COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
NURĐ KURT - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no. 37038/97)  
KARAR  
STRAZBURG  
29 Kasım 2005  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,  
üzerinde ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Nuri Kurt - Türkiye davasında,  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Daire)  
Bakan J.-P COSTA,  
Yargıçlar A.B. BAKA,  
I.CABRAL BARRETO,  
R. TÜRMEN,  
K. JUNGWIERT,  
M.UGREKHELIDZE  
E.FURA-SANDSTRÖM ve  
Bölüm Sekreter Yardımcısı S.NAISMITH’in katılımı ile 8 Kasım 2005 tarihinde toplanmıve  
anılan tarihte izleyen kararı vermitir:  
USUL  
1.Dava, Nuri Kurt (“bavuran”) isimli Türk vatandaının, 30 Mayıs 1997 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözlemesi’nin (“Sözleme”) eski 25.  
maddesi çerçevesinde Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine yaptığı bavurudan (no.37038/97) kaynaklanmaktadır.  
2.Kendisine adli yardım sağlanmıolan bavuran, Diyarbakır Barosu’na bağlı M. Vefa  
isimli avukat tarafından temsil edilmitir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AĐHM’deki ilemler  
için herhangi bir Ajan tayin etmemitir.  
3.Bavuran, Diyarbakır’ın Kocaköy ilçesine bağlı Suçıktı köyündeki evinin Devlet  
güvenlik güçleri tarafından tahrip edilmesinden ve Türk yetkililerin köyüne dönüüne izin  
vermemesinden ikayetçi olmutur. Bavuran, evinin tahrip edilmesinin ve köyüne dönmesine  
izin verilmemesinin, AĐHS’nin 6., 8., 13. ve 14. maddeleri ile, 1 no’lu Protokol’ün 1.  
maddesini ihlal ettiğini iddia etmitir.  
4.Bavuru, AĐHS’nin 11 no’lu Protokolü’nün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998 tarihinde  
AĐHM’ye iletilmitir (11 no’lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).  
5.Bavuru, AĐHM’nin Üçüncü Dairesi’ne tevzi edilmitir (AĐHM Đç Tüzüğü’nün 52 §  
1. maddesi). Bu Daire içinde ise, davaya bakacak olan Bölüm (AĐHS’nin 27. maddesi) 26 § 1.  
maddenin gerektirdiği gibi oluturulmutur.  
6.12 Haziran 2003 tarihli bir kararla, AĐHM bavuruyu kabuledilebilir ilan etmitir.  
7.Bavuran ve Hükümet, esaslara ilikin olarak ayrı ayrı görübildirmilerdir (Đç  
Tüzük, 59 § 1).  
2
8.1 Kasım 2004 tarihinde, AĐHM, Dairelerinin kompozisyonunu değitirmitir (Đç  
Tüzük 25 § 1). Dava, yeni oluturulmuolan Đkinci Daire’ye tevzi edilmitir (Đç Tüzük, 52 §  
1).  
OLAYLAR  
I.DAVA ARTLARI  
9.Nuri Kurt isimli bavuran, Türk vatandaı olup 1954 doğumludur ve Diyarbakır’da  
ikamet etmektedir. 1994’e kadar bavuran, Diyarbakır’ın Kocaköy ilçesine bağlı Suçıktı  
Köyü’nde yaamıtır.  
10.Bavuru, bavuranın evinin Devlet güvenlik güçleri ve köy korucuları tarafından  
tahrip edildiği ve ulusal yetkililerin bavuranın köyüne dönmesine izin vermediği iddiaları ile  
ilgilidir.  
11.Bavuranın evinin tahrip edilmesi ve köyüne dönememesi iddialarını çevreleyen  
olaylara ilikin olarak taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır.  
A.Bavuranın anlatımına göre olaylar  
12.Aralık 1994’te, Suçıktı Köyü’ne komu olan Geyiksırtı Köyü yolunun üzerinde bir  
mayın patlamıve köy korucularının ölümüne sebep olmutur. Kocaköy Đlçe Jandarma  
Komutanlığı güvenlik güçleri ve Geyiksırtı Köyü’nden köy korucuları, köy korucusu olarak  
görev yapmayı reddettikleri için Suçıktı Köyü sakinlerini patlamanın failleri olarak  
suçlalardır. Sakinler evlerini bir hafta içinde boaltmazlarsa, köyü boaltmakla tehdit  
etmilerdir. Bavuran, birkaç köylü ile birlikte, evini terk etmive u anda yaadığı  
Diyarbakır’a taınmıtır.  
13.Temmuz veya Ağustos 1995 civarında, Geyiksırtı köy korucuları, köylülerin  
Suçıktı’daki hasadını yakmıtır. Olay esnasında, az sayıda ev alev almıancak bavuranın evi  
sağlam kalmıtır.  
14.Belirli olmayan bir tarihte bavuran, tanıdıklarından, güvenlik güçlerinin ve köy  
korucularının,genel seçimlerden iki gün önce, 22 Aralık 1995 tarihinde, köydeki diğer bütün  
evlerle birlikte evini yaktığını öğrenmitir.  
15.Köyün yakılmasının hemen ardından, komu köy Günalan’a güvenlik güçleri ve  
köy korucuları gelmitir. Köylülere köy meydanında toplanmalarını söylemiler ve yapılacak  
seçimlerde HADEP’e (Halkın Demokratik Partisi) oy verirlerse Günalan’daki evleri de  
yakacaklarını söyleyerek tehdit etmilerdir.  
16.2 ubat 1996 tarihinde, köyünden birkaç kiiyle birlikte bavuran, Diyarbakır  
Valiliği’ne, Kocaköy Kaymakamlığı’na ve Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe  
vermitir. Kocaköy Đlçe Jandarma Komutanlığı güvenlik güçleri ve Geyiksırtı köy  
korucularının, köydeki baka evlerle birlikte kendi evini de yaktığını belirterek ikayetçi  
3
olmutur. Olayın faillerinin soruturulmasını, zararın tazminini, kendisinin ve diğer köylülerin  
evlerine dönebilmelerinin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınmasını talep etmitir.  
17.1 Mayıs 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı görevsizlik kararı almıꢀ  
ve Memurin Muhakematı Kanunu uyarınca, dava dosyasını Diyarbakır Đl Đdare Kurulu’na  
göndermitir.  
18.30 Mayıs 1997 tarihinde, bavuran, AĐHS’nin 6., 8., 13. ve 14. maddeleri ile 1 no’lu  
Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na  
bavurmutur.  
19.31 Mayıs 1997 tarihinde, Kocaköy Đlçe Đdare Kurulu, bavuranın iddialarına yönelik  
soruturma balatmıtır. Soruturma, Memurin Muhakematı Komisyonu (MMK) tarafından  
muhakkik seçilen Jandarma Binbaı Metin Fırat tarafından yürütülmütür.  
20.3 Eylül 1997 tarihinde, Memurin Muhakematı Komisyonu (MMK), Suçıktı’daki  
evlerin pek çoğunun, Karaçimen’in Haran mezrasında tarlada anız yakılmasından çıkan  
yangınla yandığını tespit etmitir. MMK, suçlanan güvenlik görevlileri ve köy korucularına  
yönelik ilem balatılmamasına karar vermitir. Ardından, dava dosyası Diyarbakır Bölge  
Đdare Mahkemesi’ne gönderilmitir.  
21.27 Kasım 1997 tarihinde, Kocaköy Đlçe Đdare Kurulu, kararı bavurana  
bildirilmitir.  
22.1 Aralık 1997 tarihinde, bavuran, MMK kararına karı Diyarbakır Bölge Đdare  
Mahkemesi’ne itirazda bulunmutur.  
23.2 Aralık 1997 tarihinde, Diyarbakır Đdare Mahkemesi, soruturma dosyasının  
tamamlanmamıolması nedeniyle MMK’nın kararını bozmutur. Mahkeme, soruturma  
yetkililerinin, konuyla ilgili bir karar vermeden önce bavuranı dinlemesi gerektiğini gerekçe  
göstermitir.  
24.8 Temmuz 1998 tarihinde, soruturma dosyasını tamamladıktan sonra, MMK,  
güvenlik güçleri ve köy korucularına yönelik hiçbir ilem balatılmayacağına ilikin 3 Eylül  
1997 tarihli kararını yinelemitir.  
25.20 Ekim 1998 tarihinde, Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi, MMK’nın kararını  
onamıtır.  
26.8 Temmuz 1999 tarihinde, AĐHM Sekreteryası, bavuranın temsilcisine Đdare  
Mahkemesi’nin kararının bir kopyasını temin etmesini talep ettiği bir yazı göndermitir.  
27.20 Temmuz 1999 tarihinde, bavuran, 20 Ekim 1998 tarihli kararının bir kopyası  
için Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi’ne bavurmutur. Talep reddedilmive bavurana,  
Kocaköy Kaymakamlığı’na bavurması söylenmitir.  
28.Temmuz 2000 tarihinde, kimliği belirli olmayan köy korucularınca tevik edilen bir  
grup, hayvanlarıyla birlikte Suçıktı köyüne yerlemitir.  
4
29.17 Ağustos 2000 tarihinde bavuran, ailesinin Suçıktı’ya dönmesine izin verilmesi  
ve yeni gelenlerin mülklerinden çıkarılmaları için Kocaköy Kaymakamlığı’na bir dilekçe  
yazmıtır. Bavuran, bu dilekçesine herhangi bir yanıt alamamıtır.  
