in fine, 28 Nisan 2009).
Bu nedene AĐHM, 4 Mart 2003 tarihli tıbbi raporda belirtilen yara izinin baꢀvuran gözaltı
sonrası serbest bırakıldığında mevcut olduğunun her türlü makul ꢀüphenin ötesinde
söylenemeyeceği sonucuna varmaktadır (bakınız, aynı yönde, Polonya aleyhine Olszewski
davası (karar), no 55264/00, 13 Kasım 2003). Dolayısıyla, AĐHS’nin 3. maddesi esas
bakımından ihlal edilmemiꢀtir.
2. Soruꢀturmanın etkili olma niteliği hakkında
AĐHM, bir kimse polis memurlarınca veya benzer hizmetlerdeki diğer devlet görevlilerince
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını savunulabilir bir ꢀekilde iddia
ettiğinde, sözkonusu hükmün etkili resmi bir soruꢀturmayı zorunlu kıldığı kanaatindedir
(Bulgaristan aleyhine Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim 1998, prg. 102, Karar ve
hükümlerin derlemesi 1998-VIII). Bu soruꢀturma, sorumluların belirlenmesi ve
cezalandırılması ile sonuçlanmalıdır. Đꢀkence ve cezaların veya insanlıkdıꢀı ya da aꢀağılayıcı
muamelenin genel anlamda yasaklanmıꢀ olması çok önemli olmakla birlikte, bu tür bir
soruꢀturma gerçekleꢀmediği takdirde bu yasak, uygulamada etkili olmayacak ve bazı
durumlarda kamu görevlilerinin neredeyse müeyyidesiz bir ꢀekilde kontrollerine tabi kiꢀilerin
haklarını çiğnemeleri mümkün olacaktır (Fransa aleyhine Caloc davası, no 33951/96, prg. 89,
CEDH 2000-IX).
Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın suç duyurusunda bulunmasının ardından Kadıköy
savcılığının diğer on göstericinin suç duyurusuyla baꢀvuranın suç duyurusunu birleꢀtirerek bir
soruꢀturma baꢀlattığını not etmektedir. 20 Mart 2003 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı güç
kullanımının göstericilerin saldırgan tavırları karꢀısında zorunlu hale geldiği kanaatine
vararak, takipsizlik kararı almıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı böylece baꢀvuranın davasıyla kırıp-
döken göstericilerin davasını müꢀtereken incelemiꢀtir. Oysa, diğer on gösterici polisin saat
14’te baꢀlayan çatıꢀmalar sırasında tutukladığı kiꢀiler olmasına karꢀın baꢀvuran saat 12’de
5