“Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, … konusunda karar verecek
olan, … bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek
hakkına sahiptir.”
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
İlgili süreç 27 Haziran 1991’de başlamış ve 23 Aralık 1998’de sona ermiştir.
Dolayısıyla yedi yıl altı ay sürmüştür.
A.Kabuledilebilirlik
AİHM, başvurunun geri kalan kısmının AİHS’nin 35 § 3. maddesi kapsamında
temelsiz olmadığını not eder. Ayrıca, başka gerekçelerden dolayı kabuledilmez olmadığını da
not eder. Dolayısıyla başvuru kabuledilebilir ilan edilmelidir.
B. Esaslar
AİHM, işlemlerin uzunluğunun makuliyetinin, davanın olayları ışığında ve şu ölçütler
çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini yineler: davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili
makamların tutumu ve anlaşmazlık sürecinde başvuranın karşı karşıya olduğu riskler (bkz
diğerlerinin yanı sıra, Frylender – Fransa [BD], no. 30979/96, § 43, AİHM 2000-VII).
AİHM, bu davadaki olgulara benzer konuları olan davalarda AİHS’nin 6 § 1.
maddesinin ihlal edildiğini sıklıkla tespit etmiştir (bkz. yukarıda anılan Frylender).
Yerel mahkemelerin işlemler esnasında yedi yıl altı ay süresince beş karar aldığı
doğrudur. Ancak, AİHM, Aydın İdare Mahkemesi’nin karar günü ile (12 Kasım 1991),
Danıştay’ın, Belediye’nin bu kararı temyize götürmesi hakkındaki kararını verdiği tarih
arasında (2 Mayıs 1995) – üç yıl altı ay gibi – uzun bir süre geçtiği gerçeğini gözardı edemez.
Hükümet, bu durumla ilgili herhangi bir açıklama yapmamıştır. Şu halde, başvuranın
suçlanmasını gerektiren herhangi bir belirti bulunmadığından, gecikmenin, mahkemenin
temyiz işlemlerini ele almasına yüklenebileceği düşünülmelidir. Konuyla ilgili içtihadını
dikkate alarak, AİHM, bu davada işlemlerin uzunluğunun haddinden fazla olduğu ve “makul
süre” şartını karşılamadığı kanısındadır.
Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A.Tazminat
Başvuran, 29,458,863 Euro karşılığı olan 50,296,780,000,000 TL maddi tazminat
istemiştir. Manevi tazminat olarak ise 1,000,000,000,000 TL (584,530 Euro) talep etmiştir.
Hükümet bu talepleri haddinden fazla olarak nitelemiş ve reddetmiştir.
AİHM, tespit edilen ihlal ve talep edilen tazminat arasında herhangi bir sebep-sonuç
bağlantısı görmediğinden bu talebi reddetmiştir. Öte yandan, AİHM, işlemlerin uzun sürmesi
sebebiyle başvuranın, yalnızca bir ihlal tespiti ile tazmin edilemeyecek stres ve hayal kırıklığı