eriꢀime izin verilmediği ve bir miktar ürün karꢀılığı toprağını, komꢀu bir köyden iki köylüye
kiraladığı yönündeki iddiaları reddetmiꢀlerdir (bkz. paragraf 78).
98. AĐHM, sözkonusu olaya neden olan olayların gerçek nedeni hususunda bir itilafla
karꢀı karꢀıya kalmıꢀtır. Dolayısıyla, sözkonusu olayların meydana geldiği sırada bölgede
hüküm süren genel durumu gözönünde bulundurmak durumundadır. Bu bağlamda, sözkonusu
tarihte, Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ile PKK mensupları arasında
ꢀiddetli çatıꢀmaların meydana geldiğini gözlemlemiꢀtir. Tarafların eylemlerinden kaynaklanan
ikiye katlanmıꢀ bu ꢀiddet, birçok insanı evlerinden kaçmaya zorlamıꢀtır. Ancak yerel
makamlar, bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak için bir grup yerleꢀim birini boꢀaltmıꢀtır
(Doğan ve Diğerleri/Türkiye, no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02, § 142, ECHR
2004-… (özetler)). Ancak AĐHM, benzer birçok davada, güvenlik güçlerinin, belirli
baꢀvuranların evleri ve mallarına kasıtlı olarak zarar vermiꢀ olduğunu ve bu ꢀekilde, onları
Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesindeki evlerinden ayrılmak durumunda bıraktıklarını tespit
etmiꢀtir (16 Eylül 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-IV, Selçuk ve
Asker/Türkiye, 24 Nisan 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-II, Menteꢀ ve Diğerleri/Türkiye, 28
Kasım 1997 tarihli karar, Raporlar1997-VIII, Bilgin/Türkiye, no. 23819/94, 16 Kasım 2000,
ve Dulaꢀ/Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).
99. Durum böyle olunca, hem Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’nun hem de
AĐHM’nin daha önce, Devlet güvenlik güçlerinin mülkiyetin haksız tahribinin failleri
oldukları iddia edildiği Türkiye’deki benzer davalarda delil tespiti görevlerine giriꢀtikleri
belirtilmelidir (bkz., diğer birçok kararın yanı sıra, yukarıda anılan Akdivar ve Diğerleri ve
Yöyler; Đpek – Türkiye, no. 25760/94, AĐHM 2004-…(alıntılar)). O davalarda, AĐHS
kurumlarını böyle bir uygulamaya baꢀvurmaya iten temel sebep, etkili bir yerel soruꢀturmanın
yokluğunda delileri tespit edememiꢀ olmalarıdır.
100. Tanıklar çağırarak kendi delil tespiti uygulamasına giriꢀme yoluyla bu davanın
delillerini tespit etme giriꢀiminde bulunamamak AĐHM için bir üzüntü konusudur. Ancak,
AĐHM, böyle bir uygulamanın davanın gerçek olaylarını ortaya koyabilecek yeterli delil
sağlamayacağını değerlendirir, zira önemli bir sürecin geçmesi, sözkonusu davada bu süre
neredeyse on bir yıldır, ifade vermeleri için tanıkları bulmayı daha güç kılar ve bir tanığın
olayları detaylı ve doğru olarak hatırlama kapasitesini düꢀürür (bkz., yukarıda anılan, Đpek §
116). Dolayısıyla, AĐHM, taraflarca sunulan mevcut delillere dayanarak karara varmalıdır
(bkz. Pardo – Fransa, 20 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 261-B, s. 31, § 28, Çaçan –
Türkiye kararında anılan, no. 33646/96, § 61, 26 Ekim 2004). Ancak, taraflarca sağlanan
yazılı belgelerin, özellikle yazılı ifadelerin, sorgulamada ve çapraz sorgulamada test
edilmediği ve dolayısıyla bu davada ulaꢀılacak herhangi bir sonuç için olası bir yanıltıcı temel
oluꢀturabileceği gerçeğine dikkat etmelidir.
101. Daha önce kaydedildiği gibi ve ilgili zamanda Türkiye’nin güneydoğusundaki
köylerin boꢀaltılması ve yıkımına iliꢀkin bağımsız raporları göz önünde tutarak (bkz. yukarıda
56-67 ve 98. paragraflar), baꢀvuranın, köyünden zorla tahliye edilmiꢀ ve evinin Devlet
güvenlik güçleri tarafından yakılmıꢀ olduğu ꢀeklindeki iddiaları ilk bakıꢀta haksız olduğu
gerekçesiyle elenemez. Ancak, AĐHM için, AĐHS’nin amaçlarına uygun, delillerle ilgili
gerekli ispat ölçütü “suçun kesin olarak veya her türlü makul ꢀüpheden uzak olarak
kanıtlanmıꢀ olması” ölçütüdür ve böyle bir ispat yeterli derecede kuvvetli, açık ve uygun
sonuçların veya benzer çürütülmemiꢀ fiili karinelerin bir arada var olmasına bağlı olabilir
(bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no. 25, s. 65, § 161).
15