B.Hükümet’in anlatımına göre olaylar  
30.Nisan 1994’te bavuran ve diğer köylüler, PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi) baskısı  
nedeniyle Suçıktı Köyü’nü terk etmilerdir.  
31.27 Eylül 1994 tarihinde, Diyarbakır’a bağlı Karaçimen Köyü’nün bir mezrası olan  
Haran’da, bir tarlada anız yakılmasından dolayı bir yangın çıkmıtır. Yangın, kontrolden  
çıkmıve Bozbağla Köyü, Gültarla Mezrası ve Suçıktı Köyü’ne yayılmıtır. Kocaköy  
Đtfaiyesi’nin ve komu köylerdeki köy korucularının çabalarına rağmen, Suçıktı’daki yapıların  
çoğu yanmı, ancak bavuranın evi zarar görmemitir.  
32.19 Aralık 1996 tarihinde, bavuran, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe  
vermive evinin Kocaköy Đlçe Jandarma Komutanlığı’nda görevli güvenlik güçleri ve  
Geyiksırtı Köyü’nün köy korucuları tarafından yakılmasından ikayetçi olmutur.  
33.17 Mart 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Basavcısı, yetkisizlik kararı  
vermive dava dosyasını, Memurin Muhakematı Kanunu uyarınca Diyarbakır Đdare Kurulu’na  
göndermitir.  
34.16 Mayıs 1997 tarihinde, Diyarbakır Valiliği, bavuranın iddialarına yönelik  
soruturma balatmıtır.  
35.31 Mayıs 1997 tarihinde, Kocaköy Đlçe Jandarma Komutanlığı tarafından,  
bavuranın iddialarını soruturmak üzere bir jandarma yüzbaı tayin edilmitir. 6 Haziran  
1997 ve 5 Ağustos 1997 tarihinde, soruturmacı, komu köy sakinleri, ordu mensupları ve  
Kocaköy itfaiyecileri dahil olmak üzere, toplam on dört tanığın ifadesini almıtır.  
36.Bu ifadeler ıığında, soruturmacı, Suçıktı’daki evlerin, Karaçimen’in Haran  
mezrasında bir tarlada anız yakılmasıyla balayan bir yangın sonucunda Eylül 1994 tarihinde  
yandığını sonucuna varmıtır. Ayrıca, bavuranın evinin ahap bölümlerinde yanma izinin  
bulunmadığını ve dolayısıyla, atee maruz kalmıolamayacağını da not etmitir.  
37.Ayrıca, Jandarmaların yürüttüğü soruturma, bavuranın tarlasını, mahsulden pay  
karılığında iki köylüye kiraya verdiğini ortaya çıkarmıtır, bu da bazı köylüler ve muhtar  
tarafından teyit edilmitir.  
38.u anda, Suçıktı’da ikamet eden ve tarla ekip biçen sakinler bulunmaktadır.  
C.Taraflarca sunulan belgeler  
1.Bavuran tarafından sunulan belgeler  
5
(a)Bavuranın Diyarbakır Valiliği’ne verdiği 2 ubat 1996 tarihli dilekçenin bir kopyası  
39.Bavuran, Diyarbakır Valiliği’ne verdiği dilekçesinde, Suçıktı sakinlerinin zorla  
çıkarılmasından ve akabinde köydeki evlerin güvenlik güçleri ve köy korucularının  
yakılmasından ikayetçi olmutur. Bavuran, güvenli bir ekilde evlerine dönmelerinin taahhüt  
edilmesini, faillerin adalet huzuruna çıkarılmasını ve zararın tazminini talep etmitir.  
(b)MMK’nın 3 Eylül 1997 tarihli kararına karı bavuranın Diyarbakır Bölge Đdare  
Mahkemesi’ne verdiği dilekçenin bir kopyası  
40.1 Aralık 1997 tarihinde, bavuran, MMK’nın kovuturma açılmaması kararına  
karı Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi’ne itirazda bulunmutur. Bavuran, MMK’nın  
suçları örtbas etmek için yüzeysel bir soruturma yaptığından ikayetçi olmutur.  
(c)Bavuranın Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi’ne yazdığı, bildirim talep ettiği dilekçesinin bir  
kopyası  
41.20 Temmuz 1999 tarihinde, bavuran 2 Aralık 1997 ve 20 Ekim 1998 tarihli  
kararlarının kopyasını almak için Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi katipliğine  
bavurmutur. Talep reddedilmitir.  
(d)Mehmet Yolda’ın 4 Temmuz 2000 tarihli yazılı ifadesi ve Abdulbaki Đpek, Masum Tosin,  
Hasan Kaya ve Mevlude Uçar’ın 3 Temmuz 2000 tarihli yazılı beyanları  
42.1994’e kadar, tanıklar Suçıktı sakiniydiler. Ayrı ayrı olarak, kısmen birbiriyle  
örtüen beyanlar vermilerdir.  
43.Bu tanıklardan, Yolda, 1994’te güvenlik görevlileri ve köy korucularının  
kendilerine ya köy korucusu olmaları ya da köyü boaltmaya yönelik baskı uyguladığını  
belirtmitir. Yoldave Đpek, güvenlik güçlerinin ve köy korucularının köylüleri rahatsız  
ettiklerini, zira onların PKK’ya yardım ve yataklık yaptıklarına inandıklarını ifade etmilerdir.  
Ayrıca, pek çok kez köyün basıldığını ve arandığını ve köylülerin sürekli dövüldüğünü iddia  
etmilerdir.  
44.Yolda, Ekim ya da Kasım 1992’de kimliği belirsiz kiilerin köye ateaçtığını,  
Yolda’ı yaraladığını ve 15 yaındaki kızını öldürdüğünü ifade etmi, ancak bu diğer  
tanıklarca teyit edilmemitir. Yolda, Kırmatave Rıkala köylerinin korucularının açılan  
ateten sorumlu olduğu söylentilerini duymutur. Görevde olan Cumhuriyet Savcısı’nın, bir  
ifade dahi almadan sahte bir soruturma yürüttüğüne inanmıtır. Güvenlik güçlerinin ve köy  
korucularının, eğer suçlu oldukları iddia edilen köy korucularına yönelik ikayette  
bulunurlarsa köylüleri öldürmekle tehdit ettiklerini belirtmitir. Korku ve ihmal sebebiyle,  
Yoldabu tehditlerle ilgili olarak yetkililere ikayette bulunmamıtır.  
45.Yoldave Đpek, Mart 1993’te güvenlik güçleri ve köy korucularının köylüleri  
Akrad-Günalan’da toplayıp onlara ikence yaptıklarını ileri sürmülerdir. Abdulbaki Đpek,  
olay hakkında daha ayrıntılı açıklamalarda bulunmuve kendisinin dört kurbandan biri  
olduğunu ve üç kaburga kemiğinin kırıldığını belirtmitir. Ayrıca, güvenlik güçleri ve köy  
korucularının mayın patlaması olayı karısında hiddetlenerek Suçıktı’ya geldiklerini ve eğer  
6
köyü boaltmazlarsa köylüleri öldürmekle tehdit ettiğini de belirtmilerdir. Daha evvelki  
olaylara ek olarak bu tehditler, tanıkların ve ailelerinin köyü belirli olmayan bir tarihte terk  
etmelerine neden olmutur. Bunun aksine, Masum Tosin, Hasan Kaya ve Mevlude Uçar, Eylül  
1994’teki yangının, kendilerinin köyü terk etmesinden altı ya da yedi ay sonra meydana  
geldiğini ifade etmitir. Bu bağlamda, Tosin ve Kaya, yangından sonra zararı incelemek  
amacıyla köye gittiklerini kaydetmitir. Bu ifadelerden, bu tanıklar ve aileleri dahil olmak  
üzere en azından bazı köylülerin, köyü, mayının patladığı ve güvenlik güçleri ile köy  
korucularının Suçıktı sakinlerini iddiaya göre evlerini boaltmaya zorladığı tarih olan Aralık  
1994’ten çok önce terk ettikleri görünmektedir.  
46.Hükümet’in köyün PKK baskısı sebebiyle boaltıldığı iddiasına karın, tanıklar  
PKK militanlarının Suçıktı’ya hiç gelmediklerini ve herhalükarda köylüleri korkutmadıklarını  
izah etmilerdir.  
47.1994’te çıkan yangınla ilgili olarak, tanıklar yangının Haran mezrasına, Gültarla  
Köyü’ne, sonunda da Suçıktı’ya sıçradığını ve bavuranın ve erkek kardeininki de dahil  
olmak üzere, bu alanlardaki hasadı yaktığını anlatmıtır. Suçıktı’nın batısında yaklaık 20 evin  
yandığını, betonarme evler ile köyün merkeziyle batısındaki evlerin yangında hasar  
görmediğini belirmilerdir.  
48.Tanıklar, komu köylerdeki tanıdıklarından, 1995 genel seçimlerinden iki gün önce  
(yani 22 Aralık 1995’ten iki gün önce), güvenlik güçleri ve köy korucularının, 1994’teki  
yangında hasar almayan evleri atee verdiğini duyduklarını söylemilerdir. Yoldave Đpek’e  
göre, Suçıktı’nın yakılmasından hemen sonra, güvenlik güçleri ve köy korucuları Akrad-  
Günalan Köyü’ne gitmiler ve köylüleri eğer seçimde HADEP’e oy verirlerse o köyü de  
yakmakla tehdit etmilerdir.  
49.Tanıklar, 1998 ya da 1999’dan beri yetkililerin, Suçıktı Köyü sakinlerinin tarlalarını  
komu köylülere ortaklık eklinde vererek iletmelerine izin verdiklerini eklemilerdir. Ancak,  
bavuran ve erkek kardeine bu iznin verilmediğini iddia etmilerdir.  
(e)Zeynar Nifak ve Yemlihan Fahrioğlu’nun 18 Kasım 2003 tarihinde verdikleri ifadeler  
50.Nifak ve Fahrioğlu, çocukluklarından bu yana Diyarbakır’ın Kocaköy ilçesine bağlı  
Karaçimen köyünde yaamaktaydı. 2002’den beri bavuranın tarlasını ilemekteydiler. 1 ubat  
2003 tarihinde, Kocaköy Đlçe Jandarma Komutanlığı’na çağrılmıve kendilerine bazı belgeler  
imzalattırıltır, daha sonra bunların ifadeleri olduğunu öğrenmilerdir. Đkisi de okuma  
yazma bilmediğinden, bu ifadelerin içeriğini fark etmemilerdir.  
51.Ayrıca, herkesin köyün nasıl boaltıldığını bildiğini ancak kendi iyilikleri için  
sessiz kalmayı tercih ettiklerini ileri sürmülerdir.  
(f) “Köye dönüprojesi” ile ilgili olarak 9 Eylül 2001 tarihinde Lice Jandarma Komutanlığı’nın  
Lice muhtarlıklarına dağıttığı yazı  
52.Bu yazı, daha önce terör sebebiyle boaltılan köylere düzenli olarak dönüe yönelik  
oluturulan politikayla ilgili olarak Lice’de bulunan bütün köy muhtarlarını  
7
bilgilendirmekteydi. Bu yazıda, tüm köylülerin, ilgili Kaymakamlarca ikamete uygun olduğu  
tespit edilen köylere dönmekte özgür oldukları belirtilmitir.  
53.Yazı, bu dönüler için izin verilen süreye ilikin olarak köyleri üç kategoriye  
ayırmaktaydı. Hangi köyün hangi “safha”ya girdiğine dair hiçbir bilgi içermemekteydi. “II.  
safha köylerin” eski sakinlerinin yalnızca tarım amacıyla gündüz vakti bu köylere  
dönebileceği belirtilmiti. Yazı, Suçıktı’nın hangi safha/kategoride olduğuna dair herhangi bir  
bilgi içermemekteydi.  
54. Yazıya göre, “II. Safha” ve “III. Safha” köylerde, konuyla ilgili olarak ilgili  
kaymakamlık tarafından bir karar alınmadıkça, hiçbir köylünün yeniden yerlemesi veya  
geceyi geçirmesine müsaade edilmemekteydi.  
(g)11 Eylül 2001 tarihinde Lice’deki askeri komutanlık tarafından Lice Kaymakamlığı’na  
gönderilen yazı  
55.Yazı, güvenlik güçlerinin Lice, Kulp ve Hani’de yapılan askeri operasyonlarda  
karılatıkları zorluklara iaret etmekteydi. Bu tür operasyonlar esnasında, teröristleri, kırsal  
bölgelerde dolaan köylülerden ayırmanın zorluğunu izah etmekteydi. Yazı, yetkililerin  
sorumluluk kabul etmeyeceği herhangi bir talihsiz olaydan kaçınmak için köylülere uyarıda  
bulunulması tavsiyesinde bulunmaktaydı.  
(h)Đnsan Hakları Vakfı’nın Yıllık Raporu (TĐHV)  
56.Đnsan Hakları Vakfı, merkezi Ankara’da bulunan bir sivil toplum örgütüdür. 1993  
yılı Raporu’na göre, 1990’dan 1993’e kadar, 913’ten fazla köy ve mezra boaltılmıtır. 1993  
Raporu, köy boaltmaların 1993’te hızlandığını ve sıklıkla sakinleri köy korucusu olarak  
görev yapmayı reddeden köyleri hedef aldığını öne sürmütür.  
57.TĐHV’nın 1994 raporu, Hükümet politikasının, boaltmaların ve akabindeki  
tahribatların PKK terörü, fakirlik ve doğal güçlerden kaynaklandığını iddia etmek olduğunu  
ileri sürmütür. Aynı rapora göre, olağanüstü hale tabi her ilde yaklaık 50 - 60 köy  
yakılmıtır.  
58. 1995 Raporunda, 1995’te 400’den fazla köyün boaltıldığı belirtilmitir. 1996  
Raporuna göre, Olağanüstü Hal Bölge Valisi, bir defasında, toplam 918 köy ve 1767 mezranın  
çeitli sebeplerden dolayı boaltıldığına değinmi, ancak boaltmaların güvenlik güçlerince  
yapıldığını hiç belirtmemitir.  
59. 1997 ve 1998 Raporları, Hükümet’in köy boaltma politikasını, 1990’lar boyunca  
uygulanan sistematik bir “iç güvenlik operasyonu” olarak tanımlamıtır.  
(i) Đnsan Hakları Vakfı’nın yayınladığı “Yakılan/Boaltılan Köyler ve Göç” isimli kitaptan  
bölümler  
60.Bölümler, ubat 1990’dan Ocak 1999’a kadar yakılan ve/veya boaltılan köylerin  
kapsamlı bir listesini vermitir. Listeler, boaltılmıve yakılmıolmasından bahisle Suçıktı  
Köyü’ne atıfta bulunmamıtır.  
8
61.Bölümler, Ülkede Gündem isimli günlük gazeteden alınmımakalelerden yola  
çıkılarak yazılmıyazılar içermekteydi; bunlar köylerin boaltılması ve bunun insanlar  
üzerindeki olumsuz etkileri ile ilgiliydi. Makaleler, birçok köylünün, köylerinin güvenlik  
güçlerince yakıldığına dair ikayetlerle Devlet makamlarına dilekçeler sunduğunu  
vurgulamıtır.  
62. Makaleler aynı zamanda Hükümet’in kamuya yaptığı ve köylerinden çıkarılan  
köylülerin geri dönmelerine izin verildiği izlenimi veren açıklamaların güvenilir olmadığını  
vurgulamıtır. Köylülerin köylerine dönmeye ilikin teebbüslerinde fiilen engellenmilerdir.  
(j) Doğu ve güneydoğu Anadolu’daki yerleim birimlerinin boaltılmasının ardından yerlerinden  
çıkarılan insanların sorunlarını çözmek üzere alınması gereken önlemler hakkında Türkiye  
Büyük Millet Meclisi Soruturma Komisyonu’nun 14 Ocak 1998 tarihli raporu  
63. Sözkonusu rapor, on meclis üyesinden oluturulmubir Soruturma  
Komisyonu’nca hazırlanmıtır. Rapora göre, 1993 ve 1994 senelerinde 905 köy ve 2,923  
mezra sakini, yaadıkları yerden çıkarılarak ülkenin diğer bölümlerine yerlemeye  
zorlantır (sayfa 13). Suçıktı Köyü’nün bulunduğu Diyarbakır ilinde 90 köyden ve 225  
mezradan çıkarılan kii sayısının 50,371 civarında olduğu hesaplanmıtır (sayfa 12).  
64. Rapor, eski Diyarbakır Valisi Doğan Hatipoğlu’nun bir ifadesini içermektedir.  
Hatipoğlu, görevini ifa etmekte olduğu sırada, askeri makamlarca arasıra gerçekletirilen köy  
boaltmaların dikkatinden kaçmamıolduğunu açıklamıtır. Nadiren de olsa köylerin  
yakılması hususunda ikayetler almıolduğunu belirtmitir. Tüm köylerin PKK tehdidi  
nedeniyle boaltılmıolduğunun iddia edilmesini kabul etmenin mümkün olmadığını  
belirtmitir. Hükümet’in, yerlerinden çıkarılan kiilerin sağlıklı ekilde yeniden  
yerletirilmeleri için gerekli önlemleri alamadığını ileri sürmütür.  
65. Rapor aynı zamanda, 1995 senesinde Đnsan Hakları Vakfı Bakanı Yavuz Önen  
tarafından hazırlanan ve Soruturma Komisyonu’na sunulan “Đnsan Hakları Raporu –  
Türkiye”ye değinmektedir. Bu ikinci raporda bir bölüm, göçmenlere ve yerlerinden çıkarılan  
köylülere ithaf edilmitir. 1995 senesinde, köylerin ve mezraların boaltılması uygulamasının  
çok yaygın olduğu ileri sürülmektedir. Köylerdeki birçok ev, yakıp yıkılmıveya oturulamaz  
hale getirilmitir. Đnsanlardan yerlerinden ayrılmaya zorlanmıtır ve köylerini terkedene dek  
köylülere baskı yapılmıtır. 1995 senesi balarında, sakinlerinin köy korucusu olmayı kabul  
ettiği köyler dıında oturulan köy ya da mezra bulunmamaktadır (sayfa 19).  
66. Soruturma Komisyonu raporunda ayrıca, 3 Haziran 1997 tarihinde boaltılmıꢀ  
köyler hususunda ırnak milletvekili Salih Yıldırım tarafından Türkiye Büyük Millet  
Meclisi’nde yapılan konumaya değinilmektedir. Yıldırım, diğer hususlar meyanında köylerin  
kendisine karı duranların gözünü korkutmak için PKK tarafından ya da köyleri  
koruyamamaları, köylülerin köy korucusu olmayı reddetmeleri veya PKK’ya yardım  
ettiklerinden üphelenilmesi nedeniyle yetkili makamlar tarafından boaltılmıolduğunu  
belirtmitir (sayfa 20).  
67. Sonuç olarak raporda, yerleim birimleri sakinlerinin, daha önce yaamakta  
oldukları bölgeye yakın illere, kazalara veya merkez köylere – mezralardan ziyade –  
yerletirilmeleri ve göçmenlere öncelik verilmek üzere, bölge sakinlerine isahası sağlamak  
amacıyla gerekli ekonomik tedbirlerin alınması tavsiye edilmitir.  
9
(k) Suçıktı Köyü’nün, yıkılmıevleri gösteren fotoğrafları ve tapu senetlerinin nüshaları  
68. 31 Mayıs 1999 ve 24 Mart 2000 tarihli mektuplarında bavuran AĐHM’ye,  
toprağın ortak olarak kendisine ve diğer Suçıktı köylülerine ait olduğunu gösteren tapu  
senetlerinin örneklerini ve kendisinin ve diğer bazı köylülerin yakılmıevleri olarak  
tanımlağı evlerin üç renkli fotoğrafını sunmutur. Bavuranın evi ve sözkonusu fotoğrafların  
tarihi belirlenememitir. Evinin, bu evlerden biri olduğuna dair bir kanıt bulunmamıtır.  
Resimdeki evlerin, gerçekten yakılmımı yoksa yılların etkisi ile eskimimi olduğunu  
söylemek mümkün değildir. Bavuran, sözkonusu harabiyetin nedeni hususunda bir bilirkii  
görüü sağlamatır. Ayrıca, resimde bir grup zarar görmemiev de görülmektedir.  
2. Hükümet tarafından sunulan dokümanlar  
(a) Kocayol’daki Bölge Jandarma Komutanlığı’ndan, Merkez Jandarma Karakolu’na gönderilen  
18 Haziran 1997 tarihli mektubun bir örneği  
69. Kocayol Bölge Jandarma Komutanlığı, Merkez Jandarma Karakolu’na, devam  
etmekte olan soruturmaya dair ifade vermeleri için çok sayıda tanığın çağırılmasını öngören  
bir mektup göndermitir.  
(b) Jandarma tarafından bavuranın iddialarına ilikin yürütülen soruturma hususundaki 5  
Ağustos 1997 tarihli rapor  
70. Sözkonusu rapor, Kocaköy’deki Bölge Jandarma Komutanlığı’ndan bir jandarma  
yüzbaınca hazırlanmıtır. Yüzbaının, bavuranın 31 Mayıs 1997 tarihli iddialarına ilikin  
soruturması sonucunda olay mahallindeki gözlemlerinin yanısıra köylülerin, subayların ve  
itfaiye görevlilerinin tanık ifadelerini içermektedir.  
71. 6 Haziran 1997 ve 5 Ağustos 1997 tarihleri arasında soruturmadan sorumlu kii,  
yakın köylerin sakinlerinin, muvazzaf subayların ve Kocaköy’de hizmet veren itfaiye  
görevlilerinin de dahil olduğu toplam 14 görgü tanığının ifadelerini almıtır.  
72. Behçet Baaran, eyhmuz Çakıtır, Salih Yılmaz, Maaz Yalçınkaya, Ahmet Gezer,  
Habip Ek, Hüseyin Buğdaycı, Kazım Buğdaycı, Abdulhaluk Ek ve Mehmet Yıldız, civar  
köylerin sakinleridir. eyhmuz Çakıtır, Ahmet Gezer, Habip Ek, Hüseyin Buğdaycı, Kazım  
Buğdaycı ve Abdulhaluk Ek, Suçıktı köylülerinin, PKK tarafından uygulanan baskının artması  
nedeniyle 1994 senesinde evlerini terketmiolduklarını belirtmitir. Behçet Baaran, Salih  
Yılmaz ve Maaz Yalçınkaya, 1994 senesi Eylül ayındaki yangını duyduklarında Suçıktı  
Köyü’ne kotuklarını belirtmitir. Đtfaiye görevlileri ve köy korucularının, yangını söndürmek  
için ellerinden geleni yapmıolduklarını, hiçbir asker görmediklerini ya da yangını, askerlerin  
veya köy korucularının balatmıolduklarına dair bir söylenti duymadıklarını belirtmilerdir.  
Baaran, Yılmaz, Yalçınkaya ve Gezer ayrıca, yangının buğday köklerinin yakılmasından  
kaynaklanğına inandıklarını belirtmitir.  
73. Mehmet Kaya ve Abdullah Efe, Kocaköy’de görev yapan itfaiyecilerdir.  
Đfadelerinde, Belediye Bakanlığı kendilerini yangından haber ettiğinde acilen Suçıktı  
Köyü’ne gittiklerini belirtmilerdir. Tüm çabalara rağmen, yangının kontrolden çıktığını,  
komu köylerin bazı bölümleri ile Suçıktı Köyü’nü yaktığını ifade etmilerdir. Bölgede asker  
10  
bulunmaması ve köy korucularının, yangını söndürmek için en çok çabayı sarfetmiolmaları  
nedeniyle jandarma ve köy korucularının yangını balatmıolamayacaklarını eklemilerdir.  
74. Mustafa Kalfa ve Kazım Çelik jandarma subaylarıdır. Kendi ifadelerinde, tüm  
jandarma operasyonlarının, günlük olarak bir deftere kaydedildiğini ancak, 22 Aralık 1995  
tarihinde Suçıktı Köyü’nde bir operasyon düzenlendiğine dair bir kayıt olmadığını ileri  
sürmülerdir. Çelik, köylülerin köyü çoktan terk etmiolması nedeniyle, jandarmaların Suçıktı  
Köyü’ne gitmeleri için nedenleri olmadığını açıklamıtır. Ayrıca, Suçıktı Köyü’nde bulunan  
çoğu evin, kerpiçten yapılmıolduğunu ve bunun, yıllar geçtikçe uğradıkları harabiyeti  
açıklağını eklemilerdir.  
75. Hüseyin Buğdaycı, Kazım Buğdaycı ve Abdulhaluk Ek, köy korucularıdır.  
Köylülerin, PKK terörizmi nedeniyle 1994 senesinde köylerini terkettiklerini belirtmitir.  
Komu köylerde yaayan herkesin, 1994 senesi Eylül ayındaki yangından ve yangının, Suçıktı  
Köyü’ndeki evlere ne ölçüde zarar verdiğinden haberdar olduğunu belirtmilerdir. Ayrıca  
bavuranın, kendilerinin köy korucuları olarak adlarını kötüye çıkarmak adına doğru olmayan  
iddialarda bulunduğunu açıklamılardır.  
76. Sözkonusu ifadeler ıığında soruturmadan sorumlu kii, Suçıktı Köyü’ndeki  
evlerin, anız yakılması nedeniyle Karaçimen’in Haran mezrasında balayan yangın sonucu  
1994 Eylül ayında yanmıolduğu sonucuna varmıtır.  
77. Rapor ayrıca, bavuranın Suçıktı’da bulunan harap olmuevinin fotoğraflarını da  
içermektedir. Đncelemesi sonucu soruturmadan sorumlu kii, bavuranın evinin tahta  
kısımları üzerinde yanma izleri olmadığını tespit etmitir. Dolayısıyla soruturmacı, evin  
yangına maruz kalmıolamayacağı sonucuna varmıtır.  
78. Soruturmadan sorumlu kii ayrıca bavuranın, bir miktar ürün karılığı toprağını,  
komu bir köyden iki çiftçiye kiralamıolduğunu ve bu yolla toprağından ekonomik yarar  
sağlamakta olduğunu tespit etmitir.  
(c) Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi’nin 2 Aralık 1997 tarihli kararının örneği  
79. 2 Aralık 1997 tarihli bir kararında Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi, Memurin  
Muhakematı Komisyonu’nun “takipsizlik” kararını bozmutur. Mahkeme, bavuranın  
ifadesinin alınmıolması gerektiği sonucuna varmıtır. Bu nedenle, soruturma dosyasının  
tamamlanmamıolduğu kanısındadır.  
(d) Memurin Muhakematı Komisyonu’nun 8 Temmuz 1998 tarihli “yetkisizlik” kararının nüshası  
80. Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi’nin, Memurin Muhakematı Komisyonu’nun  
usul hukukuna ilikin 3 Temmuz 1997 tarihli kararını hükümsüz kılması üzerine Memurin  
Muhakematı Komisyonu, bavuranın ifadesini alarak dava dosyasını tamamlamıtır.  
81. Bavuran ifadesinde evinin, güvenlik güçleri ve köy korucuları tarafından yakıldığı  
sırada Suçıktı Köyü’nde bulunmamakta olduğunu kabul etmitir. Olayı, Günalan Köyü sakini  
olan Mahmut Gezer’den duyduğunu belirtmitir. Ancak, 8 Temmuz 1998 tarihli ifadesinde  
11  
Gezer, 1994 senesinde köyü terketmiolduğu için bavuranı görmemiya da iletiim halinde  
kalmaolduğunu belirtmitir.  
82. Kararda ayrıca, sözkonusu olay mahallinde çekilen fotoğrafların, bavuranın evinin  
doğal nedenlerle zarar görmüolduğunu ve yıllardır içerisinde oturulmadığını ortaya çıkardığı  
açıklanmaktadır.  
83. Sözkonusu bulgulara dayanan Memurin Muhakematı Komisyonu, suçlu oldukları  
iddia edilen güvenlik güçleri ve köy korucuları aleyhinde cezai takibat balatılmaması  
gerektiğine ilikin önceki kararını yinelemitir.  
(e) Memurin Muhakematı Komisyonu kararının, gazete ilanı yoluyla tebliğ edilmesi hususunda 8  
Temmuz 1998 tarihli karar ve sözkonusu ilanın nüshası  
84. Bavuranın yerini tespit etme çabalarının baarısızlığı üzerine Kocaköy  
Kaymakamlığı, 7201 no.lu Tebligat Kanunu’nun 28. maddesi (et seq.) bağlamında Memurin  
Muhakematı Komisyonu’nun 8 Temmuz 1998 tarihli kararını, ilan yoluyla bavurana  
bildirmeye karar vermitir.  
85. Belirsiz bir tarihte, bildiri yerel bir gazetede yayınlanmıtır.  
(f) Jandarma subayları Yavuz Hüsem, Uğur Turan ve Suçıktı Muhtarı Muharrem Buğdaycı  
tarafından hazırlanan 30 Temmuz 2003 tarihli soruturma raporu  
86. Sözkonusu rapor, bavuranın evinin, uzun sürede içerisinde yaanmaması  
nedeniyle harap olduğuna ilikin jandarma subaylarının tespitlerini içermektedir. Raporda  
bavuranın toprağını, ekmeleri için Emrihan ve Zeynar isimli iki köylüye kiralamıolduğu da  
belirtilmektedir.  
(g) Mehmet Kaya’nın 30 Temmuz 2003 tarihli ifadesi  
87. 1994 senesi Eylül ayında Kaya, Kocayol’da itfaiyeci olarak görev yapmaktadır. Đꢀ  
arkadaı Abdullah Efe ile birlikte, Suçıktı ve civarında yangın baladığı sırada görevde  
bulunmaktadırlar. Kaymakamlıktan yangını haber alır almaz Suçıktı Köyü’ne gitmilerdir.  
Kaya, Efe tarafından elik edildiği halde yangın söndürme aracını sürmektedir. Oraya  
vardıklarında alevler tüm köyü kaplamıtır. O sırada, köy korucuları yardıma gelmitir. Köyü  
çevreleyen atei söndürmek mümkün olmamıtır. Çok geçmeden suları bitmitir ve alevlerin,  
Suçıktı Köyü ile civardaki ekili toprağı yakmasına engel olamamılardır. Kaya, olay  
mahallinde hiçbir askeri araç ya da jandarma görmemiolduğunu belirtmitir. Köy  
korucularının, yangını söndürmek için ellerinden geleni yaptıklarını da eklemitir.  
(h) eyhmuz Çakıtır’ın 30 Temmuz 2003 tarihli ifadesi  
88. Çakıtır, Kocayol’un Günalan Köyü’ndendir. Suçıktı sakinlerinin, PKK baskısı  
nedeniyle köylerini terketmiolduklarını belirtmitir. Yangından haberdar olduğu zaman  
kendisi ve köyünden diğer kiiler, traktörlerle Suçıktı’ya gitmilerdir. Đtfaiyecilerin ve köy  
korucularının, yangını söndürmelerine yardım etmilerdir. iddetli rüzgar nedeniyle yangın  
hızla yayılmıve Suçıktı Köyü ile komu köyler olan Bozbağlar ve Günalan Köyleri’nin bazı  
bölümlerinin yanmasına neden olmutur. Tanık, güvenlik güçleri ve köy korucularının  
yangının balamasına neden olduklarına dair bir söylenti duymamıtır. Köy korucularının,  
12  
yangını söndürmek için ellerinden geleni yaptıklarını belirtmitir. Ayrıca tanık yangının, anız  
yakılması nedeniyle balamıolduğuna inandığını belirtmitir.  
(i)  
Behçet Baaran’ın 30 Temmuz 2003 tarihli ifadesi  
89. Baaran, Suçıktı Köyü’nün Gültarla mezrasında yaamaktadır. Hükümet’in diğer  
görgü tanıkları gibi, yangından haberdar olduğu zaman acilen Suçıktı Köyü’ne gitmitir.  
Đtfaiyeciler ve köy korucuları, iddetli rüzgar nedeniyle hızla yayılan yangını söndürmek için  
ellerinden geleni yapmılardır. Tanık, güvenlik güçleri ve köy korucularının yangının  
balamasına neden olduklarına dair bir söylenti duymamıtır.  
(j) Mevlüt Ek ve Necati Ek’in 1 Ekim 2003 tarihli ifadeleri  
90. Tanıklar, Suçıktı’nın Geyiksırtı mezrasında yaamakta olan erkek kardelerdir.  
Đfadelerinde, bavuranın sözkonusu bavurunun esasına ilikin iddialarının doğru olmadığını  
belirtmilerdir. Bavuranın, diğer Suçıktı sakinleri ile birlikte, 1993 veya 1994 senesinde  
köyünü PKK baskısı nedeniyle terketmiolduğunu açıklamılardır. Bavuranın, geçmite de  
doğru olmayan iddialarda bulunmuolduğunu belirtmilerdir. Suçıktı Köyü’nde veya  
Geyiksırtı mezrasında kimsenin evine el konulmadığını ve köylülerin topraklarını özgürce  
ekebildiklerini belirtmilerdir.  
(k) Hüseyin Buğdaycı’nın 1 Ekim 2003 tarihli ifadesi  
91. Buğdaycı, sözkonusu tarihte Kocayol Đlçesi’ndeki köy korucularının bakanıydı ve  
Suçıktı’nın Geyiksırtı mezrasında ikamet etmekteydi. Suçıktı köylülerinin köylerini, PKK  
baskısı sonucu 1994 senesinde terkettiklerini ve bavuranın, Diyarbakır’a taınmayı tercih  
ettiğini belirtmitir. Bavuranın toprağının, Karaçimen Köyü’nden Zeynel Nifak ve Yemlihan  
Fahrioğlu isimli iki köylü tarafından ekilmiolduğunu belirtmitir. Dolayısıyla bavuranın  
toprağından ekonomik yönde yararlanması ya da toprağına ulaması engellenmemitir.  
(l) Zeynar Nifak ve Yemlihan Fahrioğlu’nun 2 Ekim 2003 tarihli ifadeleri  
92. Tanıklar, Diyarbakır’daki Karaçimen Köyü’nün Çıkınılı mezrasında yaamaktadır.  
Yıllardır bavuranın köyünde hayvancılıkla uğramaktadırlar. Suçıktı köylülerinin evlerini  
1993 senesinde terkettiklerini ve komu ilçe ve illere taındıklarını belirtmilerdir. Köydeki  
arazilerin bir süre ekilmeden bırakıldıklarını ancak 1996 senesinden itibaren Nuri Kurt  
ındaki köylülerin çiftçiliğe devam ettiklerini belirtmilerdir. Bavuranın toprağında hiçbir  
faaliyette bulunulmadığını gören bavuranlar, bir miktar ürün karılığında toprağını ekip  
biçmeyi teklif etmilerdir. Tanıklar bavuranla sözlü olarak anlama yapmıtır ve 2002  
senesinden bu yana toprağını ekip biçmektedirler.  
93. Tanıklar, Devlet güvenlik güçlerinin ve köy korucularının, kendilerine hiçbir  
ekilde baskı uygulamadıklarını veya bavuranın toprağını ekip biçmelerine engel  
olmadıklarını belirtmitir.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMASI  
94. Đlgili iç hukukun tam bir tanımı, Yöyler/Türkiye’de (no. 26973/95, §§ 37-49, 24  
Temmuz 2003) ve Matyar/Türkiye’de (no. 23423/94, §§ 93-106, 21 ubat 2002) bulunabilir.  
13  
HUKUK  
I.  
AĐHS’NĐN 8. MADDESĐ ĐLE 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN  
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
95. Bavuran, evinin Devlet güvenlik güçlerince kasıtlı olarak yakılmasının ve Türk  
yetkili makamlarının, köyüne dönmesine engel olmalarının, AĐHS’nin ilgili kısmı aağıda  
kaydedilen 8. maddesi ile 1 No.lu Protokol’ün ilgili kısmı aağıda kaydedilen 1. maddesi’nin  
ihlaline neden olduğunu ileri sürmütür:  
8. Madde  
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberlemesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.  
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti,  
ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç ilenmesinin önlenmesi, sağğın veya ahlakın  
veya bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde  
ve yasayla öngörülmüolmak kouluyla söz konusu olabilir.”  
1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi  
“Her gerçek ve tüzel kiinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.  
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koullara ve uluslararası hukukun  
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek  
veya vergilerin ya da baka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri  
yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”  
96. Bavuran, kendisi ve köyünden kiilerin, Devlet güvenlik güçlerince yayınlanan  
tehditleri müteakiben Suçıktı Köyü’ndeki evlerini terketmeye zorlandıklarını ve Devlet  
güvenlik güçleri ile köy korucularının, birlikte hareket ederek, köydeki birtakım evleriyle  
beraber kendi evini de kasıtlı olarak yakıp yıktıklarını ileri sürmütür. Ayrıca bölgedeki  
jandarmaların, kendisinin Suçıktı’daki mülkiyetine ulamasına izin vermediklerini iddia  
etmitir. Bu bağlamda bavuran, tanıkların ifadelerine ve Türkiye’nin güney-doğu  
bölgesindeki köylerin boaltılması ve yakılıp yıkılmasına ilikin bir grup rapordaki bulguya  
değinmitir (bkz. paragraflar 42-51 ve 56-69). Bavuran, Hükümet’in görgü tanıkları Behçet  
Baaran, Abdullah Efe, Necati Ek, Mevlut Ek ve muhtar, Muharrem Buğdaycı’nın, kendi  
evini yakıp yıkan köy korucularına dahil olmaları nedeniyle doğruyu söylemediklerini ileri  
sürmütür (bkz. paragraflar 87-91). Ayrıca, Hükümet’in iddialarını yazılı ifadelerine  
dayandırolduğu Zeynar Nifak ve Yemlihan Fahrioğlu okuma yazma bilmemektedir ve  
kendilerinin ifadeleri olduğu iddia edilen ifadeleri içeren dokümanın içeriğinden haberdar  
değillerdir (bkz. paragraflar 50-51 ve 92-93).  
97. Hükümet, bavuranın iddialarına itiraz etmitir ve güvenlik güçleri ya da köy  
korucularının, bavuranın evini yaktıklarına veya Suçıktı sakinlerini, zorla köylerini  
boaltmaya zorladıklarına dair bir sonuca varmak için kanıt olmadığını belirtmitir.  
Bavuranın ve diğer köylülerin, Suçıktı Köyü’nü PKK tarafından sürekli uygulanan baskılar  
ve tehditler sonucu terketmiolduklarını ileri sürmütür. Soruturmadan sorumlu makamların  
tespit ettiklerine değinen Hükümet, Suçıktı’daki bazı evlerin, 1994 senesinde komu bir köyde  
anız yakılması sonucu çıkan yangında yanmıolduğunu, ancak bavuranın evinin hiçbir  
zaman yanmadığını ileri sürmütür (bkz. paragraflar 70-78). Ayrıca bavuranın, mülkiyetine  
14  
eriime izin verilmediği ve bir miktar ürün karılığı toprağını, komu bir köyden iki köylüye  
kiralağı yönündeki iddiaları reddetmilerdir (bkz. paragraf 78).  
98. AĐHM, sözkonusu olaya neden olan olayların gerçek nedeni hususunda bir itilafla  
karı karıya kalmıtır. Dolayısıyla, sözkonusu olayların meydana geldiği sırada bölgede  
hüküm süren genel durumu gözönünde bulundurmak durumundadır. Bu bağlamda, sözkonusu  
tarihte, Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ile PKK mensupları arasında  
iddetli çatımaların meydana geldiğini gözlemlemitir. Tarafların eylemlerinden kaynaklanan  
ikiye katlanmıbu iddet, birçok insanı evlerinden kaçmaya zorlamıtır. Ancak yerel  
makamlar, bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak için bir grup yerleim birini boaltmıtır  
(Doğan ve Diğerleri/Türkiye, no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02, § 142, ECHR  
2004-… (özetler)). Ancak AĐHM, benzer birçok davada, güvenlik güçlerinin, belirli  
bavuranların evleri ve mallarına kasıtlı olarak zarar vermiolduğunu ve bu ekilde, onları  
Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesindeki evlerinden ayrılmak durumunda bıraktıklarını tespit  
etmitir (16 Eylül 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-IV, Selçuk ve  
Asker/Türkiye, 24 Nisan 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-II, Menteve Diğerleri/Türkiye, 28  
Kasım 1997 tarihli karar, Raporlar1997-VIII, Bilgin/Türkiye, no. 23819/94, 16 Kasım 2000,  
ve Dula/Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).  
99. Durum böyle olunca, hem Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’nun hem de  
AĐHM’nin daha önce, Devlet güvenlik güçlerinin mülkiyetin haksız tahribinin failleri  
oldukları iddia edildiği Türkiye’deki benzer davalarda delil tespiti görevlerine giritikleri  
belirtilmelidir (bkz., diğer birçok kararın yanı sıra, yukarıda anılan Akdivar ve Diğerleri ve  
Yöyler; Đpek – Türkiye, no. 25760/94, AĐHM 2004-…(alıntılar)). O davalarda, AĐHS  
kurumlarını böyle bir uygulamaya bavurmaya iten temel sebep, etkili bir yerel soruturmanın  
yokluğunda delileri tespit edememiolmalarıdır.  
100. Tanıklar çağırarak kendi delil tespiti uygulamasına girime yoluyla bu davanın  
delillerini tespit etme giriiminde bulunamamak AĐHM için bir üzüntü konusudur. Ancak,  
AĐHM, böyle bir uygulamanın davanın gerçek olaylarını ortaya koyabilecek yeterli delil  
sağlamayacağını değerlendirir, zira önemli bir sürecin geçmesi, sözkonusu davada bu süre  
neredeyse on bir yıldır, ifade vermeleri için tanıkları bulmayı daha güç kılar ve bir tanığın  
olayları detaylı ve doğru olarak hatırlama kapasitesini düürür (bkz., yukarıda anılan, Đpek §  
116). Dolayısıyla, AĐHM, taraflarca sunulan mevcut delillere dayanarak karara varmalıdır  
(bkz. Pardo – Fransa, 20 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 261-B, s. 31, § 28, Çaçan –  
Türkiye kararında anılan, no. 33646/96, § 61, 26 Ekim 2004). Ancak, taraflarca sağlanan  
yazılı belgelerin, özellikle yazılı ifadelerin, sorgulamada ve çapraz sorgulamada test  
edilmediği ve dolayısıyla bu davada ulaılacak herhangi bir sonuç için olası bir yanıltıcı temel  
oluturabileceği gerçeğine dikkat etmelidir.  
101. Daha önce kaydedildiği gibi ve ilgili zamanda Türkiye’nin güneydoğusundaki  
köylerin boaltılması ve yıkımına ilikin bağımsız raporları göz önünde tutarak (bkz. yukarıda  
56-67 ve 98. paragraflar), bavuranın, köyünden zorla tahliye edilmive evinin Devlet  
güvenlik güçleri tarafından yakılmıolduğu eklindeki iddiaları ilk bakıta haksız olduğu  
gerekçesiyle elenemez. Ancak, AĐHM için, AĐHS’nin amaçlarına uygun, delillerle ilgili  
gerekli ispat ölçütü “suçun kesin olarak veya her türlü makul üpheden uzak olarak  
kanıtlanmıolması” ölçütüdür ve böyle bir ispat yeterli derecede kuvvetli, açık ve uygun  
sonuçların veya benzer çürütülmemifiili karinelerin bir arada var olmasına bağlı olabilir  
(bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no. 25, s. 65, § 161).  
15  
102. Bu bağlamda, AĐHM, bavuranın, köy korucuları veya güvenlik güçleri tarafından  
evinin yakılmasına ilikin herhangi bir görgü tanığı ifadesi sunmadığını kaydeder. Ayrıca,  
iddia edilen olaylarda yer alan askerlerin kimliğine ilikin, örneğin bir alay gibi, herhangi bir  
detay da vermemitir. Bavuranın, Hükümet tarafından sunulan Zeynar Nifak ve Yemlihan  
Fahrioğlu’nun ifadelerini çürütebilecek tanık ifadeleri sunduğu doğruyken (bkz. yukarıda 50-  
51 ve 92-93. paragraflar), öte yandan, Behçet Baaran, Abdullah Efe, Necati Ek, Mevlut Ek ve  
Muharrem Buğdaycı’nın evinin yıkımında yer aldığı iddiasına ilikin herhangi bir delil  
göstermemive dolayısıyla onların ifadelerini çürütememitir.  
103. Ayrıca, bavuran tarafından sunulan tanık ifadeleri, soruturmacının, Suçıktı’daki  
bazı evlerin, komu bir köyde ekinin dibinin yanmasından çıkan bir yangının sonucunda  
yanmıolduğu eklindeki tespitlerini doğrular, ancak, bu ifadeler, bavuranın evinin ve  
köydeki diğer evlerin köy korucuları veya güvenlik güçleri tarafından yakıldığı iddiasına  
yeterli desteği sağlamaz (bkz. yukarıda 42-49. paragraflar). Bu bağlamda, Eylül 1994’te  
yangından altı veya yedi ay önce köyü terk etmioldukları ve evlerin yandığını komu  
köylerdeki yakınlarından 22 Aralık 1995 tarihinde duymuoldukları eklindeki itirafları  
karısında (bkz. yukarıda 48. paragraf), Masum Tosin, Hasan Kaya ve Mevlude Uçar  
tarafından verilen ifadelerin, kiisel bilgi veya görgüye dayanmayıp bakasından iitilen  
hususların tekraren beyanından ibaret ifadeler olduğu belirtilmelidir.  
104. Ayrıca, AĐHM, bavuran tarafından gösterilen fotoğraflara dayanarak, orada  
gösterilen evlerin yanmımı yoksa, zamanla doğal bozulma gibi, baka sebeplerden sadece  
yıkılmı olduğunu belirleyememektedir (bkz. yukarıda 68. paragraf). Bu resimleri  
gözönünde tutarak, evlerin kalıntılarının yangına maruz kalmıolduklarına dair herhangi bir iz  
taıyıp taımadıklarını söylemek mümkün değildir. Bu hususta, bavuranın, böyle bir yıkımın  
niteliğine dair herhangi bir uzman görüü sunmadığı kayda değerdir. Dolayısıyla, inaatlarında  
kullanılan ana maddenin kerpiç olmasından dolayı, bu evlerin doğal afetler sebebiyle harabe  
haline dönmüolması fikri göz ardı edilemez (bkz. yukarıda 74. paragraf).  
105. Yukarıda belirtilenlerin ıığında ve iddia edilen olaya dair herhangi bağımsız bir  
görgü tanığı beyanının yokluğunda, AĐHM, bavuranın evinin iddia edildiği gibi Devlet  
güvenlik güçleri tarafından yakıldığının veya yıkıldığının gerekli ispat ölçütüne göre  
ispatlanolmadığına karar verir.  
106. Bavuranın zorla tahliye edildiği iddiası ve köyüne geri dönememesi hususunda,  
AĐHM, bavuranın, Aralık 1994’te köyünden zorla tahliye edildiği iddiasına ilikin  
Cumhuriyet Savcısı’na ikayette bulunmak için 2 ubat 1996 tarihine kadar beklediğini  
gözlemler. Köyü terk ettikten sonra tamamen pasif kalması hatasına dair bir açıklama  
getirmemitir. Ayrıca, yetkililer tarafından köyüne giriinin reddedilmesine ilikin iddiasını  
kanıtlayacak herhangi bir bilgi veya delil sunmamıtır. Özellikle, Suçıktı’ya veya mülkünün  
kullanımına eriiminin ne zaman ve kim tarafından engellendiğini açıklamamıtır. AĐHM,  
dolayısıyla, bavuranın, Devlet güvenlik güçleri tarafından köyünü terk etmeye zorlandığı ve  
köyüne giriinin reddedildiği iddiasını da doğrulayamadığını değerlendirir.  
107. Bu zemin üzerinde, AĐHM, AĐHS’nin 8. maddesinin veya 1 No.’lu Protokol’ün 1.  
maddesinin ihlal edilmediğine karar verir.  
16  
II. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
108. Bavuran, güvenlik güçleri tarafından evinin yıkımına itiraz etmesini sağlayacak  
etkili bir hukuk yolunun ve bununla birlikte medeni haklarını korumak için mahkemeye  
eriiminin reddedilmiolduğundan ikayetçi olmutur. AĐHS’nin 6 § 1 ve 13. maddesine  
istinat etmitir. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ilgili kısmı öyledir:  
Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan,  
… [bir] mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek  
hakkına sahiptir.”  
ve AĐHS’nin 13. maddesi öyledir:  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev  
yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili bir  
bavuru yapabilme hakkına sahiptir.”  
A. AĐHS’nin 6 § 1 maddesi  
109. Bavuran, yetkililerin, iddialarına yönelik etkili bir soruturma yürütmemeleri  
dolayısıyla medeni haklarını korumak için bir mahkemeye eriim hakkının reddedilmiꢀ  
olduğunu ileri sürmütür. Bavuranın görüüne göre, böyle bir soruturma olmadan, hukuki  
yargılamada tazminat alma ansı olmazdı.  
110. Hükümet, bavuranın, yerel hukukta mevcut olan hukuk yollarını izlememiꢀ  
olduğunu ileri sürmütür. Bavuran hukuk davası açmıolsaydı, mahkemeye etkili eriimden  
yararlanırdı.  
111. AĐHM, bavuranın, 12 Haziran 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında belirtilen  
gerekçeler dolayısıyla hukuk mahkemelerinde dava açmadığını kaydeder. Dolayısıyla,  
bavuranın ilemleri balatmıolduğu durumda, ulusal mahkemelerin bavuranın iddiaları  
hakkında karar vermiolup olamayacağını belirlemek mümkün değildir. AĐHM’nin görüüne  
göre, bavuranın ikayetleri temelde, güvenlik güçleri tarafından aile evinin ve mülkünün kasti  
yıkımına yönelik etkili bir soruturma olmamasına ilikindir. Dolayısıyla, AĐHM, bu ikayeti,  
AĐHS’nin ihlal edildiği iddialarına yönelik etkili bir hukuk yolu sağlamak için Devlet’lere  
daha genel bir yükümlülük yükleyen, 13. madde açısından inceleyecektir (bkz., yukarıda  
anılan, Selçuk ve Asker § 92).  
112. AĐHM, dolayısıyla, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit  
etmenin gereksiz olduğuna karar verir.  
17  
B. AĐHS’nin 13. maddesi  
113. Bavuran, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca, AĐHS ikayetlerine ilikin mevcut  
etkili bir hukuk yolunun olmadığından ikayetçi olmutur.  
114. Hükümet, soruturmada bir kusur olmamıolduğunu ve yetkililerin bavuranın  
iddialarına yönelik etkili bir soruturma yürütmüolduğunu ileri sürmütür.  
115. AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, AĐHS hakları ve özgürlüklerinin esasını  
yürürlüğe koyacak bir hukuk yolunun ulusal düzeyde eriilebilirliğini, yerel yasal düzende her  
ne ekilde sağlanabilirse sağlansın, güvence altına aldığını yineler. 13. maddenin amacı,  
dolayısıyla, AĐHS uyarınca “savunulabilir bir ikayet”in esasının çaresine bakabilecek ve  
yerinde bir telafi sağlayabilecek iç hukuk yolu hükmünü art komaktır, bununla beraber,  
Sözleme’ye taraf olan Devlet’lere bu hüküm uyarınca AĐHS yükümlülüklerine uyma  
ekillerine ilikin bir miktar takdir hakkı tanınmaktadır. 13. madde uyarınca yükümlülüğün  
kapsamı, bavuranın AĐHS uyarınca yaptığı ikayetin niteliğine bağlı olarak değiir. Bununla  
beraber, 13. madde tarafından art koulan hukuk yolu uygulama ile birlikte usulde de “etkili”  
olmalıdır, özellikle, hukuk yolunun uygulanması, sorumlu Devlet’in yetkililerinin fiiliyatları  
veya ihmalleri tarafından haksız olarak engellenmemelidir (bkz., her ikisi de yukarıda anılan,  
Dulave Yöyler, sırasıyla §§ 65 ve 87).  
116. AĐHM, bu davada toplanan delillere dayanarak, bavuranın evinin iddia edildiği  
gibi Devlet güvenlik güçleri tarafından yıkıldığının gerekli ispat ölçütüne göre ispatlanmıꢀ  
olmadığına karar verdiğini anımsar (bkz. yukarıda 95-107. paragraflar). Ancak, bu, 13.  
maddenin maksatları açısından, bavuranın ikayetlerinin, AĐHM’nin korumasının kapsamı  
ına çıktığı anlamına gelmez (bkz. D.P. ve J.C. – Đngiltere, no. 38719/97, 10 Ekim 2002, §  
136). Bu ikayetler, temelsiz olarak kabuledilmez ilan edilmemilerdir ve dolayısıyla esasların  
incelenmesini gerektirmilerdir. Ayrıca, 12 Haziran 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında,  
AĐHM, ikayetlerine yönelik tam ve etkili bir soruturmanın olmaması sebebiyle bavuranın iç  
hukukta baka hukuk yolu izlemekten muaf tutulduğu kararını daha önce vermitir.  
117. Bunun üzerine, AĐHM, olduğu gibi yorumlanan 13. maddenin artlarına rağmen,  
baka bir hükmün gerçek bir ihlalinin var olmasının maddenin uygulanması için art  
oluturmağını yineler (Boyle ve Rice – Đngiltere, 27 Nisan 1988 tarihli karar, Seri A no. 131,  
§ 52). Dolayısıyla, kabuledilebilirlik kararındaki tespitlerini ve bavuranın iddialarının ilk  
bakıta haksız olduğu gerekçesiyle elenemeyeceği kararını (bkz. yukarıda 101. paragraf) göz  
önünde tutarak, AĐHM, bavuranın ikayetlerinin AĐHS’nin 13. maddesinin maksatları  
açısından AĐHS ihlallerine dair savunulabilecek iddialar ortaya koyduğunu değerlendirir (bkz.,  
mutatis mutandis, AĐHS’nin 6. maddesinin uygulanabilirliği tehlikede olduğu sürece,  
Mennitto – Đtalya [BD], no. 33804/96, § 27, AĐHM 2000-X).  
118. Davanın özel artları konusunda, AĐHM, bavuranın yetkililere bulunduğu cezai  
ikayetten sonra, Kocaköy Đdare Kurulu’na bağlı Memurun Muhakematı Komisyonu  
tarafından soruturmacı olarak atanan bir jandarma subayı tarafından soruturma  
yürütülğünü kaydeder (bkz. yukarıda 35. paragraf). Jandarma Yüzbaı, olay yeri incelemesi  
18  
yürütmü, yakın köylerde oturanlar, jandarmalar ve itfaiyeciler de dahil toplam on dört  
tanıktan ifadeler almıve bavuranın iddialarının temelsiz olduğuna karar vermitir (bkz.  
yukarıda 70-78. paragraflar). Jandarma Yüzbaı’nın tespitleri ve kararına istinat, Đdare Kurulu,  
güvenlik güçleri ve köy korucuları aleyhine ilem balatılmaması gerektiğine karar vermitir.  
119. Ancak, AĐHM, yetkililer tarafından yürütülen soruturmada ciddi kusurlar  
olduğunu kaydeder. Bu bağlamda, soruturmacı makamların, bavuranın cezai ikayetini  
almıolduktan bir buçuk yıl sonra olay yerini ziyaret ettiklerini belirtir (bkz. yukarıda 32 ve  
35. paragraflar). Soruturmadan sorumlu jandarma subayı, bavuranın köyünün sakinlerinden  
ifade almak için bir giriimde bulunmamıtır. Jandarmalar, itfaiyeciler ve komu köylerden  
hepsi köy korucusu gibi görünen kiilerin ifadelerine dayanmayı yeterli bulmutur. Ayrıca,  
tanıklardan bazıları, kendilerinden içeriğinin farkında olmadan bazı belgeleri imzalamalarının  
talep edildiğini iddia ederek, jandarma Yüzbaı tarafından alınan ifadelerinin içeriğini ve  
doğruluğunu reddetmilerdir (bkz. yukarıda 50 ve 51. paragraflar). Bu bağlamda, AĐHM, daha  
önce, benzer bir Türkiye davasında, jandarma yetkilileri tarafından yürütülen, tanıklara boꢀ  
kağıtlar imzalatılıp daha sonra bu kağıtların kendileri tarafından doldurulduğu uygulamayı  
saptaolduğunu anımsar (bkz., yukarıda anılan, Yöyler § 57). O nedenle, AĐHM, o  
tanıklardan alınan ifadelerin – soruturmacı makamlar tarafından düzenlenmiizlenimi  
vererek - basmakalıp nitelikte olduğunu ve dolayısıyla onlara önem verilemeyeceğini  
gözlemlemitir (ibid., §§ 57 ve 91). Aynı ekilde, sözkonusu davada, bazı tanıkların böyle  
ifadeler verdiklerini reddetmeleri sebebiyle, AĐHM’nin, jandarma Yüzbaı tarafından  
yürütülen soruturmanın güvenilirliği hakkında ciddi üpheleri vardır. Özellikle, bu  
uygulamanın, AĐHS’nin 13. maddesinin gerektirdiği soruturma kavramıyla bağdamadığını  
değerlendirir.  
120. AĐHM, bazı davalarda, yerel idare kurulları tarafından yürütülen soruturmaların  
bağımsız sayılamayacağı kararını daha önce vermitir, zira, bunlar, hiyerarik olarak valiye  
bağlı olan memurlardan olumaktadır ve yetki sahibi subay, soruturmaya tabi olan güvenlik  
güçlerine bağlıdır (bkz. Güleç – Türkiye, no. 21593/93, § 80, Reports 1998-IV; her ikisi de  
yukarıda anılan, Yöyler ve Đpek, sırasıyla §§ 93 ve 207). Bir jandarma subayının,  
jandarmaların mülk yıkımının failleri oldukları iddia edildiği bir davada soruturmacı olarak  
görev yapması ve soruturmasının güvenilirliği hakkındaki ciddi üpheler, AĐHM’nin bu  
davada farklı bir karar vermesine müsaade etmez.  
121. Bu artlarda, bavuranın, Suçıktı’daki evinin yıkımına dair iddialarına yönelik  
olarak, yetkililerin tam ve etkili bir soruturma yürüttükleri söylenemez  
122. Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 6, 8 VE 13. MADDELERĐ VE 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ  
ĐLE BĐRLĐKTE ELE ALINAN, AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
19  
123. Bavuran, AĐHS’nin 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi ile  
birlikte ele alınan, AĐHS’nin 14. maddesine aykırı olarak, Kürt kökeni nedeniyle ayrıma  
maruz kalmıolduğunu ileri sürmütür. 14. madde öyledir:  
“Bu Sözlesmede taninan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, irk, renk, dil,  
din, siyasal veya diger kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azinliga  
mensupluk, servet, dogum veya herhangi baska bir durum bakimindan hiçbir ayirimcilik  
yapilmadan saglanir.”  
124. Bavuran, aile evinin ve mülkiyetinin yıkımının, Kürt kökeninden ötürü ayrım  
tekil eden resmi politikanın sonucu olduğunu ileri sürmütür.  
125. AĐHM, bavuranın iddiasını kendisine sunulan delillerin ıığında incelemiancak  
asılsız olduğunu değerlendirmitir. Dolayısıyla, AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilmemitir.  
IV. AVRUPA ĐNSAN HAKLARI SÖZLEMESĐ’NĐN 41. MADDESĐNĐN  
UYGULANMASI  
126. AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Maddi tazminat  
127. Bavuran, evinin yıkımının ve 1999 yılından bu yana toprağını ileyememesinin  
sonucu olarak kendisi tarafından maruz kalınan maddi zarar karılığında 84.837 Euro talep  
etmitir.  
128. Hükümet, AĐHS ihlal edilmemiolduğu için bavurana adil tazmin ödenmemesi  
gerektiğini iddia etmitir. Hükümet, alternatif olarak, AĐHM’nin, AĐHS’nin herhangi bir  
hükmünün ihlalini tespit ettiği takdirde, bavuran tarafından talep edilen miktarların  
ündürücü olduğunu ve bölgenin ekonomik gerçeklerini yansıtmadığını iddia etmitir.  
Ayrıca, bavuranın köyüne dönüüne ve toprağını ilemesine bir engel olmadığını  
kaydetmitir.  
129. AĐHM, bavuran tarafından talep edilen tazminat ve AĐHS ihlali arasında bir  
sebep sonuç ilikisi olması gerektiğini ve bunun, uygun bir davada, kazanç kaybına ilikin  
tazminatı kapsayabileceğini yineler (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Barberà, Messegué ve  
Jabardo – Đspanya (50. madde), 13 Haziran 1994 tarihli karar, Seri A no. 285-C, ss. 57-58, §§  
20  
16-20). Ancak, AĐHM, sözkonusu davada, bavuranın evinin Devlet güvenlik güçleri  
tarafından yakıldığı veya yıkıldığının veya mülkiyetine eriiminin reddedildiğinin, gerekli  
ispat ölçütüne göre ispatlanmadığını anımsar (bkz. yukarıda 105-107. paragraflar).  
Dolayısıyla, AĐHS ihlali oluturduğuna karar verilen konu – etkili bir soruturmanın olmaması  
– ve bavuran tarafından iddia edilen maddi tazminat arasında bir sebep sonuç ilikisi yoktur.  
Dolayısıyla, bavuranın bu balık altındaki talebini reddeder.  
B. Manevi tazminat  
130. Bavuran 10.000 Euro manevi tazminat talep etmitir. Bu hususta, Suçıktı’daki  
toprağını ileyememesi ve evinin yıkımı dolayısıyla maruz kalmıolduğu acı ve yoksulluğa  
atıfta bulunmutur.  
131. Hükümet, bu miktarın haddinden fazla ve haksız olduğunu ileri sürmütür.  
132. AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesine aykırı olarak, ulusal makamların, bavuranın  
ikayetlerine yönelik etkili ve tam bir soruturma yürütmemiolduklarına karar vermitir  
(bkz. yukarıda 121-122. paragraflar). Dolayısıyla, manevi tazminat ödenmesine karar  
verilmelidir. Ancak, bavuran tarafından talep edilen miktar haddinden fazladır. Đddiaların  
ciddiyetini hesaba katarak ve eitlik temeline dayalı karar vererek, AĐHM, bavurana, ödeme  
gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na dönütürülmek üzere 4.000 Euro  
tazminat ödenmesine karar verir.  
C. Mahkeme masrafları  
133. Bavuran, Sözleme Kurumları’nda davasının hazırlanması ve sunumundaki ücret  
ve masraflar karılığı toplam 3.000 Euro talep etmitir. Bu miktar, avukatlarının ücret ve  
masraflarını kapsar (20 saatlik adli çalıma).  
134. Hükümet, bu talebin haddinden fazla ve asılsız olduğunu ileri sürmütür. Đddiasını  
kanıtlamak için bavuran tarafından bir fatura veya herhangi baka bir belgenin sunulmamıꢀ  
olduğunu iddia etmitir.  
135. AĐHM, bavuranın AĐHS uyarınca olan ikayetlerini ispatlamakta sadece kısmen  
baarılı olduğunu belirtir. Ancak, bu dava, ayrıntılı inceleme gerektiren, karmaık hukuki ve  
olgusal konular içermektedir. Bunun üzerine, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nin 41. maddesi uyarınca, sadece zorunlu olarak ve gerçekten yapılan  
mahkeme masraflarının ve harcamalarının ödenebileceğini yineler. Bavuran tarafından  
sunulan iddiaların detaylarını gözönünde tutarak, AĐHM, Avrupa Konseyi tarafından adli  
yardım olarak alınan 630 Euro düülerek, tabi olabilecek her türlü katma değer vergisi hariç,  
bavurana 2.000 Euro tazminat ödenmesine karar verir.  
21  
C. Gecikme faizi  
136. AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
BU SEBEPLERLE AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. AĐHS’nin 8. maddesinin ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediğine;  
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit etmenin gerekli olmadığına;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte ele alınan,  
AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;  
5. a) Sorumlu Devlet’in, bavurana, aağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca  
kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni  
Türk Lirası’na dönütürülmek ve bavuranın Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak  
üzere ödemesine:  
(i) 4.000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat;  
(ii) 630 Euro (altı yüz otuz Euro) düülmek üzere, 2.000 Euro (iki bin Euro) mahkeme  
masrafları;  
(iii) artı bu miktarlara tabi olabilecek her türlü vergi;  
b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Bavuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 29 Kasım 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
22  
S. NAISMITH  
J.-P. COSTA  
Sekreter Yardımcısı  
Bakan  
